16

1147 Words
       Ürke'nin dönmemesi, kasabada ayrı bir merak konusu oluyor. Bu merakı körükleyen de geçen günler. Neredeyse bir hafta olacaktı. Her kafadan ayrı bir söylenti yayılmaya başlıyor. Bunları iki başlık altında toplayabiliriz. Birinci grup rivayetlere göre Ürke sevdiğiyle kaçmış ve bir daha dönmeyecek. İkinci türe göre Ürke'nin başına bir felaket geldi ve bir süre sonra cesedi bulunucak. Kemal ve Aziz geçen zaman içinde deliye dönüyorlar. Kasabanın güvenlik birimine kayıp başvurusunda bulunuyorlar. Ama en ufak bir haber gelmiyor analarına dair. Söylentileri yorumlamaktan başka ellerinden gelen bir şey yok. Bu kadın bir adamla gitmiş olsa çoktan nikâhı kıyıp dönerdi çünkü, bu kadar malı mülkü, altını bırakıp gitmezdi. Ya başına bir iş geldiyse?! Parası için kaçırılıp sonra da öldürülüp bir tenhaya atıldıysa. Bu ikinci düşünce asıl korkutucuydu. Kemal oturduğu sedirde günlerdir yaptığı gibi hâlâ kara kara düşünmekte. Aziz karşısında ondan beter. Olay ne olursa olsun dönüp dolaşıp nedeni paraya çıkıyor. -" Ağabey annemin odasını arayalım mı?!" diyen Azize Kemal bir süre konuşmadan bakıyor. Sonra: -" Bilmem ki... Sonra anam gelince kızmasın?!" -" Sence anam eve dönecek mi? Benim merak ettiğim, o gece parça parça taşıdığımız altınlar nerede?!  Giderken onlardan yanına aldı mı? Ya da bize kimseye söylemememizi sımsıkı tembih ettiği halde kendisi başka birine söyledi de mi yok edildi?" -" Tamam, haklısın. Odasınıı elden geçirelim, hem belki bir ipucu buluruz. Yalnız İclal ile Nuray'a belli etmeyelim," -" onlar zaten bahçede çamaşırla meşgul. Sesizce ararız." İkisi de merakla annelerinin odasına gidiyor. Kapıyı da sımsıkı kapatıp nereden başlasak anlamında şöyle bir bakıyorlar evvela. -" Aziz sen şu yükllükteki yatak, yorgani indir. Hem altındaki sandığa bak hem de şiltelerin arasına. Ben de yatağının yanındaki dolabı arayayım." Aziz tek laf etmeden dürülerek konmuş yorganları ve yatakları indirmeye başlıyor.  Kemal önce annesinin yatağının altını gözden geçiriyor. Sonra da yanındaki dolabı açıyor, kendince ıvır zıvır dediklerini boşaltıyor. On, on beş dakika süren hummalı bir aramanın ardından elleri boş birbirlerine bakıyorlar. İkisinin aklından da az çok aynı şey geçiyor. Anneleri akıllı bir kadın, altınları öyle bir yere saklamıştır ki şeytanın bile aklına gelmez.  -" Azizzz! Nerdesin?!" seslenmesiyle toparlanıyorlar.  -" Hadi çıkalım, sonra yine ararız, şüphelenmesinler." diyen Kemal kapıdan adımını attığı an İclal ile burun buruna geliyor. -" Ne yapıyorsunuz burada?" diye soran kadına önce cevap vermiyorlar, salona geçip yine sedire oturuyorlar. İclal ısrarlı: -" Ne oluyor?" -" Hiç canım! Belki bir ipucu buluruz diye anamın odasına baktık." diyor Aziz. -" Ee  var mı bir şey?!" -" Yok!.." -" Çamaşır bitti. Acıktıysanın yemek hazırlayacağız." Aziz ve Kemal yine birbirlerine baktılar. Ağızlarının tadı tuzu kalmamıştı. -" Siz hele bir çay demleyin. Yemeği sonra düşünelim." cevabını veren Kemal, kalkıp bahçeye çıkıyor, Aziz de peşinden gidiyor. Bir süre düşünceli düşünceli geniş bahçeyi adımlıyorlar. Zaman geçmiyor, herhangi bir bilgi yok. Tek duydukları o sabah analarının erkenden kasabaya gittiği ama, o da doğru mu acaba?! Aziz düşünmekten yorgun bir iskemle çekip oturuyor masanın başına, bir süre sonra Kemal de yanına oturuyor. Ne yapmalı, ne etmeli?! Arpacık kumrusu gibi yine düşüncelere dalıyorlar. Nuray bardakları masaya bırakıyor: -" Biraz sonra çay demini alır, getiririm." İki adam da bir şey demiyor. Genç kadın tekrar mutfağa yöneliyor. Tam da bu anda evin bahçe kapısı bir anda ardına kadar açılıyor. Anaları karşılarında. Ürke bir kaç adım attıktan sonra arkasına dönüp: -" Gelsene!" diye birini davet ediyor içeri. Bir an kapıda görünen adam Aziz'i ve Kemal'i şaşkına çeviriyor. İkisi de fısıldar gibi aynı ismi söylüyor: -" Cemil..." Cemil geliyor ve kolunu annelerinin omzuna atıyor: -" Biz şehirde evlendik."  Bomba haber yerle bir ediyor bahçeyi, sanki bir enkazın altındalar. -" Anne neden bize demedin?!" diyen Aziz küçük bir çocuk gibi saf. -" Tabiî diyeydim de karşı çıkaydınız! Bin bahane bulaydınız! Bazı şeyler tez halledilmeli! Biz de öyle yaptık. Önce nikah sonra da birkaç gün balayı yaptık kocamla. Var mı itirazınız?!" diyen Ürke vahşi bir atmacaya benzemişti ve karşı çıkacak herkesi parçalamaya hazır. Kemal konuşacak oluyor bu sefer: -" Senin kocaman oğulların var, gelinlerin var." Ürke bu sefer daha fevri: -" Bu gitti hiç istemediğim kızla kaçtı, sense meğer önceden Nuray'la işi pişirmişsin! Bana doğruluk dersi mi veriyorsunuz şimdi?! İkiniz de susun. Cemil artık benim kocam! İstemeyen çekip gider, zorla tutmuyorum! Ben de hayatımı yaşamak, mutlu olmak istiyorum!" Bahçede çıt çıkmıyor bir an. İclal evin kapısından çıkıp da kaynanasını ve Cemili görünce elindeki çaydanlığı yere düşürüyor. Bu sesi duyup da gelen Nuray da aynı dehşet içinde kalıyor. -"Allahın sakarı! Git yeni bir çay demle bize, yorgunluğumuzu atalım!" dedikten sonra Ürke kocasına dönüyor: -" Gel hayatım yıkanıp paklanalım, üstümüzü değiştirelim sonra çayımızı içelim." Cemil biraz tedirgin ama kadını dinliyor ve eve giriyorlar. Kemal sırtına gelen ani bir yükle çöküyor adeta. Aziz hâlâ şaşkın: -" Ağabey ne olacak şimdi?! Bu adam bizde mi kalacak?!" -" Duymadın mı oğlum! Evlenmişler. Anam isterse hepimizi dışarı atar bir Cemil kalır. Gerçek bu!" Aziz kabusun etkisinde, bir türlü kabullenemiyor olanı. Bu Cemil denilen adam, anasından altı yedi yaş küçük. Kasabada seseriliğiyle tanınıyor. Varlıklı ama onun yediğine dağ olsa dayanmaz. Ocaklarına incir ağacı dikebilir. Sonra huylu huyundan geçmez. Yakışıklı adam, rahat da durmayacaktır. Her şey yolunda derken al sana sorunun dik âlâsı! Bu adam bu eve yerleşmemeli! Ama, bu nasıl olacak?! Bunları düşünürken bir an gözü İclel'e takılıyor. Genç, güzel karısını kıskanırdı da!.. Çöktüğü yerden kalkıp karısının yanına gidiyor, elinden tutup sedire oturtuyor, kendisi de yanına yerleşiyor. Ağabeyinin de aynı şeyleri düşündüğünden emin. O da karısıyla bir köşeye çekilmiş, hâlâ derin düşüncelerde. -" Ağabey biz şimdi ne yapacağız?!" Kemal bir süre suskun kaldıktan sonra: -" Kendi evimize gideceğiz!." -" Kendi evimiz mi?! Daha inşaat halinde!" -" Olsun en azından kendi evimiz, bitene kadar bir baraka yaparız bahçeye sonra da yerleşiriz. İstemezsen, sen burada kal annem ve cici babanla yaşa!" Aziz biraz düşündükten sonra olabilir kararına varıyor: -" Haklısın ağabey! Kendi evimize gidelim. Annelerinin evlenmesi üzerine düştükleri sığıntı durumu oldukça canlarını sıkıyor. Ama, bir süre sonra iki kardeş elele verip bunun da hakkından geleceklerine inanıyorlar. -" Hadi gidin eşyalarınızı toplayın!" diyor Kemal Nuray ile İclal'e. Nuray şaşkın: -" Hemen şimdi mı?!" -" Evet! Hemen şimdi! Bu rezilliği görmeye dayanamıyorum!" Gelinler içeri geçerken Ürke beliriyor kapıda: -" Ne var?! Neden bağırıp duruyorsunuz?!" Kemal: -" Biz gidiyoruz!" Ürke: -" Yaaa! Nereye?!" -" Kendi evimize!" -" iyi, gidin, siz bilirsiniz! Yalnız unutmayın o evleri de ben yaptırıyorum!" Kemal bu kadarına dayanamayıp patlıyor: -" Kimin parasıyla?! Öz babamın tabii! Bizim de hakkımızın olduğu para! Eğer bize engel olursan, yasal yollardan mirası bölüşürüz! Ha! Bir de halamdan kalanlar var! Onu da unutmayalım!" Tehdit dolu cümleler karşısında Ürke bir an duraklıyor. Her şey şu an kendi elindeydi ama Kemal dediğini yaparsa büyük bir miktarından olabilirdi. Yine aklına sığındı Ürke: -" iyi, madem öyle istiyorsunuz gidin o halde! Ben de kocamla başbaşa kalırım." dedi ve odasına doğru yürüdü. İki kardeş olanlara inanamıyor hâlâ. Ürke'nin işveli gülüşleri dağılıyor ardından bahçeye. İkisinin de midesi bulanıyor, yüzlerini buruşturuyorlar. -" Hadi Aziz kalk! Biz de yardım edelim de gidelim bir an önce buradan!" Aziz midesinde devam eden bulantıyla onu takip ediyor. Yeni bir evreye giriyorlardı şu saatten itibaren. Hayırlı olmasını diliyor kalpten. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD