Göz göre göre idam tahtasına kendi isteğimle yatmış gibi hissediyordum, saatlerdir Enis'e andavalla yaptığım konuşmayı anlatmanın pişmanlığını yaşıyordum. Size dedim ya Enis aslında tanıdıklarına iyidir yabancılara kabus gibidir diye, heh! İşte tam o noktadayız. Asistan kızın Hazar beyine kabus olma planları yapıyor bi' Çağdaş abiye bi' bana anlatıyordu, yaptığı planlar mı yoksa yaptığı planları anlatması mı kabustu inanın hiç bilmiyorum. "Ya Enik tamam en koruyucu erkek bacım sensin tamam, sus artık Allah aşkına!" Çağdaş abi benim isyanıma katılmak adına oturduğu koltuktan ayağa kalkmış bir fok balığının sevinci gibi beni alkışlıyordu, gözlerim göz ucuyla Çağdaş abiye kaymış ardından tekrar Enis'e dönerken yaptığı bu alkış boşluğuma gelmişti ki yıllardır içimde biriktirdiğim kahkahayı dışarı salmıştım. Yaşı çok ileri olmasa da yaşadığı şeyler Çağdaş abiyi çökertmişti 26 yaşındaki bir adama göre çok erken düşmüştü uzun ince telli saçına aklar yine de asaletinin ve dik duruşunun yanından kimseyi geçirmezdi. Geçmişinde ne yaşadığını tam anlamıyla bilmesem bile acılarını özüyle birlikte kalbinin mezarına gömmüş olduğundan bi' haberdim. Gülmekten gözlerimden akan yaş kavisli minik burnumun yanından akıp dudağımın sus çizgisinden ağzıma uzanmıştı, tuzlu tat bir an için çokça uzak olduğum duyguyu anımsatmıştı bana. Ağlamak bu hayatta en başarısız olduğum eylemdi, annem öldüğünde çok küçük olduğum için anlamamıştım birini kaybetmenin zorluğunu fakat geri de bıraktığı ölü duyguları cansız bedeninden daha çok zorluyordu beni, geride bıraktığı ölü yaşam sevinçleri yaşayan duygularıma son vermek için gırtlağıma bi' yılan gibi dolanıp çöküyordu. Kendi mi bildim bileli oturup ağlamamıştım, ağlayamamıştım. Zebani gözlerimizin içine baka baka Efil'e babalık yapardı, öper koklar sarıp sarmalardı. Bir gün olsun yanlışlıkla bile kollarının arasına girdiğimi hatırlamam, kıskanıyorum bazen Efil'i baba sevgisi şefkati nasıl bir duygu çok iyi bildiği için ve nefret ediyorum her gün hepsinden baba sevgisini şefkatini sadece Efil bildiği için. Mutlulukları, Efil'e olan sevgisi canımı yakıyor olsa da benim babam için akıtacağım göz yaşlarımın nehri kurudu. Bazen nefret ediyorum içimdeki bu histen, ben babamı içten içe hala bekliyorum! Hala belki bir gün bana da sarılır öper koklar diyorum fakat hepsinin iç düyamda yaşayan Eva'nın uydurması olduğunu biliyorum.
Her kız sever de babasını her baba sever mi kızını?
"Eva siz artık eve geçin araba geldi kapıya bu konuyu da burada kapat, sakın kendi başına iş yapmaya kalkma. Dindar ailesi tekin değil özellikle küçük bey tehlike çanıyla geziyor resmen haberin olsun." Beni düşüncelerinden kopartıp söken Çağdaş abi oldu. "Abi sadece Evoşu uyardığına göre ben kendi başıma iş yapabilirim dimi? Evet yapabilirim, lest go Evoş!" Çağdaş abi dolgun alt dudağını dişlerinin arasına alıp hızlıca Enis'in ensesine vurdu, dudaklarımdan firar eden kıkırtıyı kulak ardı ederek koltuğun üzerindeki sırt çantamın tek askısını omzuma attım ve oturduğum yerden kalktım. "Senin peşine özel koruma takacağım ondan seni uyarmadım abisinin güzeli." Enis parmak uçlarını şakaklarına uzanan kumral saçlarına götürüp kulaklarının arkasına doğru ittirdi ve babasının tüm mülkü üzerine kalkmış Pelinsu gibi dudaklarını büzdü. Yüzümü bu hareketine karşı istemsizce buruşmuştu ondan iğrenmişim gibi bir hal aldı mimiklerim, gerçekten bu çocuk yürüyen maldı, bakın harbi diyorum.
Okuldaki işimiz bittiğinde Çağdaş abi bizi almaya gelmişti tabiki de o andavalın lafıyla haraket etmeyecektim, bizi ofise getirmiş ve bugün yaşanılan konuşmayı masaya dökmüştük. Bugün Çağdaş abiden öğrendiğim kadarıyla Enis zorunlu olarak yurt dışına çıktığı vakitler son imzayı bende verebiliyormuşum fakat bu küçük detay bizim aramızda küçük bi' sır! Şimdiyse eve geri dönüyorduk.
Arabanın geniş koltuklarına yerleşmiş bacak bacak üzerine atmıştım, yarı uyur yarı uyanık havamla sokak lambalarının hızlı ışık geçişlerini izliyor parmaklarımla ışığın kaynağını sobelemeye çalışıyordum. Uzun yolculukları çok seviyorum arabada kaç kişi olursak olalım arabanın kontağı çalıştığı an herkes kendi dünyasına çekilirdi. Bu işlem aktivite, hobi kategorisi olsa kesinlikle kulaklığımla beraber uzun yolculuk yapmak derdim!
Ofisle ev arasındaki mesafe çok fazla olmadığından yarım saat içerisinde evin önündeydik. Koltuğa düşen telefonumu arka cebime attıp arabadan indim, kendi kapımın kapanma sesinin ardından başka bir kapı sesi daha duyduğumda Enis'in de indiğini anlamıştım. Kafamı geriye doğru çevirip baktığımda araba da mayışmış koca bir bebekle göz göze geldim! Elimi Enis'e doğru uzatıp gelmesi için komut verdim o da sanki benim komut vermemi bekliyormuş gibi hemencik gelmişti. Arabayı kullanan çalışanımıza teşekkür edip binanın girişine doğru adımladım, adımlarımı kesen pantolonumun arka cebinde durmaksızın titreyen telefondu burnumdan bıkmış gibi hava soluyup elimi cebime götürdüm, ince uzun parmaklarım telefona bir günahkârmış gibi sıkıca dolanıp gün yüzüne çıkarmıştı. Ekran kilidini açmış mesajın bizim andavaldan geldiğini gördüm. "Kız Eva! Saat kaç oldu hala ne sürtüyorsun dışarda." Mesajı okuma işlemimi bölen yengemdi balkonun demirliklerine kollarını yaslamış mahalle bacıları gibi bağıra bağıra konuşuyordu hadi hadi doğru söyleyin sizin de her şeye burnunu sokan yengeniz var değil mi? Heh! İşte şimdi başlıyor bizim mesai, hadi kızım Eva göster ona kendini! "Kaç olmuş saat yenge valla sürtmekten bakamadım."
"Terbiyesiz! bir de cevap veriyor!" Gözlerimi devirdim, bu işlemi yapmaktan gözlerimin kayma ihtimali Fenerbahçe'nin şampiyon olma ihtimalinden daha yüksek! "Aynen yenge siz edebin önde gidenlerisiniz ben geriden bile gelemeyenim aynen, hadi size iyi geceleeer!" Kendimi bile sağır edecek sesim Enis'i uyandırmıştı hayır hayır sıçratmıştı çocuk resmen bunca konuşmadır ayakta uyuyormuş, omzuna avucumu bastırıp kafamla eve girmek için hadi komutu verdim. Biz eve doğru adımlarken hala manyak yengenim söylendiğini duyabiliyordum, harbi manyak kız bu.
Neyse ki eve girene kadar yengem dışında kimseye sobelenmemiştik anladığım kadarıyla babam ve cici ailesi okulun bitmesine 4 güncük kaldığı için yazlık eve gitmişlerdi bu yüzden ortalıkta görünmüyorlardı. Eve girdiğimiz andan itibaren bir hışımla odaya girmiş bir hışımla geceliklerimi giymiş kendimi yatağıma atmıştım, aklıma yengem yüzünden okuyamadığım andavalın attığı mesaj gelince komidinin üzerine bıraktığım telefona uzanıp ekran kilidini açtım.
Zaten açıkta kalan mesaj ekranını kaydırarak son mesaja baktım.
0538 ××× ×× ××
Çağdaşla gidene kadar şirkete gelseydin bu kadar uğraşmak zorunda kalmazdım.
Uğraşmak? Çağdaş abiyle gittiğini nerd- takip ediliyorum! Bak sen yememiş içmemiş takip ediyor mahallenin zır delisi!
Ben
Ne uğraşından bahsediyorsun be? Ayrıca sen beni niye takip ediyorsun! Seni şikayet ederim, sürüm sürüm süründürürüm!
0538 ××× ×× ××
Ya yer fıstığı ben seni ne takip edeceğim etse etse adamlarım eder bana rapor gelir.
Yarın ana binaya gel yarında beni ekersen senin tatlı canını yakarım.
Sana kardeşini ikna edip imzayı atmasını sağlaman için 24 saat veriyorum, 24 saat dolduğunda hala ortak olmamışsak eğer bütün hayatını avuçlarımın içine alır seni de kukla niyetine oynatırım.
Art arda attığı mesajlar tüm uzuvlarıma sancı olup saplanıyordu daha gün bitmeden tekrar sinir etmişti beni andaval gerçekten ben böyle insanları kendime çekiyorum ya, gerçekten yapıyorum bu sporu!
0538 ××× ×× ×× yazıyor...
0538 ××× ×× ×× kişisini engellediniz.
Çoluk çocuk işleriyle uğraşacak vaktim gerçekten yok şimdi anne karnından yeni çıkmış bebek gibi uykunun kollarına teslim edeceğim bedenimi bu andavalında hiç sesi soluğu çıkmayacak! Sesini kestiğim telefonu yastığımın altına sokup bedenimi uykuya ruhumu rüyalara teslim ettim.
...
Sarıya dönük uzun dalgalı saçları olan genç kadın denizin kıyısına puzzle gibi dizilmiş taşların üzerine oturmuş dalgaların şiddetle kıyıya çarpmasını izliyordu, elindeki deniz kabuğunu minik avuçlarının içinde paramparça etmiş tuz misali parmak uçlarıyla denizin içerisine döküyordu bunu yaparken o kadar dikkatliydiki sanki yaptığı ilk hata da dalgalar onu alıp sonsuzluğun dibine çekecekti. Henüz çiçeği burnunda bi' anneydi genç kadın, gözlerinin derinliklerinde yaşayan umudun en büyük sebebiydi karnındaki minik can. Omuzlarında hissettiği geniş elle yeşil hareli ela gözlerini arkasındaki dik duruşlu sakalı ağarmış orta yaşlı beyefendiye çevirmişti, az önce çaresizliği ev sahipliği yaptığı güzel gözleri yerini mutluluğa vermişti, orta yaşlı adam sıcak gülümsemesini dudaklarına yerleştirip genç kadının yanına oturmuştu. Genç kadın kafasını yılların ağırlığını taşıyan orta yaşlı adamın omzuna yerleştirmiş ve gözlerini tekrar hırçın dalgalara kitlemişti.
"Baba kızımın adı Mavi koymak istiyorum."
Orta yaşlı adam dolgun dudaklarını kızının saçlarına bastırıp derin bir nefes almıştı, kızına nedenini sebebini sormamıştı saçlarına aklar düşmüş orta yaşlı adam, çünkü zaten cevabını biliyordu.
"Denizin renksizliğini yok eden güzelliğine güzellik katan gökyüzünün yansıyan bir parçasını vereceğim ona baba... Büyüdüğünde gökyüzünün parçası olmaya devam edebilsin diye."
Orta yaşlı adam belki kızını anladığını düşünmüştü fakat genç kızı orta yaşlı adamın anladığı gibi masumiyet içeren bi' fikir beyan etmemişti, genç kız bencilliğini beyan etmişti. Genç kız kendisine gökyüzünden çoktan yer ayırmıştı tek yapması gereken tanrının verdiği ruhu kendi elleriyle almasıydı. Tek istediği kızı doğduktan sonra ondan bir parça taşımasıydı, tek istediği kendi gibi kızınında gökyüzüne ait olmasıydı.
Genç kızın bilmediği bir şey vardı, gökyüzüne ait kızına birde kendisine benzeyen erkek kardeş verecekti, ona yansıması için denizini verecekti...
Deniz Enis Ulusoy'u.
...
Günün aydığını perdemi delip geçen güneşten anlamak çokta zor olmamıştı, uyku sersemliğinin verdiği ama en çok güneşin verdiği sebeple gözlerimi açmayı bırakın yaşam fonksiyonu gösteremiyorum! Bugün ilk defa ev sessizdi sanırım uyanamamıştım Eniste beni uyandırmak yerine öylece bırakıp gitmişti, it herif.
Zar zor açtığım gözlerimi duvardaki saate çevirip saate baktım. Bingo! Tamda tahmin ettiğim gibi saat 1 olmuştu ve Enis beni uyandırmayı bırakın bu saate kadar bir kez bile aramamıştı, bedenimi yukarıya doğru ittirip sırtımı yatağın başlığına yasladım. Camış gibi uyumama rağmen hala esniyor olmam tartışmak için güzel konu olabilirdi, uyurken yastığımın altına soktuğum telefonumu alıp ekran kilidini açtım. İç dünyamdaki Evanın gözleri ekrana düşen uzun tırnaklarıma takılmıştı, tırnaklarının bakım zamanı gelmişti sanki Evacım bi' ara koca poponu kaldırda bi' baktır toynaklarına! İçimdeki Eva gerçekten çok patavatsızdı...
Telefonumdaki bütün sosyal medyaları teker teker gezmiş hepsinde yaklaşık 10-15 dakika zaman geçirmiştim, en son uzun parmaklarım mesaj kutuma uzandı birkaç yoklukta olan erkek dışında kimse mesaj atmamıştı. Bir tek Zebani sms yoluyla mesaj bırakmıştı o da yine kendi çıkarları doğrultusundaydı.
Zebani
Efil'in karnesini al.
Kendi kendime homurdanıp attığı mesajı sildim, içimdeki Eva ağıza alınmaması gereken bir ton küfürleri benim yerime ediyordu sağ olsun. Telefonun ekranını kitledikten bilmem kaç saniye hatta salise sonra telefonumun ışığı yanmış ve hemen ardından bildirim sesi gelmişti.
G. Hazar Dindar sana bir gönderi gönderdi.
İstemsizce yüzüme oturan gülümseyişin sebebi mesaj atmış olması değildi tabiki de sadece hiçbir şey olmamış gibi keşfetine düşen komik bulduğu postu attığını düşündüm bir anlık gelen bu hayal gerçek olmuş olsaydı gülmekten gözlerimin işemesine şahit olabilirdik. Bildirim panelinden gelen bildirime tıklayıp direkt olarak sohbete girdim, ruh hastası manyak benim paylaşımlarımdan birisini göndermişti. Yalnız fotoğraf ateş gibiydi ateş! ilk görüşte aşık oldu kesin bana... kendimi bi' ara okuyayım kesin nazar değdirmiştir pis gözleriyle. Bu fotoğraf İngiltere'ye dedem adına gittiğim turda çekinmiştim, Enis o zamanlar sınav haftasında olduğundan gelememiş ben de Defne ve Berenle gitmiştim.
G. Hazar Dindar
Gördün mü bak sen arkadaşlarınla İngiltere'ye gezmeye gidersen tarla faresi kardeşin de kendi arkadaşlarıyla gider.
Kısa süreliğine attığı mesajdan bir şey anlamadım ama sonradan düşen jetonun beynimde yankılanan sesi kanımın çekilmesine sebep olmuştu. Telefonumun erkarında alt kısmı yukarıya doğru itip hemen arama kısmından sayı klavyesini açtım, hızla Enis'in numarasını tuşladım ve ardından yeşil butona basıp aramayı başlattım. Zaman o kadar yavaş akıyordu ki yelkovan ve akrebin her bir dakikayı arkasında bıraktığını onaylayan sesi odanın duvarlarına çarpıp en son etime saplanıyordu...
Birçok kez arama başlatmış olmama rağmen aramalarım hep askıya takılı kalmıştı, telefon çalmadan sürekli kapanıyordu. Cidden önüne atılan ilk yemi yemiş olma ihtimali beni tedavisi olmayan baras gibi sarıp sarmalıyordu, aradan geçen saniyeler beni gittikçe yatağa gömüyor birde üzerime toprak atıyordu. Stres tüm bedenimi ele geçirmeye devam ediyordu elimi kolumu koyacak yer bulamıyordum resmen, kendimi şu yataktan atıp içeri kontrol etme fikri bile dakikalar sonra gelmişti. Bazen kendime kızınca mal diyordum da o zamanlar mal değilmişim ya asıl şu an koca bi' malım!
Kendimi zorlukla yataktan aşağı atmış hiç üst baş değiştirmekle zaman kaybetmemiştim, havaların sıcak olmasından kaynaklı altımda koyu mavi ipek şortum ve üstümde onun takımı olan ipek askılı pijamam vardı. Evi hızla kontrol ettiğimde Enis'in e'sini bulamamıştım fakat masanın üstünde küllüğün altına sıkıştırdığı not kağıdını bulmuştum.
En sevdiğim Evoşum, ben bizim agalarla İngiltere'ye sürtmeye gidiyorum. Biraz ani oldu nedenini bende anlamadım ama bu fırsat bi' kez daha gelirse kesin yine sana gelir diye değerlendirme kararı aldım, söylemesi ayıp bu kararı almam 3 saniye sürdü. Goodbay Ervak!
Gerçekten gitmiş olmasına mı yanayım yoksa salaklığına mı bilemedim... daha dün Çağdaş abi tarafından uyarılmışken bu kadar salak olmanın lüzumu var mıydı yavru köpeğim...
Belki bir şeyler boka sarmadan düzeltiriz diye Çağdaş abiye gidecektim bir umut hızla odama gitmiş üstüme ince sabahlığa benzeyen ama sabahlıkla alakası olmayan uzun siyah hırkamı geçirip üstten iki düğmesini kapattım hali hazırda bekleyen spor ayakkabılarımı ayağıma geçirdim, kısa saçlarım Allahu Ekber dağlarına doğru kabarmaya başladığından hızla toplanabilen kısmını ikiye katlayıp küçük bir topuz yaptım ve ensemde kalan kısa saçları elimle taradım. Bi' hışımla saatlerdir doğmayan çocuğu doğurmaya çalışan ebenin perişanlık haliyle bizim yavru köpeğin götünü toplamak adına odayı ardından evi terk ettim.
Binanın dışına çıktığımda yanıma ne telefon ne cüzdan aldığımı fark ettiğimde artık çok geçti.
"Kız zilli! Üste başa bak sen iyice azıttın! Gir kız çabuk içeri, unutma hala bizim soyadımızı taşıyorsun!"
Amcamın feryad figan çığlıklarının sebebi elbette bendim, tamam gündelik hayatta planlı programlı şekilde dışarı çıksam bende bu kadar açık giyinmezdim fakat şu an olan biten hiçbir şey planlı değildi!
Belki de planlıydı, belki de planlayan taraf sadece biz değildik...
Amcamın söylediklerini kulak ardı edip koşarak binanın önünden ayrılmıştım, önüme çıkan insanlara istemsizce çarpıyordum, kimisine isteyerek yolumu açsınlar diye çarpıyordum. Ne yapayım acelem var! Çarptığım insanlardan bir ağız dolusu hakaret işitiyor ama inatla aynı şeyi yapmaya da devam ediyordum, insanların iğneyilici ve meraklı bakışlarını üzerimde hissediyordum fakat bu beni rahatsız etmemişti. Kestirme olarak kullandığımız ama aslında yol olmayan insanların çok tercih etmediği iki binanın bitişik olmaması için bırakılan dar mesafeli yola nefes nefese girdiğimde içimdeki Eva uzun parmaklı ellerini büyük T işareti yapmış 'Mola!' diye bağırıyordu. Sırtımı güneş görmeyen soğuk eski duvara yasladım ve yanan ciğerlerimin acısını biraz almak adına nefesimi düzene sokmak adına kendimi sıvazlıyordum, doğum yapan kadınlara verilen tavsiye gibi içimdeki Eva 'derin derin nefes al ve ver, al ve ver!' komutları veriyordu. Elimi göğüsümün üstüne koydum hızla kalkıp inen göğsüm bu işkenceye son vermek istiyordu.
Yorgun bakışlarım hala yetişmem gereken ofisin yolunu bulurken bacaklarım bunu yapmamam için yalvarıyordu. İstanbul fazlasıyla kalabalık olan bi' şehir olmasına rağmen bir Allah'ın kulu geçmiyordu şu yoldan, dalağımda yükselen ağrı artık tüm bedenimi işgal ediyor ardından işgal ettiği yerleri hükmediyordu. Bacaklarım artık bu acıya dayanamayacağını belli ettiğinde dizlerimin üzerine çöktüm ve elimin tersiyle önüme düşen bebek saçlarımı geriye ittim, sıcaktan kızaran yanaklarım yüzümü rahatsız etmeye başlamıştı. Vücudumdaki her bir uzuv şu an için bana çok ağır geliyordu. Kısa bir süre dinlenmiş ardından sağ elimin avucunu yere bastırıp yerden kalkmıştım zorla da olsa bir kaç adım derken yürümeye başladım.
Yürümeyi yeni öğrenen çocuklar gibi dengemi sağlaya sağlaya attığım korumacı adımlarımın yerini tekrar bu işin ehli olan koşucular almıştı, neredeyse sonuna geldiğim bu dar yolun, çıkışı gözükmüştü! Üstüme üstüme gelen bu duvarlardan bir an önce kurtulmak istiyordum. Sonunda çıkışa bir kaç adım kala yüzüme yerleştirmeye çalıştığım kesinlikle zafer sırıtışıydı fakat yorgunluk yüzümü felç etmişti.
Birinci adım, ikinci adım, üçüncü adım ve ofisin olduğu sokak!
Son adımı attığım an sinirden gebe kalan mutluluk kahkaham dar yolun duvarlarına çarparak yankılanmıştı, hızla inip kalkan göğsüme baktım sanırım hayatımda ilk defa bu kadar hızlı attığını görmüştüm. Koşarken bozulan saçlarımı çözüp tekrar aynı şekilde bağlarken ince bileğimi büyük bir elin avucu hapsetti gözlerim şaşkınlıkla irileşirken daha ne olduğunu anlamadan büyük elin sahibi elini bel boşluğuma yerleştirip sırtımı geniş göğsüne yasladı. Uzun kolu bi' yılan gibi belimi sararken diğer kolu omzumun üstünden dolanıp beni göğsüne bastırdı. Omzuma uyguladığı baskı yüzünden kafamı omzuyla boynun arasındaki boşluk olduğunu tahmin ettiğim yere yasladım, yaslamak zorunda kaldım! Boğazıma yapışan korku tozları bir yumru olurken yutkunmak hayli zor bir eylemdi. Yıllardır aşina olduğum bu kokunun sahibi kimdi? Yıllardır aradığım bu kokunun cam şişeye sıkıştırılanı bile bulamışken kimin özüydü bu kahvenin taze çekilmiş kokusu? Sıcak nefesi ensemden kulağıma doğru ilerlerken değdiği bütün deriyi aleve veriyordu, nemli dolgun dudaklarını yavaşça kulağıma sürttüğünde gözlerimin önünde şimşek çaktı. Gözlerimi sıkıca yummuş şu an olup bitene mantıklı bir açı arıyordum, bulamadığım bu açının penceresinden sırtımı yasladığım bu yabancıyla beraber kafamızı çıkartmıştık! Yaptığı az önceki arsız hareket ikimizi de yutkundurmuş çıkan ses bütünlüğü irkilmemize sebep olmuştu. Dudaklarını araladığında konuşacağını anlamıştım, sıcak nefesi kulak içimi yalıyorken birde inatla daha fazla kendine bastırıyordu beni sapık!
"Beni çok beklettin yer fıstığı."