Henüz odaya giren Ragıp beye dönüp bakmaya cesaretim yoktu. Aslında hiç istemediğim bir evliliğin esas kızı olmuştum ve artık burdan geri dönüş yoktu.
Teyzemin biraz utana sıkıla, biraz da alelacele anlatmaya çalıştığı gerdeği yaşayacağımız bu gecemizde, artık kocam olan Ragıp bey, işte adım adım yanıma yaklaşıyordu ve ben, soğuk havada sürüsünden ayrı düşmüş, yolunu kaybetmiş bir kuş gibi tüm bedenimle titriyordum. Ahşap zeminden yükselen adım sesleri gelip tam arkamda durduğunda nefes almayı unuttum. Kalbim delirdi sanki.
“Gecemiz hepimiz için hayırlı olsun!”
Hayır mı şer mi bilmem ama, birazdan kalbimin duracağına yemin edebilirdim. Artık resmen kocam olan bu adamın tok sesindeki güven aşılayan o ahenk ile, önüme eğdiğim başımı yavaşça kaldırdım ve az duyulur bir sesle “Amin,” diyebildim. Gözümden kopan tek damla yaş, yanağımdan süzülüp çenemin altında nihayet bulduğu an, hâlâ arkamda duran kocam Ragıp bey hareket ederek, üç adımda önümde gelip durdu.
Yüzümü kapayan duvağın ardından, korkunun esiri gözlerimle çok kısa bir an o siyah gözlere bakabildim. O gözlerde beni ürkütecek hiçbir şey yoktu ve hatta, sanki acıma ile karışık garip bir hüzün vardı. Elini hareket ettirdiği an ürktüm ve bir adım geri gittim. Bu hareketim karşısında şaşırdığının farkındaydım.
“Benden korkman için hiçbir neden yok Firuze!”
“Peki!”
Kekeleyerek söylediğim bu tek kelime karşısında yüzüne tatlı bir tebessümün yayıldığını gördüğümde biraz olsun rahatladım sanki. Elinde tuttuğu adına yüz görümlüğü denen o kolyeyi boynuma takmak için hamle yaptığında geri gitmemek için kendimi zor tuttum. Buz gibi parmakları hafifçe tenime temas ettiğinde ürperdim. Kolye artık boynumdaydı ve ağır hareket eden elleri yüzümü kapamaya devam eden duvağımı kavradığında, yine nefesimi tuttum.
Yavaşça duvağımı kaldırdı ve başımın üstünden geriye bıraktı. Yerde kenetlenmiş kalmış gözlerim, onun gözlerini bulduğunda ise gülümsedi yine.
Derin bir iç çekişin ardından uzanıp alnıma bir buse bıraktı.
“Seninle konuşmam gereken çok önemli bir mesele var Firuze. Hiç kimsenin bilmediği bir sırrım var ve bunu senden başka hiç kimseye söyleyemem.”
Duyduklarım karşısında ne düşüneceğimi şaşırmıştım. Korku zaten benliğimde kol geziyordu ve şimdi onun böyle gizemli konuşması korkularımı daha da derinleştirdi. Sessizliğim karşısında sanki cesaret toplamak ya da zaman kazanmak istercesine yeniden derin bir nefes aldı. Kıpırdamak için can çekişen dudaklarından, “Ben aslı..” dedi ama sözlerini tamamlayamadı. Buna neden olan şey ise odamızın kapısına biraz acele ile vurulmasıydı.
İkimizde şaşırmıştık ve Ragıp bey daha efendim diyemeden kayınvalidemin sesini duyduk.
“Oğlum, Ragıp iyi değilim evladım. Çok çarpıntım var!”
Kocam bir iki adım atmıştı ki, odanın kapısı telaşla açıldı ve bir eli ile hâlâ kapıyı tutan yeni annem, diğer eli göğsünde baygın gözlerle oğluna bakıyordu.
Ragıp bey, kapıldığı tedirginlikle annesine giderken ben tüm bu olanları sanki sislerin içinden görüyor gibiydim.
Şu yaşadığımız şeye sevineyim mi, şaşırayım mı, korkayım mı hiç bilemiyordum. Olduğum yerde öylece donup kalmıştım.
“Neyiniz var böyle valide hanım?”
“Ah evladım hiç bilmiyorum. Zannımca yorgunluk alametleri bunlar. Kendimi güvende hissetmeyince, utana sıkıla kapınıza geldim. Rahatsız ettiğim için affedin beni ama, bu çarpıntı öldürecek sanki beni.”
“Sakin olun validem. Gelin sizi odanıza götüreyim. Firuze’de size limon sıkıversin. Biraz limonlu su iyi gelir belki.”
Kocamın son sözleri üzerine şaşkınlığımdan sıyrılıp bende ikisinin yanına gittim.
“Tabii, ben hemen mutfağa gideyim,” diyebildim güç bela.
İkisi birlikte valide hanımın odasına giderken, alt katta olduğunu hatırladığım mutfağa yollandım. Bana çok yabancı olan bu evin merdivenlerinden adeta koşarak aşağıya indim ve uzunca koridoru geçtikten sonra genişçe mutfağın kapısından içeri adım attım. Telaşla etrafıma bakınırken, bir sepet dolusu limonu bir dolabın üstünde görünce rahatladım. Uzunca bir konsolun çekmecelerini tek tek açıp baktım ve nihayet aradığım bıçağı buldum. Yıkadığım limonu ortadan ikiye kestiğim bıçağı hemen sudan geçirdim ve lavabonun kenarına bıraktım. Cam kapaklı dolaptan çıkardığım bardağa limonu parmaklarımın arasında çevirerek sıktım. Şanslı kadınmış. Tek bir çekirdeği bile olmayan limonu sıktığım bardağa sürahiden biraz su ekledim ve daha fazla oyalanmadan mutfağı terk ettim.
Nefessiz koşarak çıktığım merdivenlerden geniş sofaya adım attığımda mecburen, “Ragıp beey!” diye seslendim. Valide hanımın odasının nerde olduğunu bilmiyordum ve o anda fark ettim ki, ben bu insanlar ve artık benim de evim olan bu konakla ilgili hiçbir şey bilmiyordum.
“Ah aptal kafam, ah!”
Ahlanmak, vahlanmak için vakit artık çok geçti. Ağlamamak, ölesiye ağlamamak için kendimle mücadele ediyordum.
“Burdayız, gel Firuze!”
Onun sesini duymak içimi rahatlatmıştı ve buna şaşırmaktan alamadım kendimi. Birkaç oda ileride çıktığı kapıdan bana seslenen kocama doğru üzerimde hışırdamaya başlayan gelinliğimle koşuyordum.
“Teşekkür ederiz,” dedi ve elimden limon suyu dolu bardağı aldı. Onun ardından bende odaya girdim. Yatağında yarı uzanmış pozisyonda duran kayınvalideme limonlu suyu içiren kocamı izliyordum. Her hareketi çok naif ve tatlı bir ahenk içindeydi.
“Şimdi biraz uzanın anneciğim. İkimizde yanınızdayız. Bileğinizden nabzınızı takip edeceğim, sakin olun lütfen.”
Ragıp bey dönüp bana baktı ve göz kırptı. Muzipçe gülümsediğini görünce şaşırdım.
“Çok çarpıyor oğlum. Limolu su da iyi gelmedi sanki.”
“Siz dinlenin ve uyumaya çalışın. Birazdan rahatlarsınız,” dediğinde sevgili oğlu, valide hanımın yüzü ekşidi.
“Ben yalan mı söylüyorum yani oğlum, teesüf ederim.”
Bu gereksiz alınganlık karşısında Ragıp bey annesine gülümsedi ve, kısa süre önce tıpkı bana yaptığı gibi, uzanıp onu alnından öptü.
“Estağfirullah anneciğim. Size inanıyorum, tabii ki yalan söylemiyorsunuz,” dedi.
Kadın bu sözler karşısında biraz rahatlamıştı ve göz süzerek baktığı oğluna takılıp kalan bakışları beni bulduğunda, “Kızım sende ayakta kaldın, istersen odana git. Çarpıntım geçince oğlum odanıza gelir,” dedi bir çırpıda.
O an kendimi orada fazlalık gibi hissettim. Gitsem mi, kalsam mı bilemezken, itiraz etmeye hazırlanıyordum ki kocamda, “Ben birazdan gelirim Firuze. Sende yorgunsun,” dediğinde itiraz etmenin anlamsız olacağına karar verdim. Yinede ayıp olmasın diye, “Yorgunluk mühim değil, kalabilirim,” dedim.
“Teşekkür ederim kızım ama Ragıp doğru söylüyor.”
Valide hanımı üzmemek için, “peki!..”dedim ve odadan çıktım.
Yeniden odama girdiğimde ne yapacağımı bilemez haldeydim. Geniş camın önündeki tekli koltuklardan birine oturdum ve beklemeye başladım. Tatlı bir uyku gözlerime düştüğünde birkaç kez gözlerimi kırpıştırdım. Ne kadar zaman geçtiğini bilmezken, yüzüme vuran sıcaklıkla gözlerimi araladım.
Büyük bir itina ile dikilen gelinliğim ile oturup kaldığım koltukta uykuya dalmışım ve sabah güneşi, beni uyandırmak istercesine yüzümü ısıtmaya başlamıştı.
Gelmemişti.. ya da gelememişti.
* * *