İki gündür bu sarayda cadı tarafından büyülenen uyuyan güzel gibi bir odaya kapatılmıştım, son olan konuşmamızdan sonra onu hiç görmemiştim içim istemsizce biraz buruktu onu göremediğimden değildi ama hala aradığım cevapları bulamadığımdandı. Aklım daha çok Enisteydi ne yapıyordu? Başı belaya girmiş miydi ya da çoktan geri dönüp ortalığı ayağa kaldırmış mıydı? Enisten bi' haber oluşum beni üzüyordu.
Biraz ortalığı gezmiş çıkış yolu bulabilmek için her noktayı ezberlemeye çalışmıştım fakat açtığım her kapının arkası aynı noktaya ulaşıyordu, labirentin ortasına kurulan bu saray fazlasıyla garipti. Herhangi bi' çıkış yolu bulamadığımda çoktan vazgeçtiştim, en alt katta yemek işleriyle uğraşan aşçı ve hizmetliler vardı burayı dün gece yaptıkları yemeklerin kokusundan keşfetmiştim! Gerçekten mükemmel yemekler yapıyorlardı. Benim olduğum katın üst katı ise erkek çalışanlara ayrılmıştı burayı keşfettiğimde çok utandım! Patadanak üst kata daldığımda gençlerde afallamıştı kimisinin üstleri yoktu kimisi saçma sapan hareketler yaptığından utancıma geberiyordum! Onun bir üstü de genç kızlara aitti. Koridor farklı markanın parfümleri, saç kremleri ve vücut losyonları olmak üzere bir çok kokulu bakım ürünlerinin hava da birbirine girmesiyle ortaya çıkan koku mide bulandırıcı bi' kokuya sahipti. Ve onun bir üst katına henüz ulaşamamıştım... Merdiven başına iki yarma diktikleri için sır gibi sakladıkları son kata ulaşamamıştım.
Camın kenarındaki mermerin fazlasıyla geniş olması hoşuma gitmişti mermere oturup bütün gün dışardaki haydut kılıklı adamları izliyordum, yavaş yavaş yağ tabakası tutan saçlarımı daha bir gün önce yıkamıştım ama yine de çabucak pislenmişti. Buraya geleceğim sanki daha önceden planlanmış gibi tam bedenime göre olan bir sürü kıyafet ve bir sürü ayakkabı alınmıştı beni utandıran diğer bi' alışveriş ise bedenime göre alına iç çamışlardı! Tekrar aklıma gelen bu düşünce hızla kanımın yanaklarıma firar etmesini sağlamıştı. Bu alışverişi bir erkeğin yapmadığı kıyafetlerin birbirine olan uyumu ve yeni nesil kıyafetler oluşundan belliydi ve bu beni az da olsa rahatlatıyordu, oturduğum mermerden kalkıp uzun bacaklarım sayesinde bir kaç adımda koca dolabın önünde bitmiştim. Dolabın sürgülü kapısını yana doğru itmiş dolabı sonuna kadar açmıştım benim dolabımın aksine daha renkli olan bu dolap biraz içime otursa da buna da şükür dedirtmişti, en azından çiçekli böcekli değildi. Gözüme çarpan ilk siyah şortu kapıp üzerine gri tonunda arasında beyaz lekeleri olan bana çokça büyük geleceğinden emin olduğum tişörtü almıştım, yerlerini ezberlediğim iç çamaşırların olduğu çekmeceyi açıp içinden koyu renkli takım çamaşır alıp doğru odanın banyosuna gitmiştim.
...
Hava ne kadar sıcak olursa olsun sıcacık suyla banyo etmeye bayılıyordum, duştan çıkalı çok olmamıştı kaynar suyun beyaz tenli vücuduma bıraktığı kırmızı izler gözle görülecek kadar ortadaydı. Hala boynumda ve dizlerinde o günün izleri duruyordu boynundaki kızarıklık dün gibi oradaydı uzun parmaklarım omuzlarımdan gerdanımdaki izlere doğru yuvarlanıp giden damlaların üzerine yerleştirdim, acısı izinden daha belirgindi daha dokunmadan acıyı iliklerime kadar hissediyordum. Parmak uçlarım ip izinin üzerinden dolandırıyordum ufak ufak sızlayan izim tek gözümün kapanmasına sebep oluyordu. Boynumdaki iz ruhumu acıtıyordu aslında her kendimi aynanın karşısında bu izle gördüğümde kafamın içinde yaratılan anne figürü kendini intihar ipine asıyordu, cansız bedenini çürüten intihar ipindeki dudaklarının ortası ve çevresine yayılan mosmor damarlı, beyazında beyaz tonu tenine yapışmış olan anne figürüyle başbaşa kalıyordum.
Boynuma yapışan ıslak saçmalarımı uzun parmaklarımın arasına alıp geriye doğru ittirdim, hızla üzerimdeki havludan kurtulup iç çamaşırlarımı ardından şortumu ve tişörtümü giymiştim. Tahmin ettiğim gibi çokça büyük gelen bu tişört sayesinde altımdaki şort kaybolmuştu, yatağın kenarında duran spor ayakkabılarımı da ayağıma geçirip hızla saçlarımı taramış ve kurutmak yerine suyunu havluyla alıp nemli bırakmıştım.
Ne kadar dar olmasada oda ruhum daralıyordu, ne kadar rahat şartlar sunsalarda buraya ait değildim. İçimde ilk günden beri yanan ateş ne harlanıyor ne sönüyordu, sıkıntıyla verdiğim nefesle aynanın karşısından çekilip kapıdan dışarıya attım kendimi. Kat merdivenlerinden aşağı inip artık alıştığım yarmalara sahte bi' gülümseme sunup mutfağa doğru ilerledim, beni gören ya da görmemek için çabalayan çalışanlara henüz alışamamıştım Allah'ın selamını versem kafalarını çevirirlerdi! Geniş mutfağa girip yemek hazırlayan orta yaşlı teyzelerin yanına ilerlemiştim bu Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesini aratmayan sarayda bir tek bu teyzeler benimle iyi vakit geçiriyordu.
"Sevgi teyzoşş, bugün menüde ne var kız o tombik parmakların bugün bize hangi muhteşem lezzeti sunacak?"
Tontiş görünümü olan Sevgi teyze kapalı dudaklarının ardından kıkırdamıştı.
"Alem kız vallahi senin bu enerjini çözemiyorum, bu cehennemde seni çarmıha gerdiler ama yine de bana mısın demedin kız helal sana! Vallahi bu binanın senin gibi cıvıl cıvıl bir kıza ihtiyacı vardı sen geldin çiçekler sarıp sarmaladı tüm binayı, kız sen geldin kış gelmeden bahar geldi ya."
Ben ve cıvıl cıvıl mı? Sorma Sevgi teyzoş ya içim beni dışım seni yakar. Dedikleri şaka gibi de olsa seviyordum bu kadını, evet evet sadece iki günde. Kurtulamadığım bu Erenköy ruh sinir hastalıkları hastanesini aratmayan yerden kendime mental zarar vermek yerine eğlenmeye bakmanın daha kolay olacağını düşünmüştüm netice de eninde sonunda beni serbest bırakmak zorunda kalacaktı eninde sonunda ağzındaki baklayı çıkaracaktı eninde sonunda Enis beni bulacaktı.
"Sevgi teyzoş valla söylemesi hiç ayıp değil çünkü sende bu yollardan geçtin ben regl olmak üzereyim ve deli gibi tatlı istiyorum bana verebileceğin elindeki mallar nedir?"
Aslında tamamen bahaneydi regl yoksa tatlının ne ağrısını aldığı vardı ne mutlu ettiği vardı, benim regl dönemlerim kanamasından çok ağrısından ibaret olduğu için kendi ağrımı azaltmanın yolunu bulmak için her yöntemi denemiş ama asla bir çözüm bulamamıştım. Bu arayışın en son kapısı olarak gördüğüm tatlı biraz beni yeme faslıyla uğraştırdığı için ağrımı unutturuyordu ki ben yemek yemeğe aşık birisi olduğumdan tatlı veyahut yemek ne varsa yerken her şeyi unutabilirdim.
"Deme kız... Hazar bey şeker işlerinden nefret eder anası öldüğünden beri bir kez bile aha şu mutfakta tatlı yapmadım yemin olsun."
Melül melül yüzüne bakıyordum Sevgi teyzenin ne yani şimdi tatlı yok mu? Dudaklarımı birbirine bastırıp derin bi' iç çektim.
"Bakma kız bana öyle kedi enciği gibi Hazar beye hep anası yapardı tatlısını buracıklarda eh Nergiz kızım dayanamadı hastalıklara gencecik yaşta girdi toprağın altına."
Sevgi teyzenin dolu dolu bakan gözlerinden anladığım kadarıyla Hazarın annesini kızı gibi seviyordu, yüzeye vurmayan içimdeki yangın az önceki konuşmaya istinaden şeytanı harlaması için komut vermişti. Hazarın yarası olduğunu ister istemez fark etmiştim, gözlerindeki o cehennem ateşinin bir sebebi olduğunu fark etmiştim, gözlerinin en dibinde elindeki peluş ayısıyla yapayalnız kalan erkek çocuğunun diğer elinde kimseye göstermediği bir çakmak olduğunu hissetmiştim...
O çakmak belki bugün sadece içini yakmıştı ama yarın toz tutmuş özünü yakmak için hazırda bekliyordu...
Dirseklerimi yasladığım tezgahtan geri çekildiğim sıra bacaklarıma sürtünmeye gelen kedi ile göz göze gelmiştik. Yüzüme yerleştirdiğim koca gülümsemeyle dizlerimi kırıp kedinin önüne doğru eğildim, bacaklarımı gösterip bir kaç parmak hareketiyle onu kendime doğru çekip minik bacaklarından yakalamıştım. Bir bebek gibi kollarımın arasına aldığım kedi fazlasıyla sevecen ve usluydu. Gri ve beyaz kürke sahip olan bu kedi şu anki tişortüme çok uygundu bunu fark etmem kıkırdamama sebep olmuştu, dün Hazar bugün Sevgi teyze yüzünden kedileri kendime çeker olmuştum!
"Sevgi teyzoş bu bebişin adı sanı nedir kimlerdendir?"
Sevgi teyze bir yandan akşam yemeği için bir şeyler yapmaya çalışıyor bir yandan ise yanında yemeği yapan genç kızlara ne yapmaları hakkında komut veriyordu.
"Mavi."
İrileşen gözlerimle tamamen Sevgi teyzeye dönmüştüm.
"O Hazar olacak beyiniz mi söyledi size adımın Mavi olduğunu Sevgi teyze?"
Aniden yükselen adrenalin patlamam Sevgi teyzeyi de şok etmişti, gözlerinde anlam veremediğim bi' bakış vardı.
"Nediyon kız sen kedinin adı Mavi, Hazar beyin kedisi belli ki odanın kapısını açık bırakmış bizim mendabur hizmetliler kaçmış bu yavrucakta."
Adımı Sevgi teyzeye söylemiş olsa daha az şaşırırdım, ne demek adı Mavi? Neden adı Mavi? Ah... Sanırım delireceğim. İstemeden tekrardan alışmaya başlıyordum Maviye. Kulaklarım tekrardan aşina olmaya başlıyordu bu isime, annemin bana verdiği ilk ve son hediyesi olan bu adın dilden dile yayılmasını istemiyordum tekrardan Mavi olmak istemiyordum. Suskunluğumu bölen tekrar Sevgi teyze olmuştu.
"Sen Mavi misin? Hazar beyin 2 gün önce getirdiği kız Mavi miydi... Bende diyorum güzelliğin bana birisini anımsatıyor diye."
Anlam veremediğim bu cümle beni afallatmıştı ne kadar içine içine konuşsada son cümlesini duyabilmiştim. Burada bilmediğim bi' namım vardı ve ben sebebini bilmiyordum. Yıllardır bu ailenin bi' parçasıymışım gibi davranmalarına anlam veremediğim yetmezmiş gibi birde Sevgi teyzenin adımın Mavi olduğunu öğrenme şoku çıkmıştı başıma.
"Hazar bey her hafta yeni kız getiriyor heralde buraya Sevgi teyzoş?"
Sevgi teyze gülmek ve gülmemek arasında kalan bir ses çıkartmıştı.
"Yok kız o ne biçim söz öyle Hazar bey biraz yabanidir falan ama sadık adamdır bebeliğinden beri anasıyla beraber bakardım ona şimdi koskoca adam oldu da Şehnaz anneye yardım ediyor. Yavrucak 3 sene evvel anasını kaybedince bi' haller oldu aileyi ikiye böldü, küçük aile ve büyük aile olmak üzere. Babası, dedesi ve babaannesi büyük aile amcası, halası ise küçük aile sen şimdi burayı büyük buluyon ya büyük ailenin Görkenlerin binayı gör, şato şato! Bir de Tepeliler var işte onlarda küçük aile Görkenlilere nazaran daha küçük binaları eh burası da Görkenlerin eski binası Hazar oğlum Şehnaz anasının hatrına bu binayı devraldı. Aileyi şu an Görkenler yönetiyor son söz hakları onlarda yani, Hazar oğlum yönetim istemediğinden küçük işlerini bu bina da idare ediyor işte. Yalova'nın önde gelenleri kızım bunlar ortalık karışmadan evvel her şey çok güzeldi küçük büyük aile kavramı yoktu Nergiz kızım öldü Hazar oğlum delirdi. Birde son zamanların hırçın dalgasının sebebi, Hazar oğlumun meymenetsiz yengesi yüzünden bu aralar biraz ondan gergin bakma yani sen onun haylaz hallerine. Hey gidi günler hey kim diyecekti Hazar beyin seneler sonra istediğini bulacağını, bilirdim ben hırslı azimli olduğunu da bu konu da pek bi' güvenim yoktu açıkçası. Dediği kadar da varmışsın aynı Nergiz kızıma benziyorsun maşallah güzelliğinin aynası olmuşsun resmen Mavi kızım."
Tüm konuşma sonunda anladığım tek şey hiçbir şey anlamamış olduğumdu ama yine de iyi yönünden bakalım konum olarak Yalova'da olduğumu öğrenmiştim. Hiçbir şey anlamadığım bu konuşmanın sonu nereye gidecekti gerçekten bilmiyordum ama daha fazla bu saçmalıklara katlanamazdım, bir an evvel bi' çıkış bulup buradan defolup gitmem lazımdı. Mental hasar yememek için eğlenirken akıl sağlığından olacaktım resmen, bir dizi çekilse on sezonluk konu olurdu bu saray yemin ederim. Kucağımdaki kediye bırakmak için tekrar yere eğildiğimde kollarımının kilidini açacaktım ki beni durduran tekrar Sevgi teyzenin sesi olmuştu.
"Kedi mutfakta dolanmasın kızım Şehnaz anne pek hoşlanmıyor mutfakta dolanmasından sana zahmet kediyi Hazar bey oğlumun odasına çıkarı ver, en üst katta koridorun sonundaki oda onun."
Bingo! Kontrol edemediğim son kat işte bu şanstı. Sen bir tanesin Sevgi teyzoşum! Kafamla onu hızlıca onaylayıp hızla mutfağı terk ettim uzun bacaklarım sayesinde koca koca adımlar atıyor bana bakmayan çalışanlar elimdeki kedi ve adımlarının büyüklüğü şokuyla bana bakıyordu. Yangından mal kaçırır gibi hızlı hareket ettiğin içindir belki? Ya da ultra mükemmel bacaklarım olduğun içindir? Diye kendince yorumunu katan içimdeki Eva bazenleri çok hoşuma gidiyordu. Merdivenleri ikişerli üçerli çıkarken son kata çıkmanın verdiği mutlulukla asansörün var olduğunu unutmuştum, bu kargaşa içerisinde sürekli kucağımda minik minik zıplayan kedi olanlar konusunda hiç oralı değil yattığı yeri çok benimsediği kesindi. Sonunda nefes nefese son merdivenlere geldiğimde kapıdaki yarmalardan birinin Yakup olduğunu fark etmiştim bu beni biraz olsun rahatlatmıştı.
"Sevgi teyzoş gönderdi beni davar Hazarın ay Hazar beyinizin odasına çıkmam lazım."
Yakup elini cebine götürürken,
"Ben bi' Hazar beyi arayayım."
Panikle,
"Yok! Yani yok yok haberi var merak etme sen yoksa ne işim olur be benim onun odasında sen varken ayol!"
Yol yoldur kızlar, bugün buradan çıkış anahtarınız Yakup olacaktır. Yürü kızım Eva!
Yakup mahçup bir şekilde kenara çekilip geçmeme izin vermişti hadi ama Yakup seninde hoşuna gitmeye başladı biliyorum kaçırma benden maviş maviş gözlerini, kıkırdayıp açtığı merdivenlerden zafere doğru adımlamaya başladım. Attığım her bi' adım dudaklarıma O şekli veriyordu koridorun çatısı yoktu! Yani vardı tabiki de ama camdan yapılmıştı, batmaya hazırlanan güneşin yavaş yavaş ettiği hareketi net bir şekilde görebiliyordum. Koridora tamamen ulaştığımda geceyi andıran karanlık döşemeler ve sade bırakılmış küçük heykeller dışında hiçbir şey yoktu, tavanı camdan olmasa koridoru aydınlatacak hiçbir ışık dekoru yoktu. Yalnızca upuzun koridor da üç kapı vardı son odanın ona ait olduğunu bildiğimden ilk önce baştaki odaya ilerledim, başıma ne gelecekse meraktan gelecekti. Zaten açık olan kapıdan içeriye kafamı sokup kolaçan ettim görünürde kimsenin olmadığı odaya bir adım daha atıp içeriye girdim, dört bi' yanı kıyafetle dolu olan bu oda muhtemelen davarın giyim odasıydı. Bölüm bölüm ayrılan raflardan anlaşıldığı gibi bu davara göre fazla düzenliydi, takılarının asılı olduğu parlak dolap dikkatimi çekmiş olsa da burada fazla oyalanmak istememiştim. Hızla odadan çıkıp ikinci oda olan ortadaki odaya ilerledim kapının dibinde bitip kapıyı açmak ve açmamak arasında içimdeki Eva ile kavga ediyordum. İçimdeki Eva aç ne olacak desede ben pek oralı değildim ya bu kapının ardındaysa ne bok yiyecektim?
"Mal mısın Eva git şuradan!"
"Hayırdır yolunu mu kaybettin? Birde kendi kendine konuşuyorsun?"
Korkuyla sıçrayıp kucağımda mışıl mışıl uyuyan kediyi yere düşürmüştüm, korkuyla dört ayak üstüne düşen kedi hızla koşarak uzaklaşmıştı geri de bıraktığı tek şey minik patilerinden çıkan seslerdi, korku sebebiyle baş parmağımı damağıma bastırıp arkama döndüm.
"Aklımı aldın deli misin? Ne sessiz sedasız geliyorsun az ayak sesi çıkart."
Sesim son cümlemin sonuna doğru kısılmaya başlamıştı, hayır etkilenmemelisin Eva! Altına giydiği bol gri eşofmanının üzerine hiçbir şey giymemişti. Saçlarından damlayan suyun köprücük kemiklerinden karın kaslarına doğru akıp gidiyordu, boynuna astığı beyaz havludan da anladığım kadarıyla yeni çıkmıştı duştan.
"Sana diyorum hayırdır yolunu mu kaybettin? Yoksa... Gırtlağıma çökmeye mi geldin?"
Dalga geçer gibi söylediği bu cümle fazlasıyla samimi gelmişti nedense ama biz Evalar asla bu oyunlara gelmeyecektik, kesinlikle gelmeyecektik... Dudağının sol tarafı havalandığı sırada yüzümde minik bi' gülümseme oluşmuştu kafamı hızla iki yana sallayıp kendime gelmeye çalıştım. Aloo Eva kendine gel kendine!
"Senin gül cemalini görmeye gelmedim Sevgi teyzoş kedini getirmemi istedi söylemesi ayıp senin gibi tüy döktüğünü ve mutfakta istemediğini söyledi bende aaa dedim Sevgi teyzoş Hazar da mı tüy döküyor yazıklar olsun dedim o da tabi kız davarlar tüy dökmez mi dedi valla kadının haline acıdım hemen götürürüm dedim ve getirdim şimdi de gidiyorum, hoşçakal."
Tek nefeste kurduğum cümle sayesinde birazcık nefessiz kalmıştım, hızla nefes alıp verirken başımı gururla yukarı dikip sessizce başarılı dedim. Adımlarımı yan yan atıp Hazarı sol tarafıma aldım ve yakalanmamak için hızla arkamı dönüp yanından geçip gidecektim ki nafile... Dirseğimin altından kolumu yakalayıp beni durdurdu,
Şaşkınlık ifadesini ilk defa yüzünde görmüştüm bunu beklemiyormuş gibiydi ama sonuç olarak yüzünden ilk defa bir ifade almayı başarmıştım!
"Neymişim ben neymişim? Yer fıstığı yalnızca tarla faresi olan kardeşinin çenesi düşük sanırdım ama gen sonuçta çekiyor bir şekilde değil mi?"
Sanki benimle değilde başkasıyla konuşuyormuş gibi bana bakmıyordu, kolumdaki eli yavaşça bileğime inip ardından ellerime inmişti. Büyük avucu minik elimi arasına alırken yaptığı bu nazik dokunuş yüzünden mal gibi ona takılı kalmıştı bakışlarım, uzun parmaklarını parmaklarım arasına sokup kitlemişti ellerimizi daha ne olduğunu anlamadan hızla kendine doğru çekip kendi aradan çekildi ve sırtımı soğuk duvara yaslayıp birbirine kenetlenmiş olan elimizi kafamın üzerinden duvara bastırmıştı. Boğazımda yükselen yumruyu bir türlü gönderememiştim, yutkunsam sanki suçtu. Duvarla beni arasına almış dizini açık olan bacağımın arasına bastırıp açıkta olan göğsünü tamamen bana yaslamıştı, dudağını şakağım ve kulağım arasında mekik dokutuyordu.
"Korkudan sıçramasan altında bi' şort olduğunu göremeyecektim."
Dudaklarından sızan sıcak nefesi tenimi aleve veriyordu sessizce söylediği cümle tüylerimin dikelmesine sebep vermişti, büyük yutkunuşum ikimizin de kulaklarına erişmişti. Hoşuna gitmiş gibi bir ses çıkartmış ardından nemli alev topu olan dudaklarını şakağıma sürtmüştü istemsizce dudaklarımdan küçük bir inilti firar etmişti, eline hapisettiği elimi kurtaramayacağımı bildiğimden boştaki elimi ikimizin arasına sokmak istemiştim fakat başaramamıştım. Elimi hızla kavramış bel boşluğumdan geçirip kalça başlangıç çizgimin üstünde eliyle sırtım arasına hapsetmişti,
"Rahat dur."
Arzuyla çıkan sesinde emir kipinin e'si bile yoktu, dudağı şakağımdan aşağıya kayıp çene hattımla boyun birleşimim arasındaki çizgiye dudaklarını bastırdığında kaskatı kesilmiştim, korkmam lazımdı fakat damarlarıma sızan bu lanetli arzu beni çaresiz bırakmıştı. Gözlerinin içindeki küçük erkek çocuğunun elinde gizlediği çakmak toz tutmuş özünden önce beni ateşe vermişti, kaderimizi alevlendiren çakmağın sahibi Hazarın çocukluydu.
Kader çakmağı Gecenin ta kendisiydi.
Dudakları sürtünerek tekrar şakaklarıma tırmandırmıştı içimdeki şeytan güle oynaya her noktaya elindeki benzini döküyor Gece ise elindeki çakmakla ateşe veriyordu, dudakları tekrardan kulağımı bulduğunda irkilmiştim. Kulak kıkırdağı mı dişleri arasına alıp arzunun verdiği sertlikte ısırmıştı, ne olduğunu anlamadığımdan dudaklarımdan firar eden kısık bağırışım duvarlar arasına bir top gibi sekmişti.
"Bir daha bu kadar kısa giyinirsen ceza bedelini ödemen hayli zor olur senin için."
Yavaşça kavradığı ellerimi serbest bırakıp geri çekilmişti, gözlerimi duygusuz bir şekilde ona çevirip 'sen ciddi misin ya?' bakışı atmıştım. Artık ona nasıl tepki vermem gerektiğini bilmiyordum, ona nasıl dur demem gerektiğini de bilmiyordum asıl önemlisi buradan nasıl kurtulmam gerektiğini de bilmiyordum. Gözlerim ağır ağır bedeninde dolanırken gözlerim o günde bileğinde olan toka ve kırmızı ipe takılı kalmıştı, boğaz duvarlarıma yapışan tozu zorlukla yutmuştum. Bu beni üzmemeliydi değil mi? Bu beni neden üzmüştü o zaman. İçime oturan Gece kılıklı davar nefes almamı zorlaştırmıştı, o kimdi ki beni mutsuz edebiliyordu ya! İçimdeki Eva artık bana kendine gel demeyi kesmişti içimdeki Eva da artık ister istemez karşımızdaki davarın duruşundan etkileniyordu. Yıllarca yalnız bi' genç kız olmayı tercih etmiştim çünkü böyle itler yüzünden her zaman üzülüyordu aşıklar, kim bilir hangi kızın göz yaş damlası olacaktım. Şimdi o bilmezdi ona aşık olan kız bana bu şekilde dokunduğunu öğrenince aşka küsecekti ama ben bilirdim aşk ihanetinin sonu hep cansız bendendi.
Dolu olan gözlerim ilk defa yaş akıtmaya meyilliydi, bu herif yüzünden bugün ilk defa akacak göz yaşım vardı. Görmemeliydi bu domuz benim yıllarca gizlediğim göz tanelerimi, görmemeliydi! Üzerimi başımı düzeltip yanından geçtim bu sefer eliyle tutmamıştı beni ama diliyle tutmuştu.
"Buraya kadar gelmişsin madem odama geç bu gece istediğin bütün cevapları vereceğim sana, yalnızca bu gece."