2. Bölüm Kolye

4115 Words
2. BÖLÜM KOLYE İnsan kendini ne zaman değersiz hisseder? Herkesin farklı bir bakış açısı olabilir ama benim bakış açım,sevdiği insan tarafından fark edilmeyince veya sevdiği insan tarafından üzülünce.Uyandığımda okula gitmek için hazırlanmalıydım bugün benim için özel bir gündü,doğum günümdü her doğum günümde annem kendi elleri ile pasta yapardı hemde en sevdiğim çilekli pasta.Yatağımdan yavaşça kalktığım da annem yatağımın tam yanında,sandalye üzerinde uyuyordu kaşlarımı çattığımda da soğuk parkenin üzerine ayaklarımı koymuştum.Yavaş şekilde parkenin üzerinde yürüyorken annemin üzerine battaniyemi örtmüştüm.Hazırlanmak yerine annemin uyuyan güzel yüzünü seyrediyordum o kadar güzeldi ki...Büyüdüğüm de anneme benzemeyi çok isterdim çünkü her şeyi çok güzeldi elleri,yemyeşil gözleri,beyaz teni,simsiyah uzun saçları ve her şeye rağmen tebessümün asla yüzünden gitmeyişi... Parmak uçlarımın üzerinde durduğum da yanağına hafif bir öpücük bırakmıştım.Uyandırmamak için saçlarımı kendim becere bildiğim kadar toplamaya çalışmıştım.Hazır hatta hazır değil yarım yamalak hazır olduğum da merdivenlerden iniyordum,kapının kapanma sesini duyduğum da babam işe gidiyordu.Ayakkabılarımı giydiğim de ağır çantamı sırtıma takmaya çabalıyordum bahçe kapısını bile açamadan çabalıyorken,onun sesi ile baştan aşağı büyülenmiştim bile. " İyiki doğdun çimen göz" Arkamı döndüğüm de bir tek onun bana taktığı çimen göz lakabı ile o seslenirdi bana sadece.Gülümsedim yanaklarım yine elma şekerine bürünüyorken çabalamaya çalıştığım az önceki şeyi,çoktan unuturken çantamı diğer omuzuna takmıştı.Bahçe kapımızı açtığın da filmlerdeki çentilmen şövalyeler gibi buyurun anlamın da elini uzattığın da yanaklarımın yandığını hissediyordum.Yanından utanarak geçiyorken bahçe kapısını ardımızdan kapıyorduk bile birlikte İzmir'in dar filistin sokakların da yürüyorken,tebessüm ediyordum çoktan bulutların üzerine çıkmıştım bile.Parmak uçlarımı parmakları sarıyorken yutkunamamıştım durakladığımda beni kendime çevirmişti,parmak uçlarımdan es geçip elimi tuttuğun da nefes alamıyordum dar olan sokak yok olmuştu sanki içinde bizimle birlikte.Hipnoz olmuş şekilde ona bakıyorken yanaklarımdan ellerime kadar yandığımı hissediyordum artık.Yanan avuç içime soğuk bir metal bıraktığın da irkilmiştim beynime oksijen gitmeye başlayıp sağlıklı düşünmeye başladığım da,bir gerçek vardı onun parmakları benim parmaklarıma karışmıştı elimi tutmuştu.Avuç içimi açtığım da zincirin ucunda küçük melek figürü vardı o kadar nazik ve güzel duruyordu ki kolyenin ucundaki melek...Onun aldığı hediyeye büyüleniyorken tatlı sesi bölmüştü kolyeye aşık olmamı. " Küçük bir hediye benden sana güzel ve kırılgan aynı zamanda narin bir kolye hediye etmek istedim aynı senin gibi." Kalbim küçük bedenim de ben buradayım diye attığın da şaşkın şekilde kaşlarımı çatmış onu dinliyordum. "İyiki doğdun hicran ilk arkadaşım sendin benim seninle yazmayı öğrendim birbirimize mektup yazarak seninle okumayı çözdüm ikimizin keşfettiği kitapları merak ederek seninle arkadaş olmanın ne demek olduğunu öğrendim her defasın da yanımda olduğun için işte bu yüzden iyi ki benimlesin..." Gözlerine kaç saniye öyle bakarak durduğumu hatırlamıyordum rüyada sanıyorken kendimi okulun zili öbür sokağın başından duyulmuştu bile.Gülümsedi şaşkın yüzüme bakıyorken okula doğru yol almışken,sözleri tüm beynimin içinde yankılanıyordu. "Seninle yazmayı öğrendim birbirimize mektup yazarak..." Yutkunduğumda sözleri beni içine çekmeyi devam ettiriyordu. "Seninle okumayı çözdüm ikimizin keşfettiği kitapları merak ederek..." Hızla nefes alıyorken gözlerimi kapatmıştım istemsizce. "Seninle arkadaş olmanın ne demek olduğunu öğrendim her defasında yanımda olduğun için." Avuç içimdeki kolyeme baktığım da kalp atışım daha da hızlanıyordu. "İşte bu yüzden iyi ki benimlesin." Bu sözler beni gülümsetmeliydi hatta beynimin içinde rio karnavalı verdirmeliydi,ama bu sözlerin hepsi tam tersiydi benim için.Birlikte yazmayı öğrenmemiştik ben ona olan aşkımı mektuplara yazarak kendim öğrenmiştim onunla birlikte okumayı çözmemiştik keşfettiğimiz kitaplar yüzünden,ben onun sevdiği kitabı ezberlemeye çalışırken okumayı çözmüştüm birlikte arkadaş olmayı öğrenmemiştik ben ilk aşkın ne demek olduğunu öğrenmiştim.Bunları bilmemesi hemde gözünün önündeyken bilmemesi o kadar çok canımı yakıyordu ki,benden başka kimseye kör değildi gözleri göremeyecek kadar tek bana kördü gözleri.Bence aşk bir şarkıydı dinlemesini bilene bense kulakları sağır olan birine kendimi bildim bileli şarkılar çalıyordum içimde.İşte böyle farklıydık ona aşık olan beni görmeyen bile o,sınıfa doğru gidiyorken bu düşüncelerimden kurtulmak istiyordum.Sınıfın kapısını heyecandan buz gibi olmuş elim ile tıkladığım da,derse başladıklarını çoktan anlamıştım.Serhat tüm düzenimi sözleri veya hareketleri ile alt üst edebiliyordu işte.İçeri girdiğim de hafsanur hemen elini sallayıp yanına oturmam için işaret veriyordu. Sırama oturduğum da yüzüm asıktı anlaması uzun sürmemişti bir tek serhat konusunu hafsanura anlatabiliyordum ondan başka dinleyecek kimsem yoktu çünkü.Derslere anlamsız şekilde ilgisizken içimde bir his vardı öyle bir histi ki,sanki boğazımda düğüm varmış gibi sanki sevdiğim insana son kez sarılmışım gibi.Anlamsız üzüntümü hafsanur değil tüm sınıf anlamıştı bile. Okul çıkışı zilini beklemekle geçmişti bugün ki günüm.Aksine mutlu olmam gerekiyorken ya anlamsız ya da serhattan dolayı üzgündüm,ama alışmıştım serhatın bu hallerine davranışlarına her ne kadar istemesem bile onu böyle sevmeyi kabullenmiştim artık. Okulun çıkış zili çalar çalmaz koşarak eve gidiyordum. İçimdeki huzurluksuz boğazımda değil, artık kalbimde bide ağırlık yapıyordu koşuyorken ardımda sadece en yakın kardeş bildiğim kızın ismimi defalarca bağırmasını bırakıyordum bile.Bahçe kapımıza geldiğimde ise nefes nefese kalmıştım parmak uçlarım boynuma dokunduğun da,nefesimi normale döndürmeye çabalıyordum.Bunun yanı sıra astım hastası olduğumdan dolayı da normale döndürmek biraz zordu ilacım olmadan açıkçası.Annemin üzülmemesi için astım krizini kontrol altında tutmaya çabalıyorken onun sesi ile irkilmiştim, sesin olduğu yöne dönmeme izin vermeden gözleri ile gözlerimi çoktan yakalamıştı bile.Yeşilin farklı tonları birbirine bakıyordu kökleri aynı renge bağlı ama tonları tamamen farklı gözler birbirine bakıyordu işte.Gülümsedi utanarak onun gülümsemesi bile benim yanaklarımı elma şekerine boyuyorken durakladı,yüzümü inceliyorken kısık sesi ile konuştu. "İyimisin?" Olumlu anlamda başımı salladığımda beni kendine çekmiş ve küçücük bedenimi saklamak istercesine,kollarının arasına sıkı sıkı sarmıştı.Kendimi ona bıraktığım da gözlerimi kapamış bu nadir anın tadını çıkarıyordum.İlk defa bana böyle sıkı sıkı sarıldığı için gözlerimi kapamış onun kalbine denk gelen başımı yaslamış göğsüne,dünyanın en güzel sesini dinliyordum hatta dünyanın en güzel sözsüz melodili şarkısını dinliyordum sanki.Kollarından küçük bedenimi çektiğim de bu sonsuz kara deliğin içine daha fazla kendimi atamazdım ki.Gözlerimi ondan kaçırıyorken konuştu şiir gibi kadife sesi ile. "Sarılmak o kadar güzel bir şey ki hicran o an tüm dertlerini unutuyorsun sevinçlerini paylaşıyorsun ya da üzüldüğün de veya korktuğun da sarılınca hemen geçiyor değil mi? Nedenini hiç merak ettin mi peki?Herkesin farklı düşüncesi olabilir nedeni ile ilgili ama benim düşüncem şu açıkçası" Gözlerine baktığım da yutkundu omuzundan düşen okul çantasını düzeltiyorken boğazını temizledi. "Ben birisi beni kolları ile sıkı sıkı sardığın da kendimi başka bir dünyanın içinde hissederim güvenli ve huzur dolu dünya o kişinin iki kolunun arasında aslında bence.Heleki birisi seni saklamak istercesine sıkı sıkı sardığın da sanki ben çok yara almışım da kolları ile saran kişi de bana kalkan olmuş bana gelen yaraları darbeleri kendine almış gibi hissediyorum" Gülümsedim utanarak gülümsedi oda utanarak birbirimize bakmaya devam ettiğimiz de fısıldadı sessiz sokakta. "Bende senin böyle hissetmeni istemiştim umarım başarabilmişimdir çimen göz." Gülümsedim çünkü sadece ona karşı yapabildiğim tek şey buydu.Serhat benim ilk aşkımdı daha doğrusu ilk kalp kırgınlığımdı ben başka kırgınlık bilmezdim ki hayatım da,bilmek de istemezdim ama öyle olmuyormuş işte illaki birileri bir şeyler kırıyormuş yine kalbini.Bende bunu acı şekilde öğrenmiş olmuştum tek isteğim sevdiğiniz kişi,asla kalbinizi kırmasın çünkü öyle bir kırıklık ki toparlasan bile parçaları en keskin şekilde batıyor kalbine.Bahçe kapısından girdiğim de zili bile çalmadan babam kapıyı açtığın da bir şeyler olduğunu anlamam uzun sürmemişti.Babamın yüzünü incelediğim de ağlamaktan gözlerinin içi kırmızı olmuştu öyle kolay kolay ağlayan bir adam da değildi aslında,babamın ağlaması demek kolay kolay bir şeyin olmaması demekti biliyordum çünkü.Okul çantamı yere bıraktığım da annem kızardı da mutfaktan seste gelmiyordu,yemek yapma sesleri boğazım düğümlendi okulda ki anlamsız duygu şu an tüm bedenim de kol geziyordu sanki. Mutfağa doğru ilerlediğim tezgahta çilekli pastam da yoktu gözlerim bulanık görmeye başladığın da,çoktan yanaklarımdan dökülüyordu yaşlar boğazımdaki düğüm nefes aldırmıyordu sanki babama doğru ilerlediğimde başını iki elinin arasına almış sessizce ağlıyordu.Annem ile babamın yatak odasına doğru koştuğumda ağlayarak direk annemin dolabını açmıştım baktığım da dolabın içi bomboş kalmıştı,tıpkı ev gibi bomboş sessiz sedasız neşesiz renksiz kalmıştı dolabı da.Gittiğini anladığım da bağırmak istedim anne diye gitme annem demek istedim,peşinden gitmek istedim ama yapabildiğim tek şey öylece durmak ve anlamaya çalışmaktı.Ne yani ben onu bu sabah son kez mi öpmüştüm? Olamazdı ki anneler gitmezdi gidemezdi... Gitseler bile evlatları izin vermezdi ki bende veremezdim neden gitmesini izleyim ki,belki sokak sokak arardım ama bulurdum gelirdi kesin bana beni mutlu etmek için çilek almaya gitmişti pastama kesin öyleydi.Koşarak sokağa çıktığım da ayakkabısız etrafıma bakıyordum gelirdi kesin geç kalmıştı başka türlü olamazdı çünkü,boğazımda artık düğüm olmasını geçtim taş vardı sanki yutkunamıyordum ne yani anneler gidince çocukları böyle mi hissederdi? Sokağın tüm yollarına buğulanmış gözlerim ile bakıyorken annemi bekledim bahçe kapımızda bekledim ama gelmedi.Annemsiz mummu üfleyecektim ben sonunda hangi yoldan gittiğini bile bilmezken sokağın ortasına geçtiğimde her sokağa bakarak,boğazımdaki düğümü unutarak acı ile bağırdım sokağın tam ortasında. "Anne!" Dizlerimin üzerine düştüğüm de acısını bile hissetmiyordum. "Annem!" Her haykırış biraz daha umudumu kırıyordu.Babam ağlayan gözlerini benden saklamaya çalışarak beni sakinleştirmeye çalışırken aynı zamanda,acıdan kısılmış sesimle bağırmaya devam ettim. "Annee" Ellerimden kayıp giden aşk gibi bir şey değildi ki nasıl bunun altından kalkardım ayrıca o kadar çok soru vardı ki neden gitmişti ki? Bizi beni bırakacak kadar önemli olan şey neydi ki,kendi kızını doğum gününe küstürecek kadar zalim olamazdı bi anne değil mi?Babam kucağına aldığın da hatırladığım en son şey anne... "Anne lütfen gitme..." Olmuştu.Gözlerimi açtığım da çoktan gece olmuştu etrafıma baktığım da ise odam bana o kadar yabancı geliyordu ki,bazı şeyler olmadan güzel olmuyordu işte mesela dönme dolapsız lunapark olmazdı çizgi filmler olmadan çocukluk olmazdı kalp kırıklığı olmadan büyümek olmazdı annem olmadan odam güzel olmazdı.Ben tek bu sabah annemi değil ki oyun arkadaşımı,sırdaşımı arkamda güvendiğim güvenebileceğim bir dağ saniyeler içinde yıkılmış elime de toprağı tozu kalmıştı sanki.Yatağıma kıvrıldığımda içimden ağlıyordum ses çıkarmadan eğer annem gelirse üzülürdü,annemin beni söyleyerek uyuttuğu ninni kulaklarım da yankılanıyor ve tüm odamı dolduruyordu. Bebeğimin beşiği çamdan yuvarlandı düştü damdan, Bey babası gelir şamdan nenni nenni nenni nenni Nenni nenni nenni bebek oy... 10 yıl sonra Acı hatıralar ömür boyu kalır kalbinin en icra köşesinde.İşte benim yaramda en icra en derin en sessiz köşede usulca kanıyor öyle.Çok bu zaman dilimin de,bu acılar ile çok çok değişmiştim tek değişmeyen şey hâlâ ona olan aptalca sevgimdi.En yakın arkadaşı olmak daha bi can açıtıyordu hele ki hoşlandığı kişiyi sana anlatışı varya işte orda ki acının tarifi yoktu cümlelerle.Keşke hep çocuk kalsaydık ben terk eden bir annenin ardından çaresiz şekilde bağırmasaydım,serhat hoşlandığı kızı değil de en sevdiği kitabı anlatsaydı yine bana en büyük derdim sevdiğim adamın beni görmeyen yeşil gözleri olsaydı ama...Ama aması var olmadı işte.Ben bağırdım o şairin satırlarını ezbere değil de hoşlandığı kızın gözlerini,saçlarını,ellerini ezbere anlatıyordu işte. Biz büyümüştük anlamam gerekliydi artık bunu ne kalbim kabulleniyor ne de aklım onay veriyordu. Telefonumun gıcık alarmı çaldığın da gözlerimi uykudan açamıyordum bile, alarmı zar zor kapattığım da babamın attığı mesaja denk geldi gözüm. "Bugün toplantılarım var gecikebilirim." Her zaman ki gibi yine yalnız başıma kalıyordum anlaşılan, yataktan kedi gibi gerile gerile kalktığım da deli gibi uyuduğum için dağılan saçlarımı umursamadım. Bugün üniversite sonuçlarımız açıklanıyordu merdivenlerden hızla inerken, sabırsız arkadaşımın aramaları yoluma kırmızı halı seriyordu. Yaz bitiyordu ben babaannemden kalan alışkanlık ile yine sırtıma ince bir şeyler almıştım İzmir'in küçük sokaklarından terlik seslerim ile yürüyorken fırının önünde ki ses ayaklarımı yere bağlamıştı adeta. "Söylerim babama selamını Mehmet amca hayırlı işler." Aklım hemen utançla üzerimdeki yatak pijamalarıma gitmişken beni görmediğini umarak ve dua ederek, koşa koşa gidiyorken onun sesi tüm sokağa ekmek kokusu gibi yayılmıştı. "Hicran!" Sesi ile olduğum yer de yapışmış gibi kaldığım da nefes nefese yanıma gelmişti. Belli ki bana yetişmek için koşmuştu benim için kendini yormuştu,yıllar geçmesine rağmen değişmeyen tek şey hâlâ onun gözlerine bakamıyor olmamdı ya da benim aşkımı göremeyecek kadar onun kör olmasıydı bilemiyordum. Yutkundum siyah saçlarımı gözümün önünden çekmeye çalışıyorken yüzüme doğru eğildi gözleri ile gözlerimi bulduğun da gülümsedi. O gülümseyince istemsiz şekilde ben de gülümsüyordum bulaşıcıydı onun tatlı gülümsemesi. Benden ve yüzümden biraz uzaklaştığında yine kızları kendine çok kolayca aşık edebilicek tarzı ile karşımda duruyordu, bir insan nasıl sabahın köründe bu kadar yakışıklı ve tarz sahibi olabilirdi ki? Ben sabah uyandığımda ayakta bile zor durabilen bir kızdım. Serhat çok kuralcı ve disiplinli bir ailede büyümüştü farkımız buydu galiba. Ben onu süzüyorken onun da beni süzdüğünü fark etmiştim ve hemen kendimi süzmeye başladığım da halimin o kadar komik ve özensiz olduğunu anlamam 1 2 saniye mi almıştı. Utanmıştım hem de çok utanmıştım ellerimi bedenime götürdüğüm de saklamak istemiştim yatak pijamalarımı. Gözlerine her zamankinden daha da utangaç şekil de bakıyorken yan yan gülümsedi. Elini ensesine götürdüğün de diğer eli ile duvara yaslanıyordu, yanaklarım daha da fazla kızarıyorken gülümseyerek konuştu. "Utanmana gerek yok her kızı şık şık elbiseler arasında görmektense seni her sabah sokakta pijamaların ve dağılmış saçların ve hayatımda gördüğüm en çirkin terliklerin ile bile görmeye razıyım hicran" Gözlerimi kaldırım taşından alarak direkt ona baktığım da gülümsemesi silindi rahat duruşu bir anda yok olduğun da ne dediğini yeni anlamışcasına öksürdü. Annesinin beklediğini söyleyerek yanımdan toz gibi birden kaybolmuştu. Arkasından baktığım da hızlı adımlar ile sokağın en uç köşesinden kaybolmaya başlamıştı bile, sessiz sokağı adım sesleri terk ettiğin de kalbim de yine ona karşı sıcaklık büyüyordu ona karşı umut daha da yeşeriyordu. Ben...Ben aptaldım, yine arkasından gidişini izleyen bir aptal. Arkasından kaşlarım hava da kalmış şekil de bakıyorken bana doğru koşan hafsa nuru fark etmemiştim bile. Nefes nefese kalmış şekilde baktığım yere doğru bakışlarını çevirdiğinde durdu, uzun bir iç çekti gözlerini deviriyorken gözlerime baktığın da kafamın içindeki düşünceleri resmen Kazıdığını hissetmiştim gözlerimi kaçırmak istediğim de ise bıkmış ses tonu ile konuştu. " Neden daha seviyorsun Onu?" Konuşmama dahi fırsat vermeden kendi sorusunu kendisi cevaplamıştı çoktan, her cevap verdiğin de o sinirlendi ben ise üzülmüştüm. "Ben söyleyeyim" Dedi histerik şekilde gülerek. "Seni üzdü daha da üzmesine kırmasına izin veriyorsun hicran senin kalbini paramparça ediyor üstelik kalbini bile daha görmüyorken buna ben bile dayanamazken sen o seni bilmiyor o seni görmüyor bunun için kendine dışarıdan bir bak hicran ne halde olduğunu o zaman görürsün." Boğazımdaki düğüm her sözün de daha da canımı yakarken kaçmak gitmek istiyordum yanından. Bu sözleri ben zaten biliyordum ama sesli şekilde duymak çok canımı yakıyor ve ben buna dayanmak istemiyordum. Ona beslediğim sevgi onu sevmemeye çalışırken bile onu gördüğüm de tekrar aşık edebiliyordu. Onu sevmemeyi kendime bu kadar şart edinmişken her gördüğüm de sınavdan kalıyordum ne yapabilirdim ki? Onu sevmemeyi kendime bu kadar şart edinmişken her gördüğüm de yeniden aşık olmayı ... Kafamdaki sınav sonucunu unutmuşken hafsa nura kayıtsız şekilde bakıyordum boğazımdaki düğümün geçmesini bekliyordum. Gözlerim yine en ufak şeye doluyorken beni aniden kendine çekip sarıldı. Kollarım havada asılı kaldığın da kulağıma fısıldadı. "Seni çok seviyorum hicran sen benim en yakın kız arkadaşım değil kız kardeşim gibisin senin artık üzülmeni istemiyorum buna annen de Serhat'ta dahil seni üzmeye kimsenin hakkı yok çünkü hiçbiri senin yanında olmadı." Beni kendine iyice çektiğin de saçlarımdan parmakları akıp gidiyordu boğazında düğüm varmış gibi çıktı sesi. "Hem âşık olduğun için hem annen olduğu için kimsenin sana acı çektirmesine hakkı yok ki." Gözyaşlarım yanaklarımdan ne zaman süzüldü, bilmiyordum bile gözyaşlarımı yanaklarıma acele şekilde bastırırken görmemesi için kendimi ondan çektim. Saçlarımdan bir tutam alıp kulağımın arkasına koyduğun da koluma girdi, küçük dar filistin sokaklarında iki arkadaş ağlamış gözlerle eve doğru yürüyorduk. Aylarca çalıştığımız sınav sonucunu öğrenmek için hafsa nurun annesi bizden heyecanlıydı Serhat yüzünden sınav sonucumu bile unutmuştum bu adam böyleydi işte beynin bir işletim tarzı vardı ama Serhat o sistemi gülüşü, bakışı, ses tonu, gözleri ile bozuyordu. Kafamdaki düşünceleri unutmak için başımı salladım hafsa nurun odasına çıktığımız da bilgisayar başında heyecanla bekliyorduk. Kalbim hızla atıyorken ekrana bakıyordum. Hafsa nur çığlık attığın da Nermin teyze kadar ben de korkmuştum, annesi terliğini gösterdiğin de o da biraz ürktü derin bir nefes aldığın da Nermin teyze ile bana bakıyorken tüm evde yankılanan sesi ile bağırdı. "Kazandım işte İzmir işte konservatuvar bölümü!" Nermin teyze kalbini tutmuş içini çekerken ben bu deli kızın hallerine kıkırdıyordum, hayal ettiği bölümü kazanmıştı sevinmiştim tek arkadaşım tek hayalini gerçekleştirmişti. Nermin teyze telefonuna sarıldığın da hava atmak istediğini anlamıştık hafsa nur beni sandalyeye oturttuğun da sınav sonucum için bekliyordu. Parmaklarım klavye de asılı kaldığın da anlamsız üzüntü tüm bedenimi sardı. Ya buradan başka bir şehir çıksaydı? Ya evimden mahallemden babamdan ve o...O yeşil gözlü adamdan uzak düşseydim. Hafsa nur omuzuma dokunduğun da irkildim. "E hadi ama hicran! Aç şu sonucu gelsin üniversite partileri gelsin yakışıklı çocuklar" Nermin teyze geldiğin de onu dirseğim ile uyardım, sinsice güldüğün de annesine yaklaştı. "Galiba hicran korkuyor anne yeşil gözlü yâreninden ayrı düşer diye" Gözlerimi devirdiğim de arkamı döndüm "Hiç komik değil!" Arkamda kıkır kıkır hafsanur ile annesi gülüyorken sonuçlarıma girmeye çalışıyordum ellerim heyecandan buz gibi olmuştu yine ya ayrı yer çıkarsa ya serhat'tan hafsa Nur'dan ayrı yere düştüysem. Durdum öylece karşıma baktığım da Hafsa nurun beni omuzumdan sallamasına uyanıyordum. "Hicran ekrana baksana" Gözlerimi ekrana çevirdiğimde aynı anda hem üzülmüş hem de sevinmiştim. İstanbul üniversitesi edebiyat fakültesi Gözlerim dolduğun da başımı hafsa nura çevirmiştim yüzüme anlamsız şekilde baktığın da kaşlarını çatıyordu. "Hicran kendin demisin? İstediğin bölümü kazandın İstanbul'a gidiyorsun!" Annesi aramızda ki diyaloğu anlamaya çalışıyorken bilgisayar ekranı öylece karşım da duruyordu. Ortam sessizleştiğinde annesi kısık ses ile konuştu. "Keşke annen de bugünleri görebilseydi ama ne yazık" Ne dediğinin farkına varmışçasına sözlerini birden kesti. Yüzüne baktığım da aniden kapıya doğru yöneldi Hafsa nur omuzuma elini teselli etmek için koyuyorken aniden masadan kalktım. Kendimi bahçeye atışım ile kalkışım bir olmuştu bahçe kapısında yanaklarımdan dökülen usul usul gözyaşlarını giysime silmeye çalışıyorken Hafsa nurun seslerini geri de bırakıyordum. "Hicran!" Hızla uzaklaşırken son defa şu sözlerini duymuştum. "Hicran annem öyle demek istemedi" Küçükken ben Serhat ve Hafsa nurun gittiğimiz deniz kıyısına yürüyordum. Orada çok nadir insan olur hep koca koca taşlar ve bol bol kıyılara vuran dalga sesleri olurdu. Ne zaman bu kadar hızlı geldim hatırlamıyordum bile giysimin kolları hep gözyaşı olduğun da soluğu burada alıyordum. Geçmemişti galiba bu acı geçti sandım geçmişte kaldı sandım ama geçmemişti. Boğazımdaki düğüm içimdeki kız çocuğunun bağırmasıydı biliyorum yıllarca olduğu yerde kanayan o çocuk bağırdığın da boğazım yanıyordu adeta. Ama sadece ben duyuyordum o kızın bağırmasını başka kimse duymuyor ya da duyamıyordu. Parmak uçlarım da koca taşların üzerinde yürüyorken ayağımın kaydığını hissettiğim an teslim oldum kendimi bıraktığım da tanıdık bir ten hissi belimi sarmıştı gözlerimi sıkıca kapattığım da burnuma gelen o koku, o koku çocukluğum kokuyordu ve ben bu kokuyu tenime değil kalbime ve aklıma kazımıştım. Gözlerimi sıkıca yumduğum yuvasından yavaş yavaş açıyorken yeşilin hayatım boyunca gördüğüm en güzel tonu merhaba dedi bana. Serhat meral... Başım her derse girdiğin de karşım da bu yeşil gözlü adamın belirmesini seviyordum. Vücutlarımız birbirine o kadar yakın duruyordu ki kalbimin hızlı atmasını hissetmesinden korkuyordum. Belimi saran sıcak elleri tenimi yakıyordu ya da ben öyle hissediyordum bilmiyorum şaşkın şaşkın yüzüne bakıyorken benim duymadığım müzik vardı galiba birden bir elini diğer elime sararken taşların üzerin de dans ediyorduk. Kaşlarımı iyice çattığımda gülümsedi delice hem de kahkahalara boğuluyorken fısıldadı. "Bazen en kötü anıları en iyiye dönüştürmek bizim elimiz de" Burnumun ucundaki yakın varlığı kalbimi titretiyordu sanki rüzgarla birlikte savrulan ağaçların yaprakları gibiydim, ben bir ağacın yaprağı sevdiğim adam ise rüzgarıydı. Gülümsedi böylesine bir adama nasıl aşık olamazdım ki? Öksürdüm boğazımı temizlediğimde kibirle konuştum. "E ama müzik nerede çalıyor ben duymuyorum?" Gülümsedi yine yeşil gözlerimiz birbirine bakarken ciddiyetini koruyarak konuştu. " Müzik denizin sesi en güzel müzik koca bir orkestra ile çalıyor bak" Ağızımdan birden dökülen cesaret ile sözlerden çok utanmıştım "Ve buna senin yeşil gözlerin eşlik ediyor" Gülümsedi ben ise olmadık yerde tutan cesaretimden yerin dibine girmiştim. "Hayır" Dedi gözlerimin içine bakamıyorken konuştu "Buna ikimizin yeşil gözleri eşlik ediyor." Elimi bıraktığın da bedenini hızla çekti benden gözlerine kalbimin güm güm atışı ile bakarken artık yorulmuştum. Ona aşık olmak ışığı tutmaya çok yakınken düşmek gibiydi adeta ben düşmekten o ışığın tam avuçlarım arasında olduğunu biliyorken birden kaybetmekten burnumun ucundaki varlığın dan kokusundan sözlerinden o kadar bıkmış ve yorulmuştum ki bağırarak konuştuğum da sessizce beni izledi. "O zaman bir kötü anıyı daha güzelleştir Serhat abi gidiyorum buradan hem de sonsuza dek sınav sonuç yerleştirmem İstanbul'a çıktı bunu da güzel diyebilir misin?" Yüzü, yüz hatları o kadar gergin olmuştu ki dışarıdan bunu kolayca görebilirdim dudakları aralandı sonra vazgeçti demek istediği şeylerden, boğazını temizledi yine alaycı mizahını takındı yüzüne bana yaklaştığın da yüzüme baktı gözlerimin içine kendisi gülüyor ama gözleri farklı bakıyordu. Anlamıyordum o bakışlarını elini uzattığın da oturmayı teklif etti yan yana oturduğumuz da hiç konuşmadık öylece yanımda durdu. Dakikalar geçti denizin şiddetle kıyılara vuran seslerini dinliyorken konuştu. " Geldiğim de yanakların pembeydi sen ağladın mı?" Yüzüne hiç bakmayacak konuşmaya çalıştım konuştuğum da sesim boğuk çıkıyordu. "Evet" "Neden ki?" Dedi başımı en sonunda ona çevirdiğimde gözlerime derin derin bakıyordu güldü histerik şekilde. "Hem belki babandan sonra hayatına seveceğin bir erkek daha girer" Kalbime resmen bıçak sapladığın da gözlerim yavaş yavaş doluyordu hayatıma babamdan sonra bunu diyen adam girmişti yıllar da kalıyordu orada ama bunu o adamın yeşil gözleri ile bana bakıyorken demesi o kadar çok açıtıyordu ki. Sustum ayağa hızla kalktığım da peşimden geliyordu. Arkamdan söylenerek geliyorken en sonun da bağırdı ben ise gözyaşlarımı silmeye çalışıyordum. "Heyy! Pijamalı kız neden her şeyi yanlış anlıyorum" Üzerimdekilere baktığım da gerçekten de pijamayı unutmuştum hele ki Serhat'ın tabiri ile dünyadaki en çirkin terliklerimi bile unutmuştum. Dudaklarımı utangaçlık ile kemirirken ağır adım sesleri bana yaklaştı terliklerimi gözü kaydığın da gülmekten yanaklarımıza ağrı girdi. Huysuz çocuklar gibi homurdandım kollarımı göğsüm de birleştirirken başımı gururlu şekilde yana çevirdim. "Sen kendi annenin terliklerine bir bak hem önce sonra bana gülersin Serhat abi" Dediğim de bozuldu bana iyice yakın olduğun da kibirli şekilde aynı hareketi yaptı. "Benim annem en azından pijama altına giymiyor terliği" Gözlerine baktım gözlerime baktı gülümsedik başımı köpek seviyor okşadığın da mahalleye yürüyorduk. Filistin tabelasını görene kadar hiç konuşmadık eski bir okul arkadaşı gibi usulca yürüyorduk derken bu kuralı Serhat bozdu. "Gidince ziyarete gel olur mu? Çünkü ben kimin terlikleri ile dalga geçeceğim çimen göz" Dudaklarım da olan tebessüm hafifçe yok oluyordu ona baktığım da mahalledeki taşları ayak ucu ile kenara itiyordu. Cevap anlamın da sadece başımı olumlu anlam da sallamıştım. Sessizlik ile devam ettik usulca yürümeye küçük dar sokaklardan geçtiğimiz ve bahçemize geldiğim de durdum. Gözlerine bakamayarak konuştum. "Hoşçakal Serhat abi hazırlanmam gerekli artık yavaş yavaş biliyorsun" Bana baktığın da gülümsedi buruk şekil de elini bana uzattığın da sıktım aynı yumuşaklık ile bana karşılık verdiğin de elim elimden kayıyordu, bahçe kapımızı açtığım da durakladım. "Hazırlanın madam, hazırlanın! Siz de kızlar, silâhlanın. Huzurunuzu bozacak bir saldırı planlandı. İkna silâhları ile, donanmış aşıklar Gizlice sokulacak. Sizi esir alacaklar. Aklınıza başınıza toplayın ve siper alın. Ya da savaş alanını terk edip korkaklar gibi saklanın." Bahçe kapımız önünde dizlerim titriyordu bağı çözülmüş gibiydi sanki o kitap dan yıllar sonra bana ezbere bir bölüm okumuştu. Sadece ikimizin bildiği bir nadir kitap ve sözlerinde ki gizli anlamlar daha da cezbediyordu kitabı. Arkamı döndüğüm de seslice nefes alıyordum heyecandan. Yaklaştı bana doğru bir elini bahçe duvarına dayıyorken bana baktı. "Hicran... Çocukluğumun en güzel yanı sendin." Anlamsız o anlamsız umut daha da büyüyordu şu sözleri ile. Bunu yapmasından nefret ediyordum sanki ona olan şu koca anlamsız sevgiyi görüyordu, sadece hoşuna gittiği için yapıyordu bunları yıllardır beni gözünün önünde görmeyen adamın böyle sözler demesi kalbim 'de o kadar büyük umut tohumları büyüyordu ki. Yutkunduğum da dudaklarımdan zorla çıkan bir kaç kelime olmuştu sadece. " Görüşürüz serhat abi" Gözyaşlarımı sildim. Yılların paslanmış demirli kapısını ittiğimde gıcırdadı evimize girdiğim de durdum mutfak tezgahına baktım o gün ki gibi çok değişmişti mutfak salona baktım o gün ki babamın oturuşunu hayal ettim ağlayan gözlerini sakladığını.Merdivenlerden çıktım yavaşça dağınık saçlarım ile sabahın erken saatlerin de parmak uçlarım üzerinde sessizce yürüdüğümü hayal ettim Serhat'ı beklemek için kaçtığımı bu merdivenden,hafif tatlı bir tebessüm oluştu dudaklarım da birlikte ucundan böldüğümüz ekmek kokusu gıdıkladı burnumu sardı sanki etrafımı o koku.Odama çıktığım da yatağıma baktım annemin söylediği ninni eşlik etti kulaklarıma bu sefer de,kendimi bu anılara bırakırsam eğer ağlardım kesinlikle.Hem iyi yönünden bakmam lazımdı belkide babam kafasını dinlerdi belki serhat...Belki ona olan sevgim görmezsem eğer biterdi ya da azalırdı ya da bunların hepsi saçmalık yıllarca yeşil gözleri ile beni görmeyen birini sevmeyi becermiştim,bir kırk sene daha sevebilirdim onu ben çünkü ben saftım hala onu sevebilecek kadar saf... Düşünceler insan beynini en çok yoran şeylerdi artık düşünmekte başıma ağrı giriyordu, buradan gidecek olmam mı yoksa onun o bir cümlesi ile hayatımın bakış noktasını değiştirmesi mi düşünemiyordum bile. Odama girdiğim de etrafa baktım bu oda benim arkadaşım olmuştu hafsa nur ile yaptığımız çılgınlıklar, Serhat'ı bu küçük penceremden mahalle maçları yaparken izleyişim ve onu deli gibi desteklemem annemin söylediği o ninni bu odada yaşayan o kadar anı vardı ki... Valizlerimi yavaş yavaş toplamam gerektiğini biliyordum muhtemelen babam gelecek ve biletimi avuçlarıma verip gidecekti. Ona kazandığıma dair sadece kısa bir mesaj göndermiştim aramız da ki konuşmalar bundan ibaretti annem gittiğin den beri. Valizleri hazırlıyorken kendime de çeki düzen vermem gerekliydi biliyordum ona son kez pijama ile veda etmiştim pijama. Nedense hep böyle enteresan şeyler beni buluyordu kafamı toparlamam gerekliydi valizleri yapmaya başlamaya ara vermiştim küçük penceremin önüne geldiğim de istemsizce gülümsedim. Penceremi açtığım da anılar da rüzgarla birlikte odama giriş yapmıştı... "Hicran! Annem börek yaptı kapıyı acarmısın vereyim" Onun seslenişleri daha da gülümsetti beni. "Hicran! Ben maç oynamaya gidiyorum geliyor musun?" Ve maç oynamak yerine bizim zorumuzla evcilik oynardı en çok bu anı gülümsetti hep bizi çağırır maçlarına destek amaçlı taraftar gibi isterdi yanında ama sonu hep parkta bank önün de bizimle evcilik ve çay partileri oynamaya bağlanırdı. Parmak uçlarımı pencere kenarına sardığım da o sokağa bakıyordum birlikte ekmek yediğimiz, çikolata paylaştığımız sokak loş ışıklar altın da o kadar güzel duruyordu ki. Bir Kitap'tan fırlamıştı sanki filistin sokakları penceremi kapatmak üzere iken korkudan gözlerim kocaman olmuştu. "Hicran!" Bahçemize baktığım da şaşkınlık ile kaşlarım havada kalmıştı. " Serhat abi!" Devam edecek
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD