Zeynep dosyayı çantasına koyduğunda bunun sadece bir araştırma olmadığını biliyordu. Bu, yıllardır saklanan bir hayatın kapısını aralamaktı. Gizli çocuğun varlığı artık bir ihtimal değil, kanıtlı bir gerçekti. Ama gerçeğe ulaşmak, onu kabullenmekten daha zor olacaktı.
Murat’la birlikte ilk durakları, kasabanın eski sağlık ocağı oldu. Bina terk edilmişti. Duvarlar dökülüyor, camlar kırık camlarla doluydu. Ama bodrum katında, kilitli bir dolap hâlâ duruyordu.
— “Burada tutulmuş kayıtlar,” dedi Murat.
— “Resmî olmayanlar.”
Dolabı açtıklarında eski defterler çıktı. Doğum tarihleri, anne isimleri, eksik baba hanesi… Ve bir satırda küçük bir işaret:
M.Ç.
Meryem’in baş harfleri.
Zeynep’in nefesi kesildi.
— “Bu o,” dedi fısıltıyla.
Defterin kenarına düşülmüş bir not vardı:
“Bebek, Denizli’ye gönderildi.”
Bir şehir ismi. Bir yön.
Ertesi gün Denizli’ye gittiler. Şehir kalabalıktı, izler daha belirsizdi. Yıllar geçmişti. Bebek artık yetişkin biriydi.
Bir sosyal hizmet binasında eski evlat edinme kayıtlarına baktılar. Çoğu belge silinmişti. Ama bir dosyada tanıdık bir isim çıktı:
Elvan Kara
Doğum yılı, tarih… Her şey uyuşuyordu. Aile bilgileri eksikti. Ama dosyada bir adres vardı.
Zeynep elindeki kâğıdı buruşturdu.
— “Ya beni istemezse?”
Murat sakin bir sesle cevap verdi:
— “O zaman bile bilmeye hakkın var.”
Adrese gittiklerinde, küçük bir tamir dükkânı gördüler. Kapıda asılı tabela yıpranmıştı. İçeriden metal sesleri geliyordu.
Zeynep kapıda durdu. Adım atamıyordu. Sanki içeri girerse kendi hayatı ikiye ayrılacaktı.
Kapıdan orta yaşlarda bir kadın çıktı.
— “Buyurun?” dedi.
Murat konuştu.
— “Elvan Kara burada mı?”
Kadın başını salladı.
— “O benim,” dedi.
Zeynep’in kalbi duracak gibi oldu. Kadının gözleri… Aynı gözler.
Zeynep kendini tanıtmadı. Edemedi. Sadece kadına baktı. Elvan bakışlarını kaçırdı ama sonra tekrar Zeynep’e döndü.
— “Bir şey mi arıyorsunuz?” diye sordu.
Zeynep yutkundu.
— “Sadece… birini.”
Elvan’ın yüzünde tanımlanamaz bir ifade belirdi.
— “Ben de,” dedi sessizce.
Dükkândan ayrıldıklarında Zeynep titriyordu.
— “O benim ablam,” dedi.
— “Ve bunu bilmiyor.”
Murat başını salladı.
— “Ama hissediyor olabilir.”
O akşam Zeynep annesini aradı.
— “Onu buldum,” dedi.
Telefondaki sessizlik uzun sürdü.
— “Hazır mısın?” diye sordu Meryem sonunda.
Zeynep pencereden şehre baktı.
— “Hazır olmak diye bir şey yokmuş,” dedi.
— “Ama artık geri dönemem.”
Ve iz, artık bir yola dönüşmüştü.