5.bölüm

3198 Words
Keyifli okumalar... Bi insan delirdiğini nasıl anlar? Ben kendimi delirmiş gibi hissediyorum bu delirdiğim anlamına mı gelir acaba? Yattığım uykudan kalp atışlarım eşliğinde uyandım. Hâlâ o sıcacık dudakları hissediyor olmam delirdiğimin kanıtı gibiydi. İşin en garip yanı ise kokusunun korkunç derecede tanıdık olması. Kokuyu tanıyorum fakat kim olduğunu bilmiyorum. Daha önce duyduğum bir koku olduğu içindi tanımış olmam. Hızlı nefeslerimi kontrol altına alamadığımı fark ettim. Su içmek için yanımda ki komodine baktım ama boş bardak karşıladı beni. Yataktan kalkarak boş bardakla birlikte mutfağa ilerledim. Bardağı sonuna kadar doldurarak tek dikişte bitirdim. Suyum bitince duvar saatine baktığımda sabahın beşi olduğunu gördüm. Dersim saat sekizde olduğu için üç saatim vardı. Şimdi uyandım ve o rüyanın etkisiyle bir daha uyuyamam. Krep yapmaya karar vererek malzemeleri dolaptan çıkardım ve hamurunu hazırladım. Tavayı bularak üzerine az yağ döktüm. Hamurları azar azar dökerek pişirmeye başladım. Ardından çayı demledim. Saat altı buçuğa gelirken kahvaltı tamamen hazırdı. Biraz erken olsa da Can'ın odasına kahvaltı tepsisi ile ilerledim. Tabi ki rahatça uyuyan bir adet Can ile karşılaştım. Dünkü gibi tepsiyi kenara koydum ve yanına ilerledim. Omzuna dokunarak fazla yaklaşmadan çağırmaya başladım. "Can, hadi uyan kahvaltı hazırladım." Bir kaç kez daha söylendiğimde uyandı. "Saat kaç?" diye sordu. "Immm şey... biraz erken kalkmış olabiliriz. Ama kahvaltı hazırladım. Beraber yiyelim sonra dersim var zaten fakülteye gideceğim." diyerek durumları anlattım. Başını olumlu anlamda sallayarak sırtını yatağa yasladı. "Sen saatin gelince yiyerek gitseydin ya Fadime'm bana kahvaltımı yaptırırdı." "Uykum kaçınca hazırlamak istedim." "Anladım. Dersin kaçta bitiyor?" diye sordu, ben ağzına krepi tıkmadan hemen önce. "Öğlene kadar dersim var. Sonra bitiyor." dedim ağzıma bende bir şeyler atarken. "Bu krepi sen mi yaptın?" "Tabi ki ne sanmıştın?" dedim gururla. "Çikolata sürmemi ister misin?" "Hayır." diye cevapladı. Aklıma gelen rüyamla birlikte patavatsız olacağını bildiğim soruyu düşünmeden soruverdim. "Sen rüya görüyor musun?" dedim ve kendimi geçen ki gibi camdan atma isteğiyle doldum. Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi kapadım. Hiç küfür etmeyen ben içimdeki kızlar eşliğinde dilime sövüyoruz. Benim içimden sövme işim Can'ın öksürük kriziyle son buldu. Anında ayaklanarak su içirdim. Öksürük kesilince rahatlayıp derin nefes aldım ve beynimden vurulmuşa döndüm. Can'a su içirirken yanına oturduğumdan onun yağmur yağarken oluşan toprak kokusu burnumun içine, oradan ciğerime doldu. Zorla yutkundum ve ayaklandım. Ne yani rüyamda beni öpen ve karşılık verdiğim kişi Can mıydı? "Evet" diyen Can'a önce boş boş ardından gözlerimi büyüterek baktım. "Ha?" "Hani sordun ya, evet rüya görüyorum." dedi sesli bir şekilde ardından kendi kendine "tam görmek sayılmasa da" diye mırıldandı. "Neyse kahvaltını bitirelim sonra ben hazırlanıp çıkarım." dedim. Başıyla onayladı ve bir daha ne o ne de ben konuşmadık. Dün tıraş ederken çok fazla yakınlaştık bunun etkisinde kalmış olmalıyım. Evet başka açıklaması olamaz! Sessizce süren kahvaltı bitince tepsiyi mutfağa götürüp odama girdim. Hava yağmurlu olduğundan üzerime uzun kollu siyah penyemi geçirdim. Bacağıma da geçirdiğim siyah pantalon dan sonra üzerime popomu örtecek uzunlukta ki hırkamı giyindim. Çantamı alarak sırtıma taktım. Telefonumla Mert'e mesaj attım beni almasıyla ilgili. Can'ın odasının önünden geçerken duraksayıp içeri kafamı uzattım. Can hâlâ yatakta otururken kafasını benim geldiğim tarafa çevirdi. "Ben çıkıyorum. İstediğin bir şey var mı?" diye sordum. Eğer sormasam içimde sıkıntı olarak kalırdı. Kendi kendine bir şeyler mırıldandı fakat aramızda ki mesafeden anlamadım. "Elma getirir misin?" diye sorduğu soruya olumlu cevap vererek bir tabağa üç elma koydum. Ne var yani ben bir günde dört elma yiyebilen bir insanım belki o da yer. Odasına girerek yatağının yanına koydum tabağı. "Tamam ben çıkıyorum. Dersim bitince hemen gelmeye çalışırım." dedim. Beni onaylarken bir elma aldı. Daha fazla vakit kaybetmeden odadan çıktım. Mutfağa giren Fadime Teyzeye Can'ın kahvaltı yaptığını ve ona emanet ettiğimi söyleyerek dışarı fırladım. Beni arabanın yanında bekleyen Mert beni görünce arabaya bindi. Islanmamak için koşarak bende arabaya bindim. Günaydınlaştıktan sonra hızla arabayı fakülteye sürdü. Fakültenin önüne geldiğimizde Sevinç'e selam söylemesini söyleyerek indim arabadan ve fakülteye koşarak girdim. Salık olan saçlarımı bileğimde ki tokayla dağınık bir topuz yaptım. Dersime yarım saatin kaldığını farkedip kantine girdim. Bizim kızlar bir masanın etrafında toplanmışlardı bende hemen oraya ilerledim. "Naber fıstıklar?" diyerek yan masadan aldığım sandalyeyi bizimkilerin yanına koydum ve oturdum. "İyidir işte, senden?" diye soran Sude'ydi." "İyi işte" diyerek sağıma döndüm İlayda oturuyordu. Ve sanki birşey düşünüyor gibiydi. Kolunu dürtükleyerek "Senin stajın yok mu bugün?" diye sordum. Kendisi hemşirelik okuduğu için hastanede staj görüyordu. "Hayır staj günlerim değişti." dedi. "Peki böyle derin derin düşündüğüm şey ne?" "Yok bir şey." İnanmadığımı belli edercesine baktığımda "Tamam var. Geçende kolu çatlak biri hastaneye geldi. Doktor da benim alçıya almamı istedi. Adamın kolunu alçıya alana kadar ne konuştu ne de yüzüme baktı. Ama bittikten sonra kafasını suçlu gibi öne eğerek 'sizi yorduğum için çok özür dilerim, zahmet oldu' dedi. Ben de şaşkınlıkla kalakaldım. Sonuç olarak bu bizim işimiz. Böyle demesi çok garipti." Kafamı sallayarak güldüm. "Geçenlerde bir şerefsizin kolunu da ben kırmış olabilirim. Ama o olsaydı hastane demez üstüne atlardı. Kendisi biraz hatta birazdan da fazla arsız da!" dedim. İlayda elini kulağına götürerek biraz çekti ardından masaya üç kere vurdu. Allah korusun diye de mırıldandı. Saçma sapan sohbetlerimizle yarım saati doldurup derse girdim. Girmekle birlikte Salih'i gördüm. Elindeki telefonla uğraşıyordu. Arka sırasına geçtiğimde hoca gelmişti. Ders boyunca not tuttum. Bir ara Salih, hocaya fark ettirmeden yanıma geçti ve ders boyunca ya teşekkür etti yada bana bulaştı. Kısacası deli etti beni. Kafasına çantamı vurunca biraz duruldu derken ders sona erip hoca çıkınca yanağıma okkalı bir öpücük kondurdu. Ben koca gözlerimle şaşkınlığımı atana kadar yanımdan kalkıp kaçtı. Bende amfiden çıkarak kütüphaneye kitap almak için gittim. Kitapların arasında gezerken 'Aşk Karası' adlı bir kitap takıldı gözüme, güzel görünen bu kitabı alarak görevliye bildirdim. Bir sonraki derste yine yanıma oturunca sessizce bir güzel azarladım. Ondan bana zarar gelmeyeceğini bilsem de başkaları onun hâlâ asıldığını ve benim de ona karşılık verdiğimi yada en kötüsü sevgili olduğumuzu sanabilirler. Her ne kadar umursamasam da yanlış anlaşılmakta istemem! Tüm derslerim bittiğinde benim için gelen arabaya bindim. Baş ağrısı yüzünden Mert'le tek kelime bile konuşmadık. Yolda gördüğüm marketle Mert'e durmasını ve almam gereken şeyler olduğunu söylerek girdim. Duş jeli ve şampuanım bittiği için ikisininde her zaman olduğu gibi elma aromalısını aldım. Arabaya bindiğim gibi kısa sürede eve geldik. Kimseye geldiğimi demeden, görünmeden odama girdim. Üzerimdekileri çıkarıp hızlı bir duş aldım. Üzerimi giyinip saçlarımı kuruttum. Ardından Can'ın odasına girdim. Kapı sesini duyduğunda elini pikesinin altına koyup kafasını bana çevirdi, gözleri hâlâ kapalıyken. "Ne o sevgilinin resmini mi saklıyorsun?" diye saçma bir soru sordum. "Ha ha! Komik olduğunu mu sanıyorsun?" "Neden soruma soruyla cevap veriyorsun?" "Sen başka bir şey mi yapıyorsun?" "Konuyu değiştirme konusunda bayağı yeteneklisin." dedim gülerek yanına ilerlerken. Ah bide onu güldürebilsem. "İnsan işsiz olunca yeteneklerini geliştiriyor." dedi aynı düz ifadesiyle "Eee ben yokken neler yaptın?" dedim adam gibi cevap verir diye umut ederek. Ama böyle düşünen mallık bende. "Arkadaşlarla bara gittik, futbol oynadık, yüzmeye gittik falan yani eee sen ne yaptın?" dedi alayla! "Aaa ne güzel yapmışsın işte böyle böyle açılacaksın inşallah" diyerek dalgasına karşılık verdim. Eğer gözlerini açıyor olsaydı gözlerini devirirdi herhalde. "Gözlerin ne renk?" "Fotoğraflarımdan bakabilirsin." "Fotoğraflarında küçüksün, benimde küçükken fotoğraflarım var ama o zaman ki rengiyle şimdiki farklı. Seninki de öyledir, hadi açta bir bakayım." dedim açmasını beklerken. Tabi ki fotoğraflarına falan bakmamıştım ve bakmayı düşünmüyorum. Çünkü ilk o açtığında gözlerini görmek istiyorum. "Daha çok beklersin, boşuna uğraşma." Bir şey demek için ağzımı açmıştım ki telefonumun çalmasıyla birlikte kapattım. Telefonumu cebimden çıkararak ekrana baktım. 'Nehir'mmm' yazan yazıyı görmekle birlikte telefonu açtım. "Efendim Nehir? "Kanka senin Salih'le aranda ne var?" "Salih mi? Ne alaka?" "Kanka amfinin dilindesin seni öpmüş falan öyle diyorlar." dediğinde avcumun içini alnına vurarak pencerenin önüne geçtim. "Kızım salak mısın? Yanağımdandı o. Hem sen bilmiyor musun durumunu sanki?" diye gay olduğunu hatırlatma ya çalıştım. "Biliyorum da ne biliyim? Herkes bunu konuşuyor." "Yarın Salih'le konuşurum hallederiz." dedim ve Can'a kısa bakış atıp devam ettim. "Neyse yarın görüşürüz öptüm." diyerek telefonu kapattım. Can'ın yanına giderek yatağa oturdum. "Arayan kimdi?" "Nehir, arkadaşım." "Salih sevgilin mi?" dedi ve nedense fazla meraklı gibi geldi. "Hayır, olamaz da zaten." dedim gay olduğu aklıma gelirken. Gerçi gay olduğunu bilmiyorken de kabul etmiyorum ya neyse. Şuan konumuz bu değil. "Neden peki?" "Sevgilisi zaten varda ondan." dedim. Fazla mı soru soruyordu? Yoksa bana mı öyle geliyordu? Düşüncelerimden çıkmamı sağlayan şey hâlâ pikenin altında eli olan Can'dı. Can farketmeden bi anda pikeyi kaldırdım ve bir adet elmayı sımsıkı tutan elle karşılaştım. Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım o da bana kaşları çatık şekilde kafasını çevirmişti. "Sakladığın şey elma mıydı?" dedim. "E-evet, şey işte sen yeme diye, yani ondan oldu ben yiyeceğim!" dedi saçma biçimde, tabakta başka elma kalmadığını gördüm. "Söylemen yeterdi. Çocuk gibi yemek istediğin şeyleri saklamana gerek yoktu." dedim gözlerimi kısarak. Gerçi çocuk olduğu bariz ortada olsa da bu kadar çocuklaşacağı aklıma gelmezdi. Umursamaz tavrıyla omuz silkti ve elini beline koydu. "Arkama yastık koyar mısın? Sanki belim ağrımaya başladı." der demez hemen ayaklanarak dolaptan bir yastık alıp arkasına doğru eğildim. Kokusu yine burnumu istila ederken rüyam aklıma geldi. Yastığı arkasına hızlıca yerleştirerek çekildim. "Şimdi rahat mısın?" diye sordum nefesimi kontrol altına almaya çalışırken. "Evet sağol." dedi. Kalp ritimim sanki at koşuyor gibi çarpmaya başladı. Hepsi o rüya yüzünden evet başka açıklaması da olamaz zaten. "Önemli değil neyse öğlen yemeğini yedin mi?" diye sordum acıktığımı fark ederken. "Evet, sen gelmeden önce Fadime'm getirdi bana yemeğimi." "İyi öyleyse bende yiyip geliyorum." diyerek odadan adeta uçarak çıktım. Mutfakta Fadime Teyze olmadığından olan tencerelere baktım. Mercimek çorbası olan tencereden bir tabak alarak yedim. Bulaşık olan tabağımı yıkayarak yerine yerleştirdim. Odama ilerleyerek çantamdan kütüphaneden aldığım kitabı çıkardım. Tekrar Can'ın odasına girdim ve yatağın yanına oturdum. Kitabı açacağım sırada odaya giren Fadime Teyzeye baktım. "Kızım odanı çamaşır suyuyla sildim. Kokuyor hemen girme." dediğinden başımı olumlu anlamda salladım. "Şimdi burayı da sileceğim salona geçin siz, bir saat sonra tekrar girersiniz." "Tamam Fadime Teyze." diyerek yataktan kalktım ve Can'ı kucaklayarak sandalyesine oturttum. Kitabımı da tutması için kucağına koyarak salona ilerledim. Üçlü koltuğun yanına sandalyeyi bıraktım ve kendimi koltuğa attım. "Sana kitap okuyayım mı? Daha yeni aldım." "Olur." dediğinde kitabın sayfasını açıyordum. "Beni de koltuğa alır mısın?" diye sorunca kitabı tekrar kenara bırakıp Can'ı da koltuğa oturttum. Aramızda tek kişilik boşluk bırakarak bende oturdum. Tekrar kitabı elime alarak sayfalarını açarken bacağımda hissettiğim hafif baskıya baktım. Bir el ve bu el Can'a ait. Dilim tutulmuş gibi konuşamazken anca şaşkınca bakabiliyordum. Kafasını yavaşça eğerek dizime koydu. "N-napıyosun?" dedim kekelerken "Fadime bizi odadan atmasaydı uyuyacaktım. O yüzden yattım, özür dilerim." dediğinde gülümseyerek. "Önemli değil" dediğim sırada bacaklarının hâlâ normal olarak aşağı sarktığını gördüm. "Bi dakika bekle." diyerek kafasını dizimden kaldırıp bacaklarını da koltuğa yerleştirdim. Tekrar yerime oturup başı dizimde olan Can'a baktım kısa süreliğine. Bir türlü okunmaya nasip olmayan kitabı elime alarak sesli bi şekilde okumaya başladım. "Kırgın bir çiçeğin zarafetiyle büyülendi adam. Onun kim olduğunu umursamadan ve yolun sonunu düşünden duygularının peşinden adım adım gitti..." diye başlayan hikayeyi bir kaç sayfa okuyup sonra da ayraç yerleştirerek kenara bıraktım. Can orada yattığından beri ne bi kelime konuştu nede kıpırdadı. Buda uyumuş demek oluyor, yani sanırım öyle. Kafamı koltuğun sırtına dayayarak gözlerimi yumdum... Ne zaman daldığımı bilmediğim uykumdan telefonumun zil sesiyle uyandım. Hızlı bir şekilde cebimden çıkarıp kim olduğuna bakmadan kapattım. Ama çok geç artık Can uyanmıştı bile. "Arayan kimdi?" dediğinde telefonumun arayan bölümüne girip baktım. "Annem aramış, özür dilerim uykundan etti." "Önemli değil." dediğinde saate baktım sekiz olduğunu gördüm. Biz buraya beşte geldiğimize göre...Yuh ama ya üç saat olmuş. "Can buraya geleli üç saat olmuş hadi kalk yatağına yatırıyım seni." "Tamam."  Koltuğa önce oturttum. Sonra sandalyesine yerleştirdim. Yatağına yatırıp "Sen bekle akşam yemeğini getireyim." dedim. Kafasıyla onaylayıp başlığa yaslandı. Odadan çıkarak mutfağa ilerledim... *** Odamda ki yatakta dört dönerken bir türlü uyuyamıyorum. Saatlerce koltukta uyuduktan sonra uykum gelmiyordu. Daha fazla dayanamayarak yataktan kalkıp odaya yani Can'ın odasına ilerledim. Nergis ablalar yarın geleceği için evde bir tek Fadime Teyze var o da bu saate kadar uyumuş olmalı. Kapıyı yavaşça açtım fakat sesi duyan ve benim gibi uyumayan Can kafasını benden tarafa çevirdi. "Benim uykum yok, ondan buraya geldim. Girebilir miyim?" "Evet gelebilirsin, bende uyuyamadım." dediğinde gülümseyerek yanına ilerledim. "Ee ne yapacağız?" "Bilmem ne yapalım?" diye sordu. Dudaklarımı bükerek sağıma soluma bakındım. Gözüme çarpan televizyonun kumandasını alarak açtım. "Ciddi misin? Televizyon mu izleyeceğiz?" "Evet" dedim muzip bir ifadeyle. "İyi sen izle sonuç olarak kör olan benim, sen değil!" dedi resmen trip atarak. "Sorun görmek değil ki duymanda yeterli. İnsanlar çoğu zaman gördüklerini yanlış adlandırabilirler." dediğim sırada televizyonda 'Poğ Yemişsen!' adlı dizi başladı. Daha önceden de izlediğim bu dizide şuan da Miley bir adamla öpüşüyor ama aslında adam onu zorla öpmesine rağmen babası yanlış anlıyordu. Olan şeyleri Can'a bir bir anlattım. Tıpkı ona verdiğim örneğe benzediği için gülmeden edemedim. Gülerek bakışlarını televizyondan çekip Can'a yönelttiğimde daha önce fark etmediğim bir çukur gördüm Can'ın yanağında, bu çukurun nasıl olduğunu düşünürken beynimde ki şimşeklerime, köşeli jetonumun sesiyle birlikte kulaklarımda yankılandı. Gülümsüyor! Can gülümsüyor, yanağında gamzesiyle birlikte... "G-gülümsüyorsun inanamıyorum!" dediğim an normal ifadesini yüzüne takındı. Yüzünü avuçlarıma alarak önce sağ sonra sol yanağına baktım ama gamzesiyle ilgili tek bir iz dahi yoktu "Ya gülümsesene!" diye cırladım. "Ben gülümsemedim ki!" dedi nefesi hızlanırken. "Yalan söylemesene gülümsedin işte, hadi tekrarla!" umarsızca omuz silkti. "Bi anlık dalgınlığıma geldi. Bir daha olmaz!" dedi ben bıkkınlıkla solurken. "Ne o, bir tarafın mı eksildi?!" dedim artık dayanamayarak. Sinirle televizyonu kapatıp ayağa kalktım. "Gidiyorum ben ne halin varsa gör!" diyerek odadan çıktım. Kendi odama girip yatağa yattım. Bu defa da sinirden yatakta dört dönmeye başladım... Ne zaman uyumaya başladım? Ne zaman sabah oldu? Peki ne zaman güneş gözüme tecavüz etmeyi bırakacak?... Bu sorularla birlikte yeni güne gerinerek kalktım. Tuvalete girerek ihtiyaç molası verdim bir süre. Ardından mutfağa ilerleyerek Fadime Teyzenin yanağına öpücük kondurdum ve hazırladığı tepsiyi alarak mutfaktan çıktım ve odaya girdim. Zaten uyanık olan Can'a trip olaraktan sessizce kahvaltı ettik. Tepsiyi mutfağa götürüp, Can'ın yanına test kitaplarıyla döndüm. Masaya yerleştirdiğim test kitaplarını açıp çözmeye çalıştım. Dediğim gibi sadece çözmeye çalıştım, sorulara boş boş bakarken hiç kolay olmuyorda. Kalemimi elime alarak sorunun yanındaki boşluğa ucunu değdirip bir şeyler çizmeye başladım. 'Karanlığı rengin bilmişsin Diğer renkleri düşünmeden Gülmemeye yemin etmişsin Kalbini dinlemeden...' Bi anda yazdığım bu kelimelerin etkisinden bir süre kurtulamadım. Uzun süre önce beni terkeden mısralarım, ilhamım yeniden mi benimle? Ne yani yeniden şiir yazabiliyor muyum? Ama nasıl? Kafamı sallayarak düşüncelerimden kurtuldum. Çalan telefonumu elime alarak annemi cevapladım. "Efendim?" "Oralara hayırsız bir kız evladı gönderdim. Haberin var mı?" "Bilmez olur muyum? Nasılsın?" "İyiyim de, sen iyi değilsin galiba?" "Yok be annecim iyiyim, ne var ne yok bizim oralarda?" "Bir şey yok da dün niye açmadın telefonunu!" dediğinde içimdeki küfürbaz kız bana düz gitmekle meşguldü. "Dün uyuyakalmışız sende birden arayınca kapattım. Sonrada unutmuşum." dedim. Dudak bükerek mahcup ses tonumla. "Özür dilerim." "Tamam kızım tamam da -ız dedin kiminle?" dediğinde dudağımı ısırdım. "Can'la birlikte anneciğim" dedim korkarak. "Baktığın çocuk mu?" dedi ve dediği gibi kalkarak odadan çıktım. "Anne o çocuk değil. Yani baktığımızda yirmi üç yaşında bir adam. Taşındığımda öğrendim, sana söylemeliydim. Ama fırsat olmadı." "Kız ne o yoksa damat mı?" diyen annemle gözlerimi büyüttüm. "Hayır anne!" "Öyleyse niye birlikte iyi uyuyorsunuz?" dedi haklı olaraktan. "Koltukta otururken olmuş anne" "İyi neyse artık. Kapı çalıyor sonra konuşuruz." "Tamam anne bizimkilere selam söyle." "Tamam tamam söylerim hadi kapat!" der demez suratıma telefonu kapattı. Bivde bana kapat diyor! Tekrar odaya girip masadaki testleri daha bir konsantre olarak çözmeye başladım... *** "Kuzu şu soruyu çözemedim, sen yaptıysan bi bakıyım mı?" dedi Sude fakültenin kantininde birlikte çay içerken. Çantamın içinden çıkararak istediği test kitabını verdim. Bugünkü dersime gelene kadar Can'la hiç doğru düzgün konuşmadık, bundan dolayı biraz dalgınlık vardı üzerimde. "Kuzuuu!" diye bağıran Sude'ye ölümcül bakışlarımı çevirdim. "Ne bağırıyon kızım ya!" deyip etrafa baktığımda herkesin bize baktığını gördüm. "Bu ne kuzu?!" dediğinde gösterdiği yere baktım bugün yazdığım mısraları gösteriyordu. "Dörtlük." dedim umursamazlıkla "Sahiden mi? Hiç anlamamıştım iyi ki söyledin." dedi yalandan şaşkınlıkla. Benim cevabım da göz devirmek oldu. "Kuzu hani kaç senedir yazamıyordun ya ondan dedim. Ne zaman yazdın?" diye ekledi. "Sabah kalem bir anda yazıverdi." "Başka yazdın mı?" "Hayır" dedim. "Hadi derse girelim" diyerek ayağa kalktım. Çantamı sırtlanıp kantinden çıkarken telefonum çaldı. "Kim arıyor?" "Abim" dedim imalı bir şekilde. Abim birazcık bizimkine sevdalı ama Sude yüz vermiyor. Bana göz devirip iki adım önümden yürümeye başladığında aramayı cevapladım. "Efendim?" "Naber kara kız?" "İyidir be abi nasıl olsun. Senden naber?" "Ben de iyiyim, nerde napıyon bakayım?" "Okulda son dersime girmek için koridorda ilerliyorum. Hangi derse girdiğimi de söylememi ister misin?" "Döverim kız seni!" "Yanıma gelde döv hadi!" diye alayla konuştum. "Kapat kara kız ben sana bunun hesabını sorarım meraklanma!" dediğinde güldüm ve öpücük attım. "Abi Sude'nin selamı var." dediğimde Sude'nin arkasına bir dönüşü vardı ki eğer doğaüstü yaratık olsaydı. Beni o saniye öldürmüştü. "Ne diye yalan söylüyorsun?" diyen yalnızca abim değildi. Sude de cırlayarak aynı şeyi demişti. Sessizce abime fısıldamaya başladım. "Abi hakkını helal et. Eğer şimdi ölmezsem seni akşama doğru ararım." diyerek fısıldadım. Suratıma cümlemin bitimiyle birlikte kapanan telefona baktım. "Ne dedim ki şimdi? Ne var yani yengem olsan?!" "Kuzu seni kurbanlık yapmamı istemiyorsan kapa çeneni." dedi ve amfinin kapısından içeri girdi. Bende peşinden tabi. Sude ile birlikte öğretmen olmaya karar verdik ve bunun için çok çabalıyoruz. İlayda hemşire, Nehir güzel sanatlar, Suzan Yazar, Tuğçe İşletme üzerine okuyor. İlayda, Sude ve ben lisenin ilk yılından beri çok yakın arkadaşlarız. Tuğçe'nin babasıyla Sude'nin annesi evlenince o da katıldı bize. Diğerleriyle de bir şekilde üniversiteye geldiğimizde tanışıp çok yakın arkadaşlar olduk. Hepimiz sap olarak çok mutluyuz ve rahatız. Ama Can o mutlu değil gülmek istemiyor. Gözlerini açmakta istemiyor. Ne yapabilirim ki illa birşeyler vardır yapılabilecek ama ne? Düşüncelerimden beni sökerek koparan aslında Sude'in kolumu çimdikleyerek kopartmasından kaynaklanmasıydı. Ne var dercesine çatık kaşlarımla gâvur arkadaşıma baktım. Bana ders notu almak için kullandığım kağıdı gösterdi. 'Gülüşünün sıcaklığından mahrum Gözlerinin yokluğundan suskun Sordun mu, razımı kalbin? Ne gerek var ki? El mahkum...' Ben mi yazdım bunu? Ama nasıl, ne zaman? Bana hayret içerisinde bakan Sude'ye dudak büktüm ve kafamı kollarıma gömerek sıraya kapandım. "Ders bitince haber ver." deyip gözlerimi kapattım. Ardından ise uykuya geçiş yaptım... *** Gözlerimi sıkıca kapatmış bir şekilde duruyorum. Kısa bir süre sonra yüzümde sıcakcık olan bir çift el hissettim. Parmakları kaşlarımda, gözlerimde, yanaklarımda dolaşırken kalbim delice çarpıyordu. Ardından baş parmağını dudağımda hissettim. Alt dudağımda boydan boya hafif ve yavaşca parmağını gezdirdi. Ardından parmağını dudağımdan çekti. Nefesi yüzüme çarpmaya başladı. Bana yaklaştıkça yağmur yağarken oluşan toprak kokusu burnumdan ciğerlerime kadar işliyordu. Yaklaştı yaklaştı... Kolumun acısıyla kendime gelirken hiç küfür etmeyi sevmeyen ben, o gördüğüm rüya için küfrettim. Bu sefer gördüğüm yada hissettiğim bu rüyanın sonundaki o baskıyı hissetmeden uyandım. Sanki farklı bir zamanda olmuş gibi... Sude'nin kafama vurmasıyla ise kendime geldim. "Teşekkür ederim vurduğun için." deyip yerimden kalktım. Muhtemelen arkamda şaşkın ördek gibi bakan bir Sude bırakarak. Hızlı adımlarımla Porche nin yanında beni bekleyen Mert'e doğru ilerlerdim. Arabanın içinde Sevinç'i görüp selam verdim ve arka koltuğa oturdum. Sevinç'e Mert ile nasıl tanıştıklarında sorduğumda; ilk nerde karşılaştıklarını, Mert'in ne kadar peşinden koştuğunu, nasıl sevgili olduklarını falan herşeyi en ince ayrıntısına kadar anlattı. Ama evlenme teklifi almadan nişanlandıklarını söylediğinde Mert'e trip atmaya başladı. Mert'te bana ölümcül bakış tabi. Eve geldiğimizde Mert'e "Allah yardımcın olsun." deyip eve koşarak ilerledim. Odama girip üzerini değiştim. Ardından mutfağa giderek akşam yemeklerini yiyen Nergis Ablaya ve eşine selam verdim. Bana haftalık maaşını uzatan Nergis Ablaya ne kadar itiraz etsem de kabul etmek zorunda bıraktı sert sesiyle, Levent Bey. Can için hazırlanan tepsiyi alarak mutfaktan çıkmıştım ki kapı çaldı. Fadime Teyze gelmeyince tepsiyi kenardaki fiskosun üzerine koyup kapıya ilerledim. "Sürpriizz!" diyen adama ise şok içinde bakakaldım... *** Umarım beğenmişsinizdir...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD