Witch

1442 Words
Geri çekildiğinde nefesimi tutmuş öylece yüzüne bakıyordum. Kendimi toparlamam gerektiğiyle ilgili içten içe zırvalarken, tam ağzımı açıp bir daha sakın beni öpme diyecekken, "O kadar uzun zaman oldu ki seni öpmeyeli Nora. Yokluğunda yaşamıyormuşum." Dedi. Bazı sözler sadece kelimelerden ibaretti, ancak Brandan'ın kurduğu her cümlenin eli, yüzü, kalbi vardı. Onun aşkına sahip olan kadın çok şanslıydı. Onun açısından bakıldığında çok zor olduğunu fazlasıyla görebiliyordum. Ancak beynim resetlenmiş gibiydi, onun hissettiklerini ona karşı hissedemiyordum ve bu beni daha çok üzüyordu. Düşüncelerim ağlama hissini arttırırken, gözlerimi bir kaç kez kırpıştırıp toparlanmaya çalıştım. "Aşk yaşamanız bittiyse, Morgan'a gidelim diyorum. Ne dersiniz?" Vidney'i şu anlarda hayat kurtarıcısı ilan ederken, Brandan benim aksime bu duygusal anı böldüğü için ona diş biliyor gibi ters bir ifadeyle baktı. "Şehire mi ineceğiz, bu ne kadar güvenli olur?" Dediğinde Vidney kollarını göğüsünde birleştirdi. "Bir cadı ve kurt adamla fazlasıyla güvenli bir yolculuk olacaktır. Üstelik yanımızda birde ejder götürüyorsak." Kızıl saçlarını omzundan arkaya atarken yüzünde her zamanki kendinden emin, bilmiş bir ifade vardı. "Cadı sensen korkarım ki hiçte güvenli olmayacak." Vidney Brandan'ı görmezden gelerek bana döndüğünde, "Tanrı'm Nora yanımızda bir köpecik taşıyacağız tasmasız gidemeyiz." Dedi. Brandan alayla güldüğünde yüzünde samimiyetten uzak bir ifade vardı. "Seninle uğraşmak isterdim Cadı ancak tarzım değilsin ve değerli vaktimi sevgilime ayırmam gerekiyor." Dedikten sonra bana döndü. "Her ne olursa olsun, bensiz tek bir adım atma Nora. Bir daha asla." Yüzümü avuçları arasına aldığında, "Bir kez daha seni kaybedemem." Dedi. O an aklıma gelen şeyle tam dudaklarımı aralamıştım ki Vidney abartılı bir tavırla Brandan'ın ellerinden beni kurtarıp, yürümeye başladı. Nasıl öldüğümü öğrenmemi istemiyordu ancak anlamadığı bir şey vardı. O böyle davrandıkça ben bunu kesinlikle öğrenmem gerektiğini düşünüyordum ve öğrenene kadar durmayacaktım. Ben bunu düşünürken Vidney arkamızda kalan Brandan'a bağırarak, "Romantik erkekler kusma hissi uyandırıyor ve ben her an kusabilirim. Ve siz bay Turner, bugünkü dozu fazlasıyla kaçırdınız." Dedi. "Bir gün dilini koparacağım Cadı." Diyerek bize yetişen Brandan'ın yüzünde sahte bir öfke vardı. Vidney ona yandan bakarken, "O gün için sabırsızlanıyorum." Dedi. Brandan'la uğraşmayı sevdiği her halinden belliydi. "Atışmanızı bölmek istemezdim ancak merakımdan soruyorum. Beni nereye götürüyorsunuz?" "Şehrin efsane büyücülerinden birine." Dediğinde Vidney'e şaşkınca baktım. "Sen yapamıyor musun?" "Elbette yapabiliyorum ancak Morgan bu işlerde fazla tecrübeli ve benden çok daha bilgili. Bize yardımcı olacağını düşünüyorum." "O bunak kadının kendine hayrı yok Vidney." Diyen Brandan'a Vidney alayla güldü. "O bunak dediğin kadın seni ikiye katlar Brandan." Dedikten sonra bir süre düşünür gibi yaptı ve tekrar ona döndü. "Ve orada bu tavrını sürdürürsen büyülerinden birine maruz kalıp gerçek bir köpeğe dönüşebilirsin." Dediğinde Brandan gözlerini devirdi. "Nora bensiz hiç bir yere gidemez." "Hı hı bunu bilmem kaçıncı söyleyişin." "Siz hep böyle misiniz?" Diyerek araya girdiğimde ikiside bana gülerek bakıyordu. "Eskiden olsa bu kadar uzun tartışamazdık." Diyen Vidney'e döndüm. "Neden?" "O zamanlar bu kadar görmezden gelmiyordun, çabuk öfkeleniyordun." Dediğinde sıkıntıyla nefes verdim. "Ben kötü biri değilim Vid." Dediğimde bana gülümseyerek baktı. "Hiç bir zaman öyle olduğunu düşünmedik. Sadece içindeki yaratık seni fazla etkiliyordu." Dedikten sonra Brandan'ın omzuna şakayla karışık bir yumruk salladı. "Anlaşamadığımıza bakma yokluğunda birbirimize çok destek olduk." Buruk bir tebessümle başımı sallarken, gerçekten burada bir geçmişim olup olmadığını bilmek istiyordum. ⚔️ Bulunduğumuz yer, kulübe tarzı ahşaptan yapılma eski bir evdi. Gün ışığının hiç bir noktadan girmemesi için özenle çekilmiş bordo rengi perdeler, ortamı iyice kasvetli yapıyordu. Tütsü kokuları ise midemi tepetaklak etmişti. Yer masasının çevresini sarmış, dikkatle kartları masaya yerleştiren Morgan adlı zenci cadıyı izliyorduk. Aslında ciddiye alan Vidney ve bendim. Brandan sürekli sıkıntıyla nefes verip, Morgan'nın dikkatini dağıtmakla meşguldü. Masanın ortasında -Ne olduğu hakkında hiç bir fikrim yok.- çelik bir kabın içinde kaynayan suya benzer birşey vardı. Isı kaynağı olmadan nasıl kaynadığını anlamak güçtü. Burası dünyadan çok da farklı bir yerleşimdi. Herşeyiyle doğaüstü ve daha güçlü. "Evet bayan Dawson." Morganın çatallı sesiyle düşüncelerim bir anda dağılırken, bakışlarım yaşlı yüzünü buldu. Soyadımı nasıl bildiğini sormayı düşünmüyordum. Olağanüstü şeylere alışmıştım artık. Çürük dişleriyle gülümsemesi yüzündeki çizgileri belirginleştirirken, bulunduğumuz kasvetli ortamı daha ürkütücü bir hale sokuyordu. "Elini masanın üzerinde gördüğün suya sokmanı istiyorum." Masanın üzerinde fokurdayan suya ardından tekrar yaşlı cadıya baktım. Alayla gülümserken, "Dalga geçiyor olmalısınız." Dediğimde Vidney koluma çimdik attı. Ne var der gibi omuz silktiğimde suyu göstererek, dudakları arasından 'yap' dedi. "Siz delisiniz, kendimi yakmamı mı istiyorsunuz?" Diyerek kalkmak için hareketlendiğimde, çelik kap bir anda masanın ortasından önüme hızla geldi. Kollarımı kendime siper ederek korkuyla çığlık attığımda hala suyun beni yakmasını bekliyordum. "Tanrı aşkına Nora, o su seni yakamaz. Şimdi şu kollarını yüzünden çekip elini suya sokacak mısın, yoksa bunu zorla ben mi yaptırmalıyım?" Vidney'in bıkkın sesi bana her nasıl olduysa güven verirken, kollarımı yüzümden çektim. Morgan hala itici gülümsemesiyle yüzüme bakıyordu ancak bu kez gerçek bir gülümseme vardı yüzünde. Az önce olanlar hoşuna gitmiş gibiydi. Brandan ise bir kez daha sıkıntıyla nefes verdi. Tanrı'm bende burada olmaktan en az onun kadar hoşnut değildim. Bileğimde Vidney'in elini hissetmem ve elimi yakıcı suyun içinde bulmam aynı sürelerde gerçekleşti. Isı bedenime bir enerji akımı gibi yayılmaya başladığında, elimi geniş kasenin içinde tutmak bana haz vermeye başlamıştı. Vidney haklıydı. Sıcak olan hiçbir şey bana zarar vermiyor aksine, benden bir parçaymış gibi hissettiriyordu. "Nora şimdi sana söylediğim kelimeleri tekrarlamanı istiyorum. Ancak ne görürsen gör elini asla o kaseden çekme." Morgan'a gözüm kapalı bir şekilde başımı sallayarak cevap verdiğimde, şu an sadece sıcaklığın hazzını yaşamaya odaklı gibiydim. Transta gibi... "Pokaż moją historię." "Pokaż moją historię." Aniden düşmeye başladığımda, korkarak bağırmaya başladım. "Sakin ol, buradayız. Buradasın. Elini o sudan sakın çekme." Morgan'ın sesiyle biraz rahatlarken, karanlıkta düşmeye devam ediyordum. 'Sadece bir yanılgı Nora.' Diyerek kendimi telkin ederken sırt üstü kurumuş yaprakların arasına sertçe düştüm. Fazla gerçekçi bir yanılsamaydı. "Neler oluyor?" Karanlık bir ormanın içinde tek başımaydım. Soğuk ve sessizdi. Morgan'dan ise hiç bir cevap alamamıştım. Düştüğüm yerden ellerimden destek kalarak kalkıp üstümdeki kıyafeti silkeleyecekken, siyah bir elbise içinde olduğumu anlamam uzun sürmedi. "Büyü yapmak istediğinden emin misin Nora?" Sesin geldiği yöne hızla döndüğümde karşımda kimseyi görememek ürpermeme sebep oldu. Oysa emindim ses çok yakından gelmişti. "Burada bir geçmişin yok." Bu Tanrıça İsis'in sesiydi. "B-ben ne yapıldığını bile bilmiyorum." Sesim soğuktan ziyade korkudan titriyordu. "Yanlış bir şey yapmak istemedim. Ç-çok çok üzgünüm." Susup konuşmasını beklerken, omzumda hissettiğim el ile çığlık atarak hızla arkamı döndüm. İsis'i benim boyutlarımda görmeyi beklemiyordum. Üzerindeki beyaz rengindeki elbisesiyle ilahi bir güzellik yayıyordu. Gülümseyerek yüzüme bakarken, "Yanlış yerlerde, sana ait olmayan şeyleri arıyorsun. Buraya seni uyarmaya geldim. Bak," Dedikten sonra elime uzanıp tuttu. Eli elime değer değmez gözümün önünde beliren şeyi bir süre anlamaya çalıştım. "Bu da ne böyle?" Dediğimde, "Sadece izle." Dedi. "B-bu benim." Gördüklerim karşısında, dizlerim üzerine kurumuş yaprakların arasına düştüğümde, Tanrıça elini omzuma koyarak hafifçe sıktı. "Hayır küçüğüm. O şu an Osiris'in azabını yaşıyor. Cehennem ateşini tadıyor." "A-anlamıyorum." İçimde bir şeyler oluyordu. Boğuluyor gibi hissediyordum. "H-hiç buraya gelmemeliydim." Derken, kendi kendime konuşuyor gibiydim. "Sen seçilmiş kişisin Nora. Düzeni sağlamak için buradasın." Elimin tersiyle gözlerimi silerken, "N-neden?" Dedim. Yutkunmaya çalıştıkça, ağlamam şiddetleniyordu. Boğazımdaki yumru ise hiç bir şekilde gitmiyordu. "N-neden ben? Kendi dünyamda daha az kargaşa vardı ve ben onu bile halledememiştim. Bunu yapabileceğimi nereden biliyorsunuz?" "Bak Nora, orada yaşam çok daha farklı biliyorum ancak Osiris seni ancak bu şekilde affedebilirdi. Bir ceza alman gerekiyordu." "Ama bu çok ağır!" Avazım çıktığı kadar bağırdığımda İsis sadece gülümsedi. "Biliyorum küçüğüm. Yardıma ihtiyacın olduğu zamanlar." Dediğinde pardösünün cebinden bir şey çıkardı ardından elime uzanıp, avucumun arasına bıraktı. "Bu seni bana yakın tutacak, ancak çok zor durumda kaldığın anlarda devreye girip, benim yanıma gelmeni sağlayacak bir şey. Sürekli yanında bulundur ve aramızda kalmasını sağla. Kimse bilmemeli." Elimi açtığımda, avucumun arasında duran kolyeye hayranlıkla bakıyordum. Baş kısmında ejderin başı ve uca doğru kılıç figürü olan gümüş rengi bir kolyeydi. Kimsenin anlamaması için bu figürde dizayn edilmiş olduğu belliydi. Çok işçilik gerektiren birşeye benziyordu ancak onu özel yapan benimle Tanrıça arasındaki iletişimi sağlayacak olmasıydı. "Anlamıyorum." Dedim ancak biraz daha iyi hissediyordum. Kolyenin verdiği güven duygusuyla ilgiliydi belkide. Bilemiyorum. "Her varlığın bir eşi vardır Nora. Senin eşin senin aksine çevresine ölüm yayan bir yaratıktı. Aynısınız bedeniniz, mimikleriniz, adınız herşeyinizle ikiz gibisiniz ancak ruhlarınız farklıydı. Sana yaşam bahşedildi ama kendine zarar vermenin bir bedeli olmalıydı. Bu yüzden Dünya'ya geri gönderilmek yerine bu yaratığın yerine geçtin." "Yinede her an ölümle burun burunayım." Dediğimde, gülümseyerek aksini düşünüyor gibi başını salladı. "O kolye senin tek güvencen. Unutma en zor zamanında ben burada olacağım." Dedikten sonra elini elimden çekti. "Şimdi gitmen gerekiyor. Onlara hiç birşey söyleme. Seni eski Nora olarak bilmelerinde fayda var. Öğrenirlerse kendini koruyamayacağını bilirler ve güçlerinden faydalanmak isteyebilirler." "Herşey için çok teşekkür ederim efendim." Dediğimde gülümsedi. "Hoşçakal küçüğüm." Lanetli bir kadının hayatını yaşıyordum. Öyle kötülükler yapmıştı ki, en başta Brandan ve Vidney olmak üzere nasıl yüzlerine bakacağımı bilmiyordum. Tanımadığım yüzlerce yüz ve olayı saniyeler içinde olağanüstü bir şekilde görmüşken, düşmanlarımın sayısı beni endişelendiriyordu. En çokta Darius. O an sanki ben yaşamışım gibi gözlerimin önünden gitmiyordu... Nora ölmeyi kesinlikle haketmişti. ?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD