Gözlerimi yavaş yavaş açtım. Gözlerime değen beyaz floresan ışık, gözlerimi acıttı. Nerede olduğumu anlamaya çalıştım ve son yaşadıklarım gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti. Hızla ayağa kalktım, ama kolumdaki acıdan dolayı ağzımdan bir inilti çıktı. Koluma baktım, serum takılıydı ve kolum sargılıydı. Tekrar ayağa kalktım ve kolumdaki serumu çıkardım. Yataktan inip odadan dışarı çıktım, ama gözlerim karardı. Duvara tutundum ve sonra bir ses duydum:
"Warte, was machst du?" (Dur, ne yapıyorsun?)
Bir kadın hemşireydi. Ona, "Ich möchte nach Şiyar gehen" (Şiyar'ın yanına gitmek istiyorum) dedim.
"Nicht so, du musst dich ausruhen" (Bu halde olmaz, dinlenmen gerek) dedi. Ama ben dinlemedim. Ona tekrar Şiyar'ın yanına gitmek istediğimi söyledim. Bu esnada Şahin geldi. Hemşireye, "Tamam, ben hallederim" dedi. Hemşire yanımızdan ayrıldı. Gözlerimden hızla akan yaşların yerini yenileri alıyordu.
"Şiyar'a ne oldu?" dedim.
Şahin, "Şimdi ameliyatta, sakin ol. Senin dinlenmen lazım!" dedi. Ama ben onu dinlemedim.
"Bak, Şiyar iyi olacak, ama senin de iyi olman lazım. Şimdi gel, yatağa geçip uzan" dedi.
"Olmaz, ben iyiyim, gerçekten. Lütfen, beni onun yanına götür" dedim.
Şahin, onu dinlenmeyeceğimi biliyordu. "Tamam, gel ama oturacaksın" dedi. Benim için tekerlekli sandalye istedi ve beni Şiyar'ın ameliyat olduğu salona götürdü. Yengem ve amcam perişan bir haldeydi. Berfin, ağlamaktan gözleri şişmiş bir şekilde oturuyordu. Anna ise telefonla konuşuyordu.
"Oy, benim kınalı kuzum! Etme, anana bunu bırakıp gitme!" diyerek ağlıyordu. Herkes içeriden gelecek haberi bekliyordu. Bir saat sonra, ameliyathane yazılı kapı açıldı ve içeriden doktor çıktı. Herkes korku içinde doktora baktı.
Şahin, "Wie geht es meinem Bruder?" (Abimin durumu nasıl?) diye sordu.
Doktor, "Wir müssen vierundzwanzig Stunden warten. Wir haben die Kugel entfernt, aber die Lebensgefahr bleibt bestehen" (Yirmi dört saat beklememiz lazım. Kurşunu çıkardık, ama hayati tehlikesi devam ediyor) dedi ve "Gute Besserung" (Geçmiş olsun) diyerek yanımızdan ayrıldı.
Ufak da olsa herkes bir "oh" çekti. Amcam, Şahin'e yaklaşarak, "Anneler ve abin sana emanet. Onlara iyi bak" dedi.
Şahin, "Sen nereye, baba?" diye sordu.
Amcam, "Bir işim var, halledip geleceğim oğlum" dedi ve Şahin'in konuşmasına fırsat vermeden gitti.
Yanımıza Anna geldi. Bu sefer, "Bu olanlar da ne? Kim yaptı bunu abine?" diyerek Şahin'e biraz sert bir şekilde sesini yükseltti.
"Biz de bilmiyoruz" dedi Şahin. Anna'ya, "İznin olursa, Sezen'i dinlenmesi için odasına götürmem gerekiyor" dedi ve ayrıldık oradan. Arkamızda öfkeli ve merak içinde olan Anna'yı bıraktık.
Ben Şahin'e, "Sence kim yaptı?" diye sordum.
"İnan, bende bilmiyorum" dedi. "Yer altındaki insanlardan birileri yapmış olmalı. Abim, bazılarının canını çok sıkmış belli ki" dedi.
Ama nedense benim içimden başka bir şey geçti. "Karahanlılar yapmış olabilir mi?" dedim.
Şahin biraz düşündü ve "Hayır, bunca yıldan sonra niye yapsınlar ki? Hem babam, kim yaptıysa bulmaya gitti büyük ihtimalle" dedi.
"Ya amcama bir şey olursa?" diye sordum.
"Korkma, koskoca Resul Aslanlı. Sen merak etme. Şimdi dinlen, kolun nasıl?" dedi.
"İyi" dedim. "Şiyar iyi olsun da" dedim.
"Sen olmasaydın, belki o ikinci kurşun abimi bizden almıştı" dedi.
Sustum. Şahin'in yardımıyla yatağa geçtim. Ben ne kadar istemesem de, Şahin benden habersiz hemşireye bana sakinleştirici vermesini söylemiş. Serumu yarıladıktan sonra söyledi. Ama artık geçti. Zihnim çoktan durmuştu ve bedenim uyuşmaya başlamıştı.
...Camın arkasından Şiyar'a bakıyordum. "Uyan, ne olur" dedim. Parmak uçlarım camda geziniyordu. Her an uyanmasını bekliyordum. Şahin ne kadar ısrar etse de, bir şeyler yemem için kabul etmedim. Herkes biraz dinlenmek ve bir şeyler yemek için aşağıya inmişti. "Hadi, uyan" dedim.
Aradan ne kadar geçti bilmiyorum, ama Şiyar gözlerini açtı. Yanlış gördüm sandım, ama hayır, uyanmıştı. Büyük bir sevinç içinde hemen koştum ve hemşirelere Şiyar'ın uyandığını söyledim. Hemşireler Şiyar'a bakmak için odaya girdiler. O esnada yengemler de geldi. Yengem korku içinde, "Ne oldu oğluma?" diye sordu.
"Bir şey yok, yenge. Şiyar uyandı" dedim.
"Çok şükür Allah'ım" dedi yengem. Ben de Şahin'in boynuna atladım. "Uyandı, Şahin" dedim.
Aradan biraz zaman geçtikten sonra, hemşireler çıkıp durumunun iyi olduğunu ve birazdan normal odaya alacaklarını söylediler. Biz de Şiyar'ın normal odaya alınmasını bekledik.
Şahin'e, "Amcam gelmedi mi?" diye sordum.
"Hayır, ama korkma, iyi" dedi.
"Peki, nerede?" diye sordum.
Şahin biraz bekledikten sonra, "Türkiye'de" dedi.
"Nasıl? Mardin'de mi?"
"Evet" dedi.
"Düşündüğüm şey mi?"
"Evet, Sezen. Karahanlılar yapmış" dedi.
"Peki, ne olacak?"
"Bilmiyorum, ama babam konuşmak için gitti. Babamın gelmesini bekleyeceğiz."
Aradan bir gün geçmişti ve biz artık hastaneden taburcu olduk. Doktorlar bunun ne kadar doğru olmadığını söylese de, amcam Şahin'e evin daha güvenli olacağını söylemişti. Çünkü Karahanlılar kana kan istiyorlarmış ve tekrar Şiyar ya da Şahin'e zarar verebilirlermiş.
Eve geldiğimizde, evin her yerinde koruma vardı. Normalde de vardı, ama bu sefer çok fazlaydı. Herkes olayın ciddiyetindeydi. Acaba amcam ne yapmıştı? Bir çözüm bulmuş muydu? Amcam yarın burada olacağını söylemişti. Şiyar'ın daha çabuk iyileşmesi için hepimiz elimizden geleni yapıyorduk. Anna bu süre zarfında bizimle kalacaktı. Şiyar'ı yalnız bırakmak istememişti. Hepimiz amcamı bekliyorduk...
Çalan kapı ile hepimizi bir korku sardı. Çünkü gelen amcamdı. Acaba ne olmuştu? Hepimiz birbirimize bakarken, Mia kapıyı açtı. Amcam içeriye girdi. Yorgun ve düşünceli bir şekilde, ama en çok da çaresiz gibi duruyordu. Omuzları düşmüş bir şekilde salondaki koltuğa bıraktı kendini. Yengem korku ve panik içinde amcamın dizlerine kapandı.
"Vermem oğullarımı kara toprağa! Birini verdim, ama diğerlerini vermem!" diyerek ağladı.
Onlar bizden daha çok hakimdi bu konulara. Biz çok küçüktük Almanya'ya taşındığımız zaman. Oranın adetlerine göre büyümedik, ama az çok bilirdim ne olacağını. Anna ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
"Ne demek oluyor bunlar, Hazan anne?" dedi.
Ama kimse Anna'ya bir cevap vermedi. Amcam başını eğerek, "Ya oğullarım, ya kızlarım. Şimdi de bana ne edem, ben Hazan hanım" dediğinde, Berfin büyük bir korku ile, "Ben ölmek istemiyorum" dedi.
Ama ben amcamın ne demek istediğini anladım ve nefesim kesildi. Ölmek daha kolaydı. Amcam bana baktı. Başımı hayır anlamında salladım. Amcamın gözleri doldu. Sonra Berfin'e baktı.
"Yapacağım bir şey yok. Çok uğraştım, ama elimden bir şey gelmedi. Ancak kana karşı bedel olursa, bu kan duracak" dedi.
"Sen ne diyorsun, baba? Karahanlılar'a verecek kardeşim yok! Varsın öldürsünler beni, ama ben o aileye kız kardeşlerimi vermem" dedi Şahin.
"Hüküm verildi. Bir hafta sonra" dedi ve sustu amcam.
Gözlerim doldu. Bir hafta sonra ben ya da Berfin, kana bedel olarak verilecektik. Şahin'e baktım. Korku ile, "Şahin, korkma. Bu asla olmayacak, anladın mı?" dedim.
İçimde çok büyük bir korku vardı. Ben Şiyar'a bu kadar aşıkken, bir başkasıyla nasıl evlenecektim? Ya da Berfin nasıl olacaktı? Daha on dokuz yaşındaydı.
"Berfin daha çok küçük, Resul ağam. Etme, eyleme. Bul bir yolunu, buralardan gidelim" dedi yengem.
Amcam titrek ve bir o kadar çaresiz çıkan sesi ile, "Ne yapayım, söylesene" dedi.
Ve herkes bir köşeye çekildi.
Aradan bir gün geçmişti. Şiyar biraz daha iyiydi, ama biz çok kötüydük. Şahin ile birlikte arka bahçede oturmuştuk.
"Merak etme, bulacağım bir çaresini" dedi. "Şimdi kalkmam lazım" dedi ve kalkıp gitti. Sonra yanıma yengem geldi...