3. "Bu devirde beşik kertmesi mi kaldı!?"

1535 Words
Keyifli Okumalar Dilerim... Mahir, Macit ve Zafer sokağa girdiğinde, Selçuk ve ailesi de binanın önüne çıktı. Selçuk kafasında plan kurarken, Şerife'nin pek keyfi yoktu. Melek ve Meryem ailesinin duraksadığını görünce, "Biz eve geçiyoruz anne." diyerek kendi binalarının dış kapısından girdiler. Zafer ne oluyor diye ailesine bakarken, Mahir ve Macit onlara "iyi geceler" deyip kendi evlerine girdi. Selçuk telefonunu çıkarıp bacanağı olan Ecevit'i aradı. Bacanaktan ziyade, ikisi öz kardeş gibi yakındı. "Alo Ecevit." diyerek boş sokakta yürümeye başladı. Şerife kocasının koluna girip onunla birlikte yürümeye başladı. Ecevit yatağa girdiği sırada çalan telefonla oturur vaziyete geldi. "Hayrola bu saate Selçuk? Kötü bir şey yoktur inşallah!" dediğinde, eşi Esmer dikkatle baktı kocasına. Acaba ablasına mı bir şey olmuştu yoksa yeğenlerine mi? Gecenin bu saatinde ne olmuştu ki? Selçuk burnundan sıkkın bir nefes verdi. "Valla Efendi sonunda kafayı yedi. Mahir'i evlendirmek için Mihriban'ı verecek bu gidişle!" Ecevit ensesini kaşıdı. "O ne demek lan? Efendi, Mihriban'ı Zafer'e bile vermemek için deveyi hendekden atlatmıyor. Şimdi başkasına mı verecek? Hayatta inanmam!" Selçuk yürüdüğü yolda duraksayıp karşıya bakarken sesini yükseltti. "Yalan mı söyleyeceğim Ecevit! Geçmişte bir arkadaşıyla birbirlerine söz vermişler. İlk kimin kızı olursa, oğluna verecekmiş. Beşik kertmesi gibi bir şey dedi Cevriye. Mahir, babasının böyle bir söz verdiğini duyarsa, bu kez karşı çıkmazmış. Ama adamın bir de oğlu varmış kardeşim. Kaldırıp dedi ki telefonda, gel hem kızıma bak hem oğluma! Bu da demektir ki, adam Mihriban'ı oğluna isteyebilir!" Ecevit Bey yılgınlıkla gözlerini yumdu. Şu Zafer Mihriban'ı aldığı gün, herkes rahat edecekti artık gerçekten. "Oğlu kaç yaşındaymış ki? Belki küçüktür?" Selçuk dudaklarını yalayıp yürümeye devam ederken, Şerife kocasının sakinleşmesi için kolunu okşuyordu. "Yarın ben de Efendi'yle birlikte gideceğim. Sen de gel demek için aradım seni. Sinirlenirsem, en azından beni tutacak bir adam lazım yanıma." Ecevit bezgince güldü. "Ulan şerefsiz! Zaten hep işin düştü mü arıyorsun artık beni! Efendi'yle kanka olmuştunuz, ne oldu; şimdi mi geldim aklına!?" Selçuk sanki bacanağı karşısındaymış gibi teessüf dolu bir ifade koydu suratına. "Saçmalama Ecevit! Sen benim ilk göz ağrımsın!" Şerife kocasının kolunu büktüğünde, Selçuk'un yüzü buruştu. Şerife küskünce başını diğer yana çevirdi. Ecevit yumuşamıştı ama, bu sefer de karısı alınmıştı. "Tamam o zaman. Yarın sabah haberleşiriz. Ben de ilçeye gelecektim zaten." diyen sesle, Selçuk onaylayıp telefonu kapattı. "Yav sen niye alındın şimdi hanım? Oğlanın istikbali söz konusu burada, ben müttefik toplamaya çalışıyorum. Sense alınıp küsüyorsun!" Şerife çatık kaşlarıyla baktı kocasına. "Senin ilk göz ağrın ben değil miyim Selçuk!" Onlar yolda cilveleşirken, Mahir ve Macit birden odalarına dalan Mihriban'la irkildi. "Kızım kaç kere dedik kapıyı çalmadan girme diye!" Mihriban, Macit abisini duymazdan gelip Mahir abisine doğru ilerledi ve yatağın ucuna oturdu. "Abi bu sefer kurtuluş yok, evleniyorsun!" Mahir uzandığı yatağında doğrulup bağdaş kurarak oturdu. "O ne demek Mihri?" Macit üstüne bir tişört geçirip yanlarına geldi. "Çıkar bakalım ağzındaki baklayı bücürük!" Mihriban Mahir abisine bakıp; "Abi senin beşik kertmen varmış. Babam arkadaşıyla yıllar önce sözleşmiş. Yarın akşam gidip bakacakmış kıza." Mahir ne diyeceğini bilemedi. Macit ise sinir bozacak bir kahkaha koyverdi. "Senin aşkı bekleyiş yalan oldu abi!" Mahir Macit'e sinir dolu bir bakış gönderdi. Mihriban'a döndüğünde yüzündeki ifadeden canı sıkılmış gibi görünüyordu. "Emin misin Mihri? Gerçekten böyle bir söz mü vermişler?" Mihriban Zafer'le evlenmek için abilerinin evlenmesini istese de, böyle olmasını istemiyordu. Mahir'i anlıyordu. Sevdiği biriyle evlenmek istediğini de anlıyordu. Sıkkın yüz ifadesiyle abisine bakarken usulca başını sallayıp onu onayladı. Mahir iç geçirip Mihriban'ın kolunu sıvazladı. "Tamam abim. Haber verdiğin için sağ ol." dedi. Git demenin en kibar hali buydu. Mihriban da abisini yalnız bırakmak için yataktan kalkıp kapıya yöneldiğinde, Macit abisi önünü kesti. "Bana bak Mihri! Sakın Mahir abim evleniyor diye sevinme. Hele ben varım önünde. Ona göre!" Dile dökülmese de, Mihriban'ın da Zafer'i sevdiğini, cümle alem biliyordu. Bu yüzden Macit, testi kırılmadan önlem almanın derdine düşmüştü. "Offf biliyorum abi yaa! Ne dedim ben şimdi?" Macit üstüne gidip Zafer konusunda onu sıkıştırmaya devam edecekti ki, Mahir; "Maciiiiitttt!" diyerek onu engelledi. Mihriban odadan çıkıp kendi odasına giderken, Mahir de kendi dünyasına çekildi. Ailesi evlenmesini isteyip duruyordu iki senedir. Etraflarında pek çok kız vardı. Annesinin ismini söylediği tüm kızlar direk baştan kaybetmişti. Kader zaten olmazdı çünkü dayısının kızıydı. Songül aynı yaştaki teyzesiydi. Elvan ve Hediye Sultan ile yaşıtlardı. Ama onların da Mihriban'dan bir farkı yoktu onun için. Hep onları korumaya çalıştığından, kendini onların abisi olarak görmüştü. Çünkü onlarla birlikte büyümüş, akraba olmasalar bile kardeş gözüyle bakmıştı hepsine. Nasıl evlenirdi ki bu kızlarla? Böyle bir şey mümkün değildi. En son Şerife Hanımın ikiz kızları Melek ve Meryem'i tavsiye eden annesine kırgınca bakıp; "Anne neden anlamıyorsun? Onlar kardeşim yerindeyken, ben nasıl evlenirim onlarla? Kalbimi attıran biriyle tanışmadan evlenmek istemiyorum. Anla beni nolur!" diyerek son noktayı koymuştu. Ama bu nokta iki sene sonra etkisini yitirmiş gibi görünüyordu. Yoksa bu beşik kertmesini ortaya çıkarmazlardı. Anne ve babası asla yalan söylemezdi. Böyle bir şey konuşuluyorsa, demek ki gerçekten zamanında verilmiş bir söz vardı. Yine de bu söz canını sıkıyordu işte! O daha ilk bakışta kalbini çarptıracak bir kız istiyordu kendine. Evlenecekse, aşık olmalıydı. Öyle ki gözü kör olsun, dışarıdaki hiç bir kadına bakmasındı. Hoş... Şu anda da bakmıyordu ya, neyse. Gece boyunca uyuyamadı. Üst ranzada yatan Macit ona takılıp dursa da hiç cevap vermedi. Ne yapacağı konusunda o kadar derin düşüncelere dalmıştı ki, Macit'in sözlerinin yarısından çoğunu duymamıştı bile. Macit abisinden tepki alamayınca sessizleşti ve telefonunu açıp galeriye girdi. Kalabalık gruptaki deli kızını bulup yakınlaştırdı. Öyle güzel gülmüştü ki bu resimde, Macit her gece o resmi okşayıp dakikalarca seyre dalıyordu. Yüreği, hissettiği o büyük aşkla bir coşkulanıyor; bir de onu görmediği için kavuşamama hüznüne bulanıp sıkışıyordu. Burnundan büyük bir nefes bıraktığında, aynı anda Mahir de yaptı bunu. İki kardeş birbirinden daha dertli hissediyordu... Gün sabaha dönerken, herkes saat altıda ayaktaydı. Mihriban saçlarını yaparken formasını giymişti bile. Lise son sınıfın ilk dönemi bitmek üzereydi. Henüz üniversite okuyup okumak istemediğinden emin değildi. Düşündüğü tek şey, Zafer'di. Mahir ve Macit ise eşofmanlarını giyinip masaya oturmuştu bile. Efendi onlara bakarken, Cevriye kızına seslendi. "Mihriiiii! Geç kalacaksın kızım, hadiii!" Mihriban çantasını kapının kenarına bırakıp çıktı odasından. Masadaki yerine oturup hızla kahvaltısını etmeye başladı. Mahir babasına bakıp cesaretini topladı. Tam ağzını açacağı sırada, Efendi yerinden kalkıp karısının şakağından öptü. "Bugün çok işim var. Erken gideceğim o yüzden. Akşam da geç gelirim hanım." diyerek beresini başına taktı. Vestiyerin oraya gittiğinde, Mihriban hemen Mahir abisine baktı. Eğer bu evliliği kabul etmeyecekse, an bu andı! Konuşacaksa, şimdi tam zamanıydı. Ama Mahir az önce topladığı cesareti, çoktan yitirmişti bile... Abisinin konuşmayacağını anlayan Mihriban; "Hayrola baba. Akşam neden gecikeceksin ki?" diyerek hem abisine zaman kazandırdı, hem de belki konuşursa diye fırsat vermek istedi. Efendi kızına bakarken postallarını giyinmeye devam etti. "Eski bir dostumla görüşeceğim kızım. Şehre yanına gideceğim o yüzden. Annenizi üzmeyin." diyerek karısını bir kez daha öptü. "Hadi sen de kahvaltına devam et kadın. Ben çıkarım." diyerek kapıyı kendisi açtı ama el sallayıp güler yüzüyle onu uğurlayan yine Cevriye'ydi. O gidince kadın kapıyı kapatıp masaya geri döndü. Mahir can sıkıntısıyla kalkıp spor çantasını aldı ve kardeşini beklemeden evden çıktı. Macit son bir lokma bastı ağzına. Boğuk çıkan sesi yüzünden anlaşılmasa da; "Abiii! Beklesene beni de!" diyordu. Mihriban ve Cevriye baş başa kaldığında, Mihriban annesine baktı. Abisine kıyamadığı çok belliydi. "Anne abim evlenmek istemiyor! Neden onu zorlayıp duruyorsunuz? Bu devirde beşik kertmesi mi kaldı Allah aşkına yaa!?" Cevriye, kızına bakıp gülümsedi. Kaşları havalandı ve; "O zaman seni de Zafer'e vermeyelim kızım? Malum o da seni beşikten beri isteyip duruyor. Baban ona söz vermişti diye görmezden geliyordu. Eğer böyle düşünüyorsan, babana söyleyeyim Mihri? Ne dersin kuzum?" dedi. Mihriban topun ağzında kendinin kaldığını görünce hemen geri vites yaptı. "Yok anne! Ben öyle mi dedim sanki! Sen bir şey deme babama! Babamın sözü yere düşmesin diye ben de he diyorum zaten Zafer'e..." Cevriye alaycı yüz ifadesiyle kızına bakarken, 'tabii tabii' der gibi salladı başını. Kızının anında geri çekilmesi onu baya eğlendirmişti. Mihriban montonu giyinip çantasını aldı ve; "Kaçtım beeen!" diyerek gerçekten de kaçar gibi gitti evden. Esmer de kocasıyla birlikte köyden gelmiş, Şerife ablasının yanına varmıştı. Cevriye sofrayı toplayıp onların yanına gidip sohbet ederken, Efendi de komutanlıktaki işlerini bitirip postasına haber verdi. "Bugün erken çıkacağım. Şehirde işim var. Acil bir şey olursa, telefonumdan ara bilgilendir beni." diyerek odasından çıktı. Otoparktaki arabasına doğru giderken, nizamiyedeki dostlarını fark etti. Arabasını çalıştırıp kapıdan çıktı ve arkadaşlarının yanında bekleyip camı açtı. "Hayrola?" diyordu ki, Selçuk ve Ecevit kapıları açıp arabaya bindi. "Tek gitmene gönlümüz razı gelmedi Efendi. Biz de geleceğiz!" diyen Selçuk, Efendi'nin burnunun kemerini tutup sıkmasına neden oldu. "Oğlum ben kızımı vermeyeceğim ya! Niye böyle telaş yapıyorsun! Oğlunu kendine benzeteceğine, oğlun seni kendine benzetti!" diye sitem etti. Bakışları dikiz aynasına dikilip arka koltukta oturan Ecevit'e döndüğünde, 'sen de mi?' diyen bakışlarını gösterdi. Ecevit kendini savunmak ister gibi ellerini kaldırıp salladı. "Hiç öyle bakma bana. Ben merakımdan geliyorum sadece. Ağzımı bile açmam. Hem de birinin bu deliyi zapt etmesi lazım!" Efendi el mecbur gaza basıp şehre giden yola düştü. Yol boyunca Selçuk ile çekişip durdular. Ecevit ikisine de hak veriyor, ama sessiz kalıp tarafsız bölgedeki varlığını korkuyordu. Üçü uzun zamandır çok yakın arkadaşlardı. Çocuklar yüzünden aralarının açılması ise, istediği son şey bile olamazdı... Zaten Zafer ve Mihriban yüzünden ara ara Selçuk ve Efendi'nin gerildiğini de hissediyordu. Bu yüzden çocuklarını dostlarının çocuklarıyla değil, başkalarıyla evlendirmek istiyordu. Hoş zaten onun çocukları, mesleklerinden başka da bir şey düşünmüyordu ki. Hele şimdilik bu konuda keyfi yerinde ve rahattı. Yani en azından şimdilik... . . . . Devam edecek...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD