Tahrik edici

1322 Words
Akif, günler süren detaylı bir araştırmanın ardından sonunda elindeki bilgileri bir araya getirmişti. Çeşitli kaynaklardan topladığı verileri bir dosyada toparlamıştı ve artık kadınım kimliğinden neredeyse emindi. Akın’ın karargâhına geldiğinde, elindeki dosyayı sıkıca tutuyordu. Bu işi çözmek, patronunun üzerindeki huzursuzluğu biraz olsun dindirebilirdi. Akın, odasının ortasında duran büyük masanın başında oturuyordu. Akif, dikkatli bir şekilde masaya yaklaştı ve elindeki dosyayı önüne bıraktı. "Abi, kadının kimliğini bulduk," dedi sakin ama kararlı bir sesle. Akın, dosyaya bir an bakıp kaşlarını çattı. "Anlat," diye emretti. Akif, dosyayı açarak içindeki bilgileri anlatmaya başladı: "Adı Lidya Ivanova. Rus ve Türk asıllı, 24 yaşında. Bekar, Annesi ve babası yıllar önce bir trafik kazasında ölmüş. Kazadan sonra tek başına kalmış ve annesinden kalan butiği işletiyor. Görünüşe göre dışarıdan bakıldığında sakin ve düzgün bir hayatı var." Akın, dosyadaki belgeleri tek tek incelerken sessiz kaldı. Lidya’nın fotoğrafına dikkatlice baktı. "Başörtülü mü?" Diye fısıldadı Böyle bir kadının tek gecelik ilişkiyle ne işi olurdu? Akın kafası karışık bir şekilde Akife döndü. "Mağazası nerede?" diye sordu. Akif, "Şehir merkezinde Adamlardan birkaçı bugün mağazayı izliyor. Bugün kesin butiğindedir"dedi. Akın, bir an durup düşündü. Gözlerini kısarak, "Devam edin. Bu kadını daha yakından izlemek istiyorum. Her hareketini haber verin" dedi. ~ Bu sırada, Lidya mağazasındaki yoğun bir günü geride bırakıyordu. Yeni gelen ürünleri yerleştirmiş, müşterilerle ilgilenmiş ve günün sonunda bitkin bir halde mağazayı kapatmıştı. Arabasına yöneldiğinde, zihninde sadece eve gidip biraz dinlenmek vardı. Etrafına dikkat etmeden aracına bindi ve motoru çalıştırdı. Ancak farkında olmadan, Akın’ın adamlarından biri, mağazanın dışında aracıyla bekliyordu. Lidya’nın çıkışını gözlemlemiş ve anında diğer ekiplere haber vermişti. "Kadın mağazadan çıktı. Şimdi arabasına biniyor. Onu takip ediyoruz," diye bildirdi telsizle. Adamlar, Lidya’nın arabasını uzaktan takip etmeye başladılar. Onu fark ettirmeden izleyerek evine kadar geldiler. Kadın arabasını park edip dairesine yönelirken, bir başka adam hemen telsizle Akif’e ulaştı. "Abi, kadını bulduk. Şu an evine kadar takip ettik." Akif, bu bilgiyi hemen Akın’a iletti. "Adamlarımız, kadını takip etmişler. Evini öğrendik. Şu an dışarıda nöbet tutuyorlar ne yapalım?" Akın, bu haberi duyduğunda gözlerinde kararlı bir ifade belirdi. Sırıtarak boşluğa baktı. "Evini öğrenmemiz iyi oldu. Ama hemen harekete geçmeyeceğiz. Daha fazlasını öğrenmek istiyorum. Bu kadın gerçekten tesadüf mü, yoksa bir şeylerin parçası mı? İzlemeye devam edin. Hiçbir hareketi gözden kaçmasın." Akif, başıyla onaylayarak odadan çıktı. Akın, hâlâ kafasındaki sorularla boğuşuyordu. Bu kadın sıradan biri olamazdı, ama onun kim olduğunu ve o geceyle ne ilgisi olduğunu çözmek için biraz daha zamana ihtiyacı vardı. Lidya~ Eve geldiğimde yorgunluktan ayaklarımın beni taşıyamayacağını hissediyordum. Kapıyı kapatır kapatmaz çantamı kenara bıraktım, ayakkabılarımı çıkarıp odama çıktım ve üzerimdeki kıyafetleri hızlıca değiştirdim. Yumuşak bir eşofman takımı giyip kendimi biraz olsun rahatlatmaya çalıştım. Daha sonra mutfağa indim. Mutfakta buzdolabını açıp ne bulduysam bir tabak hazırladım ve salona geçtim. Yemek yerken kafamın içindeki karmaşa bir türlü dinmek bilmiyordu. Günlerdir bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum. O geceye dair düşünceler, Hazal’ın tuhaf davranışları... Hepsi üst üste binmiş, beni boğacak bir hale getirmişti. Tam o sırada telefonumdan gelen bir bildirim sesiyle irkildim. Masanın üzerindeki telefona uzandım ve ekrana baktım. Hazal’dan mesaj gelmişti. İçimde tuhaf bir sıkıntı hissettim. Parmaklarım tereddütle mesajı açtı. Hazal: Bu arkadaşlık bitemez. Hazal: Ben bir şey yapmadım. Beni suçlayamazsın. Mesajları okuduğumda bir an duraksadım. İçimde bir öfke yükselmeye başladı. Ne yüzle bana yazıyordu. Telefonu elimde sıkıca tutarken kafamın içindeki sorular daha da çoğaldı. "Ne yapmadın ki, Hazal? Beni o halde tek başıma orada bıraktın. Sen belkide yanımda olsaydın ben sabah o yatakta uyanmayacaktım. Diye fısıldadım kendi kendime. Telefonu masaya bıraktım ve derin bir nefes aldım. Gözlerim salona boş boş bakarken Hazal’ın davranışlarını kafamda tekrar tekrar sorguladım. O normal davranmıyordu ne olmuştu? Ve o adam... Akın Karaarslanoğlu. Onunla ne yapacaktım? Ya beni bulursa? Bu korkuyla mı yaşayacaktım? Sürekli aklıma aynı sorular geliyordu, sanki bir çukurun içinde debelenip duruyordum. Her seferinde çıkış yolu arıyor, ama bulamıyordum. Kendimi koltuğa bıraktım ve başımı ellerimin arasına aldım. Daha fazla düşünmek istemiyordum, ama zihnim beni bir türlü rahat bırakmıyordu. "Beni bulursa ne olur?" diye düşündüm. Ne istediğini bile bilmiyordum. Onun kim olduğunu, ne kadar tehlikeli olabileceğini biliyordum, bunları düşünmek bile mideme bir taş oturmuş gibi hissettiriyordu. 2 hafta sonra Koca iki hafta boyunca aynı şeyi düşünmekten yorulmuştum. İşe gidiyor geliyor aynı seyleri düşünüyor yemek yiyor uyuyor tekrardan ise gidiyordum hayatımın döngüsü buydu. Oturduğum yerden kalktım, derin bir nefes alarak zihnimi boşaltmaya çalıştım. Banyoya gidip yüzümü yıkadım ve yorgun adımlarla odama geçtim. Yatağımı düzelttim ve üzerine uzandım. "Yarın yeni bir gün," diye mırıldandım kendime. Gözlerimi kapatırken, her şeyi bir kenara bırakmaya çalıştım. Hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Şimdi sadece uyumaya ihtiyacım vardı. Akın~ Gördüğüm rüya öyle gerçekçiydi ki bir anda irkilerek uyandım. Nefesim kesilmiş gibiydi, kalbim deli gibi çarpıyordu. Rüyamda onu görmüştüm... O kadını. Yüzü, vücudu, kıvrak hareketleri... O geceyi parça parça rüyamda yaşamıştım. Birlikte olduğumuz anlar, teninin sıcaklığı, dokunuşları... Her şey o kadar netti ki zihnimde yankılanıyordu. Bir an olduğum yerde oturup derin bir nefes aldım. Yatakta doğrulurken alnımdan akan teri fark ettim. Gözlerimi sıkıca kapattım ve rüyada gördüğüm anları tekrar düşündüm. O kadını tam olarak hatırlayamıyordum, ama bu rüya... Bu rüya, zihnimin bana bir şey anlatmaya çalıştığını hissettiriyordu. Yataktan kalkıp banyoya gittim. Elime soğuk su alıp yüzümü yıkadım. Aynaya baktığımda yüzümdeki gergin ifadeyi gördüm. Kendimi toparlamam gerekiyordu. O gece hatırlayamadığım her şey rüyamda bir şekilde beliriyordu. Ama bu ne anlama geliyordu? O kadın… Çok seksiydi, bu kesin. Ama bu rüya beni tahrik etmişti. Acilen soğuk bir duş alıp rahatlamam gerekiyordu. Rüya görüp tahrik olan bir insan değildim ama ya bilinçaltıma yerleştiği için bu rüyayı görmüştüm ya da o geceki seksin görüntüleri rüyama girmişti. Üstümü çıkardım ve aceleci bir hareketle banyoya girdim. Rahatlamalıydım. Yaklaşık yarım saat sonra banyodan çıktım. Hızlıca Üstümü giyindim rahatlamıştım ve çok iyi gelmişti. Pencerenin önünde durdum. Şehir sessizdi, ama benim içimde bir fırtına kopuyordu. Akif’in getirdiği bilgiler yeterli değildi. Kadını bulsam bile onunla ne yapacağımı bilmiyordum. Eğer o bir planın ortağıysa cezasını çekecekti. Ya masumsa o zaman ne yapacaktım? Kızın hayatını ben mahvetmiş oluyordum. Sıkıntılı bir nefes vererek yatağıma oturdum. Düşünmekten kafayı yiyecektim. Lidya~ Sabah uyandığımda yorgunluk hala üzerimdeydi, ama gün beni bekliyordu. Hızlıca yatağımdan kalktiım ve banyoya giderek işlerimi hallettim. Kısa sure içinde geri dondum ve üstümü giyinmeye başladım. Siyah kabanımı omzuma alıp aynı renkteki başörtümü taktım. Aynaya son bir kez baktıktan sonra odadan çıktım. Mutfakta hızlıca bir şeyler atıştırdım, kahvemi bitirirken bir an durup nefesimi topladım. Önümde uzun bir gün vardı ve ne kadar yorgun olsam da işler beni bekliyordu. Arabamın direksiyonuna geçtiğimde, şehrin sabah sessizliğine kendimi bıraktım. Belki de işe odaklanmak, zihnimi dağıtmanın tek yoluydu. Butiğe vardığımda kapıyı açıp içeri girdim. İçerisi her zamanki gibi düzenli ve temizdi. Gün boyu gelen müşterilerle ilgilendim. Bazıları güleryüzlüydü, bazıları aceleci, ama hepsi beni bir şekilde o düşüncelerden uzaklaştırıyordu. O an yalnızca işime odaklanmak beni rahatlatıyordu. Gün sona erdiğinde, mağazayı toparladım, ışıkları kapattım ve kapıyı kilitledim. Yorgun bir nefes alarak arabaya bindim. Akşam trafiği arasında eve doğru sürdüm. Bir yandan radyodan gelen şarkıya kulak verirken bir yandan da kendi sessizliğime gömüldüm. Eve ulaştığımda içimde hem bir rahatlama hem de garip bir huzursuzluk vardı. Her şey normal görünüyordu, sabahtan beri yorgun hissediyordum. Yorgunluk sanki vücudumun her yerine işlemiş gibiydi. Uzun bir günün sonunda, başımın hafifçe dönmeye başladığını fark ettim. Gözlerim kararıyor, ayaklarım beni zar zor taşıyordu. Kendimi toparlamam gerekiyordu. Üstümü çıkardım ve banyoya yöneldim. Önce bir duş almaya karar verdim. Suyun altında durup bir süre rahatlamaya çalıştım, ama o yorgunluk hissi gitmiyordu. Duştan çıkıp üstümü değiştirdim. En rahat ettiğim eşofman takımını giydim ve saçlarımı hızlıca topladım. Ama tam o sırada midemde garip bir rahatsızlık hissettim. Hafif bir bulantı vardı, ama gittikçe şiddetleniyordu. Bir anda kendimi banyoya koştururken buldum. Mide bulantısı dayanılmaz bir hal aldı ve kusmaya başladım. Yorgunluk mu, yoksa başka bir şey mi? Hasta mı oluyordum? Bilmiyordum. Ama bedenimin giderek daha kötüye gittiğini hissediyordum. Gözlerim kararmış, vücudum ağırlaşmıştı. Midemdeki rahatsızlık geçmek bilmiyordu. Kendimi toparlamaya çalışarak banyoda elimi yüzümü tekrar yıkadım. Aynada kendime baktım; yüzüm solgun, gözlerim yorgun görünüyordu. Derin bir nefes alıp odama geçtim. Yatağa uzanırken midemdeki bulantı hâlâ devam ediyordu. Gözlerimi kapatmaya çalıştım, bulantı devam ediyordu. "Yarın daha iyi olmalıyım," Dinlensem iyi olur diye düşündüm ve midemin bulantısından bastırmaya çalışarak uyumaya çalıştım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD