"Sen ciddi misin ya?"
Gözlerimi sinirle kapatıp sunduğu, hayır emrettiği teklifini duymazlıktan gelmeye çalışıyordum. Cazip bir teklifti fakat beni köşe bucak sıkıştırdığı her nokta da dokunan bir adamın odasına gidecek değildim.
"Bana bak,"
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Kimsin? Nesin? Ne istiyorsun ya da ne yapacaksın artık hiç umrumda değil anlıyor musun beni? Senin o basmayan kafan algılıyor mu beni!?"
Gür çıkan sesim boş koridor da duvarlar arasında sekiyor ama bir türlü onun kalın kafasına çarpmıyordu.
"Sen var ya sen"
İşaret parmağımı ona doğru uzattım, karşımda durmuş ukala bir ifadeyle beni dinliyor bir de dalga geçer gibi kafasını sallıyordu. Sinirden gözüm dönmüştü resmen.
"Neyse ne ya kime ne anlatıyorum ki ben..."
Ha bu insan dışı varlığa anlatmışım ha duvara ikisi de şu an için aynı kapıyı açıyordu,
"Güvenmeyeceksin biliyorum fakat bana neden ortaklık istediğini net bir şekilde burada söylersen sana şirketteki tüm hisseleri devredip şirketin sahasından çekileceğim, kardeşim adına da söz veriyorum. Tek bir ricam var bu işi yaparken dedemin soyadını kullanmayacaksın."
Bıkmıştım artık güle oynaya zaman öldürmeye çalışsamda burada çok fazla mümkün olmuyordu, kimin nereden çıkacağı belli olmayan bu koca bina artık üzerime geliyordu. Hazarın bu teklifimi beklemediği her halinden belliydi, yüzüne astığı ukala maskesini çıkartıp bir köşeye atmış yerine sert ifadesini takınmıştı.
"İstemiyorum."
Demekle yetinmişti sadece... Hayatım avuçlarının içindeydi ve beni kukla gibi oynatıyordu, tam da dediğini yapıyordu.
"Ne demek istemiyorum? Hisseleri vereceğim diyorum anlamıyor musun?"
Dudaklarımı birbirine bastırıp derin bir şekilde rahatlamaya çalışmak için nefes aldım.
"Bak Hazar bey ben artık çok sıkıldım, çok yoruldum. Ben sizin köleniz değilim beni istediğiniz şartlar altında tutamazsınız sizin, sizlerin böyle bir yetkisi yok. Ya ben kardeşimden bi' haberim, ne halt yapıp onu oraya gönderdiniz bilmiyorum, hisse diyorsunuz veriyorum almıyorsunuz. Neden yapıyorsun diyorum tık yok, benim karşımda gerçekten bir insan mı var yoksa insanlığınızı özünüzle birlikte toprağa mı gömdünüz?"
Gayet sakin ses tonumla bu bitmek bilmeyen işkenceyi sonlandırmaya çalışıyordum fakat yanlış giden bir şeyler vardı benim sakinliğim onun gözlerinin içinde çakmakla oynayan çocukluğunu delirtmiş gibiydi, göz çevreleri kızarmaya başladığında yutkunmuştum. Yanlış bir şey mi söyledim?
Boynundaki havluyu sıkıca kavramış bir hışımla çekip atmıştı, üzerime doğru yürüme başladığında bir kaç adım gerilemiştim. Deliye dönmüş gibiydi ellerini iki yana açmış sanki bana zarar vermek istemiyor gibi nereye çatacağını arıyordu,
"Bak kızım"
Dişlerinin arasından çıkan bu hırlama bu sefer beni korkutmuştu. Şeytan gözlerine ikinci perdeyi çekmişti artık varlıkları görmediği perdesinin yanı sıra birde beni göremeyen perdesi inmişti, bir kaç adım daha geriledim.
"Sen ve tarla faresi kardeşin burada kalmak zorundasınız, ister hisseyi ver ister verme. Senin teyzen var ya teyzen yıllarca bana senin fotoğraflarını gösterdi, seni yıllarca hafızama kazıdı benim. Benim kız kardeşim yıllarca senin gölgende büyüdü anladın mı?"
Sinirle sevişen ses tonundan doğan kahkaha artık burada daha fazla durmamam gerektiğinin bi' alarmıydı. Hızla arkamı dönüp merdivenlerden ineceğim sıra kolumdan tuttuğu gibi koridorun ortasına bir çöp gibi fırlattı beni. Yere hızla çarpan bedenimde kemiklerimden daha çok acıyan bir şey vardı, ruhum...
"Anlamadın tabi nereden anlayacaksın, sen daha bir teyzen olduğunu bile bilmiyorsun!"
Yüzüme tükürür gibi söylediği bu cümle içime öküz gibi oturmuştu, benim bir teyzem mi vardı? Ellerimi yere bastırıp geriye doğru kaydırdım bedenimi, sırtım soğuk duvarla buluşana kadar geriye doğru sindirdim ruhumu. Tekrar bana doğru adımlayıp işaret parmağını bana doğru doğrulttu, istemsizce kapanmıştı gözlerim onun canavara dönüşüne şahit olmak istemiyordum.
"Aç gözlerini bana bak Mavi! Sen benim anneme kız kardeşimden daha çok benziyorsun! Senin o orospu annen benim alçak babamla yatıp seni peydahlamadığı ne malum!? Senin benim kanımdan olmadığın ne malum?"
İçime firar eden adını bilmediğim bu duygu canımı yakmaya başlamıştı, ben tepki veremiyordum artık. Tüm dünya başıma yıkılmıştı, akrep ve yelkovan aynı işlemi yapmaktan sıkılıp durmuştu sanki. Ruhum arafta sıkışıp kalmış yardım çığlıklarını duyurmaya çalışıyordu ama nafileydi ölmek o kadar kolay mıydı? Ya öldükten sonrası ne olacaktı... Bedenini terk eden yaralı ruh elini kolunu sallaya sallaya gezebilecek miydi? Ya arafa sıkışır kalırdı ya da cehennem çarmıhına gerilirdi ruh, ben tek ruhumu arafa da çarmıha da teslim etmiştim... Elim ayağım buz kesmeye başlamıştı bir yanım yaz bir yanım kış gibiydi aynı, kanım sanki damarlarımdan çekiliyormuş gibiydi. Gözlerimi yakan sıvının akamayan göz yaşlarım olduğunu biliyordum, korku ve dehşet dolu sözleri yüzünden titreyen ellerimi kulaklarımın üzerine kapattım. Daha fazla bir şey duymak istemiyordum daha fazla saçmalık dinlemek istemiyordum, benim annem babam yüzünden intihar etti benim annem ihanete uğradığı için intihar etti benim annem ihanet edemez...
"Aç o kulaklarını beni iyi dinle Mavi! Senin deden bile kendi kızını satmış senin bir tanecik annenin hissesi bölünmesi diye kendi kızını satmış! Sende ya seve seve ya da sike sike vereceksin teyzenin hakkını! Kardeşinde sende masum insanların haklarını nasıl aldıysanız, nasıl yediyseniz teker teker hepsini ödeyeceksiniz. Senin o teyzen var ya seni bana göstere göstere içime kazıdı içime!"
Gittikçe yükselen ses tonu artık kulaklarımda sadece bir fısıltıydı bunca zaman anneannemden dinlediklerimiz koca bir yalandan ibaret miydi yani? Elindeki çakmağı alevlendiren Gece bu gece yarısı ilk benim ruhumu aleve verecekti. Hazar hırsını haykırışlarından alamamıştı, içinde alevlenen ateşi söndürmek o kadar kolay olmayacaktı bunu o da biliyordu. Yanından geçerken orta boylu heykele hırsla tekme atmıştı, saniyeler içinde sağ sola sıçrayan heykel tuzla buz olmuştu. Çıkan tok ses kulaklarımda çınlamıştı, dudaklarımdan kısa süreli çığlık firar etmişti korkuyla dizlerimi kendime doğru çekmiş kafamı kollarım arasına almıştım, artık yuvalarında duramayan göz tanelerim göz pınarlarımdan aşağı kayarak tek tek intihar ediyordu, benim hayatım koca bir yalandan mı ibaretti şimdi. Boğazıma düğümlenen hıçkırıklar bomboş kollarımın arasında can buluyordu, üstümü ıslatmaya başlayan göz yaşlarım Hazarın bitmek bilmeyen sözleriyle yılların birikintisini atıyor birbirini takip eden hıçkırklarımsa artık nefesimi kesiyordu.
Yanımda hissettiğim hareketliliği hissettiğimde onun yanıma geldiğini anlamıştım fakat herhangi bi' eylemde bulunmamıştım, "Mavi..." sesi neredeyse çıkmayacak kadar cılızdı. Dibimde diz çökmüş avucunu başıma bastırmıştı, bana zarar verecek düşüncesi dokunuşu yüzünden beni sıçratmıştı. Kollarını küçücük kalan bedenime sarmış çenesini saç diplerime bastırmıştı, saçımın ortasına ateş kadar sıcak dudaklarını bastırıp uzun kollarını sardığı bedenimi daha çok göğsüne bastırmıştı. Az önce kükreyen adam nasıl bir anda miyavladı anlam veremiyordum gerçi şu an için olan hiçbir şeye anlam veremiyordum.
"Özür dilerim... Ben-" saç dibime bir kere daha bastırdı dolgun dudaklarını.
"Ben bu kadar ileri gitmemeliydim, özür dilerim."
Seni mahçup gibi değildi üzgün gibi de değildi daha çok yaşanılanların şoku yansımıştı sesine.
"Bak, bana bak Mavi hadi."
Şefkatle yaklaşan tutumu karşısında artık nasıl tepki vermeliyim bilmiyordum, hasta bu adam. Bu adamın kişilik bozukluğu olduğuna yemin edebilirim! Uzun parmaklarımı kollarımın açık bıraktığı alandan içeri sokup çenemi tutmuştu. Parmak uçlarını yerleştirdiği çenemi usulca yukarı çekerek ağlamaktan kızaran gözlerimi ve burnumu göz önüne sermişti. Sıcak avuç içini boynuma yerleştirip baş parmağıyla kulak mememi okşuyordu, gözleriyle minik burnumun yanından yuvarlanıp sus çizgime düşen göz tanemi takip etti. Gözlerindeki yoğunlaşan akımı fark ettiğimde aklından geçeni anlamıştım, göz taneme takılı kalan gözleri bir anlık gözlerime tırmanmış olsa da çok kısa sürmüştü. Yüzünü usulca bana doğru yaklaştırmış gözlerini kapatmıştı dolgun dudaklarınından firar eden sıcak nefesi sus çizgimin üzerindeki ıslaklığı soğuttuğunda kafamı sağ tarafa doğru çevirdim. Nemli dudaklarını yanağıma bastırıp ayağa kalktı, tek eliyle kolumun altından tutup beni de kaldırmıştı. Tekrar uzun kollarını bedenime bir yılan gibi sararken yüzünü boyun boşluğuma bastırdı, kollarım olan biteni itiraz etmek için kalkmıyor ağzımdan hiçbir kelime çıkmıyordu. Keskin taze çekilmiş kahve kokusu ciğerlerime yerleşirken içimi bir hoş ediyordu, tüm bu olanların ilacı sanki bu kokuymuş gibi üzerime bir baygınlık rahatlığı çökmüştü ruhumu sarhoş etmişti.
Ne olup bittiğini anlamlandıramıyordum bir öyle bir böyle oluşu beni aptallaştırmıştı, bütün duyguları aynı anda yaşamış olmak beni aptallaştırmıştı. Omuzlarım düşmüştü artık kaldırabilene aşk olsun, içimde enerjisiyle hayat bulan Eva kendi köşesine çekilmiş olduğu yeri sessizliğe teslim etmişti.
"Duyduğun her şeyi unut, Şehnaz anne sana her şeyi düzgünce anlatacak şimdi odana geç dinlen biraz hadi."
Kollarının arasından uzaklaştırıp yüzüme bakarak söylemişti tüm bunları, az önce duyduklarımı nasıl unutmalıydım? Nasıl hiçbir şey olmamış gibi uyumalıydım... Ağlamaktan kızaran gözlerimi üzerine dikmiş hiçbir reaksiyon göstermiyordum, beynimin içine yer eden az önceki çığlıklar sürekli olarak takılı kalan kaset gibi aynı yeri çalıp duruyordu. Bana verilen odaya gitmek benim için fazlasıyla güçtü, evet dinlenmeye ihtiyacım vardı belki de biraz olsun bu gerçeklikten uzaklaşmaya ihtiyacım vardı ruhumun biraz serbest kalmaya ihtiyacı vardı. Hazara ait olan odaya ruhani bir kaç adımla ulaşmıştım. Dinlenmek için kendi odasını kastetmemişti fakat bir şey de dememişti, arkamdan gelmek yerine uzaklaştığını ayak seslerinden anlamıştım bu biraz da olsa beni sineye çekmişti.
Oda demeye bin şahit isteyen bu alan tam bir cansız bedenler için açılan bi' mezardı! Tavanı dahil olmak üzere duvarın dört bir yanı siyahın en koyu tonu ile boyanmıştı, yere serili olan halılar gri ve onu tamamlayan bütün mobilyalar grinin en koyu tonuydu. Yalnızca bir köşeye koyulmuş boy lambası dışında buranında aydınlatma dekoru yoktu, dikkatimi çeken boydan boya olan kitaplık olmuştu bir sürü eserin düzenle dizili olduğu kitaplık bu davar için fazlaydı. Buradan bakılınca kitap okuyan bi' herife hiç benzemiyordu üstelik üstadların elinden çıkan eserleri okuyacak birine hiç benzemiyordu! Kitaplığı bile siyahla dekore eden bu ruh hastası kendini ölüm karanlığına mı alıştırıyordu anlamıyordum! Kendini hazırlamıyorsa bile beni ölüm karanlığına her geçen dakika hazırlıyordu. Siyaha aşık olan benim bile bu oda içimi kararmıştı zaten bu karmaşanın içinde yok olmak üzereydim, birde bu oda yok oluşuma büyük bir destekçiydi. Bedenimi büyük yatağın üzerine bırakıp cenin pozisyonu almıştım, dizlerimi göğsüme kadar çekmiş derin bir nefes almıştım. Kafamı bin bir türlü soruyla meşgul eden düşüncelerimle karanlığın kollarına çekildim.
...
Genç kadın elindeki hastane raporlarıyla genç adamın koluna girmiş yorgun bedenini dinlendiriyordu, genç kadın henüz kızının varlığına alışamamışken birde erkek evladının olacağını öğrenmişti. Genç yaşta iki çocuk sahibi olmanın yanı sıra yanındaki genç adamın ruhuna bıraktığı yaralar onu korkutuyordu, yanındaki genç adamın genç kadının ruhuna açtığı ve açacağı yaraların bi' sınırı yoktu. Kadın evladının varlığını çok geç hissettiğinden karnındaki masum canın yaşamına son verememişti, genç kadın yorgun bedenini yanındaki umursamaz adamdan uzaklaştırmış ve donuk gözelirini ona çevirmişti.
"Bu oğlana babalık yapacak mısın Fatih?"
Genç adam yıllarca erkek evlat istemişti tanrıdan, yıllarca dualar etmişti bir oğlu olsun diye sevdiği kadının yanında olamadığı zamanlar koruyabilsin diye...
"Fatih sana bir soru sordum, bu oğlana babalık yapabilecek misin?"
Genç adam sesini çıkartmamıştı, genç adamın dilekleri kabul olmuştu bir erkek evladı olacaktı fakat genç adamı perişan eden kısımdı oğlunun sevdiği kadını koruyamayacak olması... Sevdiği kadının evladı değildi evladı...
Genç kadın anlaması gerekeni anlamıştı, kızı ve oğlu için ruhunu teslim etmeden önceki her değerli nefesinde dualar etmişti onların hiç ayrılmaması kaderlerinin kalpleri ve yüzleri kadar güzel olması için, dua etmişti her gece kızının karşısına babası gibi birisi çıkmasın diye ve dua etmişti her gece oğlunun babası gibi olmasın diye.
Giderken emanet etmişti oğlunu ve kızını ilk önce Allah'a ardından Maviyi Denize, Denizi Maviye...
Genç kadın ruhunu teslim etmeden önce emanet etmişti mavi denizin sonsuzluğuna oğlunun ve kızının babasına olan aşkını.
...
Uyanalı bir saat olmuş hala Hazarın odasındaydım ben uyurken odaya gelmiş üzerimi örtmüştü, çok derin uykuya sahip olmadığımdan yapılan en ufak seste uyanır çok geçmeden uyumaya devam derdim. Kargaşa sırasında beni benle yalnız bırakan içimdeki Eva geri gelmiş kös kös oturuyordu, kara bulutların bir benim tepemde gezdiğine kendime inandıracaktım. Camın önüne geçmiş gözlerimi alan güneşe inatla bakmaya çalışıyor gözlerimi körleştirmesini umursamıyordum, sizde 3 günden fazla bu adamla aynı havayı solumuş olsaydınız sizde kafayı benim gibi sıyırırdınız!
Kapının tok sesi ölüm sessizliği olan odayı doldurmuştu ardından kapanma sesi gelmişti.
"Uyanmışsın."
Sesinden gelenin manyak olduğunu anlamak zor olmamıştı, yalnızca kafa sallamakla yetindim.
"Küs müyüz?"
Küsmek mi? Akşam olanların bir çocuğun arkadaşıyla yaptığı oyuncak kavgası zannediyordu galiba.
"Konuşmayacak mısın benimle?"
"Çok konuşuyorsun."
"Ben mi?"
"Yok ben."
"Keşke."
"Bipolar."
"Sen hakaret etmekten başka bir şey bilmez misin Mabi?"
"Bilmem."
"Daha ne kadar trip yapacaksın?"
İçindeki Eva komik olmayan bi' şaka gibisin Gece Hazar Dindar diye hayıflanıyordu, sinirle nefes almış ardından kendimde o gücü bulanayınca kendimi rahatlatmak adına derin nefes almıştım.
"Yaşanılan ve söylenen sözler sizin için fazla gündelik olan rutininiz sanırım Hazar bey sizi pek etkilememiş maşallah formunuzdasınız."
Göz teması kurabilmek için arkamı döndüm sırtımı boydan boya olan cama yaslayıp kollarımı göğsümün altında birleştirdim, Hazar kitap okumak için koyduğu tekli konfor koltuğa oturmuş bacak bacak üzerine atmıştı. Tek dirseğini koltuğa yaslamış çenesiyle oynuyordu, bundaki vurdum duymazlık keşke biraz da bende olsaydı...
"Bizim ailede entrika bitmez yer fıstığı bünye alışık ne yaparsın."
"Hayırdır illegal işler mi yapıyor sizin aile zaten anlamadığım bi' düzeniniz bok gibi de paranız var normal iş yapmadığınız belli."
Ağız dolu kahkahası odayı doldururken dehşet içinde kalmıştım gerçekten 46lık raporunu nereye sakladığını merak ediyorum. Komik bir şey mi söyledim anlamadım ki andaval.
"Sen bana az önce mafya imasında mı bulundun? Valla ben mafya değilim ailemde de mafya işleri yok iş adamları ve kadınlarının bol olduğu kalabalık bir sülaleye sahibim sadece."
"Ya ya pavyon işletenlerde kurumuş kalmış dışarda içerde yüzüne bakılmayacak adamların son çaresi olan aletlerine bahar getirmek için kurulan bi' kurumuz diyordu zaten."
"Pavyon güzel yer."
Ukala, ukala, ukala.
"Ha birde senin gibi uçkuruna düşkün ve nefsine yenik düşen heriflerin özel kurumu."
"Ya sen bana laf yetiştireceğine şimdiye kadar teyzem kim dün anlattıkların doğru muydu diye sorman gerekmez miydi? Hiç merak etmiyor musun?"
Ediyor muyum etmiyor muyum bilmiyordum, tek bildiğim bazı gerçekleri öğrenmeye cesaretim yoktu. Olması imkansız olan iftiraların doğru olabilme ihtimali beni korkutuyordu, elbette öğrenmek istiyordum cesaret ettiğim bir gün. Dudaklarımı birbirine bastırıp burnumdan sıkıntılı nefes alıp verdim.
"En azından cevapları senden öğrenmek istemiyorum, bu yüzden sen bi' tur pavyona git bende huzura ereyim biraz burada."
"Tarla faresi kardeşin iyi ve keyfi de gayet yerinde."
Alakasız kurduğu bu cümle hayatımı kurtaran ilk yardım gibi gelmişti. Olduğum yerde dikleşmiş bu haberi bekliyormuş gibi bir anda ağzım kulaklarıma varmıştı, uzun bacaklarım sayesinde hızla dibinde bitmiştim. Ayaklarının dibine bağdaş kurup gözlerimi karşımdaki davara diktim, bir elimin avuç içini diz kapağına bastırıp sağ sola itekledim.
"Neredeymiş? Onu ne zaman görebilirim Hazar?"
Bir an için irkilmişti bunu beklemiyormuş gibiydi açıkçası bende beklemiyordum konu Enis olunca yapabileceklerimin pek bi' sınırı yoktu. Avucunun içini saçlarıma bastırıp yavaşça saçlarımı okşadı, kendimi gerçekten kedi gibi hissetmiştim. Belini bana doğru biraz kırıp yüzüme eğilmişti, yüzüne yerleştirdiği yan gülüş piç gülümsemesinin baya bir dışında sempatik bi' gülüştü.
"Ortalık durulsun kardeşini getireceğim, söz. Bakma bana öyle kedi kedi."
"Tamam o zaman."
Avucumun arasındaki dizini ittirip ayağa kalktım, üzerimi düzeltip kısa saçlarımı arkaya doğru ittirdim. Kurşun gibi gözleri bedenime değdiği her yere saplanıyordu, bedenimi geriye çekip hemen arkamdaki yatağın üzerine oturmuştum.
"Kızım... Sende de var biraz ara kontaklık he."
"Çok şükür üç gün havanı soludum damarlarıma işledi."
Kapının tıklatılmasıyla gözlerimi Hazardan çekip kapıya dikmiştim, Hazarın gel demesiyle içeri giren yarmanım maviş gözlü Yakup olduğunu görmüştüm.
"Aa benim ki."
Eh içimdeki Eva kadar bende sahiptim ucundan patavatsızlığa... Hazar kaşlarını çatıp hayırdır der gibi kafasını salladığında dudaklarımı oynatarak 'işine bak.' demekle yetinmiştim, bu da büyük adam olunca her şeye karışabileceğini sanıyor fındık.
Yakup maviş gözlerini yüzümü radara taabi tutuşunu hissettiğimde elayla sevişen yeşil gözlerimi ona çevirmiştim, bir an maviş gözlerini kaçıracak gibi olsa da kaçırmamıştı. Kız dalga geçiyoruz falan ama bu dalga bizi boğmasın, kız resmen bakışıyoruz diye söylenen içimdeki Eva dün gece sonuna kadar bitirdiği enerjisini nasıl toparlamıştı inanın bilmiyorum. Hazar dişlerinin arasından tıslayıp
"Seri ol Yakup" dediğinde Yakup irkilip gözlerini benden çekmiş ve üstündeki çeketin düğmesini iliklemişti. Duruşunu dikleştirip konuşmak için izin istedi, Hazar eliyle konuşmasına müsade verince bülbül gibi şakıdı bizim maviş.
"Hazar bey, Şehnaz anne bu hafta sonu ziyarete geleceğini haber verdi bilginiz olsun."
Hazar kafasıyla onaylayıp çıkması için eliyle kapıyı gösterdi,
"Kız maviş aman Yakup biraz rahat olsana ne diye karşında kraliçe varmış gibi konuşuyorsun, rahat ol biraz."
Hazar kara gözlerini bana ok gibi saplayıp bakışlarını çevirmeden konuştu,
"Yakup sen çıkabilirisin, Şehnaz anne binaya giriş yaptığında haber vermen yeterli."
Hala gözleri üzerimdeydi Allah'ın manyağı çek şu pis gözlerini üzerimden demek istesem de diyememiştim... Dün manyağın teki ile ruh deştirdiğini gördükten sonra damarına basmamaya yeminliyim.
Yakup odadan çıkarken Hazar hala bana bakıyordu hayır gözleriyle beni yiyordu, dudaklarımı birbirine bastırıp bu uzun süreli bakışmadan yine ilk kaçan ben olmuştum. Kasıklarımda hissettiğim ufak tefek ağrılar bana kırmızı alarm veriyordu hiç derdim tasam yokmuş gibi birde hasta olacaktım üstelik tatlı da yoktu, vay be! Elimi karnımın üzerine yerleştirip oturduğum yataktan kalktım, güneşin yavaş yavaş batmaya başladığı odanın içine sızan ışığından anlaşılabiliyordu.
"Ne? Ne bakıyorsun hala?"
"Korumalarıma ne zaman yürümeyi bırakırsın tahminen?"
"Korumaların... Ne zaman mafya olduğunu kabullenirsen."
"Mafya değilim."
"Koruman var?"
"Param çok."
"Götüm."
Bir anda dudaklarımdan fırlayıp tutamadığım bu hakaretin umarım beni Yüce Rabbime kavuşturmazdı, hayır yani korktuğumdan falan değil de ne bileyim içinde manyak yatıyor bunun kafayı yemiş ya bu salak salak. Çenesinin altında tuttuğu elinin işaret parmağını kendine doğrulttu,
"Bana mı dedin?"
Oturduğu koltuktan kalkıp bana doğru adımladığında birazcık gerilmiştir yani haksız sayılmazdım, bir kaç adım daha atıp dibimde bitmişti. Ellerini omuzlarıma bastırıp beni tekrar kalktığım yere oturtmuştu, benimle beraber eğilip yüzümüzü aynı mesafeye getirdi. İşaret parmağını yüzüne doğrultup yüzünü göstererek daire çizmişti.
"Sen hayatında bu kadar yakışıklı göt gördün mü?"
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım, yakışıklı olduğunu iddia ediyor olması komik değildi Allah var şimdi yakışıklı adamdı ama kafası arada bi' çekmiyordu. Uzun saçları, minicik kulakları, kömür karası gözleri ve dolgun dudakları özenilerek bir araya getirilmişti sanki. Yüzünü biraz daha bana yaklaştırdığında artık burun burunaydık, dudaklarımız arasında bir kaç santim boşluk kalmıştı. Bana biraz daha yaklaştığı her an taze çekilmiş kahve kokusu içimi bi' hoş ediyordu, kafamı boynuna yerleştirip saatlerce koklasam ne yapıyorum lan ben demezdim... Her anı karman çorman olmuş bi' hayatın içerisinde üzülmek için çok gençtim, benden önce büyüklerim arasında olup biten hiçbir şey beni ilgilendirmez. Gerçekten bir teyzem varsa benim için olmamaya devam edecekti, gerçekten annem böyle bi' halt yediyse... İşte o zaman toparlanamayabilirdim, yıllarca annem gözümde yeni doğan bebekten daha günahsız, bir melekten daha temizdi. Enisle bize çizilen bu profilin bir günde yanması yalnızca hayallerimizi değil bizi de yakıp kül edecekti. Dürüst olmak gerekirse ben babamın ihanete uğradığını düşünmüyordum, ben babamın maalesef ki kopyası gibiydim ve benim annem ihanet etmiş olsaydı yıllarca ağızlarından düşürmezlerdi bunu sürekli yüzümüze vururlardı. Sürekli babamı yüceltir annemi gömülü olduğu toprağın altına tekrar tekrar gömerlerdi, hastane raporlarını alır binanın her köşesine kayıp ilanı gibi asarlardı ben baba tarafımın karanlık yüzünü çok iyi bildiğimden Hazarın dediklerini ciddiye almamıştım bu yüzden kendime bu kadar dert etmemiştim. Hazarın annesine benziyor olmam tamamen dünyanın kurallarından biriydi, insanlar çift yaratılmış kaderimiz bu şekilde yazıldıktan sonra atılan hiçbir iftiraya kulak asamazdım. Dün beni korkutan Gece'nin cennete yansıtan karanlığıydı, dün beni ağlatan cehenneminin açılan kapılarıydı. Öğrenmem gereken gerçekler vardı ama bunların arasında anneme dair hiçbir şey yoktu.
"Evet gördüm."
Şaşkınlıkla aralanan gözleri kendimi daha fazla tutamama neden olmuştu, kahkahamı dışarı salıvermiştim.
"Kimin götünü gördün lan?"
Yüz ifadesi zaten yarılmama sebep olurken her konuşması beni gülmekten ağlatacaktı, bu adam gerçekten olaydı. Gözlerimden yaşlar akarken kendimi geriye doğru atıp uzandığım yerde tepine tepine gülüyordum, Hazar bir dizini yatağa bastırıp üzerime doğru eğildiğinde gülüşüm yavaş yavaş kendini içeri çekmişti. Ne alem adam bu yahu, tek elini kafamın yanına bastırırken bedenin tek bir tarafınıda vücuduma bastırmıtı. Avucunun içini yanağıma bastırıp sıcaklığını tenime işlerken baş parmağıyla gözümde akmayı bekleyen göz yaşıma bastırıp hafifçe silmişti, sıcak nefesi yüzümü yalarken içimde sönmüş olan ateşi geri alevlendirmişti.
"Göz yaşını yalnızca güldüğün zamanlar silmek istiyorum."
İçimde uçuşan kelebekler neyin nesiydi bilmiyorum fakat bir şeylerin doğru olmayış şekli beni artık rahatsız etmiyordu, karşımdaki bu adam her geçen gün beni hükmediyordu. Gözlerimi keskin yüz hatlarında gezdirip çene hattından dudaklarına ulaşmıştım bir süre dudaklarına takılı kalmış ardından bir sevgilisi olduğu düşüncesi güneş gibi aramıza doğarken ellerimi omuzuna yerleştirip yavaşça yana doğru itmiştim.
"Şimdi ne oldu? Ne dedim ben amına koyayım."
"Terbiyesiz."
"Ne terbiyesizliğimi gördün?"
"Hangi terbiyesizliğini görmedim ki?"
"Henüz hiçbirini."
Sakladığı en değerli silahı olan ukala maskesini çıkarıp tekrar suratına yerleştirmişti, son cümlesine göz kırparken yüzümü buruşturmuştum.
"Sen iflah olmaz bi' hastasın."
"Sende çok normal sayılmazsın."
Daha neyimi gördü de konuşuyor inanın bilmiyorum, uzun kolunu üzerime atıp beni kendine doğru çekmeye çalıştığında eline hızla vurmuştum. Dışardan şakalaşan evli çiftler gibi durduğumuza yemin edebilirim...
"Sen nasıl bi' mafyasın ya az heyt höyt de çiçek saçan mafya mı olur."
"Senin kaybolan parçan nerede ya vallaha gidip bulacağım, ya kızım ben mafya falan değilim."
Sürekli beni kavramaya çalışan eline vurup kendimden uzak tutmaya çalıyordum ama olacak gibi değildi asla rahat durmayacaktı, bir çırpıda uzandığım yerden kalkıp ona doğru el salladım.
"Çiçekçi mafya ablan kaçar artık zindanıma dönüyorum."
"Senin odan burası."
"Hayır burası senin odan."
"Evet benim odam ve senin odan da burada."
"Hani ben burada tek yatak görüyorum."
"Kitaplığın arkasında."
"Ya bi' siktir git bende inandım da seni dinliyorum. Hadi iyi geceler masal dünyanda, söz Alisle konuşup aranızı yapacağım yatağın altından falan başka diyarlara geçersiniz beraber."
Adımlarımı hızlandırıp kapının oraya ulaşmış kapıyı açmadan kendi kendime kıkırdamıştım, yavaş yavaş ona alışıyor olmam beni korkutuyor olsa da sanırım korktuğum şey başıma geliyordu. Hazarın karanlığına yavaş yavaş çekiliyordum ve bunu artık bile isteye yapıyordum...