Kalbimin asılı olduğu dört bi' duvarın köşesini her nefes alış verişinde aleve veriyordu, yangın yeri ilan edilen sol tarafımdan kıvılcımlar birlik olup beynime sıçrıyordu, sönmeyen yangınımın her bedenime dokunuşunu hissettiğimde kendi ellerimle hârlıyor şeytana yardım ediyordum. Beni bitiren varlığını yeni hissettiğim bu duygu yorgunluktan titreyen bacaklarımı dermansız bırakmıştı. Bir yabancının kollarına hapsedilmiş fakat hala kurtulmak için atakta bulunmuyordum, bulunamıyordum. Hızla inip kalklan göğsümün altındaki yaşam organım şimdiyse korkuyla inip kalkıyordu, neydi bu? Neyin nesiydi bu? Ses tonunu yalnızca telefondan duyduğum bu yabancı hakkında bildiğim tek şey adıydı, adı dışında bir şey bilmediğim bu yabancının kollarında, dar yolda erotik bir şekilde sarmaş dolaş duruyorduk. Bu düşünce beni beynimden vurulmuşa döndürmüştü, sertçe yutkunup elimi yılan gibi doladığı kollarının arasından kurtamaya çalıştım ama ne mümkün adam izbandut gibi maşallah! Kafamı yaslı olduğu oyuktan çekip öne doğru savurdum güçsüz bacaklarım içindeki son gücü arkamdaki andavalın ayağına basmak için kullanıyordu.
"Lan! Bırak beni gerizekalı! Yaptığın bu şey suç!"
Kollarında çaresiz çırpınışlarımın hiçbir anlamı yoktu, bırakın kurtulmayı yeni uçmayı öğrenen kuşlar gibi çırpınmaktan yorulmuştum. Kollarını bir anda açmış ben ne olduğunu anlamadan yere kapaklanmıştım, avuç içlerim ve açıkta kalan dizlerim yere hapsedilmiş küçük taşlara saplandığında yayılan sızı ile dudaklarımda küçük inilti firar etti. İçimdeki yangından sıçrayan kıvılcımlar göz bebeklerimi aleve vermişti, korkunun yerini devralan sinirim ela hareli yeşil gözlerime kırmızı çarşaf gibi serilmişti.
"Andaval! Ne yaptığını sanıyorsun sen!?"
Bakışlarım çabucak kızarmış olan ellerimden dizlerime doğru adımladı, kuruyan dudaklarımı dilim yardımıyla nemlendirmiştim. Ufak ufak kanayıp kurumuş avuçlarımı yere tekrar bastırıp kapakladığım yerden doğruldum. Ellerime yapışan tozları birbirine sürterek havaya karışmasını sağladım, dizimden ayak bileğime doğru inen sıcak sıvıyı hissettiğimde bakmaya bile gerek duymadan kanadığını anlamıştım. Sırtımda hissettiğim keskin bakışların içimi titremesine sebep olsa da inatla arkama dönüp o insanlık dışı andavala bakmıyordum.
"Amacın ne bilmiyorum fakat haklı sebeplerden ötürü bile yapıyorsan bu saçmalıkları bir gece ansızın çökeceğim gırtlağına!"
Gözlerim bir anlık onu görmek için yalvaracak gibi olmuş ama inadım sabır taşını bile ortadan yaracak şekilde olduğundan geri kaybolmuştu.
"Sen bir gece ansızın gel o zaman tartışırız kim kime çökecek."
Arsızlığın nirvaya ulaştığı bu cümle içinde birçok iğneleyici kelime barındırıyordu, pişkinliği ve yüzsüzlü sinirimi gerçekten bozmaya başlamıştı. Belki yüzünü göremiyordum ama yüzüne yerleştirdiği şeytanı kıskandıracak sırıtışını hissediyordum.
Damarlarıma enjekte edilen sinir tüm damarlarımda kaynamaya başlamıştı bile, işaret parmağımı andavala doğru uzatarak arkama döndüm.
"Sen-"
Ufak bi' yutkunuş ardından baygınlık, bu kadar zorba aptal bi' adam nasıl olurda cennetin güzelliğinden fırlayıp çıkan karanlık olabilirdi! İri gözlerindeki hareleri bile simsiyah olan gözlerini bana dikmiş bomboş bakıyordu, gözlerindeki kuyunun en dibine bile insem hiçbir duygunun kırıntısını bulamazdım. Az önce sırıttığından eminim demiştim ya heh işte onu unutun artık değilim, karşımdaki bu gecenin en karanlık tonu olan adam kesinlikle mimik kanseriydi! Yüzünde bir gram ifade yoktu, sinirli desen değil mutlu desen hiç değil... Aslan yelesi olan uzun düz ensesinden hafif dalgalı saçları, doğuştan olamayacak kadar kavisli ve dik burnu... Kesinlikle estetik olmuştu! Solgunluğu ölü bedenle yarışabilecek dolgun dudakları ve Enisin bile yanında kısa kalabileceği uzunluktaydı boyu. Bi' bakımdan daha önce karşılaşmış gibi hissediyor olsam da içimdeki Eva inşallah karşılaşmamışızdır diyordu.
Hazar ona doğru uzattığım parmağıma bakıp gözlerini gözlerime geri kitledi, yahu insan birazcık ifade gösterir Batuhan'a şükretmemiz lazımmış ben bugün en çok bunu öğrendim! Kafasını yukarı aşağı hafifçe sallayıp kaşlarını çattı sanırım bu onun dilinde 'ee' demekti.
"Ben?"
Derin bir nefes aldı.
"İlk görüşte aşka inanmıyorsundur umarım ergen?"
İşte şimdi benim kaş çatma zamanımdı. Tamam özene bözene estetiklenmiş olabilir ama bu beni etkilememeliydi!
"Ne aşkından bahsediyorsun ya? Sen kim aşk kim yanyana gelme olasılığınız bile hesaplanmaz."
"Öyle mi dersin?"
"Öyle derim tabi."
Gördüm! Hafifte olsa sırıtmıştı, içimde bir şeyler erimişti sanki kesinlikle şeytan tüyüne sahip bu andaval! Ben koskoca Mavi Eva Ulusoy ben ki bu domuz adamdan etkilenmiş olmam mümkün değil kesinlikle şeytan tüyüne sahip ya da şeytanın ta kendisiydi... Yarabbim yaratıyorsun madem böyle güzel ilahi adamı bari karakteri de güzel olsaydı!
Koşmaktan dağılan üstüme başıma çeki düzen vermekle uğraşmaktan henüz soramamıştım ne halt yemeye çalıştığını, bu süre zarfında biraz da olsa dinlenmiş kendime gelmiştim. Gözleri üzerimde bi' radar gibi geziyordu hissediyordum istemsizce gözlerim ona kaydığında sırtını eskimiş duvara yaslamış ayaklarını da birbirine kenetlemişti. Bebek popusundan daha pürürsüz göğsünü açıkta bırakan siyah beyaz zebra derisi şekildeki gömleğinin üstten üç düğmesi açıktı, altına giydiği siyah kumaş pantolonu bir kadının sahip olmak isteyeceği kalçalarını sarıp sarmalamıştı. Pezevenk gömleğini kumaş pantolonunun içerisine hapsetmiş üzerini kalın marka amblemi olan bir kemer ile kitlemişti. Bu gavurun... avuçları gibi yanan sıcak hava da siyah bilek botlarını giymişti. Göğsü bi' bakıma açıkta olsa da boynuna taktığı uzun kolye ve zincir o kısmı seyrek açıklıkta kalmasını sağlamıştı, buradan bakılınca bırakın şirket sahibi şirket çalışanına bile benzemiyordu. Keskin yüz hatlarının yanı sıra yüzündeki bir kaç hat onun 25-30 yaş arasında birisi olduğunu belli ediyordu. Çağdaş abiye nazaran ağarmış saçları yoktu belki ama onun yaş kesiminde takıldığı bariz belliydi. Bileğinde de görebildiğim kadarıyla bi' sevgilisi vardı çünkü liseli aşıklar gibi siyah saç tokası takıyor ve üzerinde de kırmızı bir iplik bileklik vardı. İnce uzun parmakları arasına sıkıştırdığı dalı dolgun dudaklarına yerleştirmiş ciğerlerine zehiri çekmişti, neredeyse bitirmiş olduğu şekillendirilmiş zehirin ölü küllerini sağa sola serpiyordu.
"Neden bunu yapıyorsun?"
Ciğerlerini dolduran dumanı burun deliklerinden ve ağzından çıkarttığında 1-2 saniyelik yüzü kaybolmuştu.
"Ne yapıyorum?"
"Bunu? Zorla hisse almaya çalışıyorsun başka şirket yokmuş gibi, işler istediğin gibi olmayınca bizimle uğraşıyorsun. Şimdi de karşıma geçmiş hiçbir şey olmamış gibi keyif sigarası içiyorsun."
İsyan kelimelerim kulaklarına ok gibi saplanıyor olsa da diğer kulağından çıkıp dar yolun duvarlarını çarpa çarpa bana geri dönüyordu, ha bu dingile konuşmuşum ha arkamdaki duvara konuşmuşum aynı şeydi! Gözleri görmek istediklerinin daha derinini görmek ister gibi bedenimde depar atıyor en son gözlerime takılı kalıp tekrar aynı şeyi yapıyordu, bedenimi tanımak adına gezdirdiği gözleri dolgun dudaklarıma takılı kaldığında rahatsızca öksürdüm.
"Bakma öyle."
Deyi verdim patadanak...
"Nasıl bakıyorum?"
Elimin tersiyle alnıma yapışan bebek saçlarımı yana doğru ittim dudaklarımı birbirine bastırıp bir şeyler geveleyecektim fakat içimdeki Eva sırası değil der gibi çekip almıştı dudağımın arasındaki her bi' kelimeyi, güzel adamdı... Ama biz bu hikayenin başrolleri değildik. Biz bu hikayenin hiçbir satırında değildik, biz bu hikayenin noktası bile değildik ama yine de Çok güzel adamdı içi beni dışı sizi yakardı, çok güzeldi ama sadece güzeldi... Bakışlarındaki duygusuzluk tekrar kocaman bi' çarşaf gibi serilmişti aramıza. Uzayıp sonsuzluğa yol olan sessizliği bozan taraf ben olmuştum.
"Bir şey demediğine göre hadi bana müsade."
Zengin kalkışının zengin dönüşü versiyonunu uygulamaya sokan ilk kişi ben olabilirdim, cevap beklemeden adımlarımı ofisin olduğu yöne çevirdim. Attığım bir kaç adım sonrasında kurtuluşumu ilan edecetim ki kedi anne yavrusunu ensesinden yakalar gibi yakalanmıştım, uzun parmakları enseme ulaşan kıyafetlerime asıldığında adımlarım kesildi. Gözlerimi sıkıntıyla devirdim, yüzüne bakmak için kafamı çevirdiğimde bir anlık burun buruna gelmiştik, gözlerimi hızla kaçırıp omzumu sağa sola sallamıştım fakat elini çekmemişti. Az önce gözlerinde ufakta olsa garip bi' ışık görmüştüm, belki de benim gördüğüm ışık onun cehenneminden yansıyan ateşinin ışığıydı.
"Küçük hanım buraya kadar sizin gül cemalinizi görmeye gelmedim bu kadar gevezelik yeter, benimle geliyorsun."
Pardon? Onunla mı gidiyormuşsun? Kız Evo çok komik bu adam he! İçimdeki Eva olayın ciddiyetinde değildi belki ama bu adam çok ciddiydi, avucunun içinde olan kıyafet parçasını biraz daha sıkı kavramış ve tüm var gücüyle çekiştirmeye başlamıştı. O ensemden çektikçe kıyafetimin boyun kısmı boynuma çarpıyordu.
İp boğazıma yer ettikçe gözlerimin önüne itihar ipi geliyordu, annem geliyordu. Nefesimi kesmeye başlayan bu baskı Hazar'ı tereddütte bile bırakmıyor hala çekitirmeye devam ediyordu, ellerimi kıyafetimin boğumlarına yerleştirmeye çalıştığım her an uzun tırnaklarım boynuma keskin çizikler bırakıyor derin hilal izleri bırakıyordu. Hızlı yürümediğinden yerde paspas gibi sürünmüyordum ama bu cani yüzünden ölüme depar atıyordum! Bu kadar güzel yaratılan bir adam bu kadar cahil olmamalıydı, bu kadar ilahi bi' adam bir kadına bu şekilde davranmamalıydı. Bu adam bu kadar zalim olmamalıydı, bu adam böyle bi' adam değildi. Hiçbir duyguyu barındırmayan gözlerinin kuyusunda küçük erkek çocuğu elinde peluş ayısıyla yapayalnızdı, bu adamın gözlerinin en dibinde rafa kaldırılmış masumiyet vardı. Üstü toz tutan özü vardı, bu adamın ruhu tozluydu.
Bu adam neden böyleydi?
Kısa bir süre sonra siyah büyük bi' arabanın yanına gelmiştik beni serbest bırakmış ama tam atakta bulunacağım an sus çizgime yaklaştırdığı bezden yükselen ağır koku gözlerimin geriye doğru kaymasına bilincim kapanmasına sebep olmuştu, bilincim tam kapanmadığı sıra arabanın sürgülü kapısının açıldığına dair emin olduğum o sesi duymuştum sonrası karanlık...
...
Gözlerimi açtığımda bakış açıma camdan sızan gecenin ışığından başka bir şey değildi, beynimdeki ağrı tüm kontrolü eline aldığından beri gözlerimi açık tutamıyordum. Sızlayan avuç içimi alnıma bastırıp dişlerimin arasından bi' ton küfür savurdum bu hissi yaşamıştım, geceden kalma olduğum vakitler... Bir anda film şeridi gibi geçen son yaşadıklarım sayesinde hızla doğrulmuştum.
Burası benim odam değil benim odamdan kat kat büyük bir odaydı, burası onun gibi bir erkeğe ait olabilecek bir odada değildi. Genç kız için dekore edildiği her hali renk tonlarından ve aynalı komidinin üzerindeki bakım malzemelerinden belliydi, gözümün önüne gelen saçlarımı elimle geriye doğru savurdum neler oluyor yahu!? En son bağlı olan saçlarım çekiş sırasında bozulmuş ve tokamda bize veda etmişti, elveda en sevdiğim kelebekli siyah tokam...
Bir hışımla üzerimi açıp yataktan inecektim fakat diz kapaklarımdaki yara bantları dikkatimi çekmişti, çiçekli böcekli olan yara bantları yüzümün buruşmasına sebep olmuştu. İnce uzun parmaklı ellerimi göz önüne çıkartıp sağlı sollu incelemiştim, kızaran ve beyaz tenimin eksi yönlü huyundan mütevellit hemen morarmış olan yerlerime krem sürmüştü birisi. Ama ben Evaysam bunları yemeyecektim, yürü kız Eva!
Hızla aynanın karşısına geçip ne kadar yıkılmışım diye göz gezdirdim, hala aynı üstle olduğum için rahatlamış bir nefes aldım. Gerdanımda ince bir ip kızarıklığı ve etrafı hafif morarıklar ve engellemeye çalışırken uzun tırnaklarımın gazabına uğrayan deri de birkaç çizik ve hilal şekli olan izler vardı, ellerime uygulanan krem gerdanımdaki izlere de uygulandığını görebiliyordum. İyi be sandığımdan daha az iz kalmış aksi takdir de Enis bunu görecek olursa ortalık fena karışabilirdi.
Peki Enis onu değil direkt beni göremezse ne olacaktı...
Panikle kendime bakınma işlemime son verip büyük kapıya yöneldim, normal oda kapılarından çokça büyük olan bu kapının ne gibi özelliği vardı açıkçası çok merak ediyorum. Gösteriş aptalları! Kapıyı açtığımda kaldığım odaya nazaran koridorun yerlerinde bir tane bile halı yoktu buz mavisi tonunda dekore edilmiş mervmerler ve onun daha açık beyaza yakın olan mavi renginde duvarlar vardı. Soğuk mermerlere temas eden ayaklarım içime soğuk dalgalanmaya sebep olmuştu. Upuzun koridorda kapalı kapılar ve anlamsız tablolar dışında hiçbir şey yoktu sanırsın kraliyet ailesi tarafından kaçırılmıştım! Bir kaç adım daha attığımda karşıma aşağı inen merdivenler gelmişti, dikkatimi çeken yukarı çıkan merdivenlerin de olmasıydı tabi birde camla dekore edilmiş asansör... Gerçekten kraliyet tarafından kaçırıldım! merdivenleri ürkek bir şekilde inmeye başladığımda içimde alevlenen bu duygunun korkudan ziyade Enis'in çıldıracak olmasıydı bir an evvel buradan çıkıp hiçbir şey olmamış gibi evime dönmem gerekiyordu. Parmak uçlarımda indiğim bu merdivenlerin sonunda iki kalıplı takım elbiseli adam duruyordu kaşlarımı çatmış nasıl bir oyunun içerisinde olduğumu anlamaya çalışıyordum. Dudaklarımı birbirine bastırıp hiçbir şey olmamış gibi derin bir nefes alıp adımlarımı hızlandırdım.
"Durun Eva hanım!"
Kalıplı adamlardan birisi tok sesiyle adımları bıçak gibi kesmişti, patronu zorba çalışanları ondan daha zorbadır mantığıyla kesmiştim adımlarımı. Yüzüme yerleştirdiğim yapmacık gülümsemeyle iki yarmaya dönmüştüm, gecenin bi' vakti olduğundan içerisinde bulunduğumuz bu evin... Ev? Bina? Saray! Sarayın neredeyse bütün ışıkları açıktı, altın sarısı ile dekore edilmiş bu kat gözlerimin kanamasını sağlıyordu. Hem zevksizler hem zorbalar! Para yanlış kişilerde diye yorumladı içimdeki Eva.
"Bana mı dediniz?"
Ben gelmeden namım gelmişti resmen yahu!
"Evet hanımefendi lütfen odanıza çıkabilir misiniz?"
E hani yok mu çık oda çabuk! gel lan buraya! Kolumdan tutup çekiştirmek falan... Resmen çalışanları çok nazikti hemde bu yarma kılıklılar! İki yarmanın ortasına geçip yetişemeyeceğimi anlayınca iki merdiven çıkıp dirseğimi birinin omzuna yaslasladım bu hareketim onun hoşuna gitmemiş olacak ki kazulet gibi olan bu adam daha da kaskatı kesilmişti.
"Ya beyefendiler, tatlış şeyler sorması ayıp bu kadar nazik olup nasıl bu davarın çalışanları olabiliyorsunuz?"
"Korumalarıma mı yürüyorsun?"
Bir anda duyduğum ses beni sıçtarmış olsa da alışmıştım artık, gözlerimi devirip arkamdan gelen sese doğru döndüm.
"Kim bilir belki de senden sonra gördüğüm ilk nazik beyefendiye yürüme fikri daha cazip gelmiştir."
İki parmağım arasına aldığım korumanın yanağını hafifçe sıkıp makas almıştım, diğerine göre daha genç ve daha yakışıklı duran bu koruma benim çıkış anahtarım olmalıydı. Hazar'ın göz bebeklerinde büyüyen alevin sebebi neyin nesiydi bilmiyorum tek bildiğim o alevden kaçabildiğim kadar kaçmaktı.
"Yakup, Erdemle yer değiştirin."
Dişlerinin arasından tısladığı cümle sayesinde adının Yakup olduğunu öğrendiğim kişi tarafından yapayalnız ve savunmasız bırakılmıştım. Pü senin yarma kalıbına be!
"Sende odana."
İkidir odana diyor olmaları biraz beni tilt etmeye başlamıştı, gözleri ayaklarımdan saçıma kadar bi' radara taabi tutmuştu beni. Gözleri ilk diz kapaklarıma ardından boğazıma takıldığında yaralarım sızlamıştı.
"Pekala beni evime götür ki odama gideyim değil mi? Hadi gidelim."
Hala üzerini değiştirmemiş uzun parmaklarını dar pantolonunun çeplerine sıkıştırıp bana dik dik bakıyordu, gözlerine birazcık anlam yüklesen keşke en azından hakkımda ne düşündüğünü anlarım be davar!
"Sen biraz salak mısın? Bırak taşşağı çık odana."
"Son boroz solok moson? Borok toşşoğo çok odono. Gerzek!"
İçime içime yaptığım taklit yüzünden kahkaham az kalsın bu sarayın zindanlarına kitlenecekti, gözlerinde söylediği her bir cümlenin ciddiyeti altıyla çiziliydi. Buradan çıkış olmadığını en sonunda anladığımda onun dediği yolun tersini seçerek etrafa bakınmaya başlamıştım, arkamda duyduğum ayak sesleri onunda peşimden geldiğinin bir kanıtıydı.
"Kızım sen harbi salak mısın? Odana çık diyorum sana!"
İnatla çıkmayacak ve onu duymayacaktım işte! Hiç kaçırılmamış her şey çok normalmiş gibi gezdiğim bu saray gerçekten milyar dolarlar edecek türdendi, zevksiz olabilirler fakat her bir köşesinin özenle inşaa edildiği bariz belliydi. Ben kendimi zengin zannderdim ama gerçek zenginlik bu olsa gerek... Olsun be bizim gönlümüz zengin bu davar gibi zorba değiliz başta! Üst kata nazaran daha çok figüran vardı, kocaman heykeller ve süs havuzu bile vardı! Bu kadar büyük bir yerin ev olmadığı kesindi fakat bu kadar büyük bir yerin nasıl işlediğine dair hiçbir fikrim yoktu. Aileden olmayacak kadar çok sayılı genç erkekler buranın çalışanıydı belli ki üzerindeki takım elbiseyle imajlarına resmiyet vermişlerdi, genç kızların resmiyetten çok arkamdaki herife cilveli şen şakrak imajları vardı. Ne tür bi' ortama girdim yav ben!
"O kıyafetlerle ortalıkta dolanamazsın, dursana kızım. Mavi!"
Adımlarım yere çivi gibi çakılırken bütün düşüncelerim toz duman olmuştu, boğazıma yapışan yumru bir türlü gitmiyordu, yutkunamıyordum. Sesinin ilk defa bu kadar gür çıktığını kulaklarım bile kabullenmemişti. Bir hışımla arkama dönüp uzun bacaklarım sayesinde birkaç adımla dibinde bitmiştim, ellerim arasına aldığım gömlek yakasını kendime doğru çekip burun buruna gelmemizi sağlamıştım. İpek kumaştan mı yoksa damarlarımın içinde depar atan sinirden mi bilmem ama avuç içlerim damla damla ter atıyordu, gözlerimi göz bebeklerine dikmiş içinde harlanan ateşi net bir şekilde görebiliyordum.
"Bana Mavi deme."
Dişlerimin arasından çıkan hırlama bir gram etkilemişti, elini havaya kaldırdığında tek gözümü korkuyla kapatmıştım. Bana vuracağını düşünmüştüm... Benim aksine avuç içini yanağıma bastırmıştı, büyük eli küçük yüzümü neredeyse kaplıyordu. Sıcak avucu yanağıma ait bi' parçaymış gibi tam oturmuştu.
"Ama ben sana Mavi demek istiyorum."
Gözlerim bu ana yumuşayıp kapanmak istese de içimdeki Mavi sürekli dürtüyordu, elimi yakasından çekip yanağımdaki elinin üzerine koyup çekmeye çalıştığımda tam bi' fiyaskoydu. Gözlerini gözlerimin içine kitlemiş küçücük bir tebessüm göstermişti, şaka gibi!
"Kediye benziyorsun."
Uzun kolunu ince belime yavaşça sarıp beni kendine bastırdığında bedenim bedenine yapıştırmıştı aramızda kalan elimde açık göğsüne yapışmıştı, vücuduma verilen voltaj a'dan z'ye kadar olan tüm iliklerimi titrermişti. Hafif bi' yutkunuş sadece içimdeki Eva ve ben tarafından duyulmuştu, uzun parmakları önüme uzanan saçları seviyordu... Tam bi' saçmalık! Gözlerini kapatmış önündeki varlığın her bi' hattını ezberlemeye çalışıyor gibi yüzümdeki tüm hat girişleri üzerinde boylu boyunca geziyordu işaret parmağı. En son parmağı dudaklarım üzerine geldiğinde alev atan parmak ucu değdiği yeri ateşe vermişti, kendisi de bunu beklemiyormuş gibi irkilmişti. Onun bu boşluk anını değerlendirmek adına hızla kurtulmuştum kollarından, gözlerini açıp bana baktığında gözlerinde az da olsa duygu barındırdığını görmüştüm. Bu onu afallamasını sağlamıştı sanırım, ilk defa gördüğüm gözlerindeki ışık tekrar sönmüş olduğu yeri ateşe vermişti. Üzerimi düzeltip düzeltip bu kıyafetlerle gezebileceğimi gözüne sokar gibi yanından geçip gidecekken uzun parmakları bileğimi kavrayıp hırsla sıkmıştı, dudaklarımdan küçük bir inilti firar etmişti. Dişlerinin arasından çıkan hırıltı bu sefer içimdeki Eva'yı bile ürkütmüştü
"Bir daha sakın bana arkanı dönüp gitme!"