"Evet, artık kaçmak yok. Dökül bakalım her şeyi." Yıldız tam karşımda bir sandalyede ters oturmuş tıpkı sorgudaki bir polis memuru gibi beni artık kullanılmayan çaycı odasının içine tıkmıştı. "Yıldız..." dedim çaresiz gözlerimle. "Sana anlatacağım ama bana iki şeyi sormayacağına dair söz vermelisin. Birincisi onun adını sormamalısın. İkincisi ise tam olarak ne iş yaptığını. En azından henüz değil." Yıldız'ın ince kaşları iyice çatıldı. "Kızım korkutma beni. Bu adam ne iş yapıyor ki bu kadar gizlemeye çalışıyorsun? En azından bari burada çalıştığını falan söyle de içim rahatlasın yoksa gerçekten endişelenmeye başlayacağım." Başımı evet anlamında salladım. Yıldız derin bir iç çekti rahatlayarak. Sonrasında ise yine gözlerini kısarak bana döndü. "Biliyordum!" dedi bir parmağını bana

