6-Kabulleniş

1363 Words
2 ay sonra    Aradan iki ay geçmişti. Bu eve fazlasıyla alışmıştım. Evdekilerle baya bir iyi anlaşıyordum. Devran ağa hariç o her zaman aşırı sert ve acımasızdı. Bu adam neden bu kadar katıydı. Hiçbir şeye gülmüyor hiçbir şeyden mutlu olmuyordu. Miran denen adam gittiğinden beri daha bir sinirli olduğunu söylüyordu konaktakiler ama zerre umurumda değildi. Bazen hasret annemi üzüyordu o zaman sinirlenip ona kızsam da hasret annem kocamdır deyip susuyordu. Ağustos ayına girmiştik. Havalar her geçen gün daha sıcak oluyordu. Urfa'da ağustos sıcağı çekilmezdi. Babam ve annemi arayıp burada olduğumu ve evli olduğumu söylediğimde çok şaşırmış ve çok kızmışlardı. Onlara tam durumu açıklayacakken devran ağa elimden telefonu alıp kapatmıştı ve annemleri bir daha aramama izin vermemişti. Telefonumu da alıp çöpe atmıştı. Ne kadar canım acıdıysa da küçük yüreğim artık acıya alışmıştı. Kızlar neşemin olmadığını görünce beni kuaföre götürmüşlerdi. Kuaföre gidince saçlarımı İclal ve Pelin'in ısrarı üzerine boyatmıştım. Hasret Anne çok güzel olduğunu söyleyince içim rahatlamıştı çünkü biraz gaza gelerek bu rengi seçmiştim. Pelin, ben ve İclal Konak'ta ki küçücük çocuklar gibiydik. Yan yanayken fazlasıyla eğleniyorduk. Bugünde o günlerden biriydi. Tüm gün hasret annenin yeğeninin düğünü için hazırlanmış ve bu hazırlık boyunca da birbirimizle dalaşmıştık. Önce hamamda yıkanmış ve göbekler atmıştık. Ardından güzel bir banyo yapıp çıkmıştık. Miraz abi bizim bu halimize çocuk musunuz dese de takmayıp gene beraberce ite kalka kuaföre gitmiştik. Saçlarımız yapılıp işimiz bitince Eve gelmiştik. Şimdide herkes odasında hazırlanıyordu. Üzerime geçen alışverişe gidince çok beğenerek aldığım siyah mini üzeri küpürlü elbisemi giydim. Saçlarım açık ve hafif maşalıydı. Ayağıma da nude rugan stiletto geçirip aynı renk bir çanta alıp odadan çıktım. Aşağı kata indiğimde direk İclal’in odasına girdim. İclal ve Pelin çoktan hazırlardı. Pelin dizlerinin altımda biten Harika paletti bir elbise giymişti. Bu kapalılığa rağmen Miraz abi gene kızacaktı ama neyse. İclal de evin küçük kızı olduğunu belli eder cinsten çok tatlı giyinmişti. Pembe elbisesiyle çokta fazla abartmamıştı. Hepimiz hazır olunca yavaşça aşağı indik. Aşağı indiğimizde herkes hazırdı. Bizi görünce ayaklanan devrana ağayla hepimiz yola koyulduk. Düğüne geldiğimizde herkes devran ağanın elini öpüp onu selamlıyordu. Biz kadınlar tarafına geçerken devran ağa ve Miraz abide erkeklerin oraya geçtiler. Bir müddet etrafı inceledikten sonra kızlarla halaya kalktık. Buranın yöresini benimsemiştim. Evde her temizlikte halay çekildiği ve yöresel müziklerle oyunlar oynandığı için az çok öğrenmiştim ve sergilemekten de çekinmiyordum. Halay Böyle devam ederken üstümde hissettiğim bir çift gözle rahatsız olmuştum. Karşıma baktığımda üstündeki siyah takımı fazlasıyla dikkat çekse de asıl dikkat çekenin takım olmadığını suratına bakınca anladım. Adam yakışıklıydı ama iğrenç bir kişiliği vardı anlaşılan çünkü direk bacaklarıma bakıyordu. Sonunda gözlerimi bacaklarımdan çekince göz göze geldik sinirli bir bakış atıp kafamı eğdim ve birkaç dakika sonra halaydan çıktım. Yerime oturunca istemsizce gözlerim o adamın olduğu yere kaymıştı ki o an sandalyenin boş olduğunu gördüm. Anlaşılan adam gitmişti. Birkaç dakika sonra düğünün sonuna doğru yaklaştığımızı söyleyen orkestra ile herkes yavaş yavaş ayaklanırken bizde yavaşça ayaklandık. Mirandan... İki aydır Amerika'da kendime adeta iş yaratıyordum. Sırf burada kalabilmek için oyalanıyordum ama dün teyzemin arayıp 'bari kuzeninin düğününe gel' deyince cevabım netti 'hayır gelmeyeceğim' gitmeyecektim. Ama işte teyzem benim canımdı kanımdı. Bana annemden kalan en önemli şeydi. Babamın sinirini tüm konağı her gün kırıp geçtiğini söyleyince birde 'Özledim oğlum gel gayrı' deyince dayanamayıp çıkmıştım yola. Hiç konağa uğramadan kendimi direk düğüne atmıştım. Bizimkilerin geldiğini görmemiştim ama pistte bir şey görmüştüm. Pelin ve İclal'in arasında halay çekiyordu. Siyah mini elbisesiyle dikkat çekerken buralı olmadığı her halinden belliydi. Acaba bizimkilerin bir tanıdığı falan mıydı ya da Pelin'in arkadaşı. O an Pelin kulağına bir şeyler fısıldadı işte o an anladım kesin Pelin'in arkadaşıydı. Gençlerin ağzının suyu akıyordu bu kıza bakarken. Haklılardı kız güzeldi. Kızın gözünün içine içine bakınca kızda mecburen bana bakmıştı. Daha doğrusu sürekli ona bakınca dikkatini çekmiştim. Bu taktik hiç sekmezdi ve her zaman işlerdi. Kız sinirli bir şekilde bana baktı ve kafasını eğdi. O an kızın dikkatini çekmenin verdiği rahatlıkla arkama yaslandım ve kızı izlemeye devam ettim. Bir yandan kızı izlerken bir yandan da arkada konuşulanlara istemsizce kulak misafiri olmuştum. Çocuklardan biri "Abi bu tamerlerle gelen fıstık kim" dediğinde gülümsemiştim. Kız fazlasıyla ilgi çekmişti anlaşılan "Oğlum onu bunu bırak da bu nerenin fıstığı ya abi maşallah" dediğinde bir kez daha baktım kıza haklılardı Şimdi durup da tanımadığım ve benimle alakası olmayan birini kıskanmazdım gerek yoktu. Hem ben beğendiysem onlarda beğenebilirdi ama benim olanı paylaşmazdım orası ayrı mevzu. Ben bunları düşünürken duyduğum şeyle kan beynime sıçramıştı. "Oğlum bu kız var ya tamerlerin gelini" dediğinde şokla önüme dönmüştüm. Haklılar mıydı acaba Yok artık küçücük bir kız bu daha 20 bile yoktur nasıl ya derken az önce adamların o kız için söyledikleri aklıma gelince sinirim artmıştı. Bu kız kendini ne zannediyordu. Aşiret düğününe nasıl bu kılıkla gelirdi. Hem de benim eşim olma sıfatını taşırken. Kendimi zar zor sakinleştirirken duyduğum cümlelerle patlamıştım "Miran ağada da hiç akıl yokmuş abi benim böyle karım olsa bir dakika ayrılmam yanından" dediğinde artık ben de şarteller atmıştı. Kimse benim karıma laf edemezdi. Arkamda ki edepsiz adamları düğünün dışına çıkarıp bir güzel benzettikten sonra tekrar düğüne döndüm. Etrafa baktığım Düğün zaten yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Bu yüzden herkesten önce arabama atlayıp konağın yolunu tuttum. Sakinleşmem lazımdı hem de hemen. Konağa varınca kendimi salona atıp bizimkileri bekledim. Herkes yavaş yavaş kapıdan girdiğinde salondan çıkıp yavaşça giriş kapısına yöneldim. Teyzem beni görür görmez "Oğlum" diye bağırıp boynuma atlayınca bende "Teyzem" diyerek sarıldım hayatımdaki değerli kadınlardan biri olan teyzeme. Teyzemle sarılmamız bitince gözlerim direk ona yöneldi. Gözleri kocaman açılmış bir şekilde bana bakıyordu. Onu görünce nedense öfke oluşuyordu içimde daha doğrusu üstüne bakınca. Babamın da elini öpüp çekildiğimde kardeşlerimle de sarıldım. Hep beraber salona geçince konuya balıklama girdim. Ben babamın tam karşısında otururken İclal Pelin ve o kızda yan tarafımızda oturuyordu. Babama döndüm ve o kızı göstererek "Baba bu Ne demek oluyor" dedim babam bana soru dolu gözlerle baktı ve "Oğlum senin karın demek oluyor. Adı da masal bilmiyorsundur diye dedim" dediğinde gözlerim Kıza kaydı. Baştan aşağı onu süzünce gene sinirim belirmişti. "Baba peki gelinim dediğin kızı bu halde neye gezdirirsin" dediğimde herkes anlamaz gözlerle bana bakıyordu. Açıklama gereği duyup babama baktım ve "Düğünde ki şerefsizler hakkımızda konuşur olmuş." dediğimde babamın siniri de en az benimki kadardı. Kendimi sakinleştirdikten sonra da ekledim. "Suç onlarda değil böyle sokağa çıkanda hele de benim karım olma sıfatını taşırken" diye dişlerimin arasından konuştum sözlerimi masala doğru söylemiştim yüzüne baktığımda gözleri dolmuştu iki kelimeye ağlayacak mıydı. Onu süzmüştüm gene istemsizce gözlerim bacaklarına kayıyordu. Kendimi toparlayıp babama baktığımda babamın siniri de iyice artmıştı “Sen de baya bir süzdün bakıyorum da.” dediğinde ilk Masala bakmıştım. Artık gözyaşları damlayacak gibiydi ve damlamıştı. Gözlerinden süzülüp ellerine düşmüştü. Başı aşağıda kimseye bakmıyordu. İclal elini masalın elinin üzerine koyduğunda masal ona baktı ve başını eğdi. Babama döndüm ve "Baba konu bu mu" dediğim de büyük bir sinirle "Aşiretine ne zaman döneceksin ağam" demişti. Ne alakaydı ki şimdi. Bu adeta konu değiştirmekti. Sinirle ayağa kalktım ve "Baba bu kız bir daha Konak'tan dışarı çıkmayacak. Bir daha da giyinip kuşanıp gezmeyecek" dediğimde bu sefer ayaklanan babam değil teyzemdi. Teyzem sinirle karşıma dikildi ve "Neye yükleniyorsun kıza karın olduğu yeni aklına geldi. Aşiretin bile gelin ağa kabul edip saygı göstermez. Aşiretinin marabası bile masala bakmaktan çekinmez laf eder. Bunun suçlusu masal mı?" deyip derin bir nefes aldı. İlk kez teyzem bana böyle bağırmıştı. Konak yerinden oynamıştı. Tam ağzımı açıp kendimi savunacakken "Sus oğul sus. Belki seni doğurmadım diye takmazsın beni emme ben analık görevimi yapayım. Eğer bu saygısızlığı önlemek istiyorsan. Eğer aşiretinin gelin ağası gibi saygı duymasını istiyorsan. Önce sen saygı duy karına. Sen yanına alıp karım dedin mi de aşiretin gelin ağam desin. Sen ona saygı duyup elinden tuttun mu da aşiretin onun elinden tutup destek versin. Karılar diyor ki miran ağa kaçtı karısını beğenmeyip reva şu küçücük kıza bu kadar acı. Anasından babasından alıp zorla getirdin ağam. Değdi mi sırf aşık olduğun kadına benziyor diye. Peki o beğendiğin güzel gözleri bir kere güldü mü şu güzel kızın. Her gece kapısını dinliyorum Anne Anne diye ağlıyor değdi mi ağam yazık değil mi" dediğinde babam yere yıkılmış teyzemi kucaklayıp yavaşça kaldırdı "Gel Hasret gel" diyerek yavaşça yukarı çıkardı. Miraz da Pelin ve iclali yukarı çıkarınca ben masalla öylece kalakalmıştım. Zorla getirilmişti demek ki buraya isteyerek gelmemişti. Peki nasıl bir zorunluluk bir insana bunu yaptırırdı ki. Ona saygı duymalıydım haklıydı teyzem ama nasıl olacaktı. 
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD