Kaderleri, onlar için seçilmişti. Ta ki isyan edene kadar...
Soysal ailesinin ikizleri Buğlem ve Buğra’nın tatlı baş belaları…
Deniz Soysal, İsviçre’nin özgür havasında filizlenen bir aşkla, Toprakoğlu aşiretinin göz bebeği tek kızıyla yani Derin’le gizlice nikâh kıyar.
Derin’in hamileliği onları sevindirirken, ailesinden gelen acil bir çağrı her şeyi değiştirir. Mardin’e dönmesi istenir. Ancak Türkiye’ye dönüş, bir rüyanın sonu değil; bir savaşın başlangıcıdır. Töre’nin amansız kuralları, onları İstanbul’dan Mardin’e kadar kovalar. Deniz’in Derin’i o nikâhtan kaçırması, bir kocanın değil, bir âşığın son çaresiz çığlığıdır.
Masal ise bu yangının tam ortasında, kaderine isyan ederek ayakta durmaya çalışır. Küçükken “Halam gibi doktor olacağım,” derken, bir anda kendini moda tasarımcısı olarak hayatını yönlendirmiştir.
Kardeşinin Derin’i kaçırmasıyla onun yoluna çıkan kişi, Toprakoğlu aşiretinin varisi Arel’dir. Aralarında ne aşk vardır ne de sevgi; sadece soğuk, acımasız bir töre hükmü.
“Gidersen kardeşin ölür,” sözü, Masal’ın boynuna dolanan bir ilmeğe dönüşür. Fakat kimse onun gözüpek, lafını esirgemeyen ve asi ruhunu hesaba katmamıştır. Töre onun için yazılmış bir senaryoydu. Ama Masal, o senaryoyu baştan yazmaya kararlıdır.
Bir yanda her şeyi göze alan bir kaçışın ateşi…
Bir yanda zincirlere vurulmuş bir evliliğin buzları…
Ve ortasında töre denen çelik iradeye meydan okuyan iki kardeş.
Masalın Töresi, aşk uğruna yıkılan tabuların, geleneğin ağır baskısına karşı verilen amansız bir mücadelenin ve kaderlerini kendi kalemleriyle yazmaya çalışan iki güçlü ruhun sarsıcı hikâyesi.
✨ Bu kez kızlar, kendi törelerini yazacak.