Halanın ani kaybının ardından gelen şaşkınlık ve üzüntü, zaman geçtikçe unutuldu. Kasaba yine eski kapalı hayatına döndü. Fakat hiçbiri bilmiyordu ki bu kaybın ardından bazı insanların hayatı değişmişti. Halanın defininden sonra gereken bütün dini vecibeler yerine getirildi. Halaya ait mülkler, kendi çocuğu olmadığı için Aziz ile Kemal'e kaldı. Ürke bu devir işini sakince seyretti, ağzını açıp tek laf etmedi. Çünkü peyderpey taşıdığı hazine kendisine fazlasıyla yeterdi. Vicdanı da oldukça rahat. Artık hala da olmadığına göre tutması gereken sözler de yoktu.
Kemal, sabahın henüz tam ortalığı aydınlatmadığı erken bir vakitte, duyduğu kapı sesi üzerine şöyle bir gözlerini araladıysa da uyku galip geliyor. Yanında sakin nefesler alan karısının yumuşacık ve sıcak bedenine sarılıp uyumaya devam ediyor. Yavaş yavaş güneş üzerlerine doğuyor derken. Nuray, uyanıypr. Kocasının sımsıkı bedenini saran kollarından kurtulmak için Kemal'i biraz itiyor. Kemal:
-" Yat yavrum, daha erken. Hadi sarıl bana." dese de Nuray onu dinlemiyor. Etrafına kulak kabartıyor.. Bugün her zamankinden farklı geliyor kadına. Kaynanasının her sabah yaptığı rutin işlerin sesi yoktu bugün. Bu merakla kalktı yerinden, üzerine günlük entarisini giydi, başına yazmasını bağladı. Usulca oda kapısını açtı, şöyle bir etrafı kolaçan etti. Birkaç adımda kayınvalidesinin odasının önüne geldi. Kulağını kapıya dayadı, çıt yok. Kapısını tıklattı, cevap alamadı. Mutfağa, bahçeye baktı, yine yok. Kümesteki yumurtalar bile alınmamıştı. Tekrar kayınvalidesinin odasına döndü, tekrar kapısına vurdu, yine ses yok. Yavaşça kapıyı açtı, odaya girdi. Kimse yok, hatta yatağı bile bozulmamıştı. Şaşkınlık üstüne şaşkınlık yaşıyordu bugün. Ortalığı telaşa vermeyeyim, belki bir komşuya gitmiştir, biraz daha bekleyeyim diye düşündü. Ürke'nin yapması gereken işlerle başladı güne. Önce kümesten yumurtaları aldı. Sonra ahıra geçti, hayvanları sağmak istese de yapamadı. Hayvanlar kendini yabancı bildiklerinden huysuzlandılar, o da vazgeçti. Mutfağa geçip kahvaltıyı hazırlamaya girişti. Tam çayın suyunu ısınsın diye ocağa koymuştu ki:
-" Hayırlı sabahlar. Anam yok mu?!" diyen İclal'in sesiyle boş bulunup sıçradı.
-" Ay korktum birden."
İclal güldü:
-" Dur ben de yardım edeyim sana." derken mutlu mutlu gülümsüyor. Ama, sorusuna cevap alamadığından tekrarlıyor:
-" Anam nerde?!"
Nuray biraz düşünceli, biraz esrarengiz:
-" Bilmiyorum, sabah kalktığımda yoktu. Ben de şaştım. Hiç böyle kaybolmazdı."
-" Gelir elbet, belki pazara ya da bir komşuya gitmiştir." diyen İclal:
-" Bahçeden domates, salata, biber koparıp gelirim hemen." diye ekliyor. Kapıdan çıktığı an sıcağı hissediyor. Bu yaz sanki her zamankinden daha sıcak geçiyor. Önce bahçedeki tulumbaya gidip elini yüzünü yıkıyor, sular boynundan göğsüne doğru süzülüyor. İki güçlü kol birden belini kavrayınca ufak bir çığlık atıyor. Zorla kurtulup ardına dönüyor, Azize sarılıp öpmeye başlıyor dudaklarından. Aziz panik halinde:
-" Kız dur! Anam görürse ayıp olur." diye geri çekiliyor.
-" Anam yok ki evde."
Aziz de tuhaf oluyor birden:
-" Yok mu?! Anam sabah sabah bir yere gitmez ki. Hayırdır inşaallah!" dedikten sonra İclal'in öpüşlerine karşılık vermeye başlıyor. İnsan sevdiğiyle nasıl da mutlu oluyor.
-" Öhhü öhhü!" Öksürmesiyle ikisi toparlanıyor. Kemal uyanmıştı, onları uzaktan sarmaş dolaş görünce böyle bir şeye gerek duyuyor kendilerini toplamaları için. İclal apar topar mutfağa gidiyor.
-" Hani domatesler, salatalar, biberler?!"
-" Aaa unuttum ben onları. Şimdi koparıp gelirim." diyor İclal kıkırdayarak.
Nuray az çok tahmin ediyor olanları.
-" Aşk işte!.." yanıtını verip çapkın çapkın gülüyor.
Elinde tepsiyle onun ardından bahçeye çıkıyor. Tepsidekileri masaya bırakırken:
-" Anam yokmuş ha?!" diye soruyor Kemal Nuray'a.
-" He. Sabah kalktığımda göremedim. Belki bir işi çıkmıştır, gelir şimdi."
-" Bana demeden bir şey yapmaz o. Bir gariplik var bu işte ya gelince anlarız."
İclal topladığı domatesleri dilimliyor hiç konuşmaya karışmadan. Ama, bu laflar onun da merakını arttırıyor. Kayınvalidesi nereye gitmiş olabilir ki?
Kahvaltıya başlıyorlar, nasıl olsa birazdan Ürke gelir diye. Biraz daha rahat yayılıyorlar sofraya. İclal eliyle besliyor Aziz'i. Aziz halinden memnun. Kemal ile Nuray'ın hali de onlardan pek farklı değil. Kanları deli akıyor damarlarında. Bu durum da bir fırsat olmuştu. Sanki evli değil de sevgiliymişler gibi cilveleşiyorlar. Bir zaman da böyle geçiyor. Sonra bir durgunluk çöküyor üzerlerine. Bekleyiş uzadıkça bir huzursuzluk hissediyorlar. Ve bu tedirginlik gittikçe artıyor. Neredeyse öğle oluyor. Ürke hâlâ yok. Gelinler masayı toplamaya başlıyor.
-" Ağabey ne dersin? Çıkıp bir arayalım mı anamı?!"
-" Bilmem ki! Hiç böyle yapmazdı. Kalk o zaman önce evin inşaatına bir bakalım sonra kahveye doğru bir uzanalım."
İçeri geçip giyiniyorlar.
-"Nuray biz çıkıyoruz Aziz'le! Belki anamı da görürüz! diye sesleniyor hanımına. Nuray ve iclal sesizce uğurluyorlar eşlerini.
Evden çıkıp ilerlerken:
-" Oğlum bir şey mi oldu?" diyen Hüsmen Dayının sesiyle irkiliyorlar. Kemal:
-" Ne oldu ki böyle sordun?!"
-" Sabah namazından sonra camiden çıkarken anneni gördüm. Galiba şehre gidiyordu."
Aziz ve Kemal'i ikinci bir şok dalgası kaplıyor.
-'Yooo bir şey olmadı, anamın da nereye gittiğini bilmiyoruz." diyor Aziz.
İhtiyar Hüsmen Dayı haberi verdiğine memnun:
-" Döner oğlum, merak etmeyin. Herhal bir işi var, deyip ayrılıyor yanlarından.
Aziz ile Kemal boş boş bakıyorlar birbirlerinin yüzüne, yorumsuz ...
O gün her zamankinden tuhaf bir şekilde geçmeye devam ediyor. Evlerinin inşaatına uğruyorlar. Binanın yapımı hızla devam ediyor. Ağabey kardeş yanyana evlerde mutlu yaşıyacaklar. Oradan ayrılıp kahveye yollanıyorlar düşünceli adımlarla. Kahveye girince önce bir selam sabah faslı oluyor, sonra büyük bir çınar ağacının altındaki masaya oturuyorlar bir süre hiç konuşmadan. Bugün burası da sıkıcı. Yerlerinde duramıyorlar. Suskunluğu Aziz bozuyor:
-" Sence anam şehre altınları bozdurmaya gitmiş olabilir mı?!"
-" Hiçbir fikrim yok, ne desem yalan olur. Dönmesini bekleyeceğiz, başka çare yok."
Aylak aylak etrafa bakınıp zamanın geçmesini bekliyorlar. Kahveye gelenler, gidenler; bağına bahçesine gidenler bir süre oyalıyor onları. Derken:
-" Sıkıldım, eve dönelim. Nasıl olsa annem eve gelecek."
-" Hadi gidelim!" diye ona hak veriyor Aziz. Kalkıyorlar oturdukları yerden, yine düşünceli düşünceli eve varıyorlar. Bahçe kapısını açıp içeri ilk giren Kemal oluyor. Her şey bıraktıkları gibi. Nuray ve iclal işleri bitirmişler, bahçedeki sedirde oturuyorlar.
-" Anam geldi mi?!" diye soran Kemal'e karısı:
-" Yok daha gelmedi" yanıtını veriyor. Çaresiz onlar da birer iskemle çekip oturuyorlar ve bekliyorlar. Sessizlik öyle yoğun bir hal alıyor ki kimse bozmaya cesaret edemiyor. Hepsinin aklında bir sürü ihtimal. En çok da Kemal'i zihnini kemiren bir kurt var. Acaba diyor, sonra hemen ardından, yok canım olmaz diyor. Sanki kendi kendine fısıltıyla konuşuyor.
-" Ağabey olmayacak ne?!"
-" Hiçç öyle kendi kendime..."
-" Kendi kendine ne?!"
-" Gel şöyle biraz yürüyelim seninle."
-" Oluuuur." diyen Aziz daha bir meraklı.
Bahçenin uzak bir köşesine varınca Kemal:
-" Anam evlenmiş olabilir mi?!"
Aziz bu cümleyle sarsılıyor:
-" Ne diyorsun ağabey sen?!"
-" Aklıma başka bir şey gelmiyor. Düğünümüze yakın bir şeyler gevelediydi de önemsememiştim."
-" Ne demişti sana?!"
-" Daha gencim, mutlu olmak benim de hakkım gibi bir şeyler."
-" Demeeee..." Aziz attığı ufak çığlığın ardından çöküyor yere, bu sefer başka bir soru geliyor aklına:
-" Kiminle evlenecek ki bu kadın?!"
-" Vallahi ben de bilmiyorum. Eve bir gelse her şey belli olur da bu beklemek beni delirtiyor."
Aziz artık susuyor, çöktüğü yerde bulduğu bir çubukla toprağı eşeliyor. Bir yandan da sesli düşünüyor:
-" Vah halimize, bu yaştan sonra ne evlenmesi?! Bizi rezil edecek herkese..."
Bu sefer de Kemal susup kalıyor. Anasının huyunu bilirdi, isterse yapardı ve kimse engel olamazdı.