4) Kriz

1029 Words
Tüm eşyalarımı arabanın arkasında bırakıp bahçeden içeri girdim. Ağır adımlarla kapıya ilerledim ve üç adımlık merdiveni çıkıp kendime süre tanımadan zile dokundum. Kolumda çantam, kucağımda akvaryumum vardı yalnızca. Biraz sonra kapı babam tarafından açıldı. Ancak annem onun biraz arkasında gözlüklerini takmış gelenin kim olduğuna bakıyordu. "Sena!" Babama tebessüm ettim. "Sena mı?" Annem, babamın omzu üstünden bana baktı. "Beni içeri almayacak mısınız?" Bunu dememle babam kapıyı tamamen açtı ve içeri girmeme izin verdi. Balıklarımı kapıdaki vestiyerin üstüne koyduğum an annem sıkı sıkı sarıldı. "Ah yavrum, hoş geldin! Bu ne güzel sürpriz!" Anneme sarıldım. Onu bu kadar özlediğimi bile yeni fark ediyordum ki bu bile ağlamama yeterdi. İlk kez gelmekle hata etmediğimi düşündüm. Tam annemin kucağında, beni sevgiyle sarmalarken. Geri çekildiğimde bu defa babamın kollarının arasına girdim. Beni başımın üstünden öptü. "Hoş geldin yavrum, hani eşyaların nerede?" "Sonra alırız dedim, önce içeri geçelim mi?" "Eşyalarını alıverelim sonra geçeriz kızım!" Anneme döndüm. Sakince elini tuttum ve derin bir nefes aldım. "Önce sizinle konuşmak istediğim bir konu var. Konuşalım, sonra alırız. Olmaz mı?" Bir şeylerin ters gittiğini hemen anladı. Anlatacaklarım ikisinin de hoşuna gitmeyecekti ama elimden bir şey gelmiyordu. O an yalnızca bu kucak dolusu sevgiye güveniyordum. "Geç madem..." Salona geçtim. Televizyonda bir dizi tekrarı dönüyordu. Annemin el emekleri salonun dört bir yanında duruyordu. Küçük salondaki ikili koltuğa onlar otursun istediğimden tam karşısında kalan tekli koltuklardan birine oturdum. "Aç mısın? Yemek vardı biraz, ısıtayım da yiyelim." Başımı iki yana salladım. "Yedim ben, aç değilim." Babam kumandaya uzandı. Televizyonu tamamen kapattığında açık camlardan içeri hava karardığı halde sokakta bağırışan çocukların sesleri doluyordu. "Beni korkutma Sena. Akşam vakti geliyorsun, habersiz. Böyle diken üstündesin! Eşyalarını da getirmedin içeri... Başın belada değildir umarım." Sessiz kaldıkça kafalarından fena fikirlerin geçeceğini anladığımda sakince boğazımı temizledim. "Kaçak falan değilim, başımda bir bela da yok." dedim önce. Akıllarından kötü bir şey geçmesini istemiyordum. "O zaman?" Anneme döndüm. "Sadece..." diye başladım. "Geri döndüm." Annem babama döndü. Bir süre ikisi de sessiz kaldı. "Nasıl geri döndün?" Yutkundum. Bu ilk başarısızlığım değildi ama nedense kendimi çok berbat hissediyordum. İnsan otuz yaşında düşer mi? Ben düşmüştüm. Resmen çıktığım o basamaklardan yuvarlanmıştım ve kendimi en başta bulmuştum. Üstelik eski halimden daha belirsizdim. Yalnızdım. Tek başıma... Burada olduğum halde sanki hala bir bataklıkta battıkça batıyordum. "İşten kovuldum." dedim usulca. "Evden de..." "Kızım, şu meseleyi açık açık anlatacak mısın artık?" Gözlerim doldu. Başımı yere eğdim ve ağlamamak için kendimi tuttum. "Kovuldum! Yanlış bir şey yapmadığım halde beni işten attılar. Yetmedi ev sahibim de kızının taşınacağını söyledi, beni evden attı. İnsan hiç sokağa atılır mı? Ben atıldım ama..." Sesim sona doğru titredi. Susmak zorunda kaldım ama dolan gözlerimden yaşlar akmaya başladığında kendimi tutmada da başarılı olamadım. Avuçlarımı yüzüme kapatıp neredeyse sinir krizi geçirir gibi ağlamaya başladığımda ne annemin desteğini ne de babamın sesini duyamıyordum. Ağlamaktan dermanım kalmayana kadar, bedenim titreyene ve kulağım tıkanana kadar ağladım. Ne kadar geçti bilmiyorum ama annemin elime su bardağı tutuşturmasına kadar farkında bile değildim. Tüm gün dertlerimi kenara süpürüp olabildiğince unutmuşken şimdi öyle bir rahatlamıştım ki annemin zoru ile birkaç yudum su içtiğimde içimdeki bu sıcaklık geçecek gibi oldu. Babam sırtımı ovuştururken "Kendine geldi mi?" diye soruyordu anneme. "İçi çıktı çocuğun! Ne yaptılarsa kızıma! Sena! Beni duyuyor musun? Ağlama artık!" Burnumu çektim. Bir süre sessiz kalıp göğsümü ağrıtan bu acıyı görmezden gelmeye çalıştım. Derin nefesler aldım ve sakinleşene kadar babamın sırtımı sıvazlaması, annemin ellerimi ovuşturmasına minnet duydum. En sonunda konuşacak kadar iyi hissettiğimde annem derin bir nefes aldı. "Daha iyi misin?" Başımı salladım. "Evet, özür dilerim." Uzanıp saçımı okşadı. "Aklımı alacaksın sen benim! Akşam akşam ne bu halin Sena? Ne olmuş işten çıktıysan? Buna için çıkana kadar ağlanır mı canım? Vallahi döveceğim şimdi seni! En azından gerçek bir şeyden ağlarsın..." "Gitme kızın üstüne." dedi babam. "Biraz hava alsın." "Aklımı aldı ama! Neden ağlıyor?" Kavga etmemeleri için araya girdim. İkisinin de elini tuttum. "Kendimi kötü hissettim. Bütün gün bunu size nasıl anlatacağım diye düşündüm durdum. Gerçekten... Kendimi kötü hissettim." Babam saçımı okşadı. "Alt tarafı işten çıktın. Sena, bu halin hal değil... Başka bir şey olmadığına emin misin? Sana bir şey mi dediler, istemediğin bir şeye mi zorladılar da işten çıktın?" Başımı iki yana salladım. "Haksızlığa uğradım." "Nasıl?" Derin bir nefes aldım. Olan her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlattım ikisine de. Birini korumak isterken nasıl suçlu durumuna düştüğümü, işimden olduğumu ve korumak istediğim kadının da benim yerimi aldığını... Hepsini anlattım. Uğradığım haksızlığın boyutu öyle kötüydü ki ister istemez yeniden ağlamaya başladım. O adamı sevmiyordum. Sırf yeni yöneticiyi sevmediğim için iftira attığımı söylediklerini, kadının yanında durduğum halde onun beni yarı yolda bıraktığını... Ben anlattıkça rahatladım, rahatladıkça gerçeklerle yüzleştim. "Güzel kızım..." dedi annem. "Sen doğru bildiğini yapmışsın. Bazen iyi niyetle yaptıklarımız iyi sonuçlar vermez. Olsun... Sussan, içine atsan daha iyi bir insan olmayacaktın." Başımı salladım. "Bu ev meselesi ne peki?" Derin bir nefes aldım. "İşsiz kaldım ama hemen farklı bir yere başvurdum, kabul edildim ama son dakika vazgeçtiler. O sırada ev sahibim de başka bir şehirde kızlarının geleceğini söyledi. Başka yerde rezil olmasını istemiyormuş, beni göndermek istedi. Depozitomu verdi, son ay da kira almadı. Her şey üst üste gelince ben ne yapacağımı bilemedim, eve döndüm." Babam rahat bir nefes aldı. Yan taraftaki tekli koltuğa oturup "Tamam işte," dedi. "Evine döndün, bitti mesele." "Öyle tabii." dedi annem de babama katılarak. "Aklımdan neler geçti sen ağlarken yavrum, olsun. Bu yaz dinlen, kendine gel, rahatla biraz. Tatilin bitsin yeniden başlarsın işe." Henüz buna devam etmek istemediğimi ama ne yapacağımı da kestiremediğimi söylemedim. Tüm yaz, burada olmak yeniden çocukluğuma dönmek demekti. Biraz daha dinlenmek, kendimi dinlemek. Sadece bu defa işsiz sapsız bir otuzdum o kadar. "Arabada eşyaların var değil mi? Her şeyini getirdin mi?" "Getirdim." "Bugün geç oldu." dedi annem. "Şimdi yatalım, sen biraz dinlen. Sabah yerleştiririz eşyalarını. Çıkmayacakları ayırırız damdaki yüklüğe atarız bir şey kalmaz. Tamam mı?" Yeniden başımı salladım. "Ben senin yatağına çarşaf sereyim. Sonra bir duş al. Balıklar da kapıda kaldı." "Balıklarını da getirdin demek ha?" Babamın gülerek koridora gidip akvaryumu salona getirmesine tebessüm ettim. Balıklarımı ortadaki sehpaya koydu ve kolunu omzuma atıp beni göğsüne çekti. Annem çoktan odamı hazırlamak için gitmişti. "Başka bir derdin yok değil mi senin?" "Yok." dedim. Başımı omzuna yasladım ve gözlerimi yumdum. "Buraya dönünce tüm dertlerim gidiyor." "Baban var burada. Ben olduğum sürece senin derdin olamaz hanımefendi. Hallederiz! Anlaştık mı?" Başımı salladım. "Anlaştık."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD