Bölüm17
Eve geldiğimde saat gece üç civarlarındaydı. Ursula çoktan uyumuştu. Tavuk arkadaşım (!) benim. Yanına uzanıp, üzerimi örttüm. Üşüme diye bir duyum yoktu ama kendimi bu şekilde daha huzurlu hissediyordum. Belinden kavradım ve kendime çektim. Benim olduğumu anlayıp, kendini daha çok yaklaştırdı.
"İyi geceler bebeğim." Kulağına fısıldadım. Sadece mırıldandı. Saçları ile oynadım. Kısa ve siyah saçları çok bakımlıydı. Yumuşacık ve temizdi. Yaklaştım, kokladım. Şampuan kokuyordu buram buram. Burnumu kaldırmak istemedim kafasından. Resmen bana huzur veriyordu. Evim olsaydı, büyük ihtimalle böyle kokardı. Evim gibi kokuyordu, evim gibi huzur veriyordu...
Daha çok kendime çekip, gözlerimi kapattım. Birkaç gündür böyle huzurlu uyumak beni mutlu ediyordu ancak birkaç gün sonra kendimi silip, Alicia olarak devam etmeliydim. Onun yanında olmak, onu riske atmaktan farksızdı. Gözlerimden bir damla yaş döküldü yanaklarımdan. Güçlü olmak nasıl hayatımı etkilerdi bu kadar. Alicia ile evet, mutluydum ancak kendim olmak, sevdiğim bu kadının yanında olmak kadar değildi. Derin bir nefes aldım ve yanaklarımı sildim. Görse açıklayamazdım, o yüzden gözlerimi kapatıp kendimi uykunun derin kollarına bıraktım.
***
Bugün büyük gündü. Carlo'yu ya hayattan silme, ya da mahvetme günüydü.
Tabi Alicia'yı da ben yaşadığım için üzülecek olan bir nevi bendim. O yüzden biraz canını acıtsam yeterliydi. Yataktan kalktım ve mutfağa doğru yürüdüm. Ursula ve kendime kahvaltı hazırlayacaktım. Onunla ne kadar çok vakit geçirsem benim için kardı. Kahve makinesine iki bardak olacak şekilde kahve malzemelerini koydum. Çok fazla içmiyor, hatta resmen süs olsun diye hazırlıyorduk bunları. Kahve hazır olurken, dolaptan kahvaltılık birkaç şey çıkardım. Bir yandan yumurta kaynatırken, diğer yandan masayı hazırladım. Hazırlanmadan Ursula kapıya dayanmıştı. Biraz orada durdu ve beni izledi, sonra lavaboya gitmek için arkasını döndü ve yürüdü. Bende son dokunuşları halledip, elime Alicia'nın telefonunu aldım ve uzun zamandır kontrol etmediğim mesajlara baktım. Carlo'dan gelen binlerce mesaj vardı ve hiçbirine bakmadan hepsini sildim. Caroline nasıl olduğumu sormuş ve beni merak ettiğini söylemişti. İyi olduğumu ve bir problem olmadığını söyledim. Diğer bütün mesajları es geçerek rehbere girdim ve Dina'yı aradım. Alicia ile sesimiz aynı olduğu için onunla rahat bir şekilde konuşabilirdim.
"Ne haber sis?" Dina arkadan heyecanlı bir şekilde cevapladı.
"Neredesin sen be! Neden aramıyorsun?" Güldüm. Özlemişti Alicia'yı. Ama ben hiç özlememiştim Alicia'yı.
"Tamam tamam." Güldüm.
"Biliyorum özledin beni." Bir çığlık sesi geldi. Dina sinirlenince çığlık atardı. Ona karşılık gülüşümü arttırdım.
"Neyse, annemler ne yapıyor?" Bu şekilde konuşmaya devam ettik. Bitmeden Ursula gelince, kısa kesmeye çalıştım. En sonunda bitirdiğimde, kahvaltıya başladık.
"Kardeşin olduğunu bilmiyordum." Bilemezsin çünkü yok.
"Ah evet, hiç bahsetme fırsatım olmadı." Bahsedemem çünkü benim kardeşim değil.
"Anlat o zaman." Kimi?
"Ya biraz bana benzer. Adı Dina, arada bir Dino da diyordum ama annem yasakladı." Güldü. Komik mi?
"Hırçın, cazgır bir kız. Dediğim gibi, benim gibi." Tabi benim kadar tehlikeli değil.
"Ben senin o karakterin ile hiç karşılaşmadım nedense." Çünkü iyi birisin.
"Yani sinirlenince öyleyim diyelim. E sen bahset biraz. Ailen nerede? Ben yokken ne yapıyordun?" Onu tanıma fırsatım hi. olmamıştı. Aslında olmasa daha iyiydi, ne de olsa birkaç gün sonunda hayatımdan çıkarmak zorunda kalacaktım. Ne kadar az anı, o kadar kolay unutma.
"Aslında ailem hakkında anlatacağım pek bir şey yok. Maalesef annem hastalıktan dolayı öldü. Kardeşimde genetik olarak aynı hastalığı almış. Üç yaşlarında o da dayanamadı ve o da gözlerini sonsuza kadar kapattı. Babam ise ikisinin ölümünü kaldıramadı, kendini alkole verdi ve bedenen olma sa da o da beni ruhen terk etti. Bende taşınarak onu bedenen terk ettim. Bu kadar." Kendini gülmeye zorladığını hissedebiliyordum. Buna benzer çok şey duymuş, görmüştüm. Ancak bu Ursula'ya olduğu için kendimi kötü hissettim. Kalktım ve ona sarıldım.
"Üzülmene gerek yok. Ben üzülmüyorum. Alıştım..." Bir cümlenin bu kadar kalp kırığı taşıdığını duymamıştım. Daha sıkı sarıldım. Ona unutturmak istedim tamamen. Yapabilirdim ama yapmadım. Nasıl bin insana ailesini unutturabilirdim ki. Hiç mi merak etmeyecekti. Ailesinin hiç olmadığını bilmek, onu daha çok üzmez miydi? Sarıldım. Sadece bunu yapabildiğime küfrettim. Bir kaç gün sonra ben terk ettiğimde, aynı acıyı ona hatırlatacaktım. İğrenç bir insanım. Yaşayan, en iğren insan benim.
"Boğuyorsun beni." Sesi derinlerde, bir yerden geldi. Bu kadar çok sıktığımı fark etmemiştim. Kollarımı ondan çektiğimde yüzü kıpkırmızı olmuştu.
"Vay be! Cidden çok güçlüsün." Canının acımadığını anladım bu cümle ile. Derin bir nefes alarak sandalyeye tekrardan oturdum ve kahvaltıma devam ettim. Elimden geldiğince en eğlenceli konuları açarak onu güldürmeye çalıştım ve başardım. Bu şekilde devam ettik kahvaltımıza.
***
Saat gece bir civarlarında, Carlo'nun odasındaydım. Ne kadar karanlıkta olsa odasını seçebiliyordum. Yatağına baktım. İlk defa bir şeyler yaşamıştı burada Alicia. Nasıl güvenebilirdi ki bu aptal çocuğa. Sinirlendim.
Çarşafı ve pikeyi değiştirmesine rağmen yastık kılıfını değiştirmemiş, ona sarılarak uyuyordu. Ev hala güller içerisindeydi ve toplamamıştı. Neredeyse, her şey aynıydı. Sadece yatağın etrafında olan bir kaç bira şişesi vardı. Tabi o kadarı da olacak. Sonuçta benim gibi güzel bir kadın onu terk etmişti. Bu düşünce ile mutlu oldum. Onun üzgün olması, zaten pişman olduğunu gösteriyordu.
Oda kırmızı yatak, siyah dolap ve diğer siyah eşyalardan oluşuyordu. Renk seçimi güzeldi ancak oda düzeni berbattı. Heryer darmadağınık ve çok kötü kokuyordu.
Onu korkutma planımı, Ursula ile vakit geçirebilmek için geceye atmıştım ancak bir planım yoktu. Ne yapabilirdim? Uyuyan bir kişi en çok neyden korkardı? Bence kabuslardan. Onun için olabildiğince korkunç bir kabus seçmeliydim ve kafasında canlandırmalıydım. Aklıma gelmiyordu. En çok neyden korkardı bu aptal? Annesine aşırı düşkündü ve ona bir şey olması evet, onu korkutabilirdi. Elini tuttum ve annesinin ölümü ile ilgili bir senaryo yazıp canlandırdım. Sürekli hareket edip, rahatsız olduğunu belli ediyordu. Onun öldürdüğüne dair bir rüya görüyordu, bu yüzden 'hayır' gibi kelimeler sayıklıyordu. Gözlerinden birkaç damla yaş geldiği zaman yeterli olduğunu anladım ve son bir darbe vurup pencereden aşağıya atladım. Ben aşağıya atlamadan uyandı ancak beni görmedi. Aşağıda evine bakarak durdum. Karanlıktan sadece süliyetim gözüküyordu, emindim. Kapüşondan da yüzümün gözükmediğini biliyordum. Carlo pencereden antladığımı anlamış olacak ki çıktı ve aşağıya baktı. Bana bakıyor ancak bir şey diyemiyor, korkuyordu.
"Sen kimsin?" En sonunda konuşunca gülümsedim. Sesi titrekti ve yeterince korkmuştu artık. Arkamı döndüm ve yürümeye devam ettim.
"Sana diyorum!" Gülüşüm arttı ve kahkahaya dönüştü. Bunu dyunca tamamen gerildi ve içeri girdi, hissedebiliyordum. Eminim bunu yarın rüya olarak düşünecek ve korkmayacaktı. Yine de şimdilik bu kadar eğlence benim için yeterliydi. Güzeller güzeli ev arkadaşımı özlemiştim artık. Ona sarılma heyecanı ile eve sekerek gittim.
BölümSonu