Çift cizgi

1569 Words
Midemde dayanılmaz bir bulantıyla uyandım. Gözlerimi zar zor açtım ve hissettiğim kasılmalarla birlikte bir anda yataktan fırladım. Adımlarım hızlıca banyoya yöneldi. Kendimi lavabonun üzerine zor attım. Ne oluyordu bana? Elleriyle yüzümü yıkadım. Suyun soğukluğu biraz olsun kendime getirmişti. Aynanın karşısında durup kendime baktım. Yüzüm solgun, gözlerim kızarmıştı. Birkaç gündür rahatsızdım bu mide bulantısı normal değildi. Tam o an, zihnime bir düşünce hücum etti. "Hamile olabilir miyim?" Kalbim bir anda hızla çarpmaya başladı. Bu düşünceyi zihnimden atmaya çalıştım, ama artık durduramıyordum. Son birkaç haftayı düşündüm. Ve o geceyi... O gece aklıma geldi. Ellerimi lavaboya dayayarak derin bir nefes aldım. "Hayır, hayır, olamaz," diye kendi kendime mırıldandım. Ama içimde büyüyen o korku her şeyden daha gerçekti. Eğer gerçekten hamileysem? Bu düşünce beni hem dehşete düşürüyor hem de tamamen çaresiz hissettiriyordu. Ne yapacaktım? Aynadaki yansımama tekrar baktım. Gözlerimin içine derin bir korku yerleşmişti. Bu kötü düşünceyi aklımdan atmaya çalıştım. Kendimi rahatlatmak için derin nefesler aldım, ama işe yaramıyordu. O gece ve ertesi sabah... Çıplak bir şekilde, vücudumda hissettiğim o ağrıyla uyandığım anı hatırladım. Her şey zihnimde tekrar tekrar canlanıyordu. Ne kadar unutmaya çalışsam da başaramıyordum. Bir an aynanın karşısında dikilirken içimde yükselen korkuyu bastırmaya çalıştım. Ama yetmedi. Bu belirsizlikle daha fazla yaşayamazdım. Eğer gerçekten hamileysem? Bu sorunun cevabını öğrenmek zorundaydım. "Test yapmalıyım," diye mırıldandım kendi kendime. Ellerimi lavaboya sıkıca dayadım. Kafamın içindeki sesler birbiriyle çarpışırken gözlerimi sıktım. Başka bir yol yoktu. Her ne kadar yüzleşmekten korksam da, gerçeği bilmek zorundaydım. Banyodan çıkarken, zihnim bir çözüm bulmaya odaklanmıştı. Önce eczaneye gitmem gerekiyordu. Bu belirsizlikle daha fazla devam edemezdim. Eğer bu korkunun gerçekliği varsa, plan yapmaya başlamalıydım. Ama en kötüsü, bu gerçeğe hazır olup olmadığımı bilmiyordum. Hızlıca üstümü giyindim. Midemdeki bulantı hala geçmemişti, ama onu görmezden gelmeye çalışıyordum. Derin bir nefes alarak anahtarı kaptım ve aceleyle evden çıktım. Arabaya bindiğimde ellerim direksiyonu sıkıca kavradı. Midemdeki kasılmalar hâlâ beni rahatsız ediyordu, ama zihnim daha da ağır bir yükün altındaydı. Aracımı çalıştırıp eczaneye doğru sürdüm. Yol boyunca düşündüğüm tek şey, test sonucunda tek çizgiyi görmek istememdi. Eczanenin önüne geldiğimde, arabayı park ettim ve bir an duraksadım. İçimde yükselen korku beni bir adım geri çekmeye zorluyordu, ama kendimi toparladım. Derin bir nefes alarak kapıyı açtım ve hızlı adımlarla eczaneye girdim. İçerideki sessizlik ve steril hava beni biraz olsun sakinleştirir gibi oldu. Ama rafta aradığım şeyi gördüğümde, kalbim tekrar hızla çarpmaya başladı. Bu küçük kutu, hayatımda büyük bir değişikliğin habercisi olabilirdi. Tereddütle kasaya yöneldim, ama artık geri dönemezdim. Bu cevabı öğrenmek zorundaydım. Kasaya yaklaştım, kalbim deli gibi atıyordu. Ellerim terlemişti, ama ne olursa olsun sormak zorundaydım. Eczacı bana nazikçe gülümsedi. Sesim titreyerek çıkarken, kendimi sakinleştirmeye çalıştım. "Merhaba, şey... Bir gebelik testi alabilir miyim?" Eczacı gülümsedi ve başını salladı ve raftan bir test alıp uzattı. "Tabii, hemen size yardımcı olayım," dedi, sakin ve profesyonel bir şekilde. Testi elime aldığımda, o küçük kutu birdenbire dünyamı ağırlaştırmış gibiydi. Ellerim titriyor, midemdeki bulantı tekrar yoğunlaşıyordu. Kasaya ödeme yaparken eczacı kibar bir şekilde ekledi: "Kullanım talimatı kutunun içinde yazıyor, ama herhangi bir sorunuz olursa yardımcı olabilirim." Başımı hafifçe sallayarak teşekkür ettim. Gözlerimi yere indirip hızla eczaneden çıktım. Testi çantama koyarken, bu küçük kutunun vereceği cevapla hayatımın ne yöne gideceğini düşündüm. Arabaya binerken derin bir nefes aldım ve ellerimi direksiyona koydum. Şimdi tek yapmam gereken eve gidip sonucu öğrenmekti. Arabaya binip hızla eve sürdüm. Yolda her şey birbirine karışıyordu; korku, belirsizlik, beklenti… Midemdeki bulantı daha da yoğunlaşmış gibiydi, ama artık bunu düşünmenin bir anlamı yoktu. Eve vardığımda anahtarı zorla çevirip kapıyı açtım. Üzerimdeki siyah kabanı askılığa astım ve çantamdaki testi alarak hızlı adımlarla banyoya geçtim. Kapıyı kapatıp derin bir nefes aldım. Elimde tuttuğum teste bir an baktım. Kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyordu. "Ne olursa olsun, bunu öğrenmek zorundayım," diye mırıldandım kendi kendime. Kutuyu açtım ve talimatlara hızlıca göz gezdirerek testi hazırladım. Testi yaparken ellerimin titrediğini fark ettim. Zihnimde bin bir düşünce dönüyordu. Bu an, hayatımın geri kalanını belirleyecek gibi hissediyordum. Testi lavabonun kenarına koyup geri çekildim. Beklemek... Hayatımın en uzun birkaç dakikası gibiydi. Zaman durmuştu sanki. Derin nefesler alarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım, ama işe yaramıyordu. Bir an cesaretimi toplayıp teste doğru döndüm. Gözlerim ekrana kaydı. Sonuç... iki çizgi. Bir an nefes almayı unuttum. Testi elimle alıp tekrar tekrar baktım. Yanılmadığımdan emin olmaya çalışıyordum. Gözlerim büyümüş, kalbim hızla çarpıyordu. "Hamileyim..." diye fısıldadım. Kelime ağzımdan çıktığında bile inanamıyordum. Başım dönmeye başladı. Lavabonun kenarına tutunarak derin bir nefes aldım. Ne yapacağımı, nasıl hissedeceğimi bilmiyordum. Ama bir şeyden emindim. Bu sonuç, hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını söylüyordu. Bacaklarım titredi, artık ayakta duracak halim kalmamıştı. Soğuk fayansa yavaşça çöktüm. Ellerimle yüzümü kapattım ve sessizce ağlamaya başladım. Gözyaşlarım istemsizce yanaklarımdan süzülüyordu. Ne yapacaktım? Bu durumun ağırlığı beni ezip geçiyordu. Bekar bir kadın olarak hamile kalmak. Toplumda bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordum. İnsanların yargıları, bakışları, dedikoduları... Şimdiden o an zihnimde canlanmaya başlamıştı. Derin bir yalnızlık hissettim, sanki tüm dünya üzerime çöküyordu. Ve sonra, aklımda en korkunç düşünce belirdi. Babasının kim olduğu. Akın Karaarslanoğlu... Acımasızlığı ve zalimliğiyle bilinen bir mafya. Onun bu çocuğun babası olması. Bu düşünce midemi bir kez daha altüst etti. Kusacak gibi hissettim, ama sadece derin bir boşlukla nefes alıp verdim. Ellerimi soğuk fayansın üzerine koyup bir süre öylece kaldım. Bu durumu nasıl kabullenecektim? O adam bunu öğrendiğinde ne yapardı? Ya da hiç öğrenmemeliydi... Ama bu gerçeği sonsuza kadar nasıl saklardım? Kendi kendime yüzlerce soru sorarken daha da çaresizleşiyordum. Korku, panik, yalnızlık... Hepsi içimde büyüyordu. Kendimi bu duruma nasıl sokmuştum? Şimdi önümde koca bir bilinmezlik vardı, ve bu yükü tek başıma taşımak zorundaydım. "Ne yapacağım?" diye defalarca kendi kendime fısıldadım, ama cevabı bulamıyordum. ~ Akın, masasına oturmuş, karşısında duran Akif'i dinliyordu. Yüzünde ciddi bir ifade vardı, kaşları hafif çatılmıştı. Nihayet aradığı kadına dair bilgiler elde ediliyordu, ama hâlâ eksik parçalar vardı ve bu, Akın'ı rahatsız ediyordu. Akif, dosyayı masanın üzerine bıraktıktan sonra konuşmaya başladı: "Abi, bugün ilginç bir şey oldu. Kadın mağazasına gitmedi. Bunun yerine eczaneye uğradı. Hızlı ve panik bir şekilde içeri girdi ve çıktı. Sonra da direkt evine döndü. Başka bir yere uğramadı." Akın, duyduğu bu bilgiyle kaşlarını daha da çattı. Parmakları masanın üzerinde yavaşça gezindi, gözleri dalgın bir şekilde dosyaya kaydı. Eczane mi? "Eczaneye niye gittiğini biliyor musunuz?" diye sordu, sesi sakin ama aynı zamanda sorgulayıcıydı. Akif başını iki yana salladı. "Hayır abi, Bilmiyoruz ama panik ve hızlı hareket etti ve hemen evine geçti. Gün boyunca da evden çıkmadı." Akın, eliyle çenesini ovarken düşüncelere daldı. Kadın neden eczaneye gitmişti? Hastalığı mı vardı, yoksa başka bir şey mi? Bu küçük detay, ilgisini daha fazla çekmişti. "Evi gözetlemeye devam edin," dedi sonunda, soğuk bir tonla. "Her hareketini bilmek istiyorum. Eğer bir şey gizliyorsa, er ya da geç ortaya çıkar." Akif başını onaylarcasına eğdi ve odadan çıktı. Akın, masadaki dosyaya bir kez daha baktı. İçindeki huzursuzluk artıyordu. Bu kadında bir şey vardı, ama tam olarak ne olduğunu çözemiyordu. Lidya~ Banyodan çıktım, elimdeki teste bakarken, derin bir nefes aldım. Bu durumu daha fazla tek başıma taşıyamazdım. Kafamdaki düşünceler öylesine ağırdı ki, içimden bir ses, birine güvenmem gerektiğini söylüyordu. Birini aramalıydım… birine anlatmalıydım. Delirecektim... Telefonumu elime aldım ve rehberimdeki isme kaydırarak geldim: Dalya Yıllarımı geçirdiğim dostumdu. Ne zaman ihtiyacım olsa, hep yanımda olmuştu. Amerika'da yüksek lisans yapıyordu, ama bu hafta dönüyordu. Bu kadar yükü onunla paylaşabilirdim. Sadece onun desteğine ihtiyacım vardı. Numarasını çevirdim, ama bir an parmağım duraksadı. Ona gerçekten anlatabilir miydim? Ya beni yargılarsa? Ya bu durumu yanlış anlarsa? İçimde bir tereddüt vardı, ama Dalya'yı tanıyordum. Her zaman anlayışlı olmuştu, beni desteklerdi. Bu düşünceyle cesaretimi topladım ve arama tuşuna bastım. Telefon çaldı, her çaldığında kalbim biraz daha hızla atıyordu. Nihayet Dalya'nın tanıdık, neşeli sesi duyuldu: "Lidya! Bebeğim" "Dalya ne yapıyorsun nasılsın?" "Ben iyiyim de Lidya senin sesin niye kötü geliyor" dedi. Hemen mi anlamıştı? Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Sesim titreyerek cevap verdim: "Dalya… Konuşmamız lazım. Sana bir şey anlatmam gerek." Dalya'nın sesi bir anda daha ciddi bir tona büründü. "Lidya bir şey mi oldu korkutma beni" Bir an duraksadım, doğru kelimeleri bulmaya çalıştım. Derin bir nefes alarak başladım. "Dalya ben hamileyim." "Ne?! Lidya sen ne dediğinin farkında mısın? Ne zaman evlendin? Nasıl haberim olmaz" Dalya şaşkınlıkla soruları ard arda soruyordu. "Evlenmedim, birkaç hafta önce bir şey oldu. Hiç hatırlamadığım bir adamla birlikte oldum ama hatırlamıyorum ve sabahında kendimi çıplak bir şekilde yatakta buldum. Hızlıca oradan kaçtım ve birkaç hafta sonra Midem bulanmaya başladı bugün test yaptım ve iki çizgi çıktı…" Telefonun diğer ucunda bir süre sessizlik oldu. Dalya’nın şok olduğu belliydi. Ardından sesi hafifçe titreyerek çıktı. "Lidya... O adamın kim olduğunu biliyor musun? Nasıl oldu?" "Dalya, bilmiyorum… Her şey çok karmaşık. O geceyi hatırlamıyorum bile. Ama o kişinin kim olduğunu biliyorum. Dalya merakla fısıldadı. "Kim?" Yutkundum bu ismi düşünmek bile tüylerimi diken diken ediyordu. "Akın Karaarslanoğlu" dedim gözlerimi kapatarak Dalya bir anda derin bir nefes aldı ve sanki söylediğim ismi sindirmeye çalışıyordu. "Ne? Mafya lideri Akın Karaarslanoğlu mu? O pislik adam mı? Başımı iki yana salladım, sanki beni görebiliyormuş gibi. "Evet" Dalya konuşmaya başladı. "O biliyor mu seni? Söyledin mi?" Hızlıca cevap verdim. "Hayır! Ona asla söyleyemem. Bu sırrı sonsuza kadar saklamalıyım. Ama ne yapacağımı bilmiyorum, Dalya… Bu yükü tek başıma taşıyamam," dedim, gözyaşlarımı tutamayarak. Dalya hemen sakin ama kararlı bir ses tonuyla konuştu: "Tamam, Lidya, sakin ol. Öncelikle, bunu birlikte atlatacağız. Hemen yarın ilk uçakla yanına geliyorum. Seni böyle yalnız bırakmam. Her ne olursa olsun, senin yanındayım. Bekle beni, tamam mı?" Dalya’nın bu sözleri içimdeki korkuyu bir nebze hafifletmişti. "Teşekkür ederim, Dalya. Gerçekten çok ihtiyacım vardı buna," dedim. Telefonu kapattığımda, bir nebze de olsa rahatlamıştım. En azından yarın Dalya yanımda olacaktı ve bu belirsizlikle yalnız mücadele etmek zorunda kalmayacaktım. Ama hâlâ içimdeki korku dinmek bilmiyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD