1 / Gölge

2904 Words
Sabahın erken saatlerinde Enis'in cırlamasıyla uyanmıştım, her gün okula gideceği saatten bir saat önce kalkar tıpkı bir kız çocuğu gibi hazırlanırdı. Yanları kazılı üstleri ise kulaklarının biraz ortasında biten dalgalı saçlarını düzleştirmişti şimdiyse ortadan ayıramadığı için uyanıktık. "Enik vallaha ortadan ayrılmış, benim hayatımdaki yoldan daha düz saçının ortası." Enis gözlerini bir hışımla bana doğru çevirerek dişlerinin arasından hırladı, bazen köpekten gelme olduğunu düşünüyorum sonra aklıma Zebani geliyor ve Mabicim çok haklısın diyorum. "Bana Enik deme!" Tek elini düzgün olan saçlarına daldırıp sinirle saçlarını dağıttı, dudaklarımı birbirine bastırıp derin bir nefes almıştım. Cidden bu çocukla işimiz var, uzun parmaklarımın uçlarını göz pınarlarıma bastırıp kafamı yere doğru eğdim ve iki yana salladım ondan bıkmamıştım ama beni yormuyor da değildi tabi, bir de hiçbir derdim sıkıntım yokmuş gibi tüm gece rüyamla hayır hayır kabusumla savaştığım için uykumu alamamıştım. Uykusuzluk bedenimde uyuşturucu etkisi bırakıyordu, ilk gözlerimde başlayan sızı tüm beynime yayıldığın da kendimi geceden kalmış yaramaz Eva gibi hissetmiştim. Evet, evet Eva dedim bu sefer çünkü Mabi daha hanımcıktı ama Eva... Eva'ya bayılıyorum tam bir fırlama! Kendi içimdeki bu düşünce beni güldürmüştü, dudaklarımdan firar eden kıkırtıyı yalnızca ben duymuştum. Kimseye yeşil olduğunu inandıramadığım gözlerimi tekrar açarak Enis'e baktım. Öyle bir baktım ki senden hiçbir cacık olmaz bakışıydı, kesinlikle öyleydi! Enis neyse ki bu bakışıma şahit olmamıştı, olsaydı burada kafes dövüşü çıkardı. Bağdaş kurduğum tekli koltuktan kalkmış odama doğru sallana sallana yürümeye başladım ayaklarımın altında bir çuval çivi varmışta ben boşluk alanlara basmak için çaba sarf ediyor gibi adımlıyordum, Enis'in kurşun gibi bakışları sırtımı delik deşik etse de inatla arkamı dönüp ona bakmıyordum, baksaydım muhtemelen öve öve bitiremediğim uzun bacaklarımla dalga geçecekti 'Leyleklerin bacakları da uzun ama senden güzel yürüyorlar.' 'Kullanamıyorsan ucundan biraz aldır, bacak sünneti ol!' 'Manken arkadaş bulalım sana yürümeyi öğretsin ya bi' gibi tonlarca dalga cümlesi kafamda yankılanmıştı bile! Çok uzun olmayan koridorun sonuna geldiğimde sağ tarafımdaki kapının kolunu incecik parmaklarımla tutup açtım, bir hışımla kendimi odanın içerisine çekerek hala dağınık olan yatağıma kıç üstü hızlı bir atlayış gerçekleştirdim. Saatlerdir güneşlenen teyzeler gibi yanıklarım acımasın diye sırtımı yavaşta yatağa yasladım. Bugünlerde üzerimde ölü toprak vardı sanki birkaç gündür aynı adamı rüyalarımda görüyor kalktığımda yüzünü sadece bulanık, keskin yüz hatları ve uzun bir adam şekilde hatırlıyordum, aynı adamı sürekli görmekten ziyade beni köşe bucak sıkıştırıyor olması korkunçtu. O adam yüzünden resmen güzellik uykumdan oluyor birde üstüne kaçmaktan yoruluyordum! Düşüncelerimi bölen bizim Enikti kalın sesiyle yine koridorda bağıra bağıra şarkı söylüyordu, "Güne açan çiçekler gibiyim yalaaağn yalaağn" ah.. kesinlikte alt katta oturan bir yabancı olmuş olsaydı şimdiye kovulmuştuk! Alt katta ki yabancı... Alt katta ki belki biyolojik olarak değil ama bu şehirde karşı karşıya gelsek iki yabancıydık. "Enik o sesini kes ve bir an önce hazırlan, seni yalvarsanda beklemem ona göre!" Bağırdım da gür çıkan sesimden bazen ben bile ürküyordum normalde o kadar kalın değildir sesim, işte bi' bağırırken bir de gülerken kalın çıkıyordu. Enis'in kapısının kapanma sesini duyduğumda hazırlanmaya gittiğini anlamıştım, yataktan doğrularak uzun bacaklarım sayesinde birkaç adımda dolabımın önünde bitmiştim. Bir geçit gibi açılan dolabımın gıcırtısı içimi kamaştırsada iki kapağını açmıştım, bir yurt dolusu öğrenciyi cenazeye hazırlayacak şekilde giydirebilecek dolabımda siyah ve siyahgillerden olan renklerden başka kıyafet yoktu... Siyahın tonları olan dolabımın içerisinde gözlerimi gezdirdim. "Bugün ki ruh halim siyah giyinmek istiyor!" Kendi kendime söylediğim bu cümle dudaklarımda şeytanı kıskandıracak bir sırıtmaya dönmüştü, dolgun dudaklarımın bir kenarı cümleme kavislenirken içimdeki Eva 'sanki başka renk giydiğin vardı' diyerek benimle dalga geçiyordu. Raftan beyaz askılı yarım bi' crop aldım ve askılık kısmında asılı olan siyah kadife olan gömleği kaptığım gibi yatağın üzerine fırlattım. Siyah bol dizlerinde yırtık diz kapaklarımı açıkta bırakan kot pantolonu aldıktan sonra dolabımı kapattım. Bir hışımla üzerimi giyinirken bana bayağı bir bol olan gömleğimin alttan bir düğmesini kaparak belimi tam anlamıyla kapatmamasını sağlamıştım, pantolonumu da kemer sayesinde belimi kavramasına yardım ederek aynanın karşısına geçmiştim. Zaten kısa olan düz saçlarımı tarayıp tarağımı masanın üzerine bıraktım, masadan cüzdanımı ve telefonumu alıp kapıya yöneldim. Süslü bir kız olmadığımdan öyle saatlerce oyalanma derdim yoktu, her genç kız gibi yüzümde belli belirsiz güneş lekeleri ve ufak tefek sivilceler olsa da yüzümdeki ve bedenimdeki bütün kusurları seviyordum, daha önemlisi onlarla barışıktım. Ne olursa olsun hiçbir kız çirkin değildir onlara kendilerini çirkin hissettiren şeytanların ev sahipliği yaptığı kalplerdir, kalpleri cennet çiçekleriyle dolup taşan kızlarım sizler kendinizi sevin... Kendinizi sevin ki şeytanın ev sahipliği yaptığı kalpler cennetinizden çiçek kopartamasın, kendinizi sevin ki şeytan ateşini cennetinize sıçratamasın. Kurumuş dudaklarımı dil yardımıyla ıslattım derin bir nefes alıp kapının yanına adımladım, kapının yanından küçük sırt çantamı alıp sonunda odayı terk ettim. Koridorda küçük adımlarla ilerlerken sırt çantama telefonumu ve cüzdanımı koydum. Enis çoktan hazırlanmış bir şekilde kapının yanında elinde telefonla beni bekliyordu, üstündeki okul formasının düğmelerini açık bırakmıştı kalçasını saran kumaş pantolonu beni bi' sal diye bağırıyordu. Buradan bakıldığı zaman lise dizilerine 25-28 yaşında olup sırf yakışıklı yüzü için 17-18 yaş karakteri verilen oyuncu gibi duruyordu. Beni gördüğünde içimi ısıtan tebessümünü dudaklarına yerleştirdi. "Lets go Evrak!" Avuç içimi dolgun kalçalarına yapıştırıp çıkan sese karşı dudaklarım o şeklini almıştı, avucumun içinde olan dolgun kalçasını sıktım ve alt dudağımı dişleyip kaşlarımı çattım bana evrak diyor olması deli ediyordu beni! "Lest go Enik!" ... Enisle evden çıktığımızda beri ufak çaplı laf savaşı yapıyorduk, evden çıkarken günlerden pazartesi iş başı olması şansımızı kullanmış ve kimseye görünmeden kaçabilmiştik. Koskoca bina da kimseye yakalanmadan çıkabilmiştik ama Enis'in çenesinden kaçamamıştık. Bakmayın siz Enis'in boş insan gibi davranmasına sadece gerçekten tanıdığı insanların yanında rahat bi' bebişti yabancı insanlara karşı kabus gibiydi. Sonunda okulu gördüğümde derin bir nefes almıştım, kapı da bizi bekleyen Defne ve Batu'yu gördüğümde adımlarımı hızlandırmış ve bizimkilerin yanında bitmiştim. Defne kollarını bana açarak yürüdüğünde Enis'in formasından tutup Defneyle arama çektim, Defne ayağını yere vurup tuhaf tuhaf sesler çıkarmıştı. "Hep bunu yapıyorsun Eva ya!" Enis kıkırdadı. "Ha ablam ha ben Defneciğim haşmetli kollarım seni ablamın kollarından daha mutlu eder." Defne elini yavaşça Enis'in yanağına yerleştirdi ve sağ tarafa doğru ittirdiğinde kıkırdadım. "Hadi lan oradan sırık!" Çenemi Enis'in omzuna yerleştirip bedenimin ağırlığını yapılı sırtına bırakmıştım, Enisle aramda boy farkı elbette vardı fakat boynum geniş omuzlarında can bulabiliyordu. Ah... peki peki belki biraz intihar ipine asılı kalmış cansız beden gibi duruyor olabilirdim, belki biraz da parmak uçlarıma yükselmiş olabilirim... Ne yapayım adam 1.87 benim tıfıl (!) 1.75 boyum nasıl yetişsin onun heybetli omuzlarına! Enis parmak uçlarından yardım alarak işaret parmağını şaşkaklarıma yerleştirip beni yavaşça itti, gözlerimi devirip geri çekildiğim sıra sağ kolunu omzuma attı ve sol elinin ince uzun parmaklarını beyaz tenli bileğime yılan gibi dolayıp kendine doğru çekti. Yanağımı göğsüne yaslayıp hafif dolgun dudaklarıma zaferin verdiği gülümseyişimi yerleştirdim, baba sıcaklığı veriyordu Enis'in kolları bu yüzden çok seviyordum burayı. Enis'in içimi sarhoş eden erkeksi bi' kokusu vardı kullandığı parfümden falan değildi ama bildiğiniz kendine has ağır acı çikolata kokusu vardı, kardeşim olmasa kesinlikle aşık olunacaklar listesine alırdım köpek yavrusunu! Burnumu bir anlık boynuna sürtüp kokusunu içime çekmiştim, saç diplerimde hissettiğim nefesle Enis'in de burnunu saç diplerime daldırdığını anlamıştım. Bakmayın öyle biz koklaşa koklaşa seviyorduk birbirimizi, ikimizin de açık olan sevgi boşlukları vardı ve ikimizin birbirinden başka kimsesi yoktu. Yalnızca birbirimize sahiptik... Gözlerim tekrar bizimkilere döndüğünde sanki eksiklik vardı. "Beren ve Ali nerede?" Defne gözlerini kısmış bize bakıyordu sessizliği bozan bendim, sorduğum soruyla hafif bir şekilde öksürüp saçlarını düzeltti. "Beren yurt dışına çıktı dayısı yine bi' haltlar yemiş babası saklıyor Bereni, bildiğimiz Hakan amca işte. Ali de dün gece arkadaşlarıyla sabahlamıştı sabah kalkamadığını düşünüyorum baby şeytan." Kafamla onu anladığını belli edecek şekilde onaylamış ardından baby şeytana itafen dil çıkartmıştım. Batuhan bize bunlar hala anasının karnında gelişim aşamasında bakışı atmış ardından kafasını iki yana sallamıştı, bu çocuk çok donuktu ama ya! Saçlarını hiç uzun görmemiştim Batuhanın subay tıraşı denilen tarz da saç stili vardı ve asla uzamayan uzadıkça tekrar çizdirdiği saç çizikleri vardı, kaşında lisenin ikinci senesinden beri takılı olan piercing'i vardı. Enis'in de kanına girmiş ve beraber piercing taktırmaya gitmişlerdi, bizim Enis saf değildir gel deldirelim denildiğinde koşa koşa gitmez bu yavru köpeğin damarlarında varmış belli ki deldirme isteği... Tabi Enis piercing'ini alt dudağının sol köşesinde halka olarak kullanıyordu, değişik bi' tarzı var ne bileyim. Batuhanın Enis'e nazaran sürekli devlet adamının yanındaki korumalar gibi resmi bi' ifade takınır neredeyse zorunda kalmadıkça mimik oynatmazdı. Beni biraz ürkütmüyor değil, kalın kaşları ve dolgun dudakları vardı sarıya dönük saçları olmasına rağmen inatla saçlarını ve kaşlarını siyaha boyatıyordu. Ya sen yürüyen badboy musun şapşik! Neyse ki iyi bir çocuktu seviyorum yürüyen badboyu! "Bugün de mahkeme duvarından farkın yok Batuş." Dudağının kenarı dalgayla yukarı kavislendiğinde otobüsün hava kaçıran versiyonu gibi tıs tıs sesini çıkatmıştı. "Bugün de gözlerini benden alamıyorsun Evoş." Dudaklarımdan firar eden küçük kıkırtılar ortamı neşelndirmişti, biraz daha kapının önünde sohbet etmiştik bu koyu ve eğlencenin damarlarımızda depar attığı muhabbetten ilk firar eden Batuhan olmuştu. Batuhan sıkılması üzerine okula doğru ilerlemişti, bizde ördek yavruları gibi Batuhan'ı takip ediyorduk. Batuhan ve Defne lisenin ikinci sınıfından beri beraberlerdi aralarında ne rüzgarlar ne fırtınalar esmişti ama hiç soğukluk yaşamamışlardı. ... Okul da işimiz neredeyse bitmişti ve artık okulun son virajları olduğundan neredeyse kimse gelmiyordu. Defne elinde iki kahveyle revire girdiğinde ben sıkıntıdan sedyede yatıyor tavandaki çatlakları sayıyordum. "Yavru şeytan sıkılmış heralde. Oy oy... Gel sana kahve aldım kalk içte keyiflen biraz kız." Defne çok yakın arkadaşımdı, senelerdir yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Sesindeki komutla sanki bu anı bekliyormuş gibi bir mumya edasıyla yattığım yerden pat diye doğruldum ve elindeki kahveye uzanarak aldım. Kahvenin içindeki her bir kırıntıya aşık olabilirdim. Özenerek yaratılmış bi' tohumdu kesinlikle kahve, dünya üzerinde hiç var olmamış olsaydı sanki dünya yarım kalırdı, kocaman bir eksiklik olurdu. Kahvenin kokusu tüm odayı sararken gözlerimi kapatmış kahve bardağının üstünde tüten kısmını kokluyordum, ah... Hayatımdaki en güzel detaysın. "Gerçekten Hızır gibisin." Kıkırdayarak bana doğru dönmüştü, elanın en güzel tonu olan bal köpüğü gözleri ve ona uyum sağlayan bal köpüğü saçları vardı. Birçok kızın onun güzelliğini kıskandığına emindim, dik burnu ve kavisli kaşları incecik dudakları ah... Her bir detayı mükemmeldi. "Okul bitiyor, bizim sözleşmeler bitiyor ne yapmayı planlıyorsunuz?" Beklemediğim anda sorduğu bu soruya karşı verebilecek net bir cevabım yoktu, elimi enseme atıp kısa olan saçlarımı çekiştirdim. "Bir fikrim yok ama galiba artık şirketle ilgileniriz. Çağdaş abi aradı geçen gün işte ta dedem zamanından bir adam ortak girmek için hisse istiyormuş eh bilmediğimiz bir sebepten dedem de vermemiş hisse, sanırım artık Enis'in reşit olduğunu öğrenmişler ve sürekli teklif gönderiyorlarmış. Çağdaş abi çok tekin insan değil gibiler ama Yaşar dedeyle tanışıyorlardı bence dedi. Tabi işin tuhaf yanı şu an hisseyi isteyen dedemle görüşen yaşlı adam değilmiş genç bi' adam iletişim kurdu benimle şirkete bile gelmedi dedi Çağdaş abi işleri yokuşa sürmek için elinden geleni yapıyor genç adam dedi, dedi de dedi anlayacağın şirkette işler vahim bugün çıkışta genç beyefendinin ana binasına uğramak zorundaymışız bi' de genç beyefendi tanışmak için randevu istiyor fakat bizi ayağına çağırıyor... Gerçekten egoist ve nemrut olduğuna yemin edebilirim! İşin komik yanı biz oraya şirket yüzünden gitmek zorundayız ve bizim gram işletme bilgimiz yok." Defne sanki elindeki kahvesiyle babaanesinden esrarengiz hikaye dinliyormuş gibi beni dinliyor arasıra "ee" demekle yetiniyordu. "Kızım işletmenin terim anlamını bilmeden şirket patronu olan sağlıkçı mı olur? Batuhanın sevişme tarzından daha saçma bi' olay bu." Yüzümü garip bir ifadeye sokup ne diyorsun lan bakışı yapmış olsam da bunu sadece ben ve içimdeki Eva anlamıştı. "Ne? Gerçekten çok garip sevişiyor..." Kafamı kıkırdayarak iki yana salladım ve hala sıcacık olan kahvemden bir yudum aldım. Avuçlarımı yakan kahve içimi sızlatıyor olsa da bu hissiyatına bile aşıktım. "Siz ne yapmayı planlıyorsunuz?" Batuhanla onu kast etmiştim anlamış olacak ki utangaç bakışlarını benden kaçırmıştı. "Az önce sevişme tarzından bahsettik utanmadın şimdi mi utanıyorsun Lale." Dudaklarımdan firar eden kıkırdayış içerisinde kesinlikle mutluluk barındırıyordu, belki eksiktim ama mutsuz da değildim. Gözlerini ellerine bir ok gibi saplayan bakışlarından kurtarıp bana çevirdi, elini parmak boğumlarına yerleştip babasına hesap veren küçük çocuklar gibi oynuyordu. "Biz evlenmeye karar verdik aslında! Ama dur hemen söylenme sana anlatacaktım ama hiç zaman kollayamadım. Hayır dur konuşma hazır anı yakalamışken söyleyeyim biz Ağustos'ta evleniyoruz. Huh!" Şaşkınlıkla Defne'yi dinliyordum aslında gizlimiz saklımız olmazdı ama erken yaşta evliliğe karşı olduğumu hatta direkt evliliğe karşı tikim olduğunu bildiğinden söylendiğine yemin edebilirdim ama kanıtlayamazdım... Daha 20 yaşında olmaları gözlerini korkutmuyordu daha kendileri çocukken nasıl aile olabilmeyi başarabileceklerdi? Aşk, sevgi, evlilik bunlar benim için masallardan ve kitaplardan ibaretti annem babama olan aşkı yüzünden ihanet çarmıhına germişti cansız bedenini, babam aşkı yüzünden katili olmuştu peşinde dağ gibi büyüyen annemin göğsündeki sevginin... Gördüğüm bütün aşkların sonu cansız bedendi benim için, şahit olduğum bütün aşklar ihanetti benim için. Defnenin söylediklerine daha doğrusu itiraf ettiklerine karşı sadece başımı sallamakla yetinmiştim. Ela ile sevişen yeşil gözlerim bir noktaya odaklanmıştı kafamın içindeki sayısızca ses hep bir ağızdan farklı şeyler konuşuyorlardı, bilmem kaç dakikadır düşüncelerimle kavga ettiğim bu savaştan beni çıkartan telefonumun mesaj bildirimiydi. Defne ne zaman gitmişti onu bile bilmiyordum, elimdeki kahveyi uzanarak masaya bıraktıktan sonra elimi sedyenin yastığında duran telefona uzattım ve ekran kilidini açtım. 0538 ××× ×× ×× Eva hanım? Bilmediğim numaradan gelen bu mesaja karşı derin nefes almış ve hızla uzun parmaklarımı klavyenin üzerine daldırmıştım. Ben Evet, benim. 0538 ××× ×× ×× Ben Hazar Gece Dindar'ın özel asistanıyım, bugün için Dindar holdinge geleceğiniz hakkında bir rapor aldım. Hazar bey sizler ile yani kardeşiniz olan diğer ortak olmadan sizinle özel akşam yemeği teklif etti ve itiraz hakkı tanımadı. Kaşlarım attığı mesaja karşı çatılmıştı. Ben Pardon asistan kız Hazar beyiniz kraliyet ailesinden çıkan ham adam mı? Kendisini ne zannediyor da böyle illegal tekliflerde bulunuyordu, dağ başı mı burası? Okundu... Yazıyor... Okundu... "Hah! İşte böyle mal ederler adamı!" Kendi istiyor hisseyi şirkete gelmiyor ayağına çağırıyor, görüşme ayarlıyor fikrini değiştirip teklif sunuyor kendi yazmıyor. Ya her şeyi geçtim teklif sunduğunu iddia ediyor fakat enseme dayadığı silahın namlusundan bi' haberdi! Bu adam gerçekten tek başına iş yapabiliyor mu!? Dolu dolu attığım kahkaha odayı doldurmuştu. Keyifle attığım kahkaha çok uzun sürmemiş yaklaşık 2 dakika sonra telefonum çalmaya başlamıştı. 0538 ××× ×× ×× arıyor... Panikle sedyeden aşağı uzattığım ayaklarımı yavaşça yere indirdim siz yavaş dediğime bakmayın bildiğiniz ayaklarımı attım. Kalbim sanki kopya çekerken tüm sınıf dahil gözetmen hocalara yakalanmış en güvenilir öğrenci gibi atıyordu, misafir çocuğun 'ay bakabilir miyim' dedikten sonra bakarken kırdığı oyuncağın cansız bedeni parmaklarının arasından kayıp giden parçalara karşı atan kalbi gibiydi. Üçüncü çalıştan sonra toparlanıp kendimi telefonu açmaya hazır hale getirmiştim, telefonu kulaklarıma yaklaştırırken hafifçe öksürmüştüm. -Asistan kız, yazdıkları mı istersen birde kodlayayım. +Bence bir kez daha düşünmelisin teklifimi Eva. Sesindeki tını beni neredeyse yerle bir edecekti! Sesindeki kalınlık bir erkeğin olabilecek en güzel tonuydu, tıpkı bir ilahi edası veren ses tonu yüzünü bile görmediğim adama hayran bırakmıştı. İşine gelince nasıl da iletişime geçiyordu benimle ama! Oğlum işte adamı böyle dize getirirler, hahahyt! -Pekâlâ düşüneyim asistan kızın Hazar beyi... Ah, ama siz bana teklifinize cevap hakkı sunmamıştınız ki ama yine de sonunda lütfettiğiniz insancıl davranışınıza özel cevap vereyim, hayır. Belli belirsiz güldüğüne yemin edebilirim ama asla kanıtlayamam! +İki genç oturup yalnızca iş konuşmayacağız belki biraz güzel sohbet eder biraz birbirimizi tanırız, hm... Ne dersin? Bu ne rahatlık! Resmen beni kafalayarak hisseleri ona satacağıma inanıyordu. Ama bilmediği ufak bir ayrıntı vardı... Hisse devrin son kabul imzası benim minik kardeşim Enik'e aitti! Ah benim elmalı turtam yıllar sonra imza yetkin işe yaradı, en başarılı şekilde. -Bana yanlayarak hisseleri alabileceğinizi kendinizi o kadar inandırmışsınız ki üzüldüm, yine üzülerek söylemem gereken ufak bir ayrıntı var Asistan kızın Hazar beyi. Hisse devir ve satış işlemlerinin onaylanması için son imza yetkisi Eniste size Enis'in numarasını atayım siz bi' turda ona yavşayın. Hızla kurduğum ve asla nefes almadan konuştuğum bu cümlenin sonu canını sıkmış olacak ki neredeyse burnundan aldığı nefesi kulağımın içindeydi, mübarek adamın sinir solungaçları vardı da sanki onları açmıştı! İnce uzun parmaklarımı küt saçlarıma daldırıp keyifle saç diplerimi ovuşturdum. Bunu yapmaya bayılıyorum vallahi kafamın rahatladığını hissediyorum. +Siz, siz olun bu konuşmayı unutmayın aksi halde size kullandığınız bütün kelimeleri harfi harfine hatırlatırım fakat bu işlemin sizi pek mutlu edeceğine inanmıyorum, Mavi Eva Ulusoy. Mavi dediğinde bir an kanımın çekildiğini hissettim daha onun şokunu atlatamadan birde telefonu suratıma kapatmıştı, boğazıma yapışan yaşam nefesim bir süre çıkmak istemedi oradan... Uzun zaman olmuştu başka bir sesten Mavi denilmesi, üstelik kabuk tutmuş yaramı kaşımak ister gibi söylemişti bunu... Sanki o yarayı kanırta kanırta kaşımak istiyordu... Sanki kanaması durmayan ruhumu birkez de o kanatmak istiyordu. Keyifle saçlarım arasında dolanan ince uzun parmaklarım saç tellerime dolanmış ve saç diplerime acı saçıyordu, sanki saç tellerim teker teker intihar etmek ister gibi parmaklarıma dolanıp kopuyor cansız bedenleri parmaklarıma asılı kalıyordu. Acıyla yutkunuşum bir son olmadığının farkındaydı ama bunun gerçek bir başlangıç olmadığından da emindi. "Andaval! Kendini bir şey sanıyor. Sanırsın yürüyen taş kaya ne varsa işte! Neyine güveniyorsa, parasına güveniyor neyine güvenecek başka! Bak sinirlerimi bozdu iki dakika da egoist, hasta." Kendi kendime homurdanmak benim baba mesleğim, sinirlerim tepeme çıktığı her an yaparım bu lanet olası showu bu da benim serseri serbest stilim. Elim arasında acı çeken telefonu sedyenin üzerine bırakacağım aslında atacağım sıra tekrar titremişti benim yaşam diyalizim. 0538 ××× ×× ×× Şirkette görüşmek üzere Mabi. Mabi? Cidden elinden geldiği her anı kolluyor ve kolladığı her anı gayretle sonuna kadar da kullanıyordu. Neydi bu şimdi? Ne tür bi' oyunun içindeydim ben. Karşımda olsa yumruğumu sokardım ağzına o da gottik boyuyla hiçbir şey yapamazdı, andaval! Attığı mesaja gözüm tekrar takıldığında mesajını bir kez daha okumuştum Ah... Kesinlikle hayatıma dair birçok ayrıntıya sahipti. O bana anneannemin ve annemin bana Mavi demek yerine Mabi demesinden bile haberdardı, o sanki benimle yaşayan bi' ruhtu ve ben bunu yeni fark ediyordum. İşte şimdi zurnanın zart zurt dediği yere gelmiştik, işte şimdi tehlike karanlığı üzerime gölge gibi düşmüştü. Şimdi o karanlıkta kendi gölgemi kurtarma vaktim gelmişti, kendi gölgem dışında bütün heybetli gölgelere sahip olan bu karanlıkta yalnızca seçebildiğim tek bi' ruhun gölgesi vardı... Gece Hazar Dindarın gölgesi yanlızca; Gece'nin gölgesi vardı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD