bc

ALTIN PRANGA

book_age18+
300
FOLLOW
2.9K
READ
dark
fated
heir/heiress
like
intro-logo
Blurb

Törenin kanlı kuralları, İstanbul’un özgür dünyasından gelen bir kadının bileğine dolandığında artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Biri geçmişin gölgelerinden kaçan yaralı bir hemşire, diğeri o gölgeleri elleriyle yöneten acımasız bir Karahan. Zoraki bir evliliğin soğuk duvarları arasında başlayan bu tehlikeli esaret, ya iki ruhu da küle çevirecek ya da yepyeni bir yangının miladı olacaktı.

Kaçmak bir ölüm, kalmak ise her gece o altın pranganın altında biraz daha erimekti.

chap-preview
Free preview
1. Bölüm
Sabah alarmının tiz sesi odanın sessizliğini böldüğünde Mara Alkan gözlerini yavaşça araladı. Bir süre tavana boş gözlerle baktı. İstanbul’un gri sabahı ince perdelerin arasından içeri süzülüyor, odanın modern dekoruna soluk bir ışık yayıyordu. Küçük ama şık dairesi tam Mara’nın tarzını yansıtıyordu. Sade. Düzenli. Mesafeli. Yatağın yanında duran telefona uzandı. 07.14 Derin bir nefes verdi. Bugün stajının son haftasındaki en yoğun gündü. Hastaneye belgelerini teslim edecek, birkaç vaka takibine girecek, sonra da akşam için hazırlanacaktı. Çünkü ertesi gün Mardin’e dönüyordu. Ve bu düşünce bile içini daraltmaya yetiyordu. Yatağın kenarına otururken uzun kahverengi saçları omuzlarından aşağı kaydı. Elini yüzüne götürüp gözlerini ovuşturdu. Mardin… Bu şehir yıllardır kaçtığı tek şeydi. Ayağa kalkıp tavana kadar uzanan camın önüne geçti. İstanbul çoktan uyanmıştı. Trafik başlamış, korna sesleri yükselmiş, insanlar yine bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Mara camdaki yansımasına baktı. Güçlü görünüyordu. Ama içinde hâlâ iyileşmeyen bir yer vardı. Bir anlığına nefesi sıkıştı. Dar sokak. Karanlık. Bir elin onu duvara itişi… Mara gözlerini sertçe kapattı. “Geçti.” Kendi kendine fısıldadı. “Bitti.” Ama bazı şeyler bitmiyordu. İnsan sadece üstünü örtmeyi öğreniyordu. Telefonu tekrar çaldı. Ekranda annesinin adı vardı. Aramayı açtı. “Günaydın anne.” “Uyandın mı kızım?” “Uyandım.” Annesinin sesi yumuşaktı ama altında gizli bir gerginlik vardı. “Baban seni soruyor.” Mara dudaklarını sıktı. “Daha dönmeden başlamasın lütfen.” Zehra Hanım birkaç saniye sustu. “Mara… eve dönünce bazı şeyleri konuşacağız.” Mara kaşlarını çattı. “Ne konuşacağız?” “Gelince öğrenirsin.” Telefon kapandıktan sonra Mara bir süre ekrana baktı. İçine kötü bir his çökmüştü. Ama bunu düşünmek istemiyordu. Bugün son günlerinden biriydi. Ve bugün güçlü görünmek zorundaydı. Banyoya girip sıcak suyu açtı. Duştan çıktıktan sonra aynanın karşısına geçti. Cildine hafif nemlendirici sürdü, ardından doğal ama kusursuz görünen makyajını yapmaya başladı. İnce eyeliner. Belirgin kirpikler. Şeftali tonlarında allık. Kahve alt tonlu nude ruj. Abartıdan nefret ederdi. Ama bakımsız görünmekten daha çok nefret ederdi. Saçlarını büyük maşayla hafif dalgalı yaptıktan sonra dolabının önüne geçti. Bugün hastane için sade ama dikkat çekici görünmek istiyordu. Krem rengi yüksek bel kumaş pantolonunu seçti. Üzerine ince dokulu beyaz fit gömlek giydi. Kollarını hafifçe kıvırdı. Beline altın tokalı ince kemerini taktı. Ayakkabı olarak sivri burunlu bej topuklularını seçti. Takı kutusunu açtığında dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu. Takıları seviyordu. Onlar ona güçlü hissettiriyordu. İnce halka küpelerini taktı. Boynuna zarif altın kolyesini yerleştirdi. Sağ bileğine birkaç ince bileklik geçirdi. Hazır olduğunda aynadaki kadın kusursuz görünüyordu. Ve Mara’nın en büyük yeteneği buydu zaten. Dağılırken bile kusursuz görünmek. — Aynı saatlerde İstanbul’un en lüks otellerinden birinin en üst katında Miran Asaf Karahan çalışma masasının önünde ayakta duruyordu. Telefon kulağındaydı. Önündeki camdan bütün şehir görünüyordu. Üzerinde her zamanki gibi beyaz gömlek ve siyah pantolon vardı. Gömleğinin kolları dirseklerine kadar sıyrılmıştı. Mavi gözleri soğuk ve sakindi. “Hayır,” dedi telefondaki kişiye. “O arsayı vermeyeceğiz.” Karşı taraftan uzun bir konuşma geldi. Miran’ın yüzü değişmedi bile. “Tehdit mi ediyorsunuz?” Sessizlik. Sonra Miran hafifçe güldü. Ama bu gülüş insanın içini ürpertiyordu. “Yanlış kişiyi korkutmaya çalışıyorsunuz.” Telefonu kapattı. Kapı çalındı. İçeri Kuzey Arslan girdi. “Toplantı saati değişmiş ağam.” Miran saatine baktı. “Kaça?” “Öğlene.” Miran masasındaki dosyaları topladı. “Hasan amca nasıl olmuş?” Kuzey’in yüzü ciddileşti. “Sabah fenalaşmış. Hastaneye kaldırmışlar.” Miran anında ceketini aldı. “Hangi hastane?” — Hastane her zamanki gibi kalabalıktı. Sedye sesleri. Anonslar. Koşturan insanlar… Mara Alkan danışmadaki belgeleri teslim ettikten sonra acile geçti. Bir çocuk hastanın serumunu kontrol ederken küçük kız korkuyla ona baktı. Mara hemen diz çöküp gülümsedi. “İğneden korkuyor musun?” Küçük kız başını salladı. Mara cebinden çilekli şeker çıkarıp uzattı. “Ben de küçükken korkuyordum.” Kızın yüzü biraz yumuşadı. Tam o sırada acil girişinde bir hareketlilik oldu. İnsanlar geri çekilmeye başladı. Siyah takım elbiseli adamlar içeri giriyordu. Ortalarında yaşlı bir adam vardı. Ve en arkada yürüyen kişi bütün koridorun havasını değiştiriyordu. Uzun boylu. Beyaz tenli. Soğuk bakışlı. Beyaz gömleği bile üzerinde tehlikeli duruyordu. Miran Asaf Karahan. Mara onları görünce kaşlarını çattı. Koridor tamamen kapanmıştı. Hemşireler geçemiyordu. Bir hasta yakını sinirle bağırdı. “Yolu kapatıyorsunuz!” Adamlar umursamadı bile. Mara hızlı adımlarla ilerledi. “Bu kadar kişi burada duramaz.” Kimse cevap vermedi. Mara daha sert konuştu. “Burası hastane. Koridoru boşaltın.” Takım elbiseli adamlardan biri ona ters baktı. “İşine bak.” Mara geri adım atmadı. “Ben işimi yapıyorum zaten.” Tam ortam gerilecekken arkadan sakin bir erkek sesi duyuldu. “Çekilin.” Adam anında geri çekildi. Mara başını kaldırdı. Ve ilk kez göz göze geldiler. Bir saniyelik sessizlik oldu. Miran onu dikkatlice süzdü. Uzun kahverengi saçlar. Keskin siyah gözler. Özgüvenli duruş. Ve korkmayan bir bakış. İlginçti. Çünkü insanlar genelde ondan gözlerini kaçırırdı. Ama bu kadın kaçırmıyordu. Mara ellerini göğsünde birleştirdi. “Hasta sizin neyiniz oluyor?” “İşçim.” “O zaman müdahale etmemize izin verin.” Miran birkaç saniye ona baktı. Sonra adamlarına döndü. “Koridoru boşaltın.” Herkes geri çekildi. Mara bunu beklemiyordu. Ama belli etmedi. Yaşlı adamı sedyeyle içeri alırlarken Mara hızlıca eldivenlerini taktı. “Tansiyon?” Yanındaki hemşire cevap verdi. “Çok yüksek.” Mara hastanın yanına eğildi. “Amca beni duyuyor musun?” Yaşlı adam gözlerini zorla açtı. Mara’nın sesi anında yumuşamıştı. “Tamam. Rahat nefes al.” Miran kapının yanında durmuş onu izliyordu. Kadının tavrı birkaç saniyede tamamen değişmişti. Az önce sert ve sivriydi. Şimdi ise sakin ve güven vericiydi. Emir içeri girdiğinde Mara hızlıca bilgi verdi. “Nabız düzensiz. Göğüs ağrısı devam ediyor.” Emir başını salladı. “EKG hazırlansın.” Sonra Mara’ya baktı. “İyi yakalamışsın.” Miran’ın bakışları bu kez Emir’e kaydı. Adamın Mara’ya fazla yakın konuşması hoşuna gitmemişti. Nedenini bilmiyordu. Ama hoşlanmamıştı. Mara serum ayarlarken Miran’a döndü. “Burada beklemeyin.” Miran kaşını kaldırdı. “Neden?” “Çünkü bakışlarınız hastayı iyileştirmiyor.” Koridorda kısa bir sessizlik oldu. Kuzey bile başını eğip gülmesini sakladı. Miran ilk kez hafifçe gülümsedi. Gerçekten ilginç bir kadındı. “Herkese böyle mi davranıyorsun?” Mara gözünü bile kırpmadı. “Sadece kuralları bozanlara.” Miran birkaç saniye sustu. Sonra ilk kez bir kadına karşı gerçekten merak duyduğunu fark etti. Ve bu hoşuna gitmedi Miran birkaç saniye daha kapının önünde durdu. Bakışları hâlâ Mara Alkan’ın üzerindeydi. Kadın onu açık açık odadan kovmuştu. Ve işin garip tarafı… Miran buna sinirlenmemişti. İlginç bulmuştu. Kuzey sessizce yaklaşıp kulağına eğildi. “Ağam çıkalım mı?” Miran gözlerini Mara’dan ayırmadan konuştu. “Hasan amca yalnız kalmayacak.” “Merak etmeyin.” Miran sonunda bakışlarını çekip dışarı çıktı. Ama birkaç adım attıktan sonra içeriden Mara’nın sesi tekrar duyuldu. Sakin. Kontrollü. Kendinden emin. “İlaç dozunu düşürün. Tansiyonu bir anda indirirsek daha kötü olur.” Miran istemsizce durdu. Emir’in cevabı geldi. “Haklısın.” Miran hafifçe kaşlarını çattı. Bir stajyerin bu kadar rahat yönlendirme yapması dikkatini çekmişti. Ve daha da ilginci… Kimse bunu garip karşılamıyordu. Demek ki gerçekten iyiydi. — Yaklaşık kırk dakika sonra Hasan amca gözlem odasına alınmıştı. Mara bilgisayara hasta notlarını girerken Emir yanındaki sandalyeye yaslandı. “Bugün son günlerinden biri ama hâlâ herkesten fazla çalışıyorsun.” Mara gözünü ekrandan ayırmadı. “Bir işi ya düzgün yaparım ya hiç yapmam.” Emir gülümsedi. “Mükemmeliyetçilik kötü bir şey.” “Hayır. İnsanlara güvenmek kötü bir şey.” Emir birkaç saniye sustu. Mara bazen farkında olmadan içinde sakladığı karanlığı cümlelerine taşıyordu. Ve bunu söylediğinde gözleri değişiyordu. Emir tam bir şey diyecekken dışarıdaki koridorda hareketlilik oldu. Hastanedeki hemşirelerden biri heyecanla içeri baktı. “Adam hâlâ gitmemiş…” Yanındaki başka biri fısıldadı. “Karahan işte. Gitmeden önce her şeyi kontrol ediyormuş.” Mara kaşlarını çattı. Karahan. Bu soyadı bugün ikinci kez içini huzursuz etmişti. Emir hafifçe sesini düşürdü. “Dikkatli ol.” “Neden?” “Miran Asaf Karahan normal biri değil.” Mara alaycı şekilde güldü. “Onu devlet sırrı gibi anlatıyorsunuz.” Emir ciddi şekilde ona baktı. “Çünkü insanlar ondan çekinir.” Mara sonunda başını kaldırdı. “Sen de mi çekiniyorsun?” Emir birkaç saniye sustu. “Ben insanlardan korkmam.” Mara dudak büktü. “O zaman sorun yok.” Tam ayağa kalkarken acil kapısı tekrar açıldı. Miran içeri girmişti. Bu kez yanında sadece Kuzey vardı. Koridordaki insanların sesi anında azaldı. Mara bunu fark etti. İnsanlar gerçekten bu adamdan korkuyordu. Ama Miran’ın yüzünde tehditkâr hiçbir ifade yoktu. Sessizdi sadece. Ve bazen sessizlik bağırmaktan daha korkutucuydu. Miran direkt Mara’ya baktı. “İşçimin durumu nasıl?” Mara dosyayı kapatıp ona döndü. “Şimdilik iyi.” “Şimdilik mi?” “Kalp hastaları için kesin konuşulmaz.” Miran başını hafifçe salladı. Mara onun sürekli gözlerinin içine bakmasına sinir oluyordu. Sanki insanın içini okuyormuş gibiydi. “Başka bir şey var mı?” diye sordu Mara. Miran cevap vermedi. Sadece birkaç saniye onu izledi. Sonra gözleri Mara’nın bileğindeki ince altın bilekliklere kaydı. Düzenli. Zarif. Gösterişsiz ama kaliteli. Kadının her şeyi kontrollüydü. Miran insanların ayrıntılarından karakter okumayı severdi. Ve bu kadın… Kendini saklıyordu. “İstanbullu değilsin.” Mara bir an durdu. “Bu çıkarımı neye göre yaptınız?” “Bakışların.” Mara kısa bir kahkaha attı. “Bu çok kötü bir analiz.” Kuzey başını öne eğdi. Çünkü Miran’a kimse böyle konuşmazdı. Ama Miran’ın yüzünde hâlâ o hafif ifade vardı. Rahatsız edici derecede sakin görünüyordu. “Mardinlisin.” Bu kez Mara’nın yüzü istemsizce sertleşti. Miran bunu fark etti. Hem de anında. Kadının gözleri bir saniyeliğine değişmişti. Sanki istemediği bir şeyi hatırlamış gibi. Mara sesini düz tuttu. “Nereli olduğum hastanızın tedavisini etkilemiyor.” “Haklısın.” Miran bunu söylerken gözlerini ondan ayırmadı. Ve Mara ilk kez bu adamın neden insanları rahatsız ettiğini anladı. Çünkü insanı inceliyordu. Sessizce. Derin derin. Sanki herkes onun için çözülmesi gereken bir problemmiş gibi. Mara bundan hoşlanmadı. Hiç hoşlanmadı. Tam o sırada küçük bir çocuk ağlayarak koridora koştu. Kolundan kan damlıyordu. Annesi panikle arkasından geldi. “Biri yardım etsin!” Mara anında hareket etti. Bütün dikkati çocuğa kaymıştı. Diz çöküp küçük çocuğun seviyesine indi. “Tamam, sakin ol. Adın ne senin?” “E-emir…” “Bak Emir, şimdi seni kahraman gibi saracağız tamam mı?” Çocuk ağlamaya devam ederken Mara cebinden yine küçük bir şeker çıkardı. Miran onu izliyordu. Kadının insanlarla konuşma şekli çok farklıydı. Sertti. Ama aynı zamanda güven veriyordu. Mara çocuğun kolunu temizlerken çocuk acıyla irkildi. Refleksle Miran’a baktı. Belki de takım elbiseli adamları görünce korkmuştu. Miran birkaç saniye çocuğa baktı. Sonra beklenmedik şekilde diz çöküp cebinden siyah bir kalem çıkardı. “Acıyı unutmak ister misin?” Çocuk burnunu çekti. Miran kalemin arkasındaki küçük ışığı açtı. “Bak bu gizli ajan kalemi.” Çocuğun dikkatini dağıtmayı başarmıştı. Mara istemsizce Miran’a baktı. Adamın yüzündeki ifade tamamen değişmişti. Yumuşamıştı. Ve bu görüntü… Beklenmedik şekilde etkileyiciydi. Miran çocuğun saçını karıştırıp ayağa kalktı. “Şimdi güçlü dur.” Çocuk başını salladı. Mara pansumanı bitirirken fark etmeden Miran’a bakıyordu. Bu adam hakkındaki ilk düşüncesi: tehlikeli. İkinci düşüncesi ise: karmaşık. Bir saat sonra işler biraz sakinleşmişti. Mara ilaç dolabını düzenlerken Emir tekrar yanına geldi. Elinde iki kahve vardı. “Mola vermiyorsun.” Mara istemsizce gülümsedi. “Yoğunluk bittiğinde.” Emir kahveyi ona uzattı. “Sadece beş dakika.” Mara kahveyi aldı. Tam teşekkür edecekti ki koridorun diğer ucunda duran Miran’ı gördü. Miran konuşmadan onları izliyordu. Bakışları direkt Emir’in Mara’ya uzattığı kahvedeydi. Ve Mara ilk kez o bakışta başka bir şey gördü. Rahatsızlık. Kıskançlık değil belki… Ama hoşnutsuzluk. Emir bunu fark etmedi. “Bu arada yarın dönüyor musun?” Mara başını salladı. “Evet.” “Üzüldüm.” Mara kahveden bir yudum aldı. “Ben de.” Yalandı. İstanbul’dan gitmek istemiyordu. Çünkü Mardin demek geçmiş demekti. Ve geçmiş… Onun hâlâ en büyük yarasıydı. Tam o sırada Miran yürüyerek yanlarına geldi. Koridorun havası yine değişmişti. Emir istemsizce dikleşti. Miran bakışlarını Mara’dan ayırmadan konuştu. “Hasan amcayı özel odaya aldırdım.” Mara kısa cevap verdi. “Daha rahat eder.” Miran başını salladı. Sonra Emir’e baktı. “Doktor musunuz?” Emir sakin görünmeye çalıştı. “Asistan doktor.” Miran birkaç saniye onu süzdü. “İyi.” Ama ses tonunda hiçbir sıcaklık yoktu. Mara bunu fark etti. Ve nedense hoşuna gitmedi. “Hastanız iyi olduğuna göre artık gidebilirsiniz sanırım.” Miran tekrar ona döndü. “Beni kovuyor musun?” “Hastaneyi boşaltıyorum.” Kuzey başını yana çevirdi. Gülmemek için kendini zor tutuyordu. Miran birkaç saniye sustu. Sonra ilk kez net şekilde gülümsedi. Ve o an… Mara istemsizce nefesini tuttu. Çünkü adam gülünce bütün yüzü değişiyordu. Daha tehlikeli oluyordu. “İlginç bir kadınsın.” Mara kahvesini masaya bıraktı. “Siz de fazla oyalanıyorsunuz.” Miran kısa bir baş hareketi yaptı. Sonra dönüp yürüdü. Ama giderken son kez arkasına baktı. Ve Mara’nın gözlerinden başka hiçbir yere bakmadı. — Miran hastaneden çıktığında hava kararmaya başlamıştı. Arabaya binmeden önce son kez binaya baktı. Kuzey kapıyı açarken konuştu. “Toplantıya yetişeceğiz.” Miran cevap vermedi. Aklı hâlâ içerideydi. Mara Alkan. İsmini dosyada görmüştü. Ve bu isim… Nedense zihnine gereğinden fazla yerleşmişti. Araba hareket ettiğinde Miran gözlerini kapattı. Ama siyah gözlü o kadın hâlâ aklındaydı. Ve Miran Asaf Karahan insanların hayatında iz bırakmaya alışkındı. Fakat ilk kez… Birinin onun zihninde iz bırakmasına izin veriyordu. Araba İstanbul trafiğinde ilerlerken Miran Asaf Karahan başını koltuğa yaslamıştı. Ama zihni hastanede kalmıştı. Bu hoşuna gitmiyordu. Çünkü Miran dikkatinin dağılmasına alışık değildi. Özellikle bir kadın yüzünden. Kuzey ön koltuktan ona baktı. “Toplantıya geç kalacağız ağam.” Miran gözlerini açmadan konuştu. “Kaç dakika?” “Yirmi.” Miran kısa bir nefes verdi. Sonra telefonu çaldı. Ekranda babası yazıyordu. Aramayı açtı. “Efendim baba.” Azad Karahan’ın sesi her zamanki gibi sakindi. “İstanbul işi ne durumda?” “Bitiyor.” “Mardin’e dönünce konuşmamız gereken meseleler var.” Miran gözlerini açtı. “Kan meselesi?” “Evet.” Kısa bir sessizlik oldu. Azad devam etti. “Alkanlar geri adım atmıyor.” Miran’ın yüzü sertleşti. “Biz de atmıyoruz.” “Bu iş daha fazla uzarsa kan dökülecek.” Miran dışarı baktı. İstanbul’un karmaşası camın arkasından akıp gidiyordu. “Gerekirse dökülür.” Azad birkaç saniye sustu. “Sen böyle düşünmezdin.” Miran’ın sesi bu kez daha soğuktu. “Eskiden.” Telefon kapandıktan sonra araçta sessizlik oluştu. Kuzey dikkatlice aynadan ona baktı. “Alkanlar sorun mu çıkarıyor?” Miran hafifçe başını yana çevirdi. “Herkes sorun çıkarır.” Sonra gözlerinin önüne tekrar o siyah gözlü kadın geldi. Mara. Karahan soyadını duyunca yüzünün değişmesini unutamamıştı. O anda bir şey olmuştu. Sanki kadın bir anda duvar örmüştü. Ve Miran insanların korkusunu okumakta ustaydı. Mara korkmamıştı. Ama bir şeyden rahatsız olmuştu. Bu fark vardı. — Hastanede ise Mara Alkan ilaç odasında tek başına kalmıştı. Elindeki kahve çoktan soğumuştu. Ama o hâlâ düşünüyordu. Karahan. Bu soyadı hayatının peşini bırakmıyordu. Çocukluğundan beri evde duyduğu tek şey: kan, öfke, nefret, intikam olmuştu. Ve şimdi karşısına çıkan adam… Bir Karahan’dı. Mara sinirle dolabı kapattı. Tam o sırada içeri Emir girdi. “Hâlâ burada mısın?” Mara kendini toparladı. “Çıkacağım.” Emir ona dikkatlice baktı. “İyi görünmüyorsun.” Mara hafifçe gülümsedi. “Yorgunum sadece.” Emir birkaç saniye sustu. Sonra cesaretini toplayıp konuştu. “Bu akşam bir yere çıkalım mı?” Mara kaşını kaldırdı. “Emir…” “Sadece yemek.” Mara başını iki yana salladı. “Yarın gidiyorum.” “O yüzden işte.” Emir ona yaklaşırken sesi yumuşamıştı. “Gitmeden önce seni son kez görmek istiyorum.” Mara gözlerini kaçırdı. Çünkü Emir kötü biri değildi. Tam tersine fazla iyiydi. Ama Mara’nın içinde kimseye yer kalmamıştı. Özellikle aşka. “Ben ilişki insanı değilim.” Emir buruk şekilde güldü. “Belki ben de pes etmeyi bilmiyorumdur.” Mara cevap vermeden çantasını aldı. Tam kapıya yönelmişti ki dışarıdaki hemşirelerden biri heyecanla konuşmaya başladı. “Az önceki adam var ya…” “Karahan olan mı?” “Evet! Allahım çok yakışıklıydı.” Başka biri fısıldadı. “Ama çok korkutucu.” “Öyle adamlardan zarar gelir.” Mara istemsizce durdu. Sonra hiçbir şey demeden yürümeye devam etti. Ama içinde anlamlandıramadığı bir huzursuzluk vardı. Çünkü o adamın gözleri… Normal değildi. İnsan bakışı gibi değildi. Sanki sürekli düşünüyordu. Sürekli analiz ediyordu. Ve Mara içgüdüsel olarak şunu hissetmişti: Miran Asaf Karahan tehlikeli bir adamdı. Ama kötü biri değildi. Bu daha karmaşıktı. — Akşam olduğunda Mara dairesine dönmüştü. Ayakkabılarını çıkarıp derin nefes aldı. Bugün çok yorulmuştu. Çantasını koltuğa bırakıp balkona geçti. İstanbul gecesi ışıklarla doluydu. Bu şehri seviyordu. Burada kimse onun kim olduğunu bilmiyordu. Kimse Alkan soyadına bakmıyordu. Kimse geçmişini bilmiyordu. Burada sadece Mara’ydı. Telefonu tekrar çaldı. Bu kez arayan amcası Fırat Alkan’dı. Mara’nın yüzü ilk kez gerçekten yumuşadı. “Amca.” “Benim güzel kızım.” Mara gülümsedi. “Nasılsın?” “Seni bekliyoruz.” Mara balkon korkuluğuna yaslandı. “Ben pek heyecanlı değilim.” Fırat’ın sesi ciddileşti. “Babanla tartıştın mı yine?” “Normal bir gün işte.” Fırat iç çekti. “Mara… eve gelince dikkatli ol.” Mara kaşlarını çattı. “Neden herkes bana gizemli konuşuyor?” Fırat birkaç saniye sustu. “Bazı meseleler var.” Mara’nın içi sıkıldı. “Kan davası mı?” Bu kez sessizlik daha uzundu. Ve Mara o an kötü bir şeylerin yaklaştığını hissetti. “Amca?” Fırat sonunda konuştu. “Sen gelince konuşuruz.” Telefon kapandıktan sonra Mara uzun süre balkonda kaldı. Rüzgâr saçlarını savuruyordu. Ama içindeki huzursuzluk geçmiyordu. Sanki görünmeyen bir şey ona doğru yaklaşıyordu. Ve Mara bunu henüz bilmese de… Hayatı değişmek üzereydi. Aynı saatlerde Miran toplantı masasının başında oturuyordu. Lüks restoranın özel katında onlarca iş insanı konuşurken o önündeki dosyaları inceliyordu. Kimse onun yanında rahat davranamıyordu. Çünkü Miran Asaf Karahan’ın sessizliği bile baskı yaratıyordu. Karşısındaki adam gergin şekilde konuşmaya başladı. “Eğer ortaklık sağlarsak—” “Sağlamayacağız.” Adam afalladı. “Ama projeden büyük kazanç—” Miran gözlerini kaldırdı. Ve adam sustu. Çünkü o bakış… İnsanı devam etmekten vazgeçirirdi. “Ben insanların bana yalan söylemesinden hoşlanmam.” Adamın yüzü soldu. “Yalan söylemedim.” Miran dosyayı kapattı. “Üç farklı şirkete aynı araziyi satmaya çalışıyorsun.” Masadaki hava buz kesti. Kimse konuşamadı. Miran yavaşça ayağa kalktı. “Bir daha adımı böyle işlere karıştırma.” Ve hiçbir şey olmamış gibi ceketini aldı. Kuzey hemen kapıyı açtı. Asansöre bindiklerinde Kuzey istemsizce güldü. “Adamın rengi gitti.” Miran cevap vermedi. Asansör aynasında kendi yansımasına baktı. Ve o an… Aklına yine o kadın geldi. Siyah gözler. Keskin bakışlar. Korkusuz tavır. Miran kaşlarını çattı. Bu saçmaydı. Bir kadın neden sürekli aklına geliyordu? Telefonuna mesaj düştü. Babaanne: “Mardin’e dön. Kan meselesi büyüyor.” Miran mesajı okuduktan sonra telefonu kapattı. Bakışları sertleşti. Çünkü Karahanlar ve Alkanlar arasındaki savaş… Yakında kontrolden çıkacaktı. Ve o savaşın tam ortasına düşecek kişi… Farkında olmadan bugün hastanede onun karşısında durmuştu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

ÖLÜMÜN NİŞANLISI

read
1.5K
bc

İlk İYE; Sare

read
4.2K
bc

İDÂL (BERDEL)

read
50.5K
bc

Taht Uğruna

read
1.7K
bc

ŞEHVETLİ İNTİKAM [+18]

read
18.2K
bc

Karanlığın Mirası +18

read
5.6K
bc

MEZAPOTAMYA'NIN GELİNİ

read
12.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook