"Ya kızım bi' saniye gel kendi gözlerinle gör ne diye boş laf yapıyorsun."
Hazar merdivenlerin başında tuvalete gitmekten çekindiği için annesinin bacağına sarılan küçük çocuk gibi koluma yapışmış zorla odadaki kitaplığa götürmeye çalışıyordu. Gerçekten bazen bana kendinin hasta olduğunu inandırıyordu, dudaklarımı sıkıntıyla birbirine bastırıp derin nefes aldım ellerini kolumdan ittirmeye çalışsam da nafile.
"Tamam anlaşma yapalım, kolumu bir saniye bırak hemen anlaşmayı sunayım."
Hazar anlaşma fikrine sıcak bakmıştı duyar duymaz kolumu serbest bıraktığında üstümü başımı düzelttim, kısık bi' öksürükle konuşmaya başladım.
"Bak şimdi ben odaya bak- aaaa" işaret parmağımla cam tavanı gösterdim, "Kuşa bak cama yapıştı!"
Hazar merakla kafasını yukarı kaldırırken hızla arkamı dönüp merdivenlerden aşağı koşturmaya başladım.
"Kuş cama yapışsa ses çıkmaz mı lale!?"
Kahkaha eşliğinde merdiveleri hızlı hızlı iniyordum, salak kız bu saf saf. Hemencik inandı yani bu kadar çabuk inanmasını beklemezdim en azından. Merdivenlerin sonunda gözüme değen yarmaları görsem de umursamadan koşuşturmaya devam ettim netice de artık bana alışmışlardır diye umut ediyorum!
Hazarın ayak seslerinin bana yaklaştığını duyunca istemeden küçük bir çığlık atmıştım sobelenirsen ölersin Eva, hadi kızım Eva yapabilirsin!
"Yakup! Erdem! Tutsanıza ulan kızı!" Hazarın köpekleri bir an harekete geçsede çoktan aralarından pire gibi geçmiştim, artık düz yol olan koridorda deli danalar gibi koşuşturuyorduk.
Benden daha yaşlısın, sigara kullanıyorsun kesin alkolde kullanıyorsundur şimdiye kadar bayılman lazımdı davar! Bunların hiç birini bile yapmayan ben ve hala gencecik olan bedenim birazdan yere bok çuvalı gibi düşüp kalacaktı yeter bayıl artık!
Peşime kendisi yetmezmiş gibi bir de köpeklerini takmıştı inatla yakalamak için elinden geleni yapıyordu, zemin kata inene kadar devam eden koşuşturma ben durana kadar durmayacak gibiydi ama ben durmamaya ant içtim bugün burada ilk bayılan ben olmayacağım!
"Lan siz nasıl adamlarsınız! Ben size para ödüyorum size binayı emanet ediyorum ulan siz daha küçücük kızı yakalayamıyorsunuz!"
Dişlerinin arasından hırlayan Hazar beyciğim bana bir teşekkür borçlusun, sayemde zevksiz binanı kimlere emanet ettiğini uygulamı bir şekilde görmüş oldun!
"Her bak kuş diyene bakan mafya mı olur seni fazla yaşatmazlar çiçekçi mafya!"
Cümlenin sonuna eklediğim kahkaha tüm koridoru doldurmuştu, bina çalışanlarının iğneleyici bakışlarını üzerimde hissediyor aralarında fısıldadıklarını duyuyordum. Şu an için istediklerini yapsınlar çünkü ben aşırı eğleniyordum, hayır aşırı ölüyorum yeterr!
Kafamı arkama çevirdiğimde yüzünde bir gram yorgunluk ifadesi olmayan adamları görmem benim direkt olarak elenmeme sebep olmuştu, bu izbandutları yorulacağı yok anam köpeklerin kediyi kedinin fareyi yakalamaya çalışmasındaki bu kısır döngüden ilk elenen ben olacaktım.
Zaten durmak için kendimi yavaş yavaş frenlerken bir el beni kolumdan tutup durdurdu. Hadi ama nedir bu kol tutma sevdası!
"Biliyor musunuz ben elimi kolumu birisi tutmadan ayakta kalabilmeyi öğreneli çok oldu!"
Yorgun gözlerimi kolumu tutan yarmaya çevirip bırakması için kolumu sallasam da bırakmamıştı.
"Canım benim sana diyorum alo? Çekmiyor heralde bunun anteni bunu camın yanına götürün çeksin bu yazık."
Nefes nefese bir şekilde önümde duran Hazar avuç içlerini dizlerine bastırıp önümde biraz eğilmişti, dudaklarımı birbirine bastırıp alaycı maskemi yüzüme takındım.
"Afferin en sonunda doğru yolu buldun, böyle itaat et bana."
Kafasını kaldırıp yoğun siyah gözlerini yüzüme dikti.
"Sen benimle dalga mı geçiyorsun?"
Nefes nefese konuştuğu için can çekişiyormuş gibi görüntüsü içimde yükselen kahkahayı harlıyordu ama gülersem beyaz ışığa doğru koşacağımı da biliyordum.
"Az sigara iç silahlı adamlar seni kovalasa tak beyninden vurulurdun ki sen İbrahim Tatlıseste değilsin ki hayatta kalasın valla boylardın mafyalar cehennemine." Belli belirsiz gülsem de içimde gülmekten ağlayan Eva neredeyse ölmek üzereydi!
"Canım benim aloo! Kız bıraksana beni. Bırakta tek başıma nasıl ayakta duruyorum göstereyim bi' şok olun"
Kolumu tutan yarma kolumdan elini yavaşça çektiğinde yorgunluktan titreyen bacaklarım az önceki isteğime küfürler yağdırıyordu.
"Yarma beyciğim şimdi siz beni tutunda ben size sonra özel olarak gösteririm."
Yüzüne bakıp yalancı bir gülüş sergiledim, koruma kolumu bıraktığında canı kalmayan kolum belimin üstüne doğru düştü.
"Ya kardeşim sen Eva'nın dediği her şeyin tersini yapma hipokrat yemini mi ettin bu nedir ya böyle bir şey olabilir mi ya böyle bir şey olabilir mi ya."
Beni takmadığı her halinden belli olan bu yarmadan bana bir çay kaşığı kadar hayır gelmezdi, seni eledim çocuk adam.
Koşuşturma sırasında dağılan üstümü başımı düzeltip gözlerimi Hazara çevirmiştim, hiçbir şey yapmadan öylece bana bakıyordu. Nefesini düzene sokmuş rahatlamış bi' havası vardı bana teşekkür etmelisiniz Hazar bey siz ve korumalarının sayemde spor yaptınız. Hazar koşuşturma sırasında bozulan saçlarını eliyle düzeltip alnından aşağı akmaya hazır bekleyen terlerini elinin tersiyle silmişti.
"Odana çıkalım Mavi, odamıza."
Fesuphanallah taktı odaya, takıntılı da ha bu adam. Sıkıntıyla nefesimi yanaklarıma doldurup dışarı saldım, belli ki ben onun hayal dünyasına giriş yapmadan beni salmayacaktı. Ben kendime inatçı derdim de Hazar sürümünü gördükten sonra ben hiçbir şeymişim.
"Tamam anlaş-" Hazar hızla sözümü kesti. "Hayır bir anlaşma falan yok." Aman be! Eliyle arka tarafında duran merdivenleri göstermişti. Aklı sıra bana şuradan yol al diyordu fındık.
"Peki peki ağlama çıkıyorum, asansörü kullanalım ama enayi gibi birde merdiven çıkmak istemiyorum."
Hazar beni kafasıyla onaylarken adımlarımı asansöre doğru çevirdim, fındık sanki onaylamasan bu yorgunlukla merdiven çıkardım. "Beni bekle." Gözlerimi devirdim.
"Sende bensiz işeyemez hale geldin iyice he."
Uzun bacakları sayesinde bir çırpıda yanıma ulaşıp uzun kolunu omzuma attı, istemsizce yüzümü buruşturup elayla sevişen yeşil gözlerimi Hazara diktim.
"Destek almadan yürünemediğini adamların senden öğrenmiş sanırım."
Adımlamaya devam ederken yüzünü bana çevirip yoğun siyah gözlerini gözlerime dikti.
"Çok konuşuyorsun." Dudaklarım o şeklini alımıştı.
"Bu benim lafım, rol çalma."
Dudağının sağ kısmı hafifçe kıvrılmıştı, biri bu adama tam gülmümsemiyorken bile gülümseyişinin çok yakıştı mı söyleyebilir mi?
"Ruhunu çalmak istiyorum, rolünü değil." Gözlerimi bir anlık gözlerinden kaçırdım ve tekrar gözlerimizi birbirine kenetledim.
"Beni öldürmek mi istiyorsun?"
Dudaklarını birbirine bastırıp içinde yükselen gülme isteğini zorla bastırdığı yüzünün her halinden belliydi.
"Hiç romantik değilsin."
Gözlerimi devirip bu uzun süreli bakışmadan yine kaçan taraf ben olmuştum,
"Konu sen olunca romantiklik biraz saçma kalıyor, ondan hep yoksa bak." Diyip kafamı arkama doğru çevirip Yakubu çenemle gösterdim. "Mavişle biz çok mutluyuz."
Hazar göz ucuyla arkamızdan gelen Yakuba bakıp tekrar bana baktı, elini çeneme yerleştirip kafamı öne çevirirken garip bir ses tonuyla konuştu.
"Sal korumalarımı." Elimle çenemdeki elini ittirip "Tabi efendim." Demekle yetindim.
Cam asansör olduğumuz kata gelmiş ve çoktan içerisine doluşmuştuk, Hazar omzundaki kolunu çekmiş önündeki korumalarla anlamadığım işi hakkında bir şeyler konuşuyordu. Çok geçmeden Hazara ait olan katta durmuş ve kapılar açılmıştı, ilk korumalar inmiş ardında Hazar en son ben inmiştim.
Korumalar merdivenden aşağıya yönelirken alt katta bekleyecek olduklarını anlamıştım, Hazar tek bir kelime dahi etmeden odaya doğru ilerlemiş bende annesini takip eden yavru ördek gibi peşinden ilerlemiştim. Ne kadar çok uyumuş olsam da içimde hızla büyüyen bi' yorgunluk uykusuzluk vardı, Hazarın kapıyı sertçe açmasıyla irkilmiştim. Sadece dudaklarımı oynatarak 'öküz' desem de içimdeki Eva sesli söyle diye yalvarmıştı. Evacığım üzgünüm ama saatlerdir at yaşındaki atlar gibi koşan sen değilsin benim, ruhum yoruldu az sus dinlen.
Bir çırpıda içeri giren Hazar'ı takip edip hemen odaya girdim, ardımdan krem rengi kapıyı parmak uçlarımla ittirip kapanmasını sağladım. Hazar komidine ilerleyip orada bir şeyleri kurcalarken bende hızla aşina olduğum bu odanın yatağına ilerleyip kendimi yatağa doğru attım.
"Kapı açılırken Ali Baba ve kırk haramilerdeki adam gibi açıl susam açıl mı diyeceksin? Ben diyeyim mi hiç açıl susam açıl diyince açılan kapım olmadı."
Komidinden bir şeyler alıp bol eşofmanının cebine attıktan sonra bana dik dik bakarak yanımdan geçmişti.
Ne sizin daha önce 'açıl susam açıl' dedikten sonra açılan 'kapan susam kapan' dedikten sonra kapanan kapınız oldu mu?
Hazar eliyle kalkmam için komut verdiğinde kalkmış kitaplığın önüne geçmiştim, Hazar elini duvara asılı olan tek tabloyu ittirdiğinde çıkan tok ses ardından gıcık bir sesle kitaplık dönmeye başlamıştı. Dudaklarım o şeklini alırken gözlerim şokla aralanmıştı, az önce içimi bayıltan yorgunluk şok dalgasıyla bataryası bitmiş telefon gibi beş dakika da yüzde yüz şarj olmuştu. Hazar alayla kaldırdığı kaşlarıyla bana bakarken 'ne oldu göt gibi kaldın.' dememek için kendini zor tutuyor gibiydi.
Boğazından yükselen yutkunuş kulaklarımı doldururken sanki marifetmiş gibi gösterdiği bu yola olan şaşkınlığım yalnızca beş dakika sürmüştü, içimde yükselen enerjiyle Hazarın omzuna orta hızla geçirdim.
"Benimde bok gibi param olsa bende yaptırırdım böyle garip yerler."
Hazar kafasını iki yana sallayıp bir şey dememekle yetinmişti, eliyle açılan kapıyı göstererek geçmeme müsaade etmişti.
Çok uzun olmayan bu dar koridoru renklendiren sırayla yanıp sönen led ışıklardı, gözümü alan ışıklar biraz sinir bozucuydu.
"Koridorun yılbaşı ağacına benziyor."
Bi' insan hem renksiz bir o kadar nasıl renkli olabilirdi anlamıyorum, benim gibi onunda içinde yaşayan başka birisi olduğundan eminim artık en azından.
Uzun gibi gözükse de çok uzun olmayan bu koridor biraz garip dekore edilmişti, anladığım kadarıyla bu katın alt kattaki odaların sıralı düzenini es geçmesinin sebebi bu yoldu. Buranın yalnızca üç odaya sahip olması alt katın yurt katlarına taş çıkartacak olmasının sebebi buymuş demek. Oda niyetine böyle illegal bi' yol yapmışlardı, garip tarzları var...
Yolun sonunda her evde bulunan normal(!) olan beyaz iki kapıya ulaştığımızda arkama dönüp hangisi diye işaret parmağımı iki kapı arasında gezdirdim.
“Birisi lavabo birisi oda zaten ikisi de sana ait ne diye soruyorsun."
Dudaklarımdan yükselen 'tch' sesiyle gözlerimi kapatıp burnumdan nefes vermiştim.
"Hani ben müneccim boku yemedim ya Hazar ondan olabilir mi? Ayrıca bana ait falan da değil ilk fırsatta bu ruh hastanesinden taburcu olacağıma inanabilirsin."
Gözlerini sıkıca kapatıp beni geçiştirmek adına yaptığı 'aynen kardeşim Aras kargo' kafa sallaması sinir bozucu olsa da daha fazla laf yetiştirmek istememiştim.
Hazar kapıyı açmak için yanımdan geçerken bilerek bedenini bedenime sürtmüştü zaten dar olan bu yol nefesimi kesiyorken birde fiziksel temasa hiç gerek yok Hazar beyciğim diyecek kadar patavatsızlaşmadım sakın olun... Ama yine de tenime değen tenin her türlüsü beni alt üst ediyordu. Hadi ama Eva ne bu vurdun duymazlık kendine gel! Bunca zamandır dayandık yine dayanırız, hadi kızım Eva! Gözlerini önümden geçerken gözlerime dikmiş yavru kuzu gibi bana bakıyordu, uzun boya sahip olsam da onun yanında kısa kalıyordum bu yüzden bana bakarken sürekli kafasını eğmek zorunda kalıyordu. Gözlerimi yine ve yine bu bakışmadan kurtaracak ilk kişi ben olmuştum, bakışlarımı ondan kaçırırken beklemediğim bir anda iki parmağının arasına sıkıştırı verdi minik burnumu, sıkarken yüzünün aldığı hal nedense çok şirin gelmişti içimdeki Eva'ya...
İçindeki zehiri akıttığı saatten sonraki her saat Hazarın yaptığı ve yapacağı her şey içimdeki Eva'nın hoşuna gidiyordu sanırım içimdeki Eva'nın bana benim Evaya itiraf etmemiz gereken bir şey vardı, dışarda görsek sümüğümüzü bile atmayacağımız bu adama yavaş yavaş alışıyorduk. Yavaş yavaş yanındaki dolu yere yedek parça gibi yerleşiyorduk... Tamamen isteksiz olan bu his bizi birbirimize çekiyordu, gözle görünmeyen kaderin kırmızı ipi bizi birbirimize bağlıyordu. O her kimle taktıysa kırmızı ipi ucu o kişi de değil bendeydi sanki, sanki fark etmeden emanet ettiğim o ipin sahibi benmişim gibi. Düşüncelerimi hızla pata küte bölen yine Hazarın öküz gibi kapıyı açma sesiyle olmuştu. "Bir gün bir kapı elinde kalacakta hayırlısı be gülüm." Cümlemin sonu ikimizinde aynı anda yüzünü buruşturmasına sebep vermişti, bu da beni çok güldürmüştü.
Kapı açıldığında bugünün ikinci şokunu yaşıyordum az önce karanlığa bürünen odanın aksine daha aydınlık olan bir odaya gelmiştik, özenle yerleştirilen yatağın karşısı Hazarın odasındaki gibi full camdı. Birçok ışıkla dekore edilmiş bu oda sanki küçük bir kız çocuğuna aitti, bir sürü peluş oyuncakla dekore edilmiş bu oda tam benim zevkime uygundu! Duvarında asılı olan kedili saat boş kalmasın diye süslendirmek amaçlı kullanışmış küçük aynalar ve bir sürü estetik fotoğraflar vardı, dış askılık olarak kullanılan stüdyolarda ve mağazalarda daha çok görünen bu askılıkta genç kıza ait bir sürü ceket, mont ve gömlek tarzı şeyler vardı. Ekstra olarak beyaz büyük bi' dolap daha vardı muhtemelen onun içi de genç kıza ait kıyafetlerle doluydu, odanının bütünlüğünü sağlayan aynalı komodin ve komidinin üzerinde bir sürü marka bakım ürünleri vardı. Camın bir kenarında oturmak için puflar hemen arkasında ise bi' bilgisaray masası ve üzerinde sınav için hazırlık kitapları vardı ama maalesef ki bilgisaray yoktu, odanın tamamı soft renklerle dizayn edilmişti güya bana ait olan bu oda gerçekten çok güzeldi!
"Bu kadar güzel bakacağını bilseydim ilk geldiğin gün getirirdim lan seni buraya."
Al işte, iki dakika gözlerimin zevkle sevişmesine izin vermiyorsun. İki dakika kendi dünyamda kalmama izin vermiyorsun al ya bakmıyorum! Dememek için neredeyse kendimi yırtıyordum netice de ters düşersem bu odadan olabilirdim, hiç böyle entrikalara gerek yok... Yüzüme yerleştirdiğim yalancı gülümsemeyle sadece parmaklarımla tamam işareti olan halk dilinde top olan şekli vermiştim. Bir anlık o da halk dilinde anlamış olacak ki bi' afalladı daha sonra rahatlar gibi el kol hareketi yaptı, salak.
Parmak uçlarımı özenle dizayn edilen bu odanın çalışma masasının üzerinde gezdiriyordum.
"Bu oda bana aitse aşağıdaki kimindi?"
Arkamı kolaçan etmek için döndüğümde Hazar çoktan koca yatağın üzerine yayılmıştı, sağ tarafına doğru yatmış kolunu kırıp dirseğini yatağa bastırmış kafasını elinin üzerine sabitleyip asalak asalak bana bakıyordu. "Denizin." Bir an için afallamış ve konuşmak için hamlede bulunacağım sıra sözümü kesmişti.
"Tarla faresi olmayan Denizin, kız kardeşimin."
Anlamış gibi beni düzeltmiş olması içime su serpmişti. Kollarımı göğsümün altında birbirine kenetleyip kalçamı masaya dayamış Hazara tamamen dönmüştüm.
"Enisten bahsetmişken tam olarak ne zaman biter bu kargaşa Enis hayatı boyunca hiç bensiz kalmadı daha fazla dayanabileceğini sanmıyorum."
Konu kardeşim olunca akan sular dururdu benim için aslına bakacak olursanız Enis biraz kırılgan bir çocuk, tabiri caizse çıt kırıldım bir çocuk. Görünüşü yapılı ve erkeksi dursa da içinde minik bir çocuk yattığını onu tanıyan herkes bilirdi, belki de onu bu zamana kadar anneannem el bebek gül bebek büyüttüğü için böyleydi bilmiyorum fakat çok emin olduğum bir şey var ki narin bir çocuktu Enis.
"Tarla faresini bende orada tutmak istemiyorum ama onu düşündüğümden falan değil başına çok değer verdiğim bi' kardeşimi gönderdim herif benim bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafasında olan kardeşimi bile manyak etmiş. Dağhan beni aradı daha ilk günün gecesi bak, aradı 'abi ne zaman alacaksın bu veledi başımdan' dedi inanabiliyor musun?"
Sustu dudaklarını bastırıp derin bir nefes aldı,
"Dedem teyzeni bu hisse sevdasından vazgeçirdiği vakit gelecek tarla faresi, teyzen sadece para odaklı olduğundan imza yetkisinin tarla faresi olmadan sana geçtiğini bilmiyor."
Onu onaylamak adına kafamı sallamıştım, tam konuşacağım sıra tekrar sözümü kesti.
"Buraya gel," eliyle yatağın yanındaki boşluğu vurarak gösterdi "Güneş doğup uyuyakalana kadar sormak istediğin her şeyi sor."
Gitmek ve gitmemek arasındaki ince çizgi de kalsam da gitmenin daha iyi olabileceğini düşünerek yatağa ilerledim, yataktaki boş kısıma bağdaş kurup yerleştim. Benim gelmekle beraber Hazarda doğrulup benim gibi oturmak yerine uzun bacaklarını yataktan sarkıtıp bacak bacak üzerine atmıştı, göz ucuyla onu takip ederken başlamam için bi' işaret vermesini bekliyordum.
"Ne? Sormaya başla işte sanki her şeyde izin bekliyormuşsun gibi." No sormoyo boslo osto, gerzek. Aslında merak ettiğim her şeyin cevabını almıştım bu yüzden aklımda çok soru yoktu, aklıma gelen ilk soru ile açılışı yapalım bakalım.
"Kaç yaşındasın?"
"25" dudaklarım o şeklini alırken gözlerini bana doğru çevirdi.
"Daha küçük duruyorum değil mi?"
"Hayır daha yaşlı." Sabır diler gibi kafasını çevirdiğinde gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Gerçekten mafya değil misin?"
"Hala emin olmaya çalışman çok komik... İç mimarım ben ve ailemde Dindar otellerinin sahibi normal otel işletmeciliği yapıyorlar işte abuk subuk işler yok." Çok bilmiş tavrımı yüzüme yerleştirmiş sanki bu işleri çok iyi biliyormuş gibi yorum yapmaya hazırım!
"Kesin oteldeki kitaplığın arkasında kumar oynatıyorsunuzdur." Oturduğu yerde kahkaha attığında kahkahasının şiddetiyle yatak bile sallanmıştı, gülerken bana döndüğü sırada kalbime bir ok gibi saplanan sızı bütün organlarıma kanser gibi yayılmıştı.
Çok güzel gülüyordu allahsız...
Gözlerinden akan yaşı uzun parmağının tersiyle silip oturduğu yerde bağdaş kurdu, yönünü bana doğru çevirip bedenini bedenime yaklaştırdı bir an için heyecan tüm bedenimi ele geçirse de bunu dışarıya vurmamıştım. Elini bol eşofmanının cebine atıp bir kutu çıkarttı, kutunun içini açıp içine özenle yerleştirilmiş ilacı çıkartarak gözlerini bana dikti. Sanırım odaya girdiğimizde komidinden bu ilacı almıştı, kremin kapağını açıp uzun parmağına biraz sıkmış ve bana doğru uzatmıştı. Boştaki eliyle çenemi kavrayıp hafifçe başımı yukarı kaldırmıştı,
"Hayal gücünü hafife almamalıyım yer fıstığı."
Parmağının ucundaki kremi boğazımda olan kader izlerine dokunmuş ve sanki kırılacak bir eşyaymış gibi narin tenim üzerinde kremi yediriyordu. Bir an için yutkunduğumda parmağının altında kayıp giden boğazımda düğümlenen tozun gidişini hissetmişti, tek kaşı yutkunmama reaksiyon gösterilmiş gibi havalanmıştı.
"Niye kimse sana Gece demiyor?"
Boğazımda ki parmağı geri çekilecek gibi olsa da çekmemiş yaptığı ufak çaplı masajı yapmaya devam etmişti.
"Yalnızca bir kişiden duymayı seviyorum, o kişiden duymadığım halde." Omuzlarım isteksizce kalkıp inerken dudaklarımı büzüştürdüm.
"Neden duymadığım birinden duymayı sevesin ki?"
Güler gibi bir ses çıkarttı, acaba benim annemle olan yaklaşımım gibi bir yaklaşım mıydı Gece onun için.
"Çünkü bir tek o kişinin isminin yanında anlam buluyor."
Cümlesi ruhuma işlerken demek istediğini anlamam çok uzun sürmemişti. Ah... Anlam kazanması yalnızca sevdiği kişinin adıyla olurdu ve çoktan bir anlam kazanmıştı.
"Anladım," parmağını boğazımdan çekerken. "Hayır anlamadın." Dedi.