Keyifli Okumalar Dilerim....
Efendi telefonda duyduğu cılız sesle heyecanlamış, sanki salondakiler konuşuyormuş gibi diğer elini kaldırıp susun işareti yapmıştı.
"Alo? Kiminde görüşüyorum?"
Telefondaki kız ismini vermeden önce iç geçirdi. "Siz kimi aramıştınız?"
Efendi gülecek gibi oldu. Müstakbel gelini dişliydi anlaşılan. "Ben Ahmet'i aramıştım. Sen onun kızı mısın yoksa?"
Cevriye eli bağrında, içinden; 'Ay hadi inşallah!' diye ümit ederken, Selçuk da en az onlar kadar hevesliydi.
Şerife o esnada iç geçirdi. Mahir gibi bir çocuğun kendi damadını olmasını isterdi. Kendi kızları olmuyorsa da, yeğenleri falan vardı yani o kadar canım. İlla ki birinden birine nasip olsun istemişti her zaman. Ama Mahir hiç bir zaman yan gözle bile bakmamıştı o kızlara. Herkese abilik yaparken, başka anlamda sevmek ne aklına geldi, ne de içinden geçti...
Kızlar odanın kapısını açmış pervaza yaslanıp içeriyi dinlerken, Efendi'nin bir sonraki cümlesini duymayı büyük bir merakla bekliyorlardı.
Genç kız telefona doğru; "Evet." dedikten sonra, elini ahizeye kapattı ve sesini yükseltip; "Babaaaa! Arkadaşın arıyor!" diye bağırdı.
Efendi hemen karısına dönüp başını salladı hızla. Kızı olduğunu doğrulamışlardı. Sonraki adımda kızın kaç yaşında olduğunu öğrenmek vardı.
"Kaç yaşı..." diye yaşını soracaktı ki, Ahmet Bey sorgulayan bir ses tonuyla; "Aloo? Kimsiniz?" dedi.
Efendi kendini hatırlatırken yerinden kalkıp balkona çıktı. Bir sigara alıp yakacağı sırada, Selçuk çakmağı çakıp yaktı. Efendi bakışlarıyla teşekkür edip konuşmaya döndü.
Biraz Efendi, biraz da Ahmet Bey bahsetti kendinden. Sonunda karısının dürtmesiyle, Efendi söze girdi.
"Şu verdiğimiz sözü tutalım diye aradım Ahmet. Demin telefonu açan kızınmış." diyerek onun nabzını yokladı.
Ahmet Bey bir kahkaha attı. "Ulan kaç sene geçti üstünden. Unutmadın mı hala?"
Efendi arkasına doğru yaslanırken ağzındaki dumanı üfledi havaya doğru. "Unutmuştum Allah var. Hanım hatırlattı demin. Bizim oğlana kız bakalım derken aklına gelmiş. Hani benim ikinci oğlan doğduktan sonra senin hanımın hamile olduğunu hatırlamış."
Ahmet Bey sitem etti. "Öyle vefasızsın işte Efendi. Oysa sen böyle bir adam değildin. Önceden arar sorardın. Şehre geldikçe yanıma uğrardın?"
Efendi derin bir nefes aldı. "Evlilik, çoluk çocuk derken arayamadım valla haklısın. Hakkını helal et. Neyse... Geç olsun ama güç olmasın demişler."
Ahmet Bey başını sallarken elindeki gazetenin kenarıyla oynadı. "Doğru. Hayat meşakati yoruyor insanı."
Sesinin düşüklüğü yüzünden Efendi aynı konuyu bir kez daha açamadı. "Sen hala şehirde misin?"
Ahmet Bey içindeki kara bulutları dağıtmak için başını iki yana salladı. "Ne o? Yoksa yanıma mı uğrayacaksın?" Bunun ihtimali bile Ahmet Beyi heyecanlandırmıştı.
Efendi kararlılıkla öne doğru eğildi. "Yarın müsaitsen, gelip bir bardak çayını içmek isterim devrem!"
Ahmet Beyin göğsü havalandı. Uzun zaman sonra eski ve değerli bir dostunu görecek olmak, onu heyecanlandırmıştı. "Olmaz öyle. Akşama doğru gel ki, yemeği de bizde yiyelim. Hem çocuklardan da konuşmuş oluruz. Sen de benim oğlanla kızı görmüş olursun?"
Efendi keyiflendi. "Anlaştık o halde. Bu numara benim numaram. Kaydet sen de."
Ahmet Bey, eski dostunu onaylayıp telefonu kapattı.
Meraklı bakışlar altındaki Efendi, önce karısına baktı. "Sesi düşük geliyordu. Bunca zaman arayıp sormamışken, bu iş zaten telefonda konuşulmazdı. Yarın akşama doğru yanına gideceğim. Hem konuşmuş olurum. Hem de kızıyla oğlu varmış. Gözümle görmüş olur, bir bakarım."
Selçuk hemen celallendi. "Oğlanın neyine bakacaksın Efendi! Sonuçta kız vermeye değil, kız almaya aramadın mı sen bu adamı!?"
Mihriban'ı vermesi söz konusu bile olamazdı. Oğlu bu yola baş koymuştu bir kere! Zafer ölürdü, öldürürdü, ama yine de Mihriban'ını kimselere yar etmezdi. Babası da bu yolda oğlunun en büyük müttefiki olmuş, aşkının en büyük fanı ve destekçisi haline gelmişti.
Efendi sinir bozukluğuyla güldü. "Ulan daha ortada fol yok, yumurta yok! Hemen celallenme sen de!"
Yarın neler olacağı konusunda fikir yürütürken, kızlar dinlemeyi bırakıp odasına geri döndü. Mihriban hemen Macit abisini arayıp açmasını beklerken de öteki eli belinde odasında yürüyüp duruyordu.
Abilerine haber verip onları bilgilendirecekti. Mahir çalışırken öyle konsantre oluyordu ki, telefonuna bakmıyordu hiç bir zaman. O yüzden Macit'i aramıştı. Ama o da açmıyordu. Çünkü şu an karşısındaki Zafer'le antrenman yapıyordu.
Zafer de üç parçalı takım elbisesinden kurtulmuş, eşofmanlarını giyinip salona gitmişti. Elindeki sünger yastıklarla Macit'in yumruklarını durdurmak için kollarını yüzüne doğru kaldırmış haldeydi.
Macit öfkeliydi. Sevdiği kız onu görmüyordu. Oysa diğer kızlar onun posterlerini odasına asıyordu. Emindi. Ne istiyordu o zaman bu kız!?
Son yumruğunu da atarken öfkeyle bağırdı. "Ne istiyorsun daha deli kız!"
Zafer geriye doğru sendelemişken eline bağlı olan sünger yastıkları açıp yere attı. "O deli kız kimse, yumruk atarken onu düşünmeye devam et Macit. Az kalsın beni öldürüyordun!"
Yerdeki minderlerin üstüne oturup ikisi de su içtiği sırada Mahir geldi. Ayağıyla Zafer'in omzundan itip devrilmesini sağladı.
"Bak kıracam o ayağını en sonunda. Sonra müsabakalara gidemeyince bana ağlama!"
Mahir alayla güldü onun sözlerine. İkisinin arasındaki yere otururken; "Aç tavuk da kendini darı ambarında sanarmış Zafer!" dedi.
Kardeşinin düşünceli halini fark edince omzuyla onun omzuna vurdu. "Sen daha duygularını içinde yaşamaya devam et. O deli kızı bir gün başkası kaptığında keşke hamle yapsaydım dersin kardeşim. Abim demişti demezsin umarım!"
Macit burnundan sert bir nefes verdi. Kızdan bir adım ya da bir bakış görseydi susmazdı elbet. Bu kadar içinde yaşaması da bu yüzdendi ya zaten. Eğer bu durum duyulursa kız evliliğe mecbur bile bırakılabilirdi... O yüzden delirecek gibi oluyordu...
Şimdi bir başkasının olması ihtimali onun deli damarını attırdı. "Gebertirim o iti. O zaman kimse kapamaz abi! Sen bana akıl verene kadar evlen de aç artık önümü!"
Mahir geriye doğru yaslanıp dirseklerini mindere yasladı. Ayağa kalkıp kum torbasını öfkeyle yumruklayan kardeşine alayla güldü. "Kırk kere dedim oğlum. Sırayı bekleme. Sen kimi seviyorsan söyle anamgile, gidip isteyelim işte! Hele benim evlenesim yok."
Macit cevap vermek yerine daha sert yumruklar atmaya devam etti. Hatta hızını artırıp abisine cevap vermeyeceğini de belli etmiş oldu.
"Sen beni bahane ettin kendine. Kızdan bir adım göremiyorsun, sen de beni bahane olarak kullanıyorsun işte. O yüzden kardeşim..." sözleri biterken ayağa kalkıp kum torbasını tuttu ve kardeşinin gözlerine baktı.
"Ya vazgeç, ya hamle yap. Sen sporcusun, az kafanı kullan."
Arkada kalan Zafer ağlayacak gibiydi. "Sizin yüzünüzden ben de evlenemiyorum bee!"
Mahir ve Macit'in bakışları Zafer'e döndü. Zafer korkup geri adım atmak yerine dik duruşunu düzeltti.
"Baban, oğlanlar evlenmeden kızı vermem diyor!"
Belindeki elinden birini çekip Mahir'i işaret etti. "Bir kayınçom evlenmiyor!"
Elini biraz sağa doğru çekip Macit'i gösterdi. "Ötekisinin de amansız bir platonik aşkı var!"
Yeniden iç geçirdiğinde arkasını döndü. "Ben ne zaman kavuşacam Mihriban'a, hiç düşünen yok tabii!"
Çantasına doğru giderken, Mahir'in kolu boynuna dolandı. Kolu sıklaşırken Zafer'in kulağına doğru kısık sesiyle; "Ulan kaç kere dedim sana bacımın adını benim yanımda öyle ağzına alma diye!" dedi.
Zafer boynunu sıkan koldan kurtulmaya çalışırken, Mahir'in gevşetmesiyle kurtuldu. "Seviyorum diyorum kötü bir şey mi diyorum! Evlenecem işte!"
Macit yumruklarını sıkıp açtı bir kaç kere. "Bir daha söyle hele!"
Zafer ondan büyük olsa da, gücüne güvenip birazcık korkutmaktan çekinmiyordu.. Babası böyle olmasını istiyordu. Onların için de bu durum alışkın haline gelmişti artık.
Zafer geri adım atmadan baktı Macit'e. "Ulan o deli kızı bir bulayım! Ben diyecem; Macit'ten sana ne köy olur ne kasaba, arkana bile bakmadan kaç diye! Görürsün sen Macit!"
Hala kim olduğu belli olmayan kızın bahsi açıldığında, Macit'in deli damarının attığını bilen abisi; hemen öne doğru atılan kardeşinin belinden kavrayıp sıktı ve onu tuttu. "Bak seni gebertirim haa! Sözüm geri de çabuk!"
Zafer ellerini eşofmanının cebine sokarken omuz silkti. "Sen de bana abi de o zaman. Valla Efendi amcaya söylerim seni."
Macit sinirle yumdu gözlerini. Dişlerinin arasında ezerek; "Zafer abicim, sözüm geri der misin artık!" dediğinde, Mahir başını kardeşinin omzundan uzattı.
"Desene ulan! Bak bırakırsam yine bir yerlerin kırılır!" diyerek sırıttı.
Zafer arsızdı. Artık yıllardır zapt etmeye çalıştığı aşkı diline vurmuştu.
Macit deli fişekti. Şakaklarındaki damarlar şiştiğinde, onu durdurmak mümkün değildi.
Mahir ise dengeydi. Hem babasının sözünden çıkmıyor, hem de Zafer'i adabınca durduruyordu. Arada kardeşini de durdurmak zorunda kaldığı pek çok an oluyordu tabii.
"Sözüm geri lan! Deli misin oğlum! O kız kimse, senden iyisini mi bulacak sanki?" dediğinde, Macit'in omuzları düştü, Mahir'in de kardeşinin belini saran elleri çekildi.
Zafer ona yaklaşıp elini omzuna koydu. "Seviyorsan git konuş bence kardeşim!"
İkna edici ve kararlı bakışları vardı. Bir de sarf ettiği sözleriyle Macit'i ikna ettiğini sanmışken, karnına doğru gelen yumrukla iki büklüm oldu. "Sen konuşuyorsun da ne oluyor abi?"
Zafer'in kıvranışını izleyen Mahir, onu kaldırıp koluna girerken sinirle söylendi. "Kırk kere dedim sana, o kızdan bahsetme diye!"
Üçü birlikte çantalarını aldığında, Macit geri dönüp Zafer'in su şişesini aldı. Kapıyı kilitleyip Zafer'e doğru döndü.
Zafer küskünce bakarken su şişesini aldı elinden. Arkasını dönüp eve giden sokağa doğru yürürken, Macit koşup onun sırtına bindi. "Abartma bee! Acıtmayacak kadar vurdum bir kere."
Zafer düşmemek için çabalarken, sırtındaki Macit'i atmaya uğraşıyordu. "Yalan söyleme köpek! Çarpılacaksın şimdi! İn lan sırtımdan!"
Mahir elleri eşofman ceketinin cebindeyken önündeki ikiliyi izledi. Başını iki yana sallarken, Macit Zafer'e koala gibi sarılmış yanaklarını öpüyordu.
"Sen Mihriban'ı boşver abi." Sezen Aksu'nun şarkısı aklına gelince söylemeden edemedi.
"Bana ne, bana ne. Beni al, beni al, onu alma!"
.
.
.
.
Devam edecek...