4.bölüm

3145 Words
Keyifli okumalar... Altıncı his denilen bi şey varmış ve buna bilim adamları gen diyormuş. Bu gen bazı insanlarda varken bazılarındaysa bulunmuyormuş. Yani insanlar üzerinde denemişler ve denemeye devam ediyorlarmış. Nedendir bilinmez ama karşımda ki adamı görünce beni bir his sardı. Sanki ondan uzak durmam gerekiyormuş gibi. Sanki iyi biri olmadığıyla ilgili. "Sana diyorum, duymuyor musun beni?" dedi çatık kaşlarıyla gelen genç adam. "Ben Can'ın bakıcısıyım, asıl siz kimsiniz ve bana nasıl hesap soruyorsunuz?" dedim ciddi ifademle. Yüz ifadesini 180 derece dönerken gevşekçe sırıttı. "Öyle mi ben de Can'ın kardeşi. Adınız nedir?" dedi dönek kardeş. Bakışlarım da minik bir oynatma yapmadan aynı soğuklukla bakmaya devam ettim. "Levlâ" çarpık bir sırıtış eşliğinde konuşmaya başladı. "Hmm garip bir isim. Bir bakıcı için bence çok güzelsin, benimde böyle bakıcım olacağını bilsem bende kendimi ata..." "Siktir git Cem burdan! Yoksa ağzına şıçmak zorunda kalacağım!" diyen Can'a şok içinde baktım. Kardeşinin lafını böldüğü için değil küfrettiği için. Yada bir erkeğin ilk kez bu kadar detaylı küfür ettiğine de şahitlik etmiş olduğum içinde olabilir. Tamam abim vardı ve o da küfür ederdi ama o benim yanımda yapmamaya özen gösterirdi. Sonuçta bir bayan olarak kötü laf söylememeye çalışırlardı. "Aa abiciğim yapma böyle. Güzel bir hanımefendinin yanında ağzını bozmak yakışıyor mu hiç?" diye konuşmaya başladı. Can'ı ilk kez bu kadar sinirli görüyorum. Tamam bana da bağırmıştı ama yine de bu daha farklı ve aralarının iyi olmadığı bariz şekilde ortada. Araya girme ihtiyacı duydum. "Ben çıkayım siz baş başa konuşun." dediğim anda Can kolumdan tuttu. "Sen hiç bir yere gitmiyorsun. Cem gidiyor, değil mi?" diye konuştu. Ama Cem umarsamaz bir şekilde bana göz kırptı. "Tabi abiciğim sen nasıl istersen!" dedi ve dediği gibi odadan çıktı. Can, sıkıntıyla nefesini verdi ve kolumu bıraktı. Nergis Ablalarda yemeğe gidecek zamanı bulmuşlardı yani. İkimiz de bir süre konuşmadık. Can az önce benden istediği mp3 çalarıyla müzik dinlerken, ben de ne kadar konsantre olabilirsem test çözüyordum. Bu sessizlik epey canıma sıkmaya başladığında kalkıp mutfağa doğru ilerledim. Can için meyve tabağı hazırlamaya başladım. Zaten saatte geç olduğu için yedirdikten sonra ikimizde uyuruz. Mutfağa girdiğimde karşılaştığım manzaranın Cem'in sarmalarımı yemesi olmamalıydı, fakat oldu. Bu durum karşısında kaşlarımı çatmadan edemedim. "Sizin gittiğinizi sanıyordum." dedim. Şimşek hızıyla bana döndü ve o iğrenç gülüşünü sergilemeye başladı. "Seni bırakıpta gidemedim ya!" dedi, cevabım göz devirmek olurken. Umursamadan dolaba ilerledim. İki elma, bir kaç mandalina ve bir çift popoma dokunan eller. Anında bağırarak iğrenç adama döndüm. "Ne yaptığınızı sanıyorsunuz siz?! Nasıl bana böyle dokunmaya cürret edersiniz?" dedim gözlerimde ki ateşle birlikte. Ama o bunu umursamıyor olacak ki, hâlâ pişkince sırıtmaya devam ediyordu. "Aa hadi ama güzelim ne bu naz böyle? Biraz eğleneceğiz sadece." diyerek sağ elini belime koydu. Ben de koyduğu gibi kolunu tuttum ters çevirerek beline yasladım. Ardından dizlerine arkadan tekme atarak diz çöktürdüm. Acıyla inlemesine ise sadece sırıttım. "Ben, ne senin eğlencenim ne de bir başkasının anladın mı?" diye dişlerimin arasında tısladım. "Yapma böyle güzellik ya alt tar..." konuşmasına daha fazla izin vermeyerek boş elimle saçlarına asıldım ve biraz daha inlemesine sebep oldum. "Eğer buradan hemen gitmezsen bu boş kafanı tezgaha vurarak patlatırım anladın mı?" diyerek tehdit ettim. Yapabileceğimden değilde, kendimi korumak için yalan söylemekten zarar gelmez değil mi? "Bence anlaşabi..." "Yeter ya yeteeer! Nasıl bir adamsın ya sen? Erkeklerin düşündüğü sadece zevkleri, eğlenceleri mi olmuş? Nasıl insanlık bu? Bi insan, özellikle bir adam hiç mi karşısındakini düşünmez? Herkes mi namuzsuz herkes mi alıp vermeli olmuş? Hayır kendini zorda olsa koruyan, namusuna el sürmeyenler var. Bunlarda ben ve arkadaşlarım! Ben hayatıma kullanılmışları almam. Şimdi sen, iğrenç düşüncelerin, pis ellerin, ve boş yere kullandığın bu boş kafanı da al ve defol bu evden. Yoksa polise kadar giderim 'bu adam beni taciz etti' demek için!" dedim sinirle bağırırken. "Be..." "Eğer annemlerin diğer bakıcılarımın neden istifa ettiğini söylememi istemiyorsan defol!" dedi Cem'in konuşmasına izin vermeyen ve ne zaman geldiğini bile bilmediğim Can. "Tamam lan tamam, bırak kolumu kırdın ya!" diye isyan eden Cem'in kolunu bıraktım. İpten kurtulmuşçasına kalktığı gibi mutfaktan çıktı ve kısa sürede dış kapının sesi duyuldu. Musluğu açarak ellerimi yıkadım. Az önce Cem yüzünden bıraktığım meyveleri, hiç bir şey olmamış gibi geri aldım. "İyi misin?" diye soran Can'a gülümsedim ve meyveleri soymaya başladım. "Meraklanma ben iyiyim ama kardeşin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim." dedim elmayı dilimlerken "Beter olsun köpek. Bu çocuk böyle değildi yanlış arkadaş kurbanı oldu." Hazırladığım tabağı Can'ın kucağına koyarak sandalyesini odasına iteklemeye başladım. "Önceki bakıcılar neden istifa etti?" diye sordum. "Diğer bakıcılarım kardeşimin cazibesine dayanamayıp ona aşık olduklarından. Bunu fırsat bilen Cem onları tek gecelik kullandı. Sonra da bunu öğrenen bakıcılarımın her biri istifa etti. Olay bu yani." dediğinde odaya girmiştim. "Anladım." diyerek kucağında ki tabağı eliyle tutan Can'dan alıp komodinin üzerine koydum. Ardından Can'ı kaldırarak yatağa yerleştirdim. Tabağı elime alarak bir dilim elmayı Can'ın ağzına tuttum. Elimden aldı. "Çok mu güzelsin?" diye sorduğunda şaşırsamda belli etmedim. "Yüz güzelliği geçicidir. Önemli olan kalpteki güzelliktir." dedim bir öğretmen edasıyla. Elması bitip boş elini uzatınca bir dilim elma daha verdim. "Bu benim sorumun cevabı değil. Bir başkasının sorusuyla karıştırsın galiba." dedi ve ben istem dışı kıkırdadım. "Çevremdeki insanlar öyle olduğumu söylüyor." "Çevren çok mu geniş?" diyerek sorularına devam etti. "Yoo sadece sevdiğim ve güvendiğim insanlara hayatımda yer veririm." Ne yani sadece beş kız arkadaşım ve ailem var. Başkasının olacağını da sanmıyorum. "Cem çok mu yakışıklı?" diye sordu son elmasını yerken. O böyle sorunca Cem'i düşünmek yerine, Can'ın yüzüne daha bi dikkatli baktım. Kaşına, çenesine, elmacık kemiklerine, dudaklarına... sonra aklımdan daha geçmeyen o kelimeleri dudaklarım söyleyiverdi. "Bence sen ondan daha yakışıklısın." Sonra ne dediğimin farkına vardığım gibi telaşla ayağa kalktım. "Neyse saat geç oldu. İyi geceler, ben yatmaya gidiyorum. İyi geceler. Ay bunu demiştim ben pardon." diye saçmalarken kitaplarımı masanın üzerinden aldım. Ama aldığım gibi kalemimi düşürdüm. Derince nefes alıp verdim, sakinleşip kalemimi de alıp odadan dışarı attım kendimi. Koşarak odaya girdim, ne demiştim ben 'bence sen ondan daha yakışıklısın' kendimi camdan atsam nasıl olur ki?! Hemen kendimi banyoya attım ve ılık suyu ayarlayarak on dakikalık duşun ardından bornozumla birlikte çıktım. Sonra çıkmamla birlikte ne mi oldu? Dur söyleyeyim çığlık attım. Ellerimi zaten kapalı olan göğüslerimi kapatmak için önümde çaprazladım. Elleriyle kulaklarını kapatan Can, sinirle soludu. "Ne bağırıyorsun ya?! Bide sağır mı olayım, bunu mu istiyorsun?" diye tısladı. "Hem suçlu he güçlü, bir kızın odasına kapı çalmadan girilmez. Bunu bilmiyor musun?" diye aynı şekilde tısladım. "Birincisi, ben kapıyı çaldım sen duymadın. İkincisi, kör olduğum için seni zaten görmüyorum! Yani rahat olabilirsin." dedi. Tamam haklı olabilir ama, benimde odama her zaman ben bornozluyken görmeyen biri girmiyor ya! "İyi tamam, neyse. Noldu?" diye sordum. Haklı olarak, yani neden buraya geldiği bilmem gerek "Annem aradı, seni aramış ama açmamışsın. Babamla birlikte iki günlük iş gezisine çıkıcaklarmış haber vermeye geldim." dedi. "Tamam anladım. Seni tekrar yatırayım." dedim. Kafasıyla onayladı beni. Üzerimi değişmeden bornozumla birlikte sandalyesini itekledim. Odaya girdiğimde yatağın yanına ilerledim. Her zaman yaptığım gibi yine koltuk altlarından sarılarak kaldırdım. Yatağına yatırırken daha önce farketmediğim bir şey oldu. Derin derin nefes alan Can sanki saçlarımı kokluyor gibiydi. Tabi bu benim saçma kuruntularımdan başka bir şey olamaz. Yatırıp geri çekildim ve üzerine pikeyi örttüm. "İyi geceler. Bu defa bir şey demek istersen ya da bir şeye ihtiyacın olursa telefonun her zamanki yerinde ararsın beni." dedim. "Tamam. Sanada iyi geceler." dediğinde ışığı kapatıp, kendi odama girdim. Kıyafetlerimi ışık hızıyla giyinip, telefonumu elime aldım. Sude'den gelen bir mesaj vardı. Açarak okumaya başladım. Gönderen: Sude'mmm Özür gilerim kuzu biraz şey günümdeyim de... Yazmış. Gülümseyerek telefonumu şarja taktım ve yatağıma girdim, bugün yaşadıklarım yeter de artar bile. Yatağımın yumuşak olması uykuya kendimi salmamı daha bi kolaylaştırıyorken kendimi daha hızlı uykuya bırakıverdim. *** Güneş ışığı gözlerimin ırzına geçerken ben sadece homurdandım. Çünkü ben cici kızım küfür etmem. Kendimi yataktan atarak kalktım. Evet atmak zorundayım, eğer bir yerim acımazsa uyku mahmurluğundan kurtulamıyorum. Banyoya girerek olan işlerimi halledip siyah pijamalarımla odadan çıktım. Bugün sadece evde Fadime Teyze olacağı için, üzerimi değiştirme gereği duymadım. Fadime Teyzeyi mutfakta kahvaltı hazırlarken görmeye alıştığımdan artık sadece 'günaydın' diyerek yardım etmeye başlıyorum. O da geçtiğimiz iki gün bana yardım etmemem için ısrar etmiş sonra inadım karşısında boyun eğmişti. Havadan sudan sohbet ederek kahvaltıyı tepsiye hazırladık. Fadime Teyze benim elime tepsiyi tutuştup Can'ın odasına attı. Evet resmen beni odaya attı. Tepsi iki kişilik hazırlanmıştı. Sanki kocama yatakta kahvaltı götürüyorum. Düşündüğüm şeyin farkına varıp kafamı sallayarak kurtuldum. Tepsiyi kenara koyarak Can'ın yanına ilerledim. Bu adam uyurken daha mı tatlı oluyor ne? Ne var yani güzele bakmak sevaptır. Uyandırıp uyandırmamak arasında o ince çizgide kaldım derken sesini duydum. "Günaydın" dedi. Hemen ilerleyip yatağa yaslanmasına yardımcı oldum. Tamam kendi de yapabiliyor olabilir ama olsun ben yardımsever bir kişliğim. "Günaydın" diyerek gülümsedim. Bide şu bay somurtkan gülümsese çok güzel olacakta neyse. Herşeyin bir zamanı olduğu gibi bununda vardı. Sadece biraz sabır gerektiriyor, o kadar. Kahvaltı tepsisini Can'ın kucağına koyarak reçeldi, pekmezdi, çaydı... yediremeye başladım. Can doyduğunu söyleyince bende bir kaç dilim ekmek falan yedim ve ardından mutfağa tepsiyi geri götürdüm. Tekrar odaya dönerek Can'ın yanına oturdum. "Sana bir şey sorabilir miyim?" diye sordum. "Zaten hep soruyorsun." dedi pislik yaparak. "Ama çoğuna cevap vermiyorsun. Bu sorduğum soruya cevap verir misin?" "Bu da bir soru. Bak buna cevap veriyorum. Soruya göre değişir." Derin bir nefes aldım ve ne olacaksa olsun diyerek hep merak ettiğim soruyu sordum. "Gözlerini neden hiç açmıyorsun?" "Benim için hiç bir şey fark etmiyor da ondan. Tek rengim var siyah... yani karanlık. Ne gerek var açmaya." diye saçma bir konuşma yaptı. "Ne kadar da saçma. Az biraz pozitif düşünsen belki de görebileceksin. Farkında mısın? Çok sığ bir düşünce." diyerek doğruları belirttim. "Saçmalamayı bırakta aç gözlerini" dedim açmasını beklerken. "Kararlarıma saygı durmalısınız Bayan Bakıcı. Ve benim kararımda açmamak yönünde!" dediğinde gözlerimi kırpıştırarak şaşkıca bakakaldım. "Senin kadar saçma bi karar verene ve laf anlamayan birine daha önce hiç rastlamadım." dedim. Aklıma gelen şeyle hemen ayaklanarak odanın kapısına koşturmaya başladım. "Nereye gidiyorsun?" diye sorduğunda, "Bi dakikaya geliyorum." diyerek kendi odama girdim. Gitarımı elime alarak Can'ın odasına geri girdim. "Bir şarkı biliyorum senin için yazılmış büyük ihtimal. Şimdi sana onu söyleyeceğim." Bir sandalye alarak yatağın karşısına koydum, Can'ın şaşkın yüzü altında. Sandalyeye oturarak arkama yaslandım. Ardından ayaklarımı yatağın üzerine ayak ayak üstüne attım. Ardından gitarımın tellerine dokunup şarkıya girdim. {Hande Yener ~ Deli Bile} "Anlamam Dinlemem Ben Değişmem Sen Değiş Başka Laf Bilmedin Böyle Gitmez ki Bu İş Belli Ki Sondayız Tarih Olmak Çok Yakın Tek Yöne Bir Bilet Alda Git Dönme Sakın Sen Anca Hep Kalp Kırarsın Aşk Senin Neyine Bu Şarkıyı Sana Tuttum Aç Sesi Dinle Deli Bile Deli Bile Deli Bile Veriyor Senden Daha Iyi Kararlar Deli Bile Deli Bile Deli Bile Ara Sıra Laf Anlar Beni Bile Beni Bile Beni Bile Değil Asla Sen Kendini Avuttun Beni Bile Beni Bile Beni Bile Aşktan Soğuttun Deli Bile Deli Bile Deli Bile Veriyor Senden Iyi Kararlar Deli Bile Deli Bile Deli Bile Ara Sıra Laf Anlar Beni Bile Beni Bile Beni Bile Değil Asla Sen Kendini Avuttun Beni Bile Beni Bile Beni Bile Aşktan Soğuttun..." dedim ve son kez tellere dokundum. "Ya tamam belki tüm sözleri senin için değildir ama olsun. Yani demek istediğim bir deli bile senden daha iyi karar veriyordur." dedim. "Bana laf sokmasan güzel bir iki iltifat söyleyebilirdim." dedi az önceki keyifli yüzü yeniden somurtkan bir hâl alırken. Ne dedim ki şimdi yalan sanki. Birden aklıma gelen kızlarla birlikte onları çok özlediğimi fark ettim. Önce Fadime Teyzeye sorup ardından Can'dan izin alırsam onları görmeye gidebilirim. "Can ben iki dakikaya geliyorum." diyerek odadan ayrıldım. Fadime Teyzenin yanına ilerledim. Türkü eşliğinde yemek yapıyordu. Yanına giderek tezgaha yaslandım. "Fadime Teyze bir saatliğine benim eski eve uğramam gerekli. Can'a bakabilir misin? Fazla durmayacağım." dedim. "Tamam kızım bak evde yalnızım elini çabuk tut tamam mı?" dedi yanağına öpücük kondurarak onu onayladım. Ardından Can'ın yanına ilerledim. "Can benim bir saatliğine işim var. Halledip hemen geleceğim. Bir şey olursa ara beni." dedim ve ne diyeceğini beklemeye başladım. "Eşyalarımın yerini değiştirdin. Aramamı bekle mutlaka." dedi ben yanına ilerlerken. "Tamam bekleyeceğim. Seni sandalyeye alayım mı?" diye sordum. "Hay...evet evet al!" dedi tek nefeste. Anlam veremesem de sarılarak sandalyesine aldım. Ardından odama girdim. Resmen beş günde odam olarak ilan ettiğim odama. Şarjda olan telefonumun yanına giderek Mert'e beni almasıyla ilgili mesaj gönderdim. Havaların mevsimine tezat iyi olması durumundan açık mavi tonlarında gömlek ve koyu gri tonlarında pantalonumu giydim. Saçlarımı sıkı olmayacak şekilde balık sırtı ördüm fakat perçemlerim bana ihanet ederek gözünün önüne düştü. Bende puf'layarak kulağımın arkasına sıkıştırdım. Telefonumu sarjdan alarak cebime tıkıştırdım ardından çantamı alarak dışarı çıktım. Porche'ciğimin içinde normal olarak Mert'i görüyorum. Ama normal olmayan şey ise yanında genç bir bayanla tartışıyor olması. Nedense içimden bir ses bu bayanın Sevinç olduğunu ve benim yüzümden kavga ettiklerini söylüyordu. Ve bu içimdeki ses ebeme selamlarını gönderdiğini de açık bir dille belirtti. Hızla arabaya ilerleyerek arka koltuğa bindim. "Geldiğin için çok sağol Mert. Benim eski eve gideceğiz. İnan bana çok önemli olmasa çağırmazdım seni. Sanırım bugün senin izin günün ve bu güzel bayan da Sevinç. Merhaba Sevinç ben Levlâ, Can'ın bakıcısıyım." diyerek adeta motora bağladım. Mert başıyla beni onaylarken arabayı çalıştırdı. Güzel bayan yani Sevinç bana döndü. "Tanıştığıma memnun oldum Levlâ, ama beni nerden tanıyorsun?" diye sordu. Gülümsemeden edemedim. "Mert hep senden ve seni çok sevdiğinden bahseder. Zaten hep seninle tanışmak istediğimi söylemiştim. Mert sana söylemedi mi yoksa?" dedim şaşkınlıkla. Sevinç kafasını öne eğerek mırıldanmaya başladı. "Şey söyledi de ben... yani şey..." "Ona inanmadın sana yalan söylüyor zannettin?" başını olumlu anlamda sallayınca devam ettim. "Bence çok film izliyorsun. Bir süre izlemeyi bırak." dedim. Bugün pazar olduğundan izinli olması normal ama normal olmayan şey benim Sude ile küs olmam. Bu durumda yanına giderek barışmam gerekiyordu... *** "Mert burada iki dakika durabilir misin?" dedim bizim Neco'nun yerinde. Neco hani film aldığım ve gay olan arkadaşım. Mert arabayı durdurunca inerek içeri girdim. Ona bi türlü buradan taşındığımı söyleyememiş ve veda edememiştim. Hazır buradan geçerken söylemek istedim. Neco'yu görmemle eline değen başka erkek eli görmem bir oldu. Gördüğüm diğer el Salih'e ait olması hiç normal değil tabi. Tezgahın üzerinde ellerini hafifçe birbirine değdiren bu iki arkadaş bir şeyler konuşuyordu. "Neco?" dediğim de Salih elini ateşe değmiş gibi geri çekti. Ve şuan da bana korkulu gözlerle bakıyordu. "E-efendim kuşum?" dedi Neco kekeleyerek. Bu sefer de Salih ateş saçan gözlerle Neco'ya bakmaya başladı... Tam on dakikadır orada kaldım ve Salih'in de bir gay olduğunu ama bunun fakülte de duyulmaması için benim peşimde dolaştığını öğrendim. Ha bide Neco ile iki gündür sevgili olduklarını. Onlara bizim kızlar hariç kimseye anlatmayacağıma söz verdim ve eski evimin önüne geldim. Kapıyı çalacağım sırada telefonuma gelen mesaj ile duraksadım. Gelen resme bakmaya başladım. Orta boylarda, üzerinde ki deliklerle bir kutu resmi vardı. Altıda da 'İçinde ne olduğunu merak ediyorsan benimle barışmak zorundasın!' yazılmış olan bu mesaj tabi ki Sude'dendi. Kapının anahtarı hâlâ bende olduğundan sessizce girdim. Sude elinde telefon cevap bekliyorken dudaklarını bükmüş melül melül telefona bakıyordu. Oturduğu koltuğun arkasına dolaşarak boynuna sarıldıldım. Bi anda irkildi fakat benim geldiğimi anlayınca 'salak' diye söylendi. "Ben sana küs kalabilir miyim sanki?" dedim yanına oturarak ve gülümseyerek. "Ama sen cevap vermeyince öyle düşündüm." "Bu kutuda ki ne?" diyerek masanın üzerinde ki kutuya uzandım. Kapağını açınca golden cinsi yavru köpek ile karşılaştım. Anında gözlerim büyürken mutlulukla goldeni kucağına aldım. "Ay bu çok tatlı, kimin bu?" "Sana aldım." diyen arkadaşıma baktım. "Nergis Abla izin vermez ki oraya götürmeme." diye mırıldandım. Koluma yumruk geçiren arkadaşıma kafa geçirmemek için zor tuttum kendimi. Kaşlarımı çatarak ona bakarken o da kaşlarını çattı. "Burası da senin evin istediğin zaman buraya gelerek sevebilirsin." Gülümseyerek teşekkür edeceğim zaman telefonum çaldı. Arayan kişinin Can olduğunu gören Sude imalı bir bakış attı bana. Ona göz devirirken telefonu açtım. "Efendim Can?" "Banyo havlumu bulamıyorum. Nereye koydun?" diyen Can'ı telefona yapışan arkadaşım tabi ki duydu ve kis kis gülmeye başladı. "Adı üzerinde Can banyo havlusu, yani banyoda." "Tamam" diyerek telefonu suratıma kapattı. Sude ise, attığım sert bakışla sustu. Ardından ona Neco'yu ve yeni sevgilisi olan Salih'i anlatmaya başladım. Ve telefonum tekrar çalmaya başladı ki arayan yine Can. "Efendim Can?" dedim az önce ki gibi. "Jiletimi bulamıyorum nerde?" dedi golden ayağımın altında şebeklik yaparken. "Banyo dolabında, da ne yapacaksın?" "Jiletle ne yapılır? Tıraş olacağım. Zaten berberim gelmedi diye sinirliyim." "Can yarım saat sonra geleceğim ben seni tıraş ederim. Beni bekle diyerek telefonu kapattım. Ardından Sude'ye döndüğümde gülmemek için kendini zor tutan bir adet kırmızı Sude gördüm. Ona sinirle baksam da gülmeye başladı. Hayır anlamıyorum gülecek ne var ki? Gülmesi yavaşça durulurken, hâlâ sinirle baksam da konu değişsin diye bir girişimde bulundum. "Bu tatlı köpeğin adı ne?" "Bilmem daha yeni aldım. İsim koyacak vakit olmadı." dediğinde yavru köpeğe baktım. deminden beri yaptığı şebeklikleri göz önünde bulundurdum ve gülümsedim. "Şebek olsun!" dedim. Hoşuna giden Sude başıyla onayladığında telefonum tekrar çaldı ve yine Can... Yarım saat boyunca her beş dakika da bir beni arayan ve saçma sapan sekilde eşyalarını soran Can'a daha fazla dayanamayarak kalktım ve kızlara selam söylemesini Sude'ye söyleyerek saraya benzeyen eve geldim. Çantamı odama bırakarak Can'ın yanına geldim. Aslında yapmak istediği şey beni eşyalarının yerini değiştirdiğim için pişman etmekti. Ama yılmadan ayaktayım hayır aslında şuan Can'ın banyosundayım. Onu tıraş etmek için hazırlıyorum. Yanağını, çenesini köpükledim ve jileti elime aldım. "Beni kesmeden yapabileceğine emin misin?" diye bir soru sordu Can. Gülümseyerek elimi omzuna koydum. "İlk yaptığım tıraş değil bu. Yani rahat ol alışkınım." Aklıma abimin yüzünü kaç kere tıraş edişim geldi birden. Kolunu kırdığında bana yaptırırdı. Az mı kesmiştim yüzünü? Ama sonra alıştığım için kesme biçme olmadı. Birden Can kaşlarını çattı, neden olduğunu anlamadığım bir şekilde. "Hadi çabuk ol!" diyerekte çıkıştı. Göz devirerek jileti yanağında gezdirmeye başladım. Yüzünün yarısını tıraşladığımda Can'ın nefesini tuttuğunu fark ettim. Sonra da ne kadar yakın olduğumuzu öyle ki burunlarımız neredeyse birbirine değecek şekilde. Sırtım kapıya dönük olduğundan biri bizi böyle görse öpüşüyor zannetmesi olası bir durum. Birden kapıya bakma isteğiyle doldum ve kapıya döndüğümde Fadime Teyzeyi gözleri kocaman olmuş, elleriyle ağzını kapatmış şekilde bize bakarken döndüm. Telaşlı bir şekilde anında ayaklandım. "Fadime Teyze yanlış anlama bak elimde ki jilete Can'ı tıraş ediyordum." dedim. Elimde ki jiletle Can'ın köpüklü yüzünü gösterirken. Can da şaşkın gibiydi. Tabi şaşkın olur! Nasıl oldu da Fadime Teyzenin geldiğini anlayamadı? Fadime Teyze somurtmaya başlaması ise tuhaftı. Hadi ben deliyim. Başkaları da mı deli? "İyi, tamam" dedi ve gitti. Ben de o sırada deli gibi çarpan kalbimin sebebini düşündüm. Neden olabilir ki? Tabi ki yanlış anlaşılmaktan korktuğum için. Evet aynen böyle. Hızlı bir şekilde ve fazla yaklaşmayarak geri kalan tıraşını yaptım. Yüzünü temizledikten sonra yatağına yatırıp kendi odama geçtim. Hızlı bir şekilde üzerimi değiştirip bende yattım. Nedense kendimi yorgun hissediyorum. Rahat bir yatakta uykuya rahat bir şekilde daldım. *** Gözlerimi sıkıca kapatmış bir şekilde duruyorum. Kısa bir süre sonra yüzümde sıcacık olan bir çift eli yüzümde hissettim. Parmakları kaşlarımda, gözlerimde, yanaklarımda dolaşırken kalbim delice çarpıyordu. Ardından baş parmağını dudağımda hissettim. Baş parmağı ile alt dudağımı hafif ve yavaşça gezdirirken bir şeyler fısıldamaya başladı. Ama ben hiç bir şey duyamadım kalbimin sesinden. Parmağını dudağımdan çekmesiyle bir dudaklarımda sıcak bir baskı hissettim. Yani biri tarafından öpülüyorum. Ve bu biri, yağmur yağarken oluşan toprak gibi kokuyordu. Öpüşüne ne zaman karşılık vermeye başladığımı bilmemekle birlikte kokusu bana korkutucu şekilde çok tanıdık geliyordu... *** Umarım beğenmişsinizdir...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD