3) Eski Günler

1471 Words
Tüm gün nasıl olduysa çarşıda dolaşıp tosttan kahvaltı, tatlıdan öğle yemeği ve ekmek arası dönerden akşam yemeği yaparak geçip gitti. Birkaç saatten fazla dayanamayacağımı düşündüğüm bu güne Yaz'ın eşlik etmesi sayesinde öyle güzel geçirmiştim ki akşam kafesine geri döndüğümüzde sanki tüm sinirlerim buhar olmuştu. Arabadan inerken koluma girdi. "Sana harika bir sürprizim var!" Ne olduğunu anlamadan kafeden içeri girdik ve beni bir masa dolusu eski dost karşıladı. Elimdeki birkaç poşeti aldığında ve tezgahın arkasına bıraktığında buna hem şaşırmış hem de mutlu olmuştum. Doğrusu biraz korkuyordum çünkü havadan sudan sohbet etmenin bile hayat hakkında olduğunu bilecek kadar yaşamıştım. Yine de tüm bu korkuya rağmen onları yeniden görmek beni heyecanlandırdı. Beni ilk gören Deniz oldu. Bize doğru el salladığında masadakilerin de dikkatini çekmiştik. Buradan kaçışımın olmadığını fark ettiğimde konunun bana gelmemesini umut ederek o tarafa doğru ilerledim. İlk ayağa kalkan Deniz oldu. "Hoş geldin Sena!" Hızlıca ona sarıldım. Bu defa diğerlerine döndüm. İlk dikkatimi çeken Güney oldu. Hiç yabancılamadan bana kollarını açtığında gülümseyerek ona sarıldım. "Demek aramıza dönmeye karar verdin ha kaçak?" "Geç oldu değil mi?" Gülerek geri çekildi. "Hiç de bile!" dedi ve bu defa yanında duran kadını gösterdi. Onun kim olduğunu sosyal medyadaki fotoğraflardan biliyordum. "Eşim Neşe." Daha önceden hiç tanışma imkanımız olmamıştı, ne düğünlerine katılmıştım ne de buraya geldiğimde onunla denk gelmiştim. Zaten evleneli çok olmadığını, en azından benim en son ki gelişimden sonra olduğunu biliyordum. Bana elini uzattığında gülümseyerek tuttum. "Tanıştığımıza memnun oldum, ben Sena." "Neşe." dedi. Kendine has bir güzelliği vardı. Duruşu oldukça mesafeli ancak sıcak bir gülümsemesi vardı. "Oylum." Kimsenin onu tanıtmasını beklemeden bana elini uzatan diğer kadına döndüğümde onu bir yerden hatırladığımı sandım. Uzattığı eli tuttum ve "Sena." diyerek kendimi tanıttım. Tam bu esnada tuvaletten çıkan Kaan'ı fark edince onun kim olduğunu anladım. "Memnum oldum." dedim sakince. Sadece gülümsedi. Masaya geldiğinde beni görünce mesafeli bir şekilde başını eğerek selam veren Kaan'dan sonra herkes yerine oturdu. Bir sandalye bulmak için başka bir masadan boş sandalye çektim. "Geldiğini duyduğunda çok sevindik. Yaz, bizi bir araya getirmek istedi." Güney'e tebessüm ettim. "Sadece haberlerin geliyordu." "Biliyorum, işe kendimi fazla kaptırdım sanırım." dedim usulca. Bunun cezasını çekiyordum aynı zamanda. "Ama şimdi buradayım." "Yeniden o yazlar gibi değil mi?" Deniz güldü ve Güney'e hitaben konuştu. "Şimdi daha kalabalığız." Şimdi çok daha kalabalıktık. Beni dikkatle izleyen Oylum'u es geçerek Neşe'ye döndüm. O daha nazik bir insana benziyordu ki masadaki garip atmosfer benden kaynaklı görünüyorken kendimi fazlalık hissetmek istemiyordum. "Tanışmak için pek vakit olmadı öyle değil mi?" Neşe gülümsedi. "Öyle, ama senden sık sık bahsederlerdi. Neredeyse tanıyorum diyebilirim." "Eminim kötü bahsetmişlerdir. Benden hoşlanmazlardı, onları her konuda yenmem rahatsız ederdi." Güney, "Hiçte bile!" dedi. "Seni çok severiz." "Bizi geçtiğin tek konu suda nefesini uzun süre tutabilmendi." "Bisiklet yarışlarını ben kazanırdım, nefesimi iyi tutardım, sizden daha iyi içerdim! Her konuda sizden daha iyiydim! İtiraf edin!" Yaz ve Güney aniden bu konu hakkında hararetli bir konuşmaya tutulduklarında Neşe, kocasını sakinleştirmeye çalışırken Deniz bana doğru eğildi. "Bu arada ne içersin?" Başımı iki yana salladım. "Bir şey içmeyeceğim, teşekkür ederim." Bana gülümsedi. Bakışlarımı masadakilere çevirdim. Oylum ve Kaan'ın bir konu hakkında sessizce konuştuklarını gördüğümde derin bir nefes aldım. Buradaki herkesten haberim vardı. Güney'le kimi zaman sosyal medyadan konuşurduk. Yaz ve Deniz'le bir grubumuz vardı ancak Kaan... Kaan'ı hayatımdan sildiğimden beri hiç iletişim kurmamıştım. Hep haberini alırdım laf arasında, o kadar. Güney'le bir klinik açtıklarını biliyordum. Görünen o ki hayatında biri de vardı ve bu kadarı yeterdi sanırım. Onunla sevgili olmaya karar verdiğimizde arkadaş olmayı bırakmıştık ve sevgili olmaktan da sıkıldığımızda geride hiçbir şey kalmamıştı. Şimdi tanıdık bile denemesi zordu. Sohbet devam ederken bir yerden sonra artık onları dinleyemeyecek kadar dalgınlaştım. Bunu fark ettiğim an biraz uzaklaşmak için ayaklandım. Kimsenin dikkatini çekmemiştim bile. Ağır adımlarla balıklarımın olduğu tarafa ilerledim ve akvaryumumu da alarak dışarı çıktım. Karanlık çökmüş, havada hafif bir serinlik oluşmaya başlamıştı. Boş bahçede köşe bir masaya önce balıklarımı koydum, sonra ise oturdum ve sakince sessiz sokağı dinledim. "Bilmediğiniz bir yer olduğu için korkmayın." dedim sessizce. "Burası bir süre sığınağımız olacak." Suyun içinde dönen balıklarıma bakarken derin bir nefes aldım. "Keşke ben de sizin gibi olsaydım. Eminim benden daha mutlusunuzdur." Masaya doğru eğildim. Başımı ellerime yasladım. "Biz ne yapacağız şimdi?" diye sordum. "Sanki bu dünyada bir yerim yokmuş gibi hissediyorum artık." Sessizlik sürdü. Onlar bana cevap veremedikçe ben içimi döktüm. Hem zaten yakında unutacaklardı da. Yalnızca birine anlatmak istiyordum bunları artık. "Bir yapılacaklar listesi mi hazırlasak?" Gözlerimi kapattım. Evi toplayıp kolilerken bulduğum o defteri hatırladım. Lise senelerimde hevesle karaladığım ucu bucağı bir türlü gelmeyen hikayelerle dolu defterlerimi bulmuştum. Kurşun kalemin izi tozlaşmış, tükenmez kalem suda dağılmıştı. Sayfalar sararmış ve hasar almış defterlerim. O zamanlar tek dileğim bir yazar olmaktı ancak babamla ettiğim tonlarca kavga ve sonunda hiç istemediğim bir bölüm yazarken bulmuştum kendimi. "Ama hiçbir şey yapmak istemiyorum. Anlatacak bir hikayem de yok. Bir tek siz varsınız... Bu yaşıma kadar sadece size sahip olduğuma inanamıyorum." Cama dokundum. Gözlerim doldu. "Şimdi ne yapacağız?" Orada ne kadar durdum, balıklarıma ne kadar içimi döktüm bilmiyorum ama uzun bir süre sonra kapı sesi ile kendime geldim ve doğruldum. Kafeden çıkan Kaan, beni fark etmedi. Sigarasını çıkarıp yaktığında ona bakmayı kestim ve önüme döndüm. Değişmişti. Gözlük kullanmaya başlamış görünüyordu. O zaman saçlarını yanlarından kazmayı çok severdi ama şimdi daha farklıydı. Spor yaptığını hesap edilince lisedeki o narin çocuk yerini güçlü bir erkeğe bırakmış görünüyordu. Daha sessizdi, daha oturaklı, daha umursamaz... Belki sondakiler benim varlığım yüzünden de olabilirdi. Sadece bu sabah ona sarıldığımda bir yabancı olduğunu anlamıştım. O tanıdığım Kaan değildi artık. Derin bir nefes aldım. Hiçbir şey bıraktığım gibi değilken ben buraya döndüğümde nasıl sıfırdan alacağıma inanmıştım ki? Telefonuma bir bildirim geldi. Aydınlanan ekranda yazan ismi gördüğümde hızla uzandım ve elime aldım. Mehmet'ti. Hızla mesajı açtım ama yeniden hayal kırıklığına uğradım. Aslında iyi kötü hiçbir beklentimin olmaması gerekirdi. Tam aksine nasıl bir mesaj beklemiştim ki ondan? Gözlerimin yanmaya başlaması sinirimi bozdu. Telefonu bir kenara bırakıp avuç içlerime bastırdım ve burnumu çektim. "Ağlama!" diye mırıldandım kendi kendime. "Hayır, bütün gün iyi gittin şimdi ağlayamazsın." Canım öyle yanıyordu ki bundan nasıl kurtulurum bilmiyordum. Tüm hayallerim, tüm emeklerim hiç olmuştu. Ben bir hiçtim ve şimdi burada, balıklarımın karşısında ağlamak üzereydim. Balıklarımın... Bu düşünce nedense öyle komiğime gitti ki ellerimi indirip küçük akvaryuma baktım. Beni umursamayan ve kim olduğumu bile bilmediklerinden emin olduğum balıklarım içeride yüzerken bu düşünce nedense komikti. Düşünmem bile komikti ve ben kendimi gülerken buldum. Güldüm. Ağlayamayınca sanki tam tersini yapmamı emretmişti bir şey. Aşk ve nefret, mutluluk ve üzüntü... Kahkaha ve gözyaşı... Masaya kapanıp bu defa karnım ağrıyana kadar güldüm ve yanaklarım ıslandığında burnumu çekmek zorunda kaldım. Gülmekten ağlamak, ağlamak için ağlamaktan çok daha iyiydi. "Sena, iyi misin?" Başımda dikilen adamı o ana kadar fark etmedim. Benden olabildiğince uzakta takılacağını düşünmüştüm ama Kaan şimdi tepemde duruyordu. Sigarasını döndürmüş olmalıydı. "Ne?" Tüm yüzümü dikkatle süzdü. Ne düşündüğünü tahmin etmek güçtü. Beni gördüğü an şaşırmıştı ancak daha sonra sanki o şaşkınlık yerini boşluğa bırakmıştı. Aramızda bir duvar vardı. O duvarı benim örmem gerekirdi ancak görünen o ki Kaan benden önce davranmıştı. "Kötü görünüyorsun." Burnumu çektim. "Sadece komik bir şeye gülüyordum. Önemli bir şey yok." İnanmadı. Ancak onu inandırmak gibi bir çabam yoktu. "Neden içeri geçmiyorsun?" Sandalyemi ittim. "Aslında artık eve dönsem iyi olacak. Geç oldu." Yanından geçtiğim sırada kolumu tuttu ve beni durdurdu. "Sebebi ben miyim?" Bu balıklara dert anlatmamdan daha komikti. Bir süre ona bakakaldım. İçimden gülmek geldi ancak yanlış anlayacağını düşünerek kendimi tuttum. Kolumu elinden kurtardım ve sakince cevap verdim. "Hayır, elbette sen değilsin. Her şey geride kaldı." Aramızdaki mesafeyi yetersiz bulmuş olacak ki bir adım geri çekildi. İnanmadığı gözlerinden okunuyordu. Ancak onu inandırmak işim değildi. Tam bu sebeple arkamı döndüm ve kafeye doğru ilerledim. "Gerçekten mi? Her şey geride mi kaldı Sena?" Durdum. "Bana tek kelime etmedin. Öylece terk ettin ve bir daha dönmedin ve her şey geride mi kaldı?" Gözlerimi yumdum. Harika, dedi içimden bir ses. Şimdi daha fazla sorunun var. Ona döndüm. "Ne demek istiyorsun? Senin için geride kalmadı mı?" Bakışları benim üstümdeydi. O tepeden bakışları, kendinden emin hali öylesine sinirimi bozdu ki yeniden gülmeye başladım. Bana boyunun avantajını kurarak üstünlük kurabileceğini mi sanıyordu? Gerçekten hayatımdaki en büyük dert O muydu? Kendini ne sanıyordu? "Kaan..." dedim biraz sakinleşebilince. "Lütfen dur ve kendini daha fazla rezil etme. Tüm olanlardan sonra suçlu ben miyim yani?" "Ya kim?" Arkamızdaki kapı bir kez daha açıldı. "Kaan?" O kadının sesini duyduğumda gülümsedim. Karnımda gülmekten kaynaklı bir ağrı vardı zaten bir de başımı ağrıtsın istemiyordum. Bu sebeple arkamı dönmeden önce konuştum. "Bence geçmişten kurtul. Hala suratına bakıyor olmamdan memnun ol ve hayatına bak olur mu? Hayatım sadece seni kafama takacak kadar kısa değil." Tek kelime etmedi. Ben içeri girip insanlarla vedalaştığımda, bana ait çanta ve poşetleri alıp çıktığımda dahi dönmedi. Bahçede oturmaya devam ettiler. Bense onlara selam vermeden akvaryumumu da alıp bahçeden çıktım. Tek derdim o değildi. Ancak aptal bir ergenin aldatılma hikayesini bugünkü dertlerime tercih edebilirdim. Bir seçim şansım olsa kesinlikle sadece onu seçerdim ancak şimdi daha büyük dertlerim vardı. Aptal bir liselinin anıları ile uğraşamazdım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD