Adel Yılmaz… Karargâha kadar ağzımdan çıt çıkmadı. Araçta Ateş, Demir, Kara ve ben vardık. Gerçi konuşanlar onlar, susan bendim. Sessizliğimle boğuldum. Demir, direksiyon başında hâlâ Ateş’e söyleniyordu. “Planın içine bizi niye sokmadın? Ha? Hadi onu geçtim, beni de yem yapmasaydın iyiydi komutanım.” Sesi sertti ama altında o klasik dostça kırıklık gizliydi. Kara ise gerginliği dağıtmak istercesine araya espriler sıkıştırıyordu. “Sen hâlâ kızgınsın ama ben hâlâ hayattayım, Demir’im. Bence mucize.” Ardından bana döndü, yüzünde o muzip sırıtışla: “Doktor, sen de biraz yüzünü gevşet istersen. Yoksa hepimiz ölecekmiş gibi hissediyoruz.” Cevap vermedim. Gözlerim yola takılmıştı ama aklım hâlâ o evin içindeydi. Hâlâ elimden sıyrılan kollar, boğazıma düğümlenen nefesler vardı zihnimde.

