5-Mecburiyet

1685 Words
    O adamla karşılaştıktan sonra takmamış umursamamıştım.  İki gün sonra evimize gelen polislerin babasını götürmesiyle aklıma geçen gün adamın dedikleri geldi fakat inanmak istemedim fakat Karakola gidince o adamı orada gördüm ve o an her şeyi anladım. Tehlikeliydi bu adam, bakışlarındaki karanlık tüm benliğimi ele geçirmişti. Adam beni kenara çekti ve "Bu gece benimle gelirsen babanı oradan çıkarırım" demişti. Önce etrafıma sonra babama sonrada anneme baktım. Polislere desem diye düşündüm ama zengin tanınmış insanlardı bunlar. Bir işe yaramazdı en fazla iki ay sonra çıkardı ve yaptığımın bedelini bana ödetirdi. Tekrar anneme baktığımda ağlıyordu ama şaşırdığım bu değildi. Asıl şaşırdığım babamın da ağlamasıydı. Gözlerine baktığımda çaresizliği gördüm. Benim yüzümden onlara böyle bir şey yaşatamazdım. Karşımdaki ki adama dönüp "Teklifinizi kabul ediyorum" dedim. Bu sözümle adının Devran olduğunu bildiğim adam gözden kayboldu. Bende gidip anneme destek olmak için yanına oturdum ve kollarımı bedenine sardım. Annemde kollarını bana sarınca iyice sokuldum göğsüne bir daha ne zaman sarılacaktım acaba anneme ya da hiç görecek miydim ki? Acaba bu adamın oğlunda ne vardı ki kimse evlenmemişti. Ya da oğlu kaç yaşındaydı da ısrarla kız arıyordu? Aklımda bir sürü soru vardı. Bu adam babamın patronuydu ama bu adamın evinin nerede olduğunu bile bilmiyordum. İnşallah İstanbul’dadır dedim içimden en azından arada annemi babamı görürüm diye düşünürken beni düşüncelerimden ayıran babamın sesiydi. Kızım diye bağırmış ve kollarını açmıştı. Serbest kalmıştı. Hemen koşup kendimi babamın kollarına attım. Annemde ikimize birden sarılınca babam annemin ve benim saçlarımdan öptü. Onlara imrenerek baktım. Bir gün sevdiğim adamla evlenip annem ve babam gibi olmak istemiştim ama galiba hiç böyle bir şey yaşayamayacaktım. Sarılmamız bitince hızla terk ettik bu boğucu ve kasvetli ortamı. Annem taksi aramak için benden uzaklaşırken babamda birkaç imza işi için tekrar içeri girmişti ki o adam yanıma yaklaştı ve bana bir kağıt uzatıp "Babanlar uyuyunca beni ara" deyip uzaklaştı. Tam unutmuşken gerçekler yüzüme tokat gibi vurmuştu. Babam kurtulmuştu ama ben kurtulamamıştım. Karakoldan çıkıp hep beraber Eve gittik. Yatmadan önce anneme ve babama iyice sarılıp kokularını içime çektim. Sonrada gidip odama bavulumu hazırladım. Tüm eşyalarımı bir bavula sığdırmıştım.   Üzerime de bir eşofman takımı geçirip son bir kez hüzünle baktım odama yıllarım geçmişti küçük sıcak odamda. Yatağıma baktım başlığı baya bir eskimiş hatta yataktan ayrılmıştı ama hala atmamıştık. Annem söz vermişti üniversitede yeni yatak odası alacağız diye artık gerek kalmadı diye düşündüm. Artık ne üniversite vardı nede hayallerim her şeyi bu bavula tıkmıştım belki burada bir parça eşyam kalmamıştı ama ruhum, hayallerim, umutlarım, çocukluğum, gençliğim her şey bu duvarların arasında kalmıştı. Giderken her şeyimi tüm yaşama nedenlerimi burada bırakıp gidiyordum. Aradan geçen iki saat boyunca sadece bunları düşündüm. Sürekli aynı düşünceler aklımda dönüyordu. Saat gece üçe gelirken elime telefonumu aldım ve cebimdeki numarayı tuşladım. Telefon çalmadan açılınca şok yaşasam da çaktırmayıp "Babamlar uyudu" dedim. Bu sözüme karşılık verilmeden telefon yüzüme kapanmıştı. Birkaç dakika sonra camın tıklanılması ile tedirgin olmuştum. O an telefonuma Gelen mesajla şok yaşadım "Eşyalarını şoförüme ver ve sende onunla gel. Bekliyorum çabuk" mesajı atan o adamdı. Cama ilerleyip bavulu oradaki adama verdim. Adam benimde evden çıkmama yardım edince onu takip etmeye başladım. Biraz ilerlediğimizde karşımızda siyah bir V.I.P. aracı görmüştüm. Çok varlıklı olduklarını bilsem de bu kadarı biraz fazla gelmişti. Bu adam nasıl bu kadar zengin diye düşünmeden edemedim o an. Yanımdaki adam bavulu bagaja koyduktan sonra benim binmem için kapıyı açıp bekledi. Bende araca binince kapıyı kapatıp aracı çalıştırdı. Adamı izlemeyi bırakıp Devran beye baktığımda üzerindeki siyah şalvar ve siyah gömlek ona baya korkutucu bir hava katmıştı. Boynundaki eşarpta ona değişik ve otantik bir hava katmıştı. Beni düşüncelerimden ayıran Devran beyin sesi olmuştu. "Bavula gerek yoktu. Yanına hiçbir şey almasan da olurdu hatta" dediğinde anlamaz gözlerle ona baktım. Devran beyde bunu anlamış olacak ki dümdüz bir suratla bana baktı ve "Bak sana anlatayım ben Urfa'da bir aşiretin ağasıyım daha doğrusu oğlum. Eşinin adı Miran. Bir erkek birde kız kardeşi var. Birde eltin var. Bu kadarını bilsen yeter. Şimdide Urfa'ya gidiyoruz" dediğinde gözyaşlarım ilk kez akmıştı. İçimde tuttuğum yaşlar yavaşça süzülmüştü yanaklarımdan. O an omzuma sarılan kollarla şoka uğramıştım. Beni zorla ailemden koparan adam şimdi başımı göğsüne yatırmış saçlarımı okşuyordu. Dokunuşları bir baba gibi değildi, dokunuşları bir garipti. Bu adamdan hoşlanmıyordum. Bir hali diğer halini tutmuyordu. Havaalanına geldiğimizde bu sefer karşımda kocaman bir jet görmüştüm. Gerçekten bu kadarı fazlaydı. 2 saatlik bir uçak yolculuğunun sonunda jet iniş yapmıştı. Havalimanından çıkıp bizi bekleyen gene aynı siyah V.I.P aracına binip yolculuğa koyulduk. Bir saat sonunda kocaman bir ev ya da Ne denirse taştan bir şeyin önüne gelmiştik. Masal diyarını andıran bu güzel yer beni benden almıştı. Etraftaki Harika şeftali kokusu fazlasıyla hoşuma gitmişti. En sevdiğim kokuydu zaten şeftali kokusu, bu parfümlerimden ve kremlerimden de belli oluyordu. Devran beyin ya da devran ağanın beni yönlendirmesiyle eve daha doğrusu konağa girdim. Bizi kapıda karşılayan kadının bu evin hanımı olduğu belliydi. Hemen devran ağanın üzerindeki şalı aldı ve güzelce astı. Devran ağa kadına dönüp "Hasret çağır Miran’ı gelsin" dediğinde gerilmiştim. Adının hasret olduğunu öğrendiğim kadın karşımızda adeta kıvranıyordu. Devran ağada bunu fark edince tek ton sesiyle kükredi "Söyle kadın Ne kıvranisen" dediğinde şok olmuştum şivesi değişikti ama böyle konuşunca daha bir değişik olmuştu. Hasret hanım başını eğdi ve "Ağam miran bu gece burada kalmasam daha eyi olur dedi ve getti" dediğinde devran ağa sinirle kükredi "Bu da Ne demek hasret kadın. Ara gelsin gelinimiz evimize geliyor. Beyi evde Yok olmaz öyle şey" dediğinde gene gerilmiştim. Benim için sıkıntı yoktu gelmese de olurdu. Hasret hanım kendini biraz daha toparladı ve oğlunu savunmak için kocasının karşısına dikildi "Ağam nikahtan önce zaten gelini göremez. Gitmesi iyi oldu. Laf söz olmasın" dediğinde devran ağa biraz daha sakinleşti ve hasret hanıma dönüp "Geline odasını göster" diyerek merdivenleri tırmandı. Hasret hanım yanıma gelip bana sarılınca öylece kalakalmıştım. Birkaç saniye sonra bende bu sıcak ve şefkatli kadına sardım kollarımı o an aklıma annem gelince gene gözlerim dolmuştu. Kadın benden ayırılıp gözlerimi sildi ve "Ağlama kızım bende senin gibi bir haber evlendim ama bak iki tane aslan gibi çocuğum oldu. Üzülme güzel yavrum Miran’ım dışarıdan sinirlidir, öfkelidir ama aslında merhameti şefkati hepsinden daha üstündür" dedi ve güç verir gibi sırtımı sıvazladı. Bu hareketiyle gülümseyip ona karşılık verdim. Hasret teyzeyi takip edip bu arada ona teyze demeye karar verdim neyse bana gösterdiği odaya girdim. Hasret teyze bana iyi geceler deyip odadan çıkınca odayı incelemeye başladım. Gayet şık bir şekilde döşenmiş taş olmasına rağmen beyaz bir duvar görüntüsü veren duvarlarla uyumlu yatak odası fazlasıyla güzeldi. Kapıdan girince karşıdaki duvarda kocaman bir cam vardı. Yataktan kalkınca kafamı çevirsem tüm Urfa ayaklarımın altında hissi yaratan o güzel manzarayı görebilirdim. Kapıdan direk girişte göze yatak ve cam çarparken odadaki birçok şeyin siyah oluşu dikkatimi çekti hatta neredeyse her şeyin. Kapıdan tamamen girince oda yatağın aşağısına doğru dikdörtgen bir şekilde uzuyordu. Yatağın aşağısında bulunan Turuncu chester odaya renk katan tek şeydi. Chesterin biraz daha aşağısında yatağın tam karşısında bulunan kapıdan girdiğimde beni bir banyo ve jakuzi karşılamıştı. Banyoda da siyahın hakimiyetindeydi. Odaya giriş kapısının biraz ilerisinde turuncu chesterin tam karşısında bulunan kapıdan girdiğimde ise beni beyazın hakimiyet sürdüğü Harika bir giyinme odası karşıladı. Takım elbise ve gömleklerle dolu olan bu odada birçok kadın kıyafeti de vardı. Ömrümde hiç bu kadar kıyafetim olamamıştı. O an anlamıştım devran ağanın bavula gerek yoktu sözü ile demek her şey hazırmış. Bu durum beni ürkütse de yorgunluktan kendimi zorla yatağa bıraktım, uykunun kollarına teslim oldum.      Sabah uyandığımda saat dokuzdu. Acaba bu evdekiler kaçta kalkıyordu ki diye düşündüm. İnşallah çok erken kalkmıyorlardır diye düşünüp hızlıca elimi yüzümü yıkadım. O ara odanın kapısı çalınınca tedirginlikle açtım kapıyı. Kapıda en fazla benden bir iki yaş büyük yeşil gözlü çok güzel bir kız görünce gülümseyip içeri buyur ettim. Kızda içeri girip elindeki elbiseyi yatağa bıraktı ve bana elini uzatıp konuştu "Merhaba yenge ben İclal. Bu evin en küçüğüyüm aynı zamanda da tek kızıyım" dediğinde elini sıktım ve "Ben de masal kaç yaşındasın" dedim çünkü bana yenge demesi beni rahatsız etmişti "18" dediğinde gülümsedim ve "Bende yeni 17 oldum. Yenge deme lütfen" deyince gözleri şokla açıldı "Nasıl ya sen 17 yaşında mısın" dediğinde başımı salladım. Oda şoku atlatınca gülümsedi ve "Neyse ya konu yaşımız mı biz çok iyi kanka oluruz. İyi işte benim burada hiç arkadaşım yok. Yengem var ama oda çok olgun" dedi ve güldü. Bende gülümsediğimde bana baktı ve yeni bir şey hatırlamış gibi "Ay unuttum üstünü giyin hemen aşağı gel imam ve nikah memuru geldi. Hadi çabuk" dedi ve odadan çıktı. Bende yatağın üzerindeki elbiseyi alıp hızla üzerime geçirdim. Etekleri yere kadar uzanan kolları uzun ve yakalı bir elbiseydi. Normal şartlarda asla giymeyeceğim bir model olsa da şuan bunu düşünecek durumda değildim. Ayağıma da giysi odasındaki ayakkabılardan birini geçirip Aşağı indim. Aşağı inince hasret teyze yanıma geldi ve "Çok güzel olmuşsun kızım" dedi. Bu içten ve şefkatli tavırlarına gülümsedim ve "Sağ ol hasret teyze" dedim. Bu sözüme kaşlarını çatınca yanlış bir şey mi yaptım diye düşünürken "Anne desen çok mutlu olurum kuzum ama teyze dersen de gıkım çıkmaz" dediğinde ona gülümsedim ve "Tamam Anne" dedim kısa sürede içim ısınmıştı bu kadına bana annemi anımsattığı için sürekli ona sarılmak istiyordum ama yapamıyordum utanıyordum. Bu güzel muhabbetten sonra beni bir odaya aldılar ve hoca efendi bana üç kez aynı soruyu sordu "Sen Cahit'ten olma Esma'dan doğma masal Arslan. Devran ağadan olma Halime’den doğma Miran Tamer'i kocalığa kabul ediyor musun" bende üç kez aynı cevabı verdim. "Ediyorum" ne kadar içim etmiyorum dese de işte dilim öyle demiyordu. İmam nikahı Faslı bitince önüme nikah defterini koydular ve imzalattılar. Sonrada defteri götürdüler birkaç dakika sonra evlilik cüzdanını da elime verdiler. Konaktaki tanımadığım kadınlar beni tebrik ederken ben boş bakışlarla etrafa bakıyordum. Devran ağa düğünü seneye yaza yapacağımızı söyleyip herkesi Konak'tan yollayınca hasret Anne de beni odama çıkardı. Birkaç dakika sonra ev indi indi kalktı. Devran ağanın hayır gidemezsin diye kükremelerinin yanında tanımadığım bir seste "İşim var gideceğim konu kapandı" diye kükrüyordu. Sonrası ise çarpılan kapılar ve Konak'tan ayrılan bir araba. Ve kocamın yani Miranın acil işinin çıkıp yurtdışına gittiğini söyleyen hasret Anne. Bu birden değişen dünyam bu kadar öfke, bu bağırışlar fazlaydı bana. Babamın sesinin yükseldiği zamanları saysam bir elimin parmakları olmazdı ama onun sesinin yükselişi buradaki adamlar için normal ses tonuydu galiba. Bir seyirci gibi izledim hayatımı. Sanki bir perde kurulmuş bende seyirci olarak atanmıştım. Aklımdaki tek düşünce bu kadar acıyı BENİM KALBİM NASIL KALDIRACAKTI?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD