19 Haziran, 2010
Hakkari'nin Şemdinli İlçesi Gediktepe Üst Bölgesi'ne yapılan saldırı sonucu 11 asker şehit düştü.
Hakkari, Şemdinli.
İki askerin refakatiyle sorgu odasından ellerini kollarını sallaya sallaya çıkan Giray sakal tıraşı olmak için istediği malzemelerle karakolun banyosuna gitti. Yüzbaşının karşısına çıkarılacağına o kadar emindi ki, saç sakal karışmış gitmek istemiyordu karşısına.
Aynanın karşısında işlerini halledip ellerini yıkarken gözlerinin kızarıklığının hâlâ gitmeyişine bir küfür savurup ellerini verdikleri havluya sildi. Üstündeki kazağın yakasını şöyle bir düzeltip saçlarını geriye doğru taradı.
Dudaklarında hınzır bir gülümseme vardı ve sorgu odasına geri dönmeyen yüzbaşıyla kim olduğunu öğrendiğini anlamıştı. Şimdi sıra Giray'daydı.
Banyodan çıktığı anda kapının önünde onu bekleyen Baturalp'in endişeli bakışlarıyla karşılaşınca bir kaç saniye duraksadı. Yüzünü inceleyen adam yanına gelip yüzündeki yaraları süzer gibi baktı ve bakışları Giray'ın boynuna kaydığında dudaklarını biribirine bastırdı. Giray'ın umrunda olmayan izler boynunda kocaman bir elin izini çıkartmıştı.
Baturalp yüzbaşı yine acımamış diye düşünürken uğraşmak zorunda kaldığı bir muhabir yüzünden Arman'ın daha da öfkeleneceğini bilerek Giray'a acır gibi "Allah kolaylık versin" dedi.
Ne demek istediğini bir kaç saniye anlamayan Giray suratına boş boş baktıktan sonra "Ha" deyip güldü.
Baturalp onun gülüşünü gördüğünde kaşlarını yukarı kaldırarak Giray'ı süzdü. Karşısındaki adam ya deliydi ya da yürek yemişti.
Giray onun şaşkınlığına gülümsedi sadece ve yürümek için ileri doğru bir kaç adım attı. Onun arkasından gelen Baturalp ise üç gün boyunca ateşler içinde hayatta kalmaya çalışan adamın bu kadar sağlam ve dayanıklı olmasını beklemediği için biraz şaşkındı ama Giray'ın direncine de hayran olmuştu. Ara ara revire gidip onu kontrol ettiğinde ranzada yatan adama üzülmüştü ve yüzünü incelediği adama yakın hissetmişti kendini.
Hızlıca kendine gelen Baturalp onu yüzbaşının odasına yönlendirmek için önüne geçti ve "Bu taraftan" dedi koridorun en sonundaki odayı göstererek. Giray sakince başını saklamakla yetindi ama içini yiyip bitiren, zafer kazanmış hırslı bir adamın gülüşü vardı dudaklarında.
Baturalp onu kapının önünde durdurup "Burda bekle biraz" diyerek kapıyı çalarak içeri girdi.
O girdiğinde Giray fırsatı değerlendirip koridoru incelemeye, duvarda asılı çerçevelere bakmaya başladı. Duvarlarda karakola yapılan baskınlarda şehit düşen askerlerin fotoğrafları ve künyeleri vardı. Onları gördüğünde gözlerini hüzünle kapatıp öfkeyle açtı. Hepsinin intikamını almaya yemin etmiş askerlerden bir farkı yoktu Giray'ın da. Ama o intikamlarını farklı yollardan alıyordu.
Odanın kapısı açıldığında resimleri incelediğini gören Baturalp kaşlarını hafif çatarak Giray'a baktı. Giray'ın arkasını döndüğünde onun yüzünde gördüğü öfkenin nedenini anlamak ister gibi gözlerini kıstı.
"Komutan içerde, seni bekliyor."
Giray yüzündeki ifadeyi düzeltip sakince başını sallayarak Baturalp'in kenara çekilmesiyle odanın kapısının önünde durdu.
Baturalp yanından uzaklaşmadan önce Giray'ı uyarmak ister gibi "Sakın mevkini ya da tanıdıklarını kullanmaya çalışma, yüzbaşının umrunda olmaz senin kim olduğun, kendi topuğuna sıkarsın " dedi.
Giray neden bunu söylediğini çok iyi biliyordu ama Arman'la hesaplaşması gereken bir ölüm kalım savaşı vardı. Hızlıca başını sallayıp odanın kapısını açarak içeri girdi.
Kapının hemen karşındaki masada oturan Arman kapının sesiyle önündeki kağıtlardan başını kaldırıp karşında duran adama baktı. Giray rahat hareketlerle onun masasına doğru yürüyüp masanın önündeki koltuğa kendini bıraktı. Onun ne yaptığını kaşlarını çatarak izleyen Arman ise oturduğu koltukta arkasına yaslanarak tek kaşını kaldırdı.
Giray kendinden emin bir gülümsemeyle bacağını bacağının üstüne atıp "Şimdi gerçek bir tanışmaya hazır mıyız Yüzbaşı Arman Savaş Akat?" dedi.
Arman karşısında rahat rahat oturan adamın hareketlerine yumruklarını sıkarak koltuğunda doğrulup yumruklarını masasının üstüne koydu. Gözlerinden geçen bir kaç saniyelik karanlık ve öfkeden sonra Giray'ı ürpertecek bir ses tonuyla "Hazırız ağzında altın kaşıkla büyümüş küçük ukala muhabir" dedi.
Giray duyduğu cümlelerle kanında kaynayan öfkeye dur demek ister gibi bacağını indirip koltukta öne doğru eğildi.
"O altın kaşıktan çok katran içtim ben yüzbaşı."
Arman, karşısındaki adam değil generalin torunu Sultan Süleyman bile olsa kendi mıntıkasında asla iltimas göstermeyeceği biriydi. Buralara kadar bileğinin gücüyle gelmişti ve dışarıdan gelen torpilli bir adamın karşısında asla eğilip bükülemezdi.
Masanın üstündeki yumruklarını gevşeterek öldürücü bir gülümsemeyle "İstihbaratı kimden aldığın anlaşıldı" dedi ve ardından arkasına tekrar yaslanarak "Neden savaş muhabiri olmaya karar verdin? Küçük maceralar zevklerin arasında sanırım, nasıl olsa başına bir iş gelse tüm ülkeyi peşine takabilecek bir babaya sahipsin" dedi.
Giray sinirli bir gülüşle başını iki yana salladı. Oturduğu koltuktan kalkıp Arman'ın masasının önünde durdu. Ellerini masanın üzerine koyup Arman'ın gözlerinin içine baktı. Sorgu odasında göremediği griye çalan mavi gözlere kaşlarını çattı.
"Evet, o yüzden 24 gün boyunca bir dağın başında onlarca teröristin arasında saatler süren işkencelere maruz kalıp tek kelime konuşmadım. Evet, o yüzden beni kurtarmaya değil de dağlarda terörist kampı olduğu istihbaratını alıp dağları başıma yıktınız. Evet, o yüzden daha ailemin sesini duyamazken konuşmama izin vermeyip nefesimi kesmeye çalışan bir yüzbaşının elinden kurtuldum."
Giray sustuğunda Arman da ayağa kalkıp sakince ellerini masasının üstüne koyup Giray'ın yüzüne doğru yaklaştı. Gözlerini kısarak karşısında korkusuzca duran adama baktı.
"Sana konuşman için bir şans vermiştim."
Giray sinirle dişlerini sıkarak Arman'ın yüzüne iyice yaklaştı.
"Doğru, sadece bir saniye. Öldürmek için programlanmış ellerinden sadece bir saniye kurtulabildim."
Arman tek kaşını kaldırarak ellerini masada yumruk yaptı.
"Bir askerin inine girebildiğine şükret muhabir, seni o mağaradan çıkarttığıma, üç gün boyunca hayatta kalmanı sağladığıma şükret" diyerek gözlerini boynuna indirip tekrar yüzüne baktı. "Tekrar nefes alabildiğine şükret" diyerek cümlesini tamamladı.
Giray'ın karşısındaki yüzbaşına yenilmeye niyeti hiç mi hiç yoktu. Sinir bozucu bir gülümsemeyle Arman'ın gri gözlerine baktı.
"Hayır, hâlâ elimde olan belgelere şükretmeliyim asıl, o belgelere ihtiyacın olduğunu biliyorum yüzbaşı."
Arman hıhlayarak "Askerlerimin birinin bile burnu kanamadan o mayın tarlasından geçmem gerekiyorsa senin elindeki haritalara ihtiyacım yok, gerekirse önce kendim geçerim o yollardan" dediğinde, tok sesiyle konuşan Arman'ın ciddiyetini kavrayabilmek için kaşlarını çattı Giray.
Arman onun bekleyişini fırsat bilerek hızlıca geriye doğru çekilip masadan uzaklaşarak kapıya yöneldi. Kapının önünde bekleyen askere sert sesiyle "Muhabirin kışlaya teslimi için kobrayı hazırlayın" dedi ve kapıya doğru yaklaşan Giray'a dönüp "Seni ailene kavuşturacağım muhabir, doya doya konuşursunuz" dedi ve Giray'ın çıkması için kapıyı sonuna kadar açtı.
Yumruklarını sıkarak karşısına dikilen Giray yenilmenin öfkesiyle Arman'ın gözlerine dişlerini sıkarak baktı ve "Hayır, dağlara geri döneceğim. Kameramı ve çantamı alacağım. Her şeyim onun içinde" dedi.
Odanın kapısında onların çekişmesini izleyen Baturalp hafifçe öksürerek "Komutanım" dediğinde Arman öfkeyle ona dönüp "Gidin şunun küçük oyuncaklarını alın gelin" dedi ve masasına geri dönerken "O burada kalacak, ortalıkta avlanmayı bekleyen geyik gibi dolanmasın" diyerek koltuğuna oturdu.
Giray olanca öfkesiyle Arman'ın masasına gidip yumruk yaptığı elini masasının üstüne koydu.
"Bu burada bitmedi yüzbaşı, yine görüşeceğiz."
Arman üniformasının bileklerini düzelterek rahat hareketlerle arkasına yaslandı.
"Görüşelim küçük bey."
Giray dişlerini sıkarak ters ters Arman'a bakarak geri geri adımladı ve kapının önüne geldiğinde sinsi bir gülüşle arkasını dönüp kapıdan çıktı. Bu gülüşü gören Baturalp ise dudaklarını biribirine bastırarak "şimdi bittik" diye düşündü.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Giray'ın verdiği konumla yola çıkan kobranın içinde garip bir gerginlik vardı çünkü aracın içinde başını oturduğu koltukta arkasına yaslayarak gözlerini dinlendiren Giray'ın varlığı dört askeri ve üsteğmeni geriyordu. Sivillere alışık olmayan askerler onun neden bu araçta olduğunu sorguluyordu. Çünkü Giray Yüzbaşı Arman'a direnerek "Ben de onlarla birlikte gideceğim, kamerama ve çantama kimsenin dokunmasına izin vermiyorum, bu yaptığınız özel hayatın gizliliğine ihlal" diyerek ayak diretmişti ve en sonunda Arman da pes edip "Bırakın gelsin, ölecek yer geziyorsa ona istediğini verin" demişti.
"Allah Allah" diye mırıldanan Siraç'la herkes ona baktı. O ise gözleri kapalı Giray'ı kaşlarıyla işaret etti.
Üsteğmen'in ona dönen sert bakışlıyla yanaklarını içine doğru çökertip "Bilemiyore" diyerek tüfeğini kucağına alarak sarılıp başını arkasına yasladı.
Onun hareketlerine gülmemeye çalışan ekip ise dudaklarını birbirine bastırıyordu.
Bir kaç saatlik sessiz yolculuktan sonra Giray kamerasını gömdüğü yere yaklaştıklarında Baturalp'e dönüp "Burada komutanım, duralım" dediğinde Baturalp hızla başını sallayıp aracı süren askerine seslendi.
"Ediz, dur."
Ön koltukta temkinli hareket eden Ediz "Emredersiniz komutanım" diyerek aracı dağların başladığı toprak arazide durdurdu.
Önce inen Baturalp'in arkasından Aybora, Siraç, Tan ve Merih inip çoktan aracın etrafını sararak tüfeklerinin namlularını dağlara çıkartmışlardı.
"Gidelim" diyen Baturalp'le arkasından giden Giray toprak yolda ilerlemeye başladılar. Onların etrafında bir çember olarak onları takip eden ekip gözleriyle dağları tarıyordu, herhangi bir canlı gördükleri anda bir saniye bile düşünmeden o tetiği çekeceklerdi. Aracın yanında bekleyen Ediz ve Gökmen ise aracın güvenliği için kobranın bir kaç adım gerisinde ellerinde tüfeklerle dağları izliyorlardı.
Parça parça söktükleri dağlarda teröristlerden geriye sadece sinsi bir sessizlik kaldığını hepsi biliyordu. Bir gün bu dağları tekrar parça parça sökmek için geri döneceklerdi. Zamanla aşınan dağlar bünyesinde yüzlerce teröristi barındırmış ve askerler tarafından paramparça olmayı sessizce kabullenmişti. Düşmana ev sahipliği yapmaktansa yok olmayı göze almıştı sarp kayalıklar.
Giray yakalanmadan önce gömdüğü çantasının ve kamerasının olduğu araziye geldiğinde arkasından gelen Baturalp'e döndü.
"Mayın dedektörüne ihtiyacımız var komutanım, sınırın ilerisinde mayınlar olduğunu biliyorum. Çanta toprağın altında."
Baturalp kaşlarını çatarak uzun uzadıya koca bir araziye baktı ve şokla yanındaki Giray'a döndü.
"Delirdin mi be adam, çantanı mayın tarlasına mı sakladın?"
Giray düşünür gibi yaparken gözlerini kısarak kurak araziye baktı, ardından omuz silkerek Baturalp'e döndü ellerini beline koydu.
"Birinin arayacağı en son yer gözünün önüdür komutanım."
Baturalp deli bu adam der gibi başını iki yana sallayarak arkasındaki askerine dönüp "Siraç, Aybora, tarayarak ilerleyin" dedi.
İkisi de aldıkları komutla sırtlarına taktıkları dedektörleri çıkarıp "Emredersiniz komutanım" diyerek önlerine geçti.
Onlar iki yandan araziyi tarayarak ilerlerken Giray önlerindeki uçsuz bucaksız topraklara baktı. Gömdüğü yerin üzerine koyduğu taşı taşımak için verdiği zorlu mücadeleyi hatırlayınca üzgün bir gülümsemeyle etrafındaki taşlara baktı, en büyüğünü ve en ağırını koymuştu üstüne.
Taşı gördüğünde eliyle işaret ederek "Orada" dediğinde hepsi o yöne doğru ilerlemeye başladılar.
"Orada mayın olmadığına eminim" diyen Giray diğerlerinin önüne geçip emin adımlarla taşa yaklaştı.
Taşın büyüklüğünü gören Tan ve Merih, Giray'ın geri çekilmesini söyleyerek taşı yerden kaldırıp biraz uzak bir yere bıraktılar.
Kalkan taşla yeri eşeleyen Giray, onu izleyen askerlerden bir haber yerin dibine kadar gömdüğü çantasına ulaştığında sevinçle "İşte burda" diyerek çantayı çekip çıkarttı. Hızlıca çantayı açıp içindeki kameraya baktı, onunda altında olan ve bir kaç parça kıyafetinin arasına buruşturarak koyduğu haritalara baktı. Hepsinin yerinde olduğunu teyit ettikten sonra rahat bir nefes verdi. En son çantanın en dibine koyduğu metal parçayı el yordamıyla kontrol ederek çantayı kapatıp sırtına attı.
Giray eğildiği yerden kalkıp arkasında onu merakla izleyen askerlere dönüp zafer kazanmış bir gülümsemeyle baktı.
"Şimdi güç bizde arkadaşlar, teröristlerin amına koyacağız."
Siraç ve Ediz onun söylediğiyle kahkahayı patlattılar. Tan "Tövbee" diyerek başını iki yana salladı. Baturalp ise diğerlerinin kahkahasına eşlik ederek çantasını sıkı sıkı tutmuş gülen Giray'a kaşlarını çatarak bakıyordu.
O an anlamıştı, bu adam deli falan değildi düpedüz manyaktı ve tanıdığı birine çok benziyordu. Bir an onda gördüğü gülüşü görmüştü Giray'ın dudaklarında. Bu onun yutkunmasına sebep oldu.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Karakola geri döndüklerinde Baturalp olan biten her şeyi komutanına rapor etti. Giray'ın kamerasına ve çantasına kavuştuğunu söylediğinde Arman umursamaz bir tavırla "İyi o zaman adamı birliğe teslim edin gitsin, daha fazla etrafımda merceği olan bir adam istemiyorum" dedi.
Ama Baturalp'in bir şeyler söylemek ister gibi baktığını gördüğünde hafif kaşlarını çatarak "Ne var yine Baturalp?" diye sordu.
Baturalp söyleyip söylememek konusunda kararsız kalarak bakışlarını odada gezdirdi ve sonunda "Komutanım muhabirin elinde ciddi belgeler olduğunu düşünüyorum yoksa bu kadar diretmezdi. Düzgünce oturup konuşsak mı?" diye sordu.
Yüzbaşı Arman bir bitmediniz der gibi oflayarak "Konuşulacak biri değil Baturalp, adam generalin torunuyum diye caka satıyor karşımda, adamı öldürmeden konuşabileceğimi sanmıyorum" dediğinde Baturalp başını aşağı yukarı salladı. Doğruydu, Giray kolay birine benzemiyordu ve karşılığı olmadan belgeleri vermeyeceğine emindi.
Arman sinirle önündeki kağıtları iterek "Zorla almak istesem bu defa ciddi anlamda başımız belaya girer" dedi.
Baturalp bu da doğru diyecekken çalan kapının sesiyle arkasını döndü. İçeri giren Gökmen tekmil vererek Arman'ın masasına doğru yürüdü.
"Komutanım, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan bir yazı geldi. Kuzey Irak'ın sınırından bu tarafa doğru gelen terörist grubun olduğuna ve karakola baskın yapacaklarına dair istihbarat alınmış."
Arman hızla koltuğundan kalkıp önündeki kağıda baktı. Tam da Giray'ın söylediği gibi bir baskının haberi verilmişti. Baturalp'e bakıp ellerini yumruk yaptı.
"Tüm askerleri hazırlayın yola çıkıyoruz. 48. Hudut Tugay'ından destek ekip isteyin."
Baturalp "Emredersiniz komutanım" diye selam verip çıkmak üzereyken odaya giren Gökmen korkarak elindeki bir diğer kağıdı Arman'a uzattı.
"Komutanım bir de bu var."
Arman kaşlarını çatarak onun elindeki kağıdı aldığında Baturalp gitmek üzereyken durdu.
Arman kağıtta okuduğu yazıyla kağıdı masaya çarpar gibi fırlattı.
"Ne lan bu? Bu ne biçim emir?"
Baturalp ve Gökmen korkuyla birbirine bakıp Arman'a döndüler.
Arman ise yumruklarını sıkarak gözlerini kapatıp bir kaç saniye bekledi, ardından her zamanki öfkesiyle gözlerini açıp Baturalp'e baktı.
"Muhabiri getirin buraya, adam Kuzey Irak'a bizimle gelebilmek için emir çıkarttırmış."