4.Bölüm “Yarım Kaldı…”
Buse Seçkin…
Cesur beni apar topar taksiye bindirip eve gönderdi. Güya gecenin bir yarısına kadar eğlenecektim, saatime baktığımda henüz 21.30’du. Bu görüşmeyi neden bu kadar aceleye getirdi Cesur, hiç anlamadım. Akşam yemeğini yer yemez kalkıp “başka iş görüşmesine gidiyorum” diye restorandan ayrılmıştı. Sonrasında saat daha erkendi ve kutlamam gereken bir başarım olduğu için ben de bir çılgınlık yaptım. Kutlama da olsa nasip olmayacaksa olmuyor, çalışırken bile eve bu kadar erken dönmediğim günlerim olmuştu.
Neyse, sağlık olsun.
Sabah, Cesur’dan rutin azarımı yedikten sonra, başka bir zaman geniş geniş başarımı kutlarım. Bir daha da alkol içmeyi düşünmüyorum. Tadı iğrenç, sonrasında yaşattığı sıkıntılar daha da iğrenç. Soyunup hazırladığım sıcacık ve bol köpüklü küvetime girdim. Demir Kapı Bey şansına küssün… Ne güzel de kur yapmıştık birbirimize, adamı biraz daha zorlayıp sap gibi bar taburesinde bırakıp eve gelmek vardı ama olmadı. Neyse, birkaç gün sonra aynı bara tekrar giderim. Eminim o da gelecektir. Çünkü avına odaklanan bir avcı gibiydi; yarım kalan ne varsa tamamlamak için gelecektir. Hatta beni görebilmek umuduyla her gün oraya gidecek bile olabilir. Denk geldiğimizde yarım kalan çapkınlığımı tamamlarım.
Kafam bir milyon… Sanki beynimde sis bulutu var. Bu alkol, aslında insanların sürekli bağımlı olacak derecede içmesine değecek bir şey değilmiş. Anlık zevk verip bazı şeyleri unutturabiliyor ama etkisi geçince sonrası daha kötü. Bunu da tecrübe etmiş oldum en azından.
Aslında ruhen kendimi çok güçlü hissediyorum ancak bedenim o kadar güçlü değil. İçtiğim birkaç kadeh alkol resmen beni benden almış. Şu sıcak küvetin içinde uyuyakalmışım; haliyle su soğuyunca kendime geldim, sabaha karşı olmuş. Hemen çıkıp duş alıp temizlendim ve bornozla yatağa attım kendimi. Telefonu yanıma aldım. Uyanır uyanmaz saate bakıp duruma göre Cesur’u arayacağım ve kahvaltı için randevulaşacağız. İçine sinmedi o yarım yamalak acele ile beni azarlaması; mutlaka tamamlayacaktır, eminim. Türkiye’ye dönmeden önce beni bir güzel azarlayıp kaldığı yerden Türkiye’deki evcilik oyununa devam edecek.
Yatağımda ısınınca yeniden uykuya daldım. Ne kadar uyudum bilmiyorum ama uyandığımda her taraf aydınlıktı, çoktan sabah olmuştu. Elimi attığım gibi telefonumu aldım. Ekrana baktığımda Cesur’dan peş peşe gelmiş mesajlar ve aramalar gördüm. Hemen açtım; beni aramış, cevap vermeyince mesaj atmış…
Ceso Aga : Telefonlarımı açmayarak benden kurtulacağını sanıyorsan yanılıyorsun…
Ceso Aga : Dua et hemen evime dönmem gerekiyordu, yoksa dün akşamki o rezaletin hesabını mutlaka sana sorardım.
Ceso Aga : Arabanı valenin biriyle hukuk bürosuna gönderdim. Evden işe kadar yürü ki aklın başına gelsin, soğukta…
Diye yazmış.
Ne yani? Cesur şimdi Türkiye’ye mi gitti? Kahvaltı bile edemedim onunla…
Hemen cevap verdim:
Ben : Bir sıkıntı mı var? Neden acil döndün Türkiye’ye?
Mesajım anında iletildi. Cevap vermek yerine aradı. Korkuyorum ama açmak zorundayım bu telefonu;
“Efendim canım…” dedim.
“Yoğunum mesaj yazmakla uğraşamam. Memleketten bir arkadaşın özel jetiyle geldik, iş görüşmelerimizi yaptık, tekrar döndük. Ayrıca karımın haberi yok günübirlik İsviçre’ye gelip gittiğimden. Kafasında kurup durur, panikler. Panikleyince de biraz değişik konuşuyor. O yüzden hatunum tedirgin olmasın diye söylemedim. Mümkünse sen de söyleme.” dedi.
Evlenince açıklama yapmayı öğrenmiş Ağam. Kıkırdadım;
“Karının numarasını ver, hemen arayıp, kocan dün geceyi benimle geçirdi, diyeceğim.” dedim.
Resmen kükredi Cesur;
“Saçmalama geri zekâlı! Zaten pamuk ipliğine bağlı, sözleşmenin ucunda bir evliliğim var. Böyle şakaları kaldıramaz. Seni tanımadığı için gerçek zanneder. O yüzden ben sizi tanıştırana kadar görüşmek yasak. Ayrıca bu günübirlik ziyaretimi ne olursa olsun açık etme. Evden her çıktığımda şirkete değilde başka ülkeye gittiğimi sanacak. Bu ufak sır seninle mezara kadar gidecektir diye umut ediyorum…” dedi.
“Merak etme Ağam, senin mutluluğun için saklarım…”
“Sen böyle dalga geç benim ağalığımla… Bir gün sen de tekrar aşık olacaksın. Kime aşık olursan ol, umurumda olmadan sonuna kadar seninle dalga geçeceğim.”
“Şu özel jetiyle İsviçre’ye gelip gittiğin arkadaşınla evlendir beni. Tabii yaşı genç, yakışıklı ve yağız bir delikanlıysa… Hem birbirimize yakın oluruz hem de özel jetiyle günübirlik İsviçre’ye gelip giderim.” deyip dalga geçmeye devam ettim.
Cesur;
“Değil evlenmek, dönüp senin suratına bile bakmaz. Kim olduğunu bilsen o kişi hakkında şaka dahi yapmazsın. Çok sert, suratsız… Yani sana zıt bir karakter. Yoksa seni Şırnak’a gelin almaktan zevk duyarım.” dedi.
Gözlerimi devirip;
“Asıl sen dalga geçme benimle! Allah korusun, Şırnak ve oraya gelin gitmek… Yiyip yiyip kilo almamak daha mümkün olan bir şey şu dediğinin yanında, diğeri mucize gibi.” diye cırladım…
Cesur;
“Unuttum sanma; dua et evli barklı adamım da gece karımın yanında olma zorunluluğum var, o yüzden apar topar döndük. Yoksa dediğim gibi, o rezaletin hesabını senden bu sabah soracaktım. Elimden de kimse alamayacaktı seni.!!!” dedi.
Yutkundum;
“Evli olman artık benim de çok işime yarıyor Cesur Ağam… İnan çok sevindim karına kavuşmana. Görüşürüz. Ben artık bir iş kadınıyım, daha önemli meşguliyetlerim var.” deyip azar kısmına geçmeden kapattım telefonu.
Kurtuldum Cesur’dan ve saatlerce sürecek azarlamasından, laf sokmasından. Şu hayatta Cesur’un da çekineceği birileri varmış; hem de karısı.
Adam, karısı anlamasın diye özel jetle günübirlik İsviçre’ye geldi gitti. O uçuşun ve yolculuğun bünyesinde bırakacağı yorgunluğu geçtim; sinirlenip kimlere çatacak acaba? Karısı dışında birilerinden acısını çıkarır o yol yorgunluğunun. Şu konuşmamızdan anlıyorum ki gönlünü fena kaptırmış sözleşmeli karısına. O yüzden karısı dışında birilerinden çıkarır acısını.
Benim beyin muhallebi kıvamında dün geceyi rüya gibi salaklıklarla hatırlıyorum. Bir tane adama rezil oldum. Üstelik adam Türk. Türkçe konuştuğumuzu hatırlıyorum ama ne isim ne cisim hafızada yok. Boyu uzun biri… Ben adamın hep göğüs kısmını, boyundan aşağısını gördüm. Yüzü yok zihnimde ama gözlerini, daha doğrusu bakışlarını hatırlıyorum. Siyah takım elbisesi, beyaz gömleği vardı. Ayaklarının önüne istifra ettim. Aslında o rezil anları unutup da adamı hatırlamayı çok isterdim. Daha iyi bir anımda ondan şık bir özür dilemeyi de isterdim. Birkaç gün sonra tekrar bara gideceğim, bakalım gelecek mi? Gelirse mutlaka bana yine kur yapacaktır, eminim. Düzgün bir şekilde özür dileyip o anları telafi ederim, sonra yoluma bakarım.
Yatağımdan çıkıp elimi yüzümü yıkadım ve hızlıca hazırlandım. Artık diplomalı, resmî bir avukatım ve babamın hukuk bürosunun yönetim kurulu başkanıyım. Bu işime dört elle sarılıp babamın hayalini gerçekleştireceğim. Eminim onlar da beni görüyor ve bu başarım ile gurur duyuyorlardır. Evden hazırlanıp çıktıktan sonra taksiyle önce bir çiçekçiye gidip çiçek aldım, annemin ve babamın mezarını ziyaret ettim. İkisinin mezarının ortasında oturdum, taşların üzerinde yazan isimlerine baktım…
Derin bir nefes alıp verdim. Dertleşmeye ihtiyacım vardı…;
# Çok yalnızım… Sizden sonra iliklerime kadar hissettiğim en yoğun duygu, yalnızlık. Cesur’la tanışıp arkadaş olduktan sonra hep dedim ki, keşke bir kardeşim olsaymış aynı anne babadan. Belki o zaman kendimi bu kadar yalnız hissetmezdim. Canımı çok yaktılar annem… Beni çok hırpaladılar babam… Akrabalar bir taraftan, iş ve arkadaş çevresi bir taraftan, çok acıttılar canımı. Yıllarca dost bildiğimiz, ailece görüştüğümüz o aile başta olmak üzere sırayla herkes benim canımı çok yaktı.
Arin'i çocukluk aşkım zannediyordum. Mantıklı düşünmeye başlayınca anladım ki planın bir parçasıymış. O yaştan itibaren beni etkilemesini, kur yapmasını aşılamış ailesi. Aslında bizlerle dost değil, bizleri kıskanan bir karı kocaymış onlar. Ailemizi, birliğimizi kıskandılar; çalışıp didindiğiniz ne varsa göz dikmişler, üzerine konmak istemişler. Geçirdiğimiz kazanın bile onlarla bir bağlantısı var mı diye bazen düşünmeden edemiyorum. Karşı taraftaki tır şoförünü bizim üzerimize sürmesi için ikna etmiş bile olabilirler… Asla cevabını alamayacağım bir soru.
Yine de… Ne olursa olsun, ben tek başıma kalmasaydım, küçük ya da büyük fark etmez bir kardeşim olsaydı… Kararlıyım; okul ve iş hayatımı, kariyerimi düzene soktum, sıra özel hayatımda. Kardeşim yoksa bir çocuğum olsun istiyorum. Sizler beni nasıl büyütüp yetiştirdinizse ben de çocuğumu yetiştireceğim. Tek başıma kaldığım o ev benim için bir ev değil, beton yığını. En azından akşamları gittiğimde bir nefes, bir ses olsun istiyorum o evde. Sonra çocuğumuz, hatta çocuklarımız olsun; orası bir yuvaya dönsün. Tıpkı sizinle yaşadığımız dönemlerdeki gibi…
Ah baba, sen çok haklıymışsın! Arin’i sevmemekte ve ona güvenmemekte… O yüzden bana verdiğin nasihatı hayat düsturu edineceğim kendime. Hani diyordun ya hep bana: “Bir erkeğin en önemli özelliği iradesi. İradesine sahip olamayan bir erkek karısına da yuvasına da sahip olamaz.”
Deneyeceğim. Deneye deneye, iradesine sahip bir erkeği bulacağım. Beni bu konuda hayal kırıklığına uğratmayan ilk erkekle evleneceğim, yuva kuracağım.
Şimdilik hoşçakalın… Gidiyorum. Yine sık sık sizi ziyaret edip dertleşeceğim. Bir an bile aklımdan çıkmıyorsunuz.
Çok özlüyorum sizi… Sizsiz çok yalnızım… #
Deyip yerimden kalktım, mezarı suladım. Mezar taşlarını okşayıp isimlerinin yazdığı yeri sevdim. Sarılmayı çok isterdim. Kötü günümde yokluklarını hissediyorum ama iyi günümde de onların yokluğu çok zoruma gidiyor. Cesur olmasa başarımı kutlayacak tek bir insan bile yok çevremde. Çok isterdim akrabalarımın ya da aile dostu diye bildiğimiz o ailenin kötü çıkmamasını… İyi veya kötü günümde etrafımın kalabalık olmasını…
Galiba ben de böyle tek başıma yaşayıp yapayalnız göçüp gideceğim. Hiçbir zaman etrafım kalabalık olmayacak…
Yeniden taksiye bindim ve işe geldim. Cesur’un kendince bana verdiği ceza, beni arabasız bırakmak… Yaşadığım o kadar zorluğun yanında şu olay devede kulak bile değil. Aklıma Cesur gelince yine tebessüm ettim; kaptırmış gönlünü ağam, sıkı sıkı tembihliyor: “Karım bilmesin, günübirlik İsviçre’ye geldiğimi, sakın söyleme.” diye.
Çok çalışıp daha çok zengin olacağım ve kendime özel bir jet alıp ben de günübirlik yolculuklar yapacağım. Ölmeden önce yapılacaklar listeme bir yenisini daha ekledim. Böyle böyle kendimi öldürmüyorum, yaşamaya motive ediyorum. Liste her gün güncelleniyor.
Artık günlük rutinim, mezar ziyaretleri dışında işten eve, evden işe… Arada bir geceleri dışarıda vakit geçireceğim o kadar. Onun dışında kendi hâlimde yaşayıp ölmeyi düşünüyorum. Bakalım ben kaç yaşında öleceğim…
3 Hafta Sonra…
Buse Seçkin…
Yaşadığım o rezil olaydan sonra, bir hafta aynı bara gidip takıldım. Yok, asla karşılaşmadım o adamla. Doğru düzgün özür dileyecektim kendimce; yarım kalan işimi tamamlayacaktım fakat olmadı. Bende bıraktım artık, gitmiyorum. İşime yoğunlaştım.
Arin ve Sofia aklıma gelince vücudumu aniden bir ateş ve hırs kaplıyor, pençelerim dışarıya çıkıyor. Bütün erkeklerden intikam almak istiyorum. Bir taraftan da tanımaya çalışıyorum; bir şekilde onlara iş atıyorum. Bana anında karşılık veren olursa “Bu iradesiz.” deyip tersliyorum, tabiri caizse ortada bırakıyorum onları. Nasıl Arin ve Sofia beni ortada bıraktıysa, ben de aynısını başkalarına yapıyorum.
Cesur çok kızıyor buna ama kendimi durduramıyorum. Uğradığım ihaneti belki de bu şekilde dışarı atıyorum. Sonuçta ben Arin gibi değilim; yıllarca umut vermiyorum kimseye. Anlık gelişen olaylar… Acaba bir gün karşıma iradesi sağlam bir erkek çıkar mı ve o erkek benimle evlenir mi, merak ediyorum.
İş yerinde dosyaların arasına gömülmüş bir şekilde çalışıyordum. Telefonum çalınca ekrana kısa bir bakış attım. Ara vermenin zamanı geldi; çünkü arayan Cesur. Önden mesaj atıp müsait misin, diye sormadan arıyorsa, durum acil ve ciddi demektir.
Hemen cevapladım;
“Efendim Ağam, emriniz nedir?”
“Defalarca sana, ağzını yaya yaya konuşup benim ağalığımla dalga geçme diyorum. Her telefonda aynı şeyi yapıyorsun.”
“Bir yerde benim işim bu Ağam.”
“Her neyse… Beni iyi dinle. İsviçre’den iki tane arkadaşımı gönderiyorum sana. Biri Türk, biri Fransız. İşlerini onlara devrediyorsun ve ilk uçakla Türkiye’ye geliyorsun.”
“Tabii canım, hemen gelirim. Hediye olarak sana gelirken bir ejderha getireceğim, hangi renk olsun? Pembe nasıl? Açar seni!”
“Dalga geçmeyi bırak. Sözleşmeli evliliğimin bir an önce real olmasını istiyorum. Birileri benim hatunumu tetiklemeli… ve bil bakalım o tetikleyici kim?”
“Hiçbir fikrim yok.!”
“Sensin Buse. İkimiz bir olacağız. Sudenaz seni görünce sınırlarını zorlayacak, hissediyorum. O da benden hoşlanıyor. Hatta hoşlanıyor kelimesi bile bana karşı hissettiği yoğun duyguları anlatmakta yetersiz. Ancak ne kendine ne de bana henüz itiraf etmedi. Bu itirafı yaptıktan sonra sözleşme de umurumda değil. Sözleşme için belirlediğimiz bir yıllık sürede. Tüm gemileri yakacağım.! Yeter ki o itiraf gelsin. Bunun için yardımına ihtiyacım var. Eminim seni kıskanacaktır ve bu kıskançlık duygusu onu tetikleyecektir. Dediğim gibi, arkadaşlar yolda; birazdan geliyorlar. İşlerin devir teslimini yap, ilk uçakla Şırnak’a gel.” deyip telefonu kapattı.
Burnumdan soluyorum. Çok sinirlendim…
Cesur’un tabiri ile ağzımı yaya yaya söylendim;
“Rica ederim Ağam, hiç önemli değil. Tabii ki kariyerimi, işimi gücümü bırakıp senin evliliğin yoluna girsin diye Şırnak’a gelirim. Teşekkür etmene gerçekten gerek yoktu. Böyle suratıma kapat telefonu…” dedim.
Pençelerim dışarı çıktı. Ben de senden intikam almazsam bana da Buse demesinler. Seninle bir olup karını kıskandırmayacağım. Tam tersi, ben karınla bir olup senin evliliğini renklendireceğim. Kiminle dans ettiğinin farkında değilsin.
Neyse… Birkaç hafta içinde Cesur’un evliliğini yoluna koyar, tekrar İsviçre’ye dönerim. Gitmişken İstanbul, Antalya, İzmir gezer; kısa bir Türkiye tatili yaparım. En azından bir anlamı olur bu ‘davet’ adı altındaki gidişimin.
Bekle beni Şırnak…
Sadece birkaç haftalığına sana geliyorum…!