Zeki, okuldaki koridorun penceresinden dışarıyı izlerken, gözleri farkında olmadan Melis’e kaydı. Günlerdir kendini geri çekiyor, mesafeli durmaya çalışıyordu ama bu, içindeki huzursuzluğu dindirmek yerine daha da artırıyordu. Melis, bahçede Melih’le konuşuyordu. Elinde karton kahve bardağı vardı, Melih ona hafifçe eğilerek bir şeyler söylüyor, sonra da Melis gülerek başını geriye atıyordu. Melih de ona gülümseyerek cevap veriyor, arada hafifçe omzuna dokunuyordu. Zeki’nin içindeki öfke dalga dalga yükseldi. Başlangıçta bunun sadece bir oyun olduğunu düşünmüştü. Melis’in onu kıskandırmaya çalıştığını biliyordu. Ama işler giderek ciddileşiyordu. O ne kadar uzak durursa, Melis de Melih’le o kadar yakınlaşıyor gibiydi. Zeki yumruklarını sıktı. İçindeki mantıklı taraf, “Bırak,” diyordu.

