3.bölüm

2364 Words
Keyifli okumalar... Mutfakta Fadime teyzenin elime tutuşturduğu 'zihin açar yavrum ders çalışırken ye' diye verdiği tabakla birlikte Can'ın odasına girdim. Yatağında uyuyordu, yada uyumuyordu. Göz kapaklarını hiç açmadığı için ne zaman uyuyor, ne zaman uyumuyor anlamıyorum. Sessizce test kitaplarımı ve notlarımı koyduğum ama neden burada olduğunu bir türlü anlamlandıramadığım çalışma masasına ilerledim. Üç gün önce konuştuğumuz gün geldi birden aklıma bana verdiği cevabı sadece 'hah' olmuştu ve bir daha da konuşmak için fırsatımız pek olmamıştı. Ders saatlerimle onun uyanık olduğu saatler biraz çakıştığı için. Zaten daha üç gündür buradayım. Yine de bu durumdan rahatsızlık duyan Nergis Abla dekanımızla konuşarak ders programımda değişiklikler yaptırdı. Yeni haftaya yeni ders saatlerimle başlayacağım. Kafamı toparlayarak test kitabıma yöneldim. Fadime teyzemin bana verdiği tabaktan bir kuru kayısı aldım. Bir yandan yerken bir yandan de test çözmeye başladım. Soruya öyle bir dalmışımtım ki... "Bayan Bakıcı?" diyen Can'ın sesiyle irkildim. Birde bu var tabi adımla değil 'Bayan Bakıcı' diyerek sesleniyor oluşu. "Efendim?" dedim şirince. Ben bu koca adamı nasıl neşeli hâle getireceğim bilmiyorum ki! "Ne yapıyorsun?" "Ders çalışıyorum" "Kaçıncı sınıf?" "Son sınıf" kafasını olumlu anlamda salladı. Sırtını yatak başlığına dayamış fakat gözlerini açmıyordu. Sebebini ne zaman sormaya kalksam bi aksilik olduğu için öğrenemedim. "Ne olacaksın?" "İnşallah öğretmen" "Kaç yaşındasın?" "22" dedim sonu gelmeyen soruları sabırla cevaplarken. Ardından, "Senden yaşça küçük olup bakıcılık yapmam biraz garip gibi gelebilir herkese ama bana öyle gelmiyor." "Neden peki?" "Çünkü bakıcılığını yaptığım adam beş yaşında ki bir çocuk gibi!" "Nerden vardın bu kanıya?" "Annem hep beş yaşımda çok inatçı bir çocuk olduğumu anlatırdı. Sende benim çocukluğuma benziyorsun. Ama ben senin kadar somurtkan değildim, etrafıma gülücükler saçardım." "Hah! Benim yerimde sen olsan böyle konuşabilir miydin acaba?" oturduğum sandalyeden kalktım ve yatağın kenarına, masada ki tabağıda alarak oturdum. "Ne kadar şanslı olduğunun farkında değilsin. Mesela gözlerin görmüyor, diğer insanlar görüyorda ne yapıyorlar biliyor musun? Sen sormadan söyleyeyim; yoldan geçen kadınların kalçalarına, göğüslerine, bacaklarına ahlaksızca kadınların oralarında buralarında dolaşıyor gözleri, ayakların tutmuyor ya hani diğer erkeklerin ki tutarken kadınları taciz etmek için, rahatsız etmek için, kötü yola girmek için kullanıyorlar sağlam bacaklarını. Sen şanslısın çünkü bunlardan uzaksın, sen şanslısın çünkü yarın tamamen iyileşmiş olduğunda bile kendini daha huzurlu hissedeceğin ve rahat olabileceğin bi şeyler yapacaksın. Bacaklarının ve gözlerinin değerini anlayıp onları kötülükten uzak tutucaksın. Diğerleri bilmiyor ki gözlerin yokluğunu, diğerleri bilmiyor ki o gözler ahirette bizden şikayetçi olucak!" dedim Can'ın ağzına bilmem kaçıncı kuru incir, kayısı falan verirken. Kenarda ki bardağa uzanarak bir yudum su aldım ve devam ettim. "Biz gözlerimizle yaptığımız, ayaklarımızla gittiğimiz her zina da ahirette bizi şikayet edip ateşimize bir odun daha atacaklar." dedim ve sustum. Hatta çok bile konuştum. Derin nefes aldı verdi. "Evet benim gözlerim açılmayacağı için benden hesap sormayacaklar gerçekten şanslıyım." dedi ve ben kendimi pencereden dışarı atma isteğiyle dolup taştım. Sakin ol, sakin ol, sakin ol... "Neden bu hâldesin?" "Sanane" "Neden iyileşmek istemiyorsun?" "Sanane" dedi ve ağzına vurmak istedim. Ama yapmadım ve yapmayacağım! Daha basit sorular sormaya karar vererek devam ettim. "Ne zamandır bu hâldesin?" "Sa-na-ne diyorum anlamıyor musun?! Kes bana soru sormayı!" dedi sonlara beri sesi yükselirken. Gözlerimi kapattım nefes al, ver! Nefes al, ver! Gözlerimi açarak Can'a bakmaya başladım. "Peki öyleyse, ne istiyorsun?" dedim sakince. "Sarma" "Ne?" "Sarma istiyorum. Ellerinle saracaksın, yapamazsan kovulacaksın." dedi alayla. Yani yapamayacağıma o kadar emin ki. Sırıtmadan edemedim. Yapıyım da parmaklarını ye, ama bunun karşılığı olmalı! "Peki, ama yaparsam sende benim sorularıma cevap vereceksin!" dedim kararlı sesimle. Kaşları havaya kalktı. "Yani yapamazsan gideceksin, yaparsan sorularını cevaplayacağım, öyle mi?" "Evet. Anlaştık mı?" "Anlaştık!" dedi ve tokalaştık. Can'ı zor zahmet kaldırıp sandalyesine oturttum. Ardından mutfağa birlikte ilerledik. Salonda Fadime teyze oturmuş televizyon seyrediyordu bizi görünce hemen ayaklandı. "Bi şey mi istediniz? Söyleseydiniz ben getirirdim." dedi telaşlı bir şekilde. "Yok Fadime Teyzem, Can'ın canı sarma çekmiş ben yapacağım." dediğimde kendi söylediğim cümleye gülmemek için zor tuttum kendimi. "Sen dur kızım ben yaparım." dedi hemen itiraza geçtim. "Gerek yok hallederim ben." dedim ve mutfağa girdik Can ile birlikte. Onu masanın yanına bıraktım ve malzemeleri çıkararak sarmanın içini hazırladım. Bu mevsimde üzüm yaprağı bulmak zor ama Fadime teyzem buzluğa depolamış o da çözüldükten sonra masaya oturup sarmaları sarmaya ve türkü söylemeye başladım. {Şevval Sam ~ Koyverdun Gittun} "Koyvedun gittun beni oy Koyverdun gittun beni Allah'ından bulasun oy Allah'ından bulasun Kimse almasun seni oy Kimse almasun seni Yine bana kalasun Kimse almasun seni oy Kimse almasun seni Yine bana kalasun Sevduğum senun aşkın Ciğerlerumi dağlar Hiç mi düşunmedun sen? Hiç mi düşumedun sen oy? Sevduğun boyle ağlar Sevduğun boyle ağlar"... *** Türküler eşliğinde sardığım son sarmamı da tencereye yerleştirip su, yağ ve limon üçlüsü eşliğinde ateşe verdim. Ne zaman mutfağa geldiğini farketmediğim Fadime Teyze bana bakıyordu. "Kizum sende laz misun?" Hayretle sorduğu soru üzerine gülümsedim. "Yok be keşke olsam, benimkisi sadece hayranlık. Ama inadım nasıl olduysa laz gibiymiş. Babam 'sülalede laz da yok ama nasıl olduysa sen de inadı var' der." Geçenlerde Fadime Teyzeye şivesinin nasıl değiştiğini sormuştum o da 'Yıllarım burada geçti insanın zamanla dili nasıl olduğunu anlamadan değişiveriyor.' demişti. "Fadime'm sen bana yalan demezsin bu kız şimdi sarmaları güzel sardı mı?" Diye soran Can sonunda konuşmaya karar vermişti. Ama konuşmasa da olurmuş. "He valla oğlum güzel sardı sarmasına da içine benim katmadığım bir şeyler kattı." "Zehir olmasın? Ya bizi zehirlerse?!" dedi yalandan korkuyla. "Yok oğul baharat kattı, meraklanma sen!" dedi Fadime Teyze. Sanki ben mutfakta yokmuşum gibi konuşlarken kendimi hatırlatmak istedim. "Yalnız ben hâlâ buradayım!" "Biliyorum kızım." "Ama ben yok muşum gibi konuşunca size ondan bi hatırlatıyım dedim." dedim. Gülerek çıktı mutfaktan, ben de masaya yeniden oturup hınzır bi gülüş eşliğinde Can'a bakmaya başladım. "Ne zamandır bu hâldesin?" diye başladım sorulara. Can isr kocaman bir şekilde of'ladı. "On üç yıldır." Şaşkınlığımı belli etmemeye çalışarak yeni soru sormaya hazırlanmaya başladım. "Sadece üç soru daha fazlası yok" dedi. Kaşlarımı çatmadan edemedim. "Beş" "O zaman dört daha da yok" dedi, Bay çatıkkaş! "Tamam bay çatıkkaş" dedim ve şaşkınlığını keyifle izlemeye başladım. "Neden iyileşmek istemiyorsun?" "İyileşemiyeceğimi biliyorum kendimi buna alıştırdım sadece!" dediğinde kaşlarımı kaldırdım. "Belki iyileşiceğine inansan düzelirsin?" "Hiç bir şeye inancım kalmamışken mi? Hiç sanmıyorum." "O yaşta başına ne gelmiş olabilir?" "Kişisel ve özel meseleler" dedi sert sesiyle birlikte. "On yaşında ki bir çocuğun kişisel ve özel meseleleri derken?" "Soru hakkın doldu Bayan Çok Meraklı Bakıcı." "Şimdi ne yapalım biliyor musun?" dedim sarmalarımın pişme durumuna bakarken "Hayır bilmiyorum ve bilmek istemiyorum." Birden hayal kırıklığına uğradım. Halbuki sarmalarımı beyenirsen dört soru daha sorayım diyecektim. Sanırım malum oldu, o yüzden hemen geçiştirdi. Of'layarak gereken cevabı vermiş oldum ve sarmaların altını kapattım. Bir tabağa on beş yirmi tane sarma alıp kenarda soğumaya bıraktım. Biraz zaman geçtiğinde ayağa kalktım. "Sarmaya yoğurt istermisin?" dedim. Bu da bir soruydu ama cevap verdi. "Evet." dediğinde bir tabağa da yoğurt aldım. Önüne tabakları koyarak yanına oturdum. Çatalla bir sarma aldım ve yoğurta banarak Can'a uzattım. Ben söylemeden anlayan Can, ağzını açtı ve ısırdı. Bir kaç kere ağzında gevdi ve yuttu. Meraklanarak bakmaya başladım. "Nasıl olmuş?" "Ellerine sağlık, güzel olmuş." dedi kibar bir şekilde ben şok. Bu adam psikolojik bir sorun yaşıyor bariz şekilde ortada yoksa bi öyle bi böyle. "Afiyet olsun." deyip yedirmeye devam ettim. Kahvenin birazcık koyusuna kaçan saçları yataktan kalktığı gibi buraya getirdiğimden dağınık duruyordu ve bu onu tatlı gösteriyor. Uzun boyu ve saçlarıyla aynı renk kirli sakalı var. Bi de gözlerinin rengini bilsem. "Su verir misin?" dedi ben onun göz rengini merak ederken. "Tabi." diyerek bardağa su doldurup verdim. "Fadime'm niye sessizce bizi izliyorsun?" dedi Can suyunu içip kenara koyarken ve ben kafamı kapıya çevirdiğimde Fadime Teyzeyi gördüm. Mahcupça bize bakıyordu. Sonra birden kaşlarını çatıp yalan olduğu bariz bir şekilde belli olan ifadesiyle yanımıza ilerledi. "Deli oğlan yine anladı geldiğimi!" diyerek hafifçe koluna vurdu. "Nasıl anlıyorsun?" diye sordum, merakıma yenilerek. "İnsan göremeyince bir süre sonra hissetmeye başlıyor her şeyi." dedi. Ardından "Bu kadar yediğim yeter artık odama gidelim." Onu onaylayarak sandalyesini odasına sürmeye başladım. Salonu geçerken dış kapı açıldı ve içeri Levent Bey girdi. Yani Can'ın babası geldiğim gün Can'ın odasından çıktıktan sonra tanışmıştık. Bizi görünce gülümseyerek yanımıza geldi. "Nasılsınız bakalım gençler?" dedi güler yüzünden taviz vermeden. "İyiyiz Levent Bey, siz nasılsınız?" "Sağol tatlım iyiyim." dedi ve gözlerini kapatıp derin bir nefes çekti içine, ben ne yapmaya çalıştığını çözmeye çalışırken bi anda gözlerini kocaman açtı. "Fadiğim sarma mı sardın?" demesiyle şoka uğradım. Gözlerim şaşkınlığımı ele verirken Fadime Teyze güldü. "Yok Levent Bey ben yapmadım, Levlâ kızım yaptı. Can istemiş o da yapıverdi." dedi imalı bir şekilde. Ah bir bilse neden yaptığımı? Neyse artık bilmese de olur. "Öyle mi? Ellerine sağlık çok güzel koktu eminim tadıda güzeldir." dedi cevap vereceğim sırada Can hemen araya girdi. "Beni odama götürecek misin artık?" deyince hemen sandalyeyi sürmeye başladım. "Size afiyet olsun Levent Bey" demeyi de ihmal etmedim. Odaya girdikten sonra kapıyı kapatmak için sandalyeden ellerimi çektim. Kapıyı kapatıp Can'a döndüğümde pencerelerin oradaki dolaplardan birinin yanına gitmiş karıştırırken gördüm. Eline mp3 çalar alıp kulaklığını taktı. Muhtemelen şarkı açtı ve dinliyordu. Zaten mp3 çalarla başka ne yapılır ki? İyice kafayı yemeden test kitaplarımın olduğu çalışma masasına İlerlerlemeye başladım. "Levlâ?" diye seslendiğinde ismim dudaklarından öyle garip çıktı gibi geldi sanki... "Efendim?" diye cevap verdim beynimde ki saçmalamayı keserken. "İsminin anlamı ne?" dedi ne zaman kulağından çıkardığını anlamadığım mp3 çalarını yerine geri koyarken. "Fasça da ihtiyaç ve var olması gereken her şey, anlamına geliyor." "Güzel anlamı varmış." dediğinden neden bu kadar kısa süre şarkı dinleyip, bıraktığı kaldı aklımda. "Bir şey istiyor musun?" "Hayır istediğim şeyleri kendim bulabiliyorum. Bu odadaki her şeyin yeri ezberimde yani sen olmasanda olur." dedi sanki kötü bir şey söylemişim gibi. Sinirden gözlerimi kapattım sakinleşince ise açtım. "Tamam ben beş dakikaya geliyorum." deyip mutfağa ilerledim. O kadar sarma sarmak için uğraştım ama bir tane bile yemedim, bi tabak alıp test çözerken yerim artık. Hem de biraz Can'ın beni sinir etmesinden uzaklaşmış olurum. Mutfağa yaklaştığımda tam içeri girecekken Fadime Teyzenin sesini duymamla durmam bir oldu. "Kendisi de yiyebiliyor aslında ama onun yedirmesine izin verdi. Hem çok yakışmıyorlar mı Levent Bey?" dedi. Kimlerden bahsettiğini anlamamak için aptal falan olmam gerekirdi herâlde. "Evet çok güzel" dedi. "Kim?" diye aklımdaki soruyu sordu Fadime Teyze. Sonuçta verdiği cevap Fadime Teyzenin sorduğu sorunun cevabı gibi değildi. "Sarmaaa" dedi sanki sarmaya aşık olmuşçasına. O sırada Fadime Teyzenin isyankâr sesini duydum. "Yıllardır ben de yapıyorum ama hiç bu kadar beğenmediz Levent Bey aşkolsun!" dedi. Ben gülmemek için elimle ağzımı kaparken. "Olsun be Fadiğim olsun. Aşk olsun meşk olsun, yeter ki üzülme. Senin yerin ayrı, kimse eline su dökemez bile!" dedi ve gönlünü aldı Fadime Teyzenin. Daha fazla dinlememek adına mutfağa girdim. "Afiyet olsun Levent Bey." "Sağol Leyla ay pardon Levlâ" dedi ve gülümsedi. Bozulsam da belli etmedim ve gülümseyerek bir tabak çıkarıp kendime sarmaları doldurdum. Ardından tek bi kelime bile etmeden Can'ın odasına girdim. Masaya oturarak çatalımla sarmaları ikili üçlü alıp alıp yedim. "Neye sinirlendin?" "Leyla'ya o isimden nefret ediyorum. İsmimin ona benzemesinden de!" dedim ardından iki sarma daha attım ağzıma. "Neden peki?" diye sordu. Kaşlarımı çatarak Can'a baktım. Ona geçmişimi anlatacak değilim herâlde! "Sanane" dedim. Tam ağzını açıp bir şey diyeceği sırada çalan telefonumla birlikte susmak zorunda kaldı. Ona dil çıkartarak telefonumu elime aldım. Ekranda 'Sude'mmm' yazısını gördüğümde hemen açtım. Sude'ye cevap vermek için ağzımı açmıştım ki... "O dilini kopartırım" diyen Can'la açılan ağızımı şaşkınlıktan kapatmak zorunda kaldım. "Kuzu senin dilini mi koparıyorlar? Onlar kimde senin dilini koparıyor sen onlarınkini kopar. Eğer gücün yetmezse ara beni bizim çeteyi toplar gelirim." dedi çatlak Sude. Gülmeden edemedim. "Sakin ol kuşum ya yok öyle bir şey!" diyerek odadan çıktım. "İyi neyse sakinim" diyerek kendi kendine mırıldandı. Sonra kendine gelerek "Naber hayırsız kuzu?" dedi. Dudak bükerek odama girdim. "Neden hayırsızmışım?" "Neden olacak bugün hiç aramadın da ondan." dedi umarsızca. "Ben bugün doğru düzgün test bile çözemedim. Ne zamanından bahsediyorsun sen ya? Zaten çok kötüyüm, Levent Bey bana Leyla dedi." dedim. "Hiii iyi misin kuzu? Nasıl sakinleştin peki?" "Can bana sarma sardırmıştı bugün, sen aramadan önce onları götürüyordum iki iki." dedim rahatlaması için. "Zıkkımın, kara kökünün, pekini yiyesice bide anlatıyor. Boğazında kalsın inşallah." dedi ve beni öldürdü. "Tamam ya zaten Leyla yüzünden sinirliyim bi de sen gel üstüme. Buzlukta varya sarma indir, pişir ve ye! Hem daha geçen gün pişirdim ya!" diye bağırarak suratına kapattım telefonumu. Sulu göz bi kız olsam şimdiye kadar ağlamaktan gözlerim şişmişti. Gözlerimi kapattım ve derin nefes al, ver. Nesef al, ver. Kapımın tıklanmasıyla gözlerimi açarak gelene baktım. Can zaten açık olan kapıdan girmiş ama yinede kapıya tıklatma nezaketini göstermişti. "Uzun zamandır burdasın ve konuştuğum her şeyi duydun?" dedim. Başını olumlu anlamda sallayarak içeri doğru ilerlemeye devam etti. "Eğer anlatmak istersen dinlerim." demesi bayağı şaşırtıcıydı. "Anlatacak bir şey yok. Sen beni tanımadığından dolayı bir şey anlatmıyorsun, bende seni tanımadığımdan dolayı anlatmak istemiyorum." dediğimde kafasını kuş tüyü hafifliğinde salladı. "Ben de kitaplarını getirmiştim." diyen Can'ın elindeki kitapları yeni görüyor olmam hiç hayra alamet değildi. "Teşekkür ederim. Bi şeye ihtiyacın varsa ba..." "Sana ihtiyacım falan yok istediğim her şey elimin altında ve ezberim de!" diyerek lafımı kesti. "Öyle mi?" "Evet öyle" dedi. Ben zaten bana muhtaç olmasını istemiyorum ki ben yapmam gerekeni yapıyorum sadece, ama bunu sen istedin. "Tamam o vakit ben biraz ders çalışmalıyım. Sen de uyumaya ne dersin?" "Tamam olur." deyince odasına götürüp yatağına yatırdım. Zayıf olsa da bana göre ağır ve biraz zorlanıyorum. Onu yatırdıktan sonra salona ilerledim ve Nergis Ablanın yanına. Tam da tahmin ettiğim gibi şirketten gelmişti. Usulca yanına doğru ilerledim ve aklımdan geçenleri anlattım. Beni sabırla dinleyen Nergis abla beni onaylayınca, Mert'i çağırdım. *** Buna mecburdum evet, şimdi sakin olmalıyım. Can çok kızmaz inşallah. Amin. "Burada ki dolaplar nerde?" diye bağırdı Can. Eûzü besmele çekerek bilmesi gerekenleri anlatmaya başladım. "Şimdi Can şöyle oldu. Sen her şeye kendin ulaşabiliyorken benim seninle ilgilenmeme izin vermiyordun. Ben de düşündüm ki..." "Sende düşündün ki?" "Şey yani...şey ımm yani odanın dekorasyonunda biraz değişiklikle bu sorunu ortadan kaldırabiliriz." dediğimde sinirle soludu. "Sen kimsin ya? Nasıl karışabilirsin bana? Kimden izin aldın? Burası benim odam karışmaya hakkın yok!" diye bağırmaya başladı. O kadar sinirli görünüyor ki. Yine de sonuna kadar devam etmeye kararlıyım. "Öncelikle bana bağırmayı kes, ben Nergis abladan izin aldım. Ayrıca tüm sorumluluk ben de." dedim sakinliğimi, içimde patlayan volkana tezat korurken. "Tamam sen bilirsin." dedi bana benzer bir sakinlikle. Ardından arkasına dönerek kendince "bunu yaptığına pişman olacaksın Bayan Bakıcı!" diye mırıldandı. Ama duydum. "Sen kimsin, ne işin var burada?" diye bağıran ses kapının yanından geliyordu. Döndüğümde ise bakışları beni delip geçiyordu. Yani o soruları bana sormuştu. Can'ın of'lamasını duydum. Onun canını sıktığı belli o zaman kim bu adam... *** Umarım beğenmişsinizdir...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD