Oğuz'un yerleşmesi fazla zamanını almadı. Çok bir eşyası da yoktu zaten. Aziz amca Oğuz'un kirayı nasıl ödeyeceğini sorduğunda bizimkinin cevabı hazırdı. Üniversitemizin kampüslerinden birinde part time çalışacağını söyledi. Yalanda sayılmazdı yani. Operasyon merkezinin yapım aşamasında çalışacak sonuçta.
Oğuz'un eşyalarını taşırken bakanlığın kargo ile gönderdiği tabletten bahsettim. Tableti incelemeye fırsatım olmamıştı. Eşyalar yerleşince de Oğuz'la beraber tableti kurcaladık biraz.
Tüm akademinin kayıtlı olduğu bir sohbet ve sosyal medyamız var. Sevil Hanım bile kayıtlı. Ona mesaj atmayı denedim ama yetkili olmadığıma dair bir yarı verdi. Eğitmenlerimizle yazışabiliyoruz ama. Bir de tüm önemli günlerin yazılı olduğu bir takvim var. Sosyal medyada ajan dünyasının güncel olayların takip edip arkadaş ekleyebiliyoruz. Ama yeni dönem başlamadığı için derslere erişim sağlanmıyor. Ben şimdiden akademiyi özledim galiba.
" Gençler bir sorunumuz var." Abim tepemizde dikiliyordu.
" Ne sorunu?" Oğuz benden daha çok panik yaptı.
" Bakanlık ajanları çok fazla dikkat çekiyor. Mahalleli konuşmaya başlar yakında." Abimin hakkı vardı. Bizim mahallede öyle janti giyinmek sadece özel günlere mahsustur. Özel gün dediğimde sadece düğünler.
" Haklısın. Bu sorunu çözmeliyiz." Bir an önce sorun çözmek için ayağa kalkıp onlarla görüşmeye gittim. Abimler ne yapacağımı merak ediyordu. Gazete okuyan ajanın karşısına dikildim gazetesini yavaşça indirip bana baktı.
" Siz nasıl ajansınız acaba? Çok dikkat çekiyorsunuz. Bizi mahalle kaldıramaz takım elbiseli ciddi adamları. Linç ederler siz ona göre." Biraz abartıp göz korkutmakta bir sakınca görmedim. Onlarda koskoca bakanlık ajanı olmuşlar ama nasıl takip yapacaklarını bilmiyorlar. Ben mi öğreteyim yani.
Abimlerin yanına döndüğümde suratında 'sen ne yapıyorsun ' ifadesi vardı ve bende cevabını verdim.
" İnsanlar konuşa konuşa demişler." Hiçbir şey olmamış gibi geçtim yanlarından herkes alıştı bana bir abim alışamadı. Hepimize birer kahve yaptım, yorgunluğumuzu atması ve keyifle içebilelim diye.
*** *** ***
Sadece bir hafta... Hiçbir şey düşünmede sadece bir hafta tatil yapmama bile izin vermemişler. Bu bir haftanın sonunda psikolog randevum var. Gönderilen tablete alarm kurmuşlar, kapatmaya çalıştım ama kapatamadım. Unutmama fırsatta vermiyorlar. Annem bütün gün çiçekçide olacağından yokluğumu fark etmeyecektir. Doktorumla tanışacağım gün bugündür. Umarım yaşlı, asık suratlı, gözlüğünü burnuna kadar indiren bir adam çıkmaz karşıma. Psikolojim daha da bozulur valla.
Atladım metrobüse, yazılan adrese gittim. İsminden de anlamıyorum ki kadın mı erkek mi olduğunu. İnternette İlkay Keskin diye arattığımda da bir sonuç alamadım. Gidip kendi gözlerimle görmekten başka seçeneğim kalmamıştı.
Verilen adrese sonunda varabildim. Lüks bir apartmandı burası, doktorun isminin yazılı olduğu zile bastığımda çok geçmeden kapı açıldı. Asansöre binip üçüncü kata çıktım. Kapı açıktı o yüzden direkt içeri girdim. İçeri açık, tatlı mavi rengine boyanmıştı. Duvarlarda nişler vardı ve içlerinde küçük biblolar vardı. Hoşuma gitti. Sekreter kızın yanına gidip adımı söyledim.
" Hoş geldiniz Gelincik Hanım. Doktorumuz müsait, bu taraftan lütfen." Bana odaya kadar eşlik etti. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Doktor kadındı.
" Gelincik Pekmezci değil mi? Hoş geldiniz. Sen diye hitap edebilir miyim? Böyle çok resmi oluyor da." Kadının sesi yumuşak ve konuşması samimiydi.
" Nasıl istiyorsanız, benim için sıkıntı yok." Çantamı kenara bırakıp koltuğa iyice yerleştim. Kim olduğumu, nereden geldiğimi biliyor olmalıydı. Ajan dünyasından kimseye bahsedilmeyeceğini yineleyip duran bakanlık beni nereye gönderdi böyle?
" Önce kendimi tanıtayım. Adım İlkay Keskin. Ajan değilim ama on yıldır bakanlık için çalışıyorum." Kafam iyice karıştı.
" Nasıl yani? Bizi sürekli bu konudan kimseye bahsedemezsiniz diye uyarıyorlar. Siz nasıl oluyor da biliyorsunuz?" gerçekten anlamadığımı fark edince gülümseyerek tane tane anlatmaya başladı;
" Bakanlık gerekli gördüğü zaman ihtiyacı olan kişilerle, yerlerle, kurumlarla anlaşma yapıyor. Gizlilik sözleşmesi imzalayarak ihtiyaçlar için yardımcı olmaya ve bakanlık adına çalışmaya başlanıyor. Ben on yıldır sözleşmeye ve bakanlığa sadık kaldım ve kalmaya devam ediyorum. ... Lafı fazla uzatmayalım. Senin için buradayız. Neler yaşadığını öğrendim. Ama bir de senden dinlemek isterim sakın çekinme, konuştuklarımız aramızda kalacak. Bakanlığa sunacağım raporda sadece ruhsal durumun hakkında olacak. O yüzden rahatlıkla anlatabilirsin." Sevecen biri gibi duruyor.
" Nereden başlayayım?" Ama yine de kendimi sorguda hissettim.
" Akademiye il gidişinden başlayabilirsin. Sevil Hanımdan bahset."
" O kadar olayı yaşadıktan sonra Sevil Hanım bu hikayenin en güzel kısımlarından biri. Aslında onun akademisine değil de Emir Kartal'ın akademisine gitmem gerekiyormuş ama Sevil Hanımın sistemde yaptığı hatadan dolayı onun akademisine gelmişim. Yanlışlıkla geldiğim için, istediği öğrenci olmadığım için ben göndermeye çalışıyordu, pek anlaşamıyorduk. Okulda bir kavgayı ayırmaya çalıştım, yanlış anlaşıldım ve Sevil Hanımdan uzaklaştırma cezası aldım." Devam edecektim ama araya girdi doktor hanım.
" Grupların başkanıymışsın. Arkadaşın Oğuz sağlamış bunu. Ona kızgın mısın? Grupların başkanı olmasaydın uzaklaştırma almazdın."
" Hayır, Oğuz'u suçlamak aklımın ucundan bile geçmedi. Olacağı varmış ve oldu. Operasyona da yanlışlıkla katıldım. Sonrasında Emine ile görüşüp dediklerini yapmaya başladım. Korkuyordum ama yapmalıydım. Sırf korkuyorum diye bırakıp gidemezdim. Bende korkumun üstüne gitmeyi tercih ettim." Defterine notlar alıp bana baktı.
" Anlıyorum. Bu yöntem kimi zaman güzel sonuçlar doğurur. Sen korkmakla vicdanın arasında kalmışsın. Bu sorunun üstesinden kendince gelebilmişsin ancak her zaman böyle olmayabilir. Konuşmak, yardım istemek ayıp değil. Güveneceğin insanlar yok mu etrafında?" Can damarımdan vurdu beni.
" Olmaz olur mu. Arkadaşlarıma güveniyorum, abime, hocalarıma, Sevil Hanıma, hepsine güveniyorum. "
" Onlara korkularından bahsedebilirdin. Neden yapmadın?" Güzel soru.
" Sevil Hanıma bahsedemezdim çünkü ilk başlarda anlaşamıyorduk, sonrasında da söylemedim çünkü yeni anlaşmaya başlamıştık hakkımda ön yargılı olmasını istemedim. İddialı konuşmuştu çok iyi bir ajan olacağım diye. Arkadaşlarıma ve abime de söyleyemedim, ajan olduğumu bilmiyorlardı ilk zamanlar. Ama Melih'e söylemiştim. Anlayışla karşılamıştı ve beni rahatlatmıştı. Bahaneler üretmeme gerek yok. Kimseye korkak olduğumu göstermek istemedim kısaca. " Madem doktora gelmişim doğruları anlatmam gerekir ki bir işe yarasın. Yoksa gelmemin hiçbir anlamı kalmaz.
" Demek kendini kandırmıyorsun ama etrafındakilere yalan söylüyorsun. Bu doğru mu sence?" Bu kadın bana ecel terleri döktürüyor. Haklı mı haklı ama şartlar öyle gerektiriyordu.
" Haklısınız zaten bu yüzden dayanamayıp ne olacaksa olsun deyip abimlere operasyondan bahsettim. Sevil Hanım öğrenirse bir ceza alacağımızı biliyorduk. Ama biz söylemezsek kimse öğrenemezdi. Ama bana o gece o ilacı vermeselerdi bu hep sır olarak kalacaktı, her şeyi öttüm. İlahi adalet dedikleri bu olsa gerek." İkimizde güldük. Çok şükür doktor aksinin biri değil.
" Yaptıklarının farkındasın, cezanı kabullenmişsin ve yaşadıklarınla dalga geçebiliyorsun. Kendince yaşadıklarının üstesinden gelebilmişsin, bana pek bir şey bırakmamışsın. Ama yine de konuşmaya devam edelim. Herkese karşı kendini güçlü göstermeye çalışıyorsun. Kimseye bir şey ispatlamak zorunda değilsin. Sen ne yaparsan yap insanlar seni nasıl görmek istiyorlarsa öyle görürler bunu sakın unutma." Yine haklıydı. Bunda sonra daha farklı davranacağım, belki işe yarar.
Gözüm doktorun parmağındaki tek taşa kaydı, dayanmayıp; " Konumuzla alakası yok ama bir şey sormak istiyorum. Evlisiniz sanırım, eşiniz ajan mı merak ettim." Biraz gerilmiştim. Konuyu değiştirmek iyi olabilir.
Arkasına yaslanıp kalemi masaya bıraktı. Artık sohbet ediyorduk.
" Eşim ajan değil, kendisi diş hekimidir." Masanın üstesindeki fotoğraflarını gösterdi. Boy farkları çok değildi. Eşi biraz kiloluydu ama fazla sırıtmıyordu kilosu. Birbirlerine yakışıyorlardı.
" Sizde eşinize yalan söylüyorsunuz. Saklıyorsunuz. Eşiniz ajanlarla tanıştığınızı, ajanlar için çalıştığınızı öğrense ne düşünürdü?" Kadının yüzü soldu anında onun konuşmasına izin vermeden ben devam ettim;
" Bende sizin gibi yaptım. Önce ajan olduğumu sakladım sonra korkularımı. Şimdi anladın beni doktor İlkay. " dedim sevimlilikle.
" Çok net. Ama ikimizin yaşadıkları farklı. Aynı düşünme. Bunu yine konuşuruz olur mu? Kahve?"
" Aslında sahlep varsa fena olmaz. " Telefondan sekreterine kahve ve sahlep söyledi.
" Bakanlığın taviz vermediği bir konu da akrabalarla çalışmamak. Bakanlık eşimle çalışmama izin vermedi. Kimseye bir şey söylememem için bir gizlilik anlaşması yaptım ve bu anlamayı bozarsam çok ciddi yaptırımlarla karşılaşırım. Bir noktada senin gibiyim." Doktor ajan dünyası hakkında benden daha çok bilgiye sahip.
" Yeni girdiğim bu dünya hakkında her gün yeni bir şey öğreniyorum. O zaman sadece siz yoksunuz." Ajan dünyası hakkında daha çok şey bilmek istiyorum.
Doktorda merakımı anlamış olacak ki; " Sadece ben yokum elbette. Tabi ki akademiler kendi bünyesinde de doktorlar, mühendisler vb yetiştiriyor ama yine de eksikleri var. Bu eksikleri de dışarıdan sözleşme yardımıyla temin ediyorlar. Her şey ellerinde." Vay anasını be. Nasıl güvenebiliyorlar peki? Akademinin içinde bile hain varken dışarıdakilere nasıl güvenebiliyorlar? Bakanlığın işlerine aklım ermiyor artık.
" Bakalım daha neler öğreneceğim." Dediğim sırada sekreteri elinde tepsiyle içeri girdi. Teşekkür edip ikram ettiği sahlebi aldım. Çıkarken kapıyı kapattığında ve gittiğinden emin olduğumda sordum.
" Sekreteriniz?"
" Hayır, o da bilmiyor. " iyice paranoyak oldum. Bardağımızdakileri içerken sohbetimize devam ettik. Sohbeti güzel, ağzı laf yapıyor. Kendinden bahsetti. Yedi yıllık evliymiş ve dört yaşında bir oğlu var. Ailesinden, hayatından bahsetti. Hayal gibi bir hayat yaşıyordu. Kıskandım doğrusu. Hayatımdan elbette memnunum ama eksiklerimiz var. Babam olsaydı mesela. O zaman her şey tam olurdu.
" Vaktimiz dolmuş. Bir dahaki görüşmede devam ederiz. "
" Bilmediğin bir şey yok ki doktor hanım." Dedik şakayla. Görüştükten sonra ayrıldım oradan. Düşündüğüm kadar kötü geçmemişti randevu.
Eve varmadan Oğuz'la uğraşayım dedim. Abim çıktı karşıma.
" Nasıldı ilk randevun?" ne düşünceli bir abim var. Mahallenin ortasında soruyor bunu.
" Gayet iyiydi. Tatlı kadınmış." Deyip kestirip attım.
" Sevindim. Ben senin her zaman yanındayım. Ne dersen de ne yaparsan yap sen benim canım kardeşimsin. Asla yalnız değilsin unutma."
" Unutmam." Deyip koluna girdim ve beraber Oğuz'un yanına gittik.