Adel Yılmaz. Toplantı odasının kapısı açıldığı an, içerideki konuşmalar bıçak gibi kesildi. Bense hâlâ Ateş Avcı’nın omzundaydım. Evet, omzunda! On dört yetişkin adamın bulunduğu bir odada, doktor ciddiyetimi yerle bir etmiş halde taşınıyordum. Şu rezilliğin ortasında nefes alacak hâlim yoktu. Beni omzundan indirmeye hiç mi hiç niyeti yoktu. Duruşundan belliydi, bu onun için neredeyse gündelik bir iş gibiydi. Sanki market poşeti taşıyordu da, biraz ağır gelmişti. Göz göze geldiğim askerlerin yüzlerindeki ifadeyi asla unutmam: Şaşkınlık, eğlenmeye hazır bir beklenti ve bol bol alay… “İkna kabiliyetiniz süpermiş komutanım,” dedi içlerinden biri. Oğuz Alp’ti sanırım. Şu muzip bakan asker. “Ateş Avcı…” dedim dişlerimin arasından. “Yemin ederim bir daha böyle bir şey yaparsan…” “Ne yapars

