Gecenin İlk Günahı🪷(+18)🔥🔥
Elimdeki pasta kutusuna, sanki içindeki tüm o güzel umutlarımı korumak ister gibi sıkıca sarılarak evin yolunu tuttum. Bugün, erkek arkadaşımı görmediğimin tam yedinci günüydü. İçimde günlerin biriktirdiği öyle yoğun, öyle amansız bir özlem vardı ki... Son zamanlarda şirketteki işleri yüzünden başını kaşıyacak vakti olmuyor, bana pek zaman ayıramıyordu. Ama olsun, içimden her defasında "Sonuçta bizim geleceğimiz için çalışıyor," diyerek kendimi teselli ediyor, ona zerre kadar kırılmıyordum. Evet, çok vakti yoktu belki ama en azından birlikte küçük bir dilim pasta yiyecek kadar dakikayı bana ayırabilirdi. Bu düşüncenin verdiği heyecanla, ona bir an önce kavuşmak için adımlarımı hızlandırdım, adeta koşar adım yürüyordum.
Sonunda binanın önüne geldiğimde kalbim heyecanla çarpmaya başladı. Çantamdan anahtarı çıkarıp kapıyı açtım ve kendimi içeri attım. Ancak koridorda gözüme çarpan ilk şey, yabancı bir kadın ayakkabısı oldu. Bir an duraksadım. İçerideki Sırma olmalıydı; canımdan çok sevdiğim, her şeyimi paylaştığım en yakın arkadaşım. Adımlarımı oturma odasına doğru yönelttiğimde ise gördüğüm manzara kanımı dondurdu. Kıyafetler, adeta bir fırtınaya kapılmış gibi yerde dağınık halde, sağa sola saçılmıştı.
O an göğsüme ağır bir taş oturdu, içimi amansız bir korku kapladı. Böyle bir şeyin mümkün olmasına ihtimal bile vermek istemiyordum. Hayır, kesinlikle yanlış görüyor olmalıydım, zihnim bana oyunlar oynuyordu. Ayaklarım geri geri gitmek istese de korkudan titreyen adımlarla yatak odasına doğru yaklaştım. Zaten aralık duran kapıya uzandı elim. Parmaklarımın ucundaki o soğuk ahşabı yavaşça, nefesimi tutarak araladım.
Gözlerim, hayatım boyunca unutamayacağım o iğrenç sahneye kilitlendi. En yakın arkadaşım ve canımdan çok sevdiğim erkek arkadaşım, gözlerimin önünde yatakta birlikte sevişiyorlardı.
O an parmaklarımın bağı çözüldü. Elimdeki pasta kutusu büyük bir gürültüyle yere düştü. Göğsüm hızla inip kalkarken, gözlerime çoktan sıcak yaşlar dolmaya başlamıştı bile. Ben şu an ne görüyordum? Gerçek miydi bu kabus?
Pastanın yere düşme sesi odanın sessizliğinde adeta bomba gibi yankılandı. İkisi de büyük bir telaşla kapıya, bana doğru döndüler. Yüzlerindeki o suçlu panikle hemen üstlerini kapatmaya çalışıyorlardı.
"Siz..." dedim, sesim boğazımdaki hıçkırığa karışıp acıyla titrerken. "Siz bana bunu nasıl yaparsınız?!" diye bağırdım, odadaki duvarlar feryadımla sarsıldı.
Sırma, yüzündeki utançla karışık korkuyla hemen beline beyaz çarşafı doladı. Yataktan sıyrılıp kekeleyerek yanıma gelmeye çalıştı. "Karaca, affet... Kendimize hakim olamadık," dedi, sesi o kadar zavallıca çıkıyordu ki.
"Hakim olamadınız mı?"
İçimden kopan o devasa acıyla, odada yankılanan deli dolu, sesli bir kahkaha attım. Bu bir gülüş değil, arkasındaki ihanetin çığlığıydı.
O sırada Sarp, yerdeki kıyafetlerini apar topar üzerine geçirip bana doğru yaklaştı. Yüzünde en ufak bir pişmanlık kırıntısı bile yoktu. "Ne yapacaktım Karaca?" dedi, sesindeki o pişkin ton canımı daha da yaktı. "Ömrünün sonuna kadar seni mi bekleyecektim? Kaç defa seninle birlikte olmaya çalıştım, her seferinde 'evlenmeden olmaz' diyerek beni durdurdun! Ne bekliyordun yani, seninle evlenene kadar kimseyle sevişmeyeceğimi falan mı?"
Duyduklarımla midem bulandı. "Ne yani..." dedim, gözlerimden akan yaşların arasından sinirle yüzüne bakarak. "Şimdi bu iğrenç şeyi, seninle sevişmediğim için mi yaptın?!"
"Evet, onun için yaptım!" diye üste çıktı, kendini haklı çıkarmaya çalışarak. "Ne zaman dokundurdun kendine, ne zaman seninle birlikte olduk? Erkeğiz biz! Biriyle sevişmeden kimseye sadık kalmayız."
Bu sözler, kalbime saplanan son hançer oldu. Tiksintiyle yüzlerine baktım. "Sen iğrenç bir pisliğin tekisin," dedim, sesimdeki titreme yerini amansız bir öfkeye bırakırken. "İkiniz de gözüme bir daha sakın gözükmeyin!"
Arkamda darmadağın olmuş bir hayat, yerde parçalanmış bir pasta ve iki zavallı bırakarak, arkama bile bakmadan orayı terk ettim.
Dışarı çıktığımda hava çoktan kararmıştı. Şehrin ışıkları gözlerimi acıtırken, içimde büyüyen o devasa boşlukla nereye gideceğimi bilemeden yürüyordum. Eve gitmek, o duvarların arasına sıkışmak istemiyordum. Gözümden sicim gibi akan sıcak yaşları elimin tersiyle hırsla sildim. Ne yapacaktım ben şimdi? Bütün dünyam, üzerine titrediğim her şey tek bir saniyede başıma yıkılmıştı. Göğsümdeki bu amansız yangını söndürmek, kendimi biraz olsun rahatlatmak için bir şeyler içmem gerekiyordu.
Tam o sırada önümde, ışıl ışıl parlayan lüks bir bar belirdi. Buranın neresi olduğu, kapısındaki insanların bana nasıl baktığı hiç umurumda değildi; kendimi adeta bir kaçış yolu arar gibi içeri attım. Gürültülü müziğin ve loş ışıkların arasına karışıp boş bir tabureye geçip oturdum. Karşımdaki barmene bakıp, sesimdeki acıyı gizlemeye çalışarak "Ne varsa ver," dedim. Önüme koyduğu ilk içkiyi gözümü bile kırpmadan, tek dikişte mideye indirdim. Boğazımdan aşağı inen sıvı yakıcı ve çok acıydı ama kalbimin acısının yanında hiçbir şeydi, umurumda bile olmadı. "Bir tane daha, bir tane daha..." derken, önümde boş bardaklardan küçük bir ordu birikmişti bile.
Tam o sırada yan taraftaki tabureye birinin oturduğunu hissettim. Başımı o tarafa doğru çevirirken içimden bir ses, "Sonunda derdimi anlatabileceğim biri geldi," dedi. Nasıl olsa yabancıydı, bir daha nerede karşılaşacaktık ki?
Zihnim dumanlanırken başımı hafifçe yana eğdim. "Şşttt, bana baksana," dedim, sesimin sarhoşluğun etkisiyle yayılmaya başladığını fark ederek. İlk başta dönüp bakmadı, beni duymamış gibi yaptı. Pes etmedim, bu kez biraz daha yüksek sesle ve fısıltılı bir tonda yeniden seslendim: "Şşttt yakışıklı, sana diyorum..."
Bu sefer dikkatini çekmek için elimi uzatıp koluna dokundum. Dokunuşumla birlikte, ani ve mesafeli bir hareketle benden geri çekildi. Kendini korur gibi bir hali vardı. Tepkisine karşılık ellerimi havaya kaldırarak, "Sakin ol, sakin ol... Yemeyeceğim seni," dedim hıçkırıkla karışık bir gülüşle. Ardından masadaki içkilerden birini ona doğru uzattım. "İçsene," dedim gözlerimi kırpıştırarak. Ama uzattığım bardağı alıp içmedi, sadece beni izliyordu. "Peki, ben içeyim o zaman, boşa gitmesin bari," diyerek o bardağı da kafama diktim. Bu son içkiyle birlikte, başımın tamamen döndüğünü ve o koyu sarhoşluğun beni ele geçirdiğini iyice anlamıştım.
Ona doğru biraz daha yaklaştım, aramızdaki mesafeyi kapattım. "Biliyor musun bugün ne oldu?" diye sordum. Hiçbir cevap vermedi, yüzü bir heykel gibi tepkisizdi ama ben onun beni dinlediğini varsayarak konuşmaya devam ettim. "Bugün... Tam bugün ben aldatıldım," dedim, bardağımda kalan son yudumu da içerek. "Sence ben bunu hak ettim mi? Hayır! Neymiş... Ben onunla sevişmiyormuşum, o yüzden başkasını bulmuş. O başkası da kim biliyor musun? En yakın arkadaşım!"
İçimden kopan o korkunç dalgayla acı ve sesli bir kahkaha attım. "Beni... Beni arkamdan bıçakladılar yani," dedim. Kendi sesim bile bana çok uzaktan geliyor gibiydi. Artık tamamen sarhoş olmuştum, bardağı sertçe masaya bırakıp oturduğum yerden ayağa kalktım. Dengemi korumaya çalışarak yanımdaki adamın iyice dibine girdim. Kokusu, bakışları o dumanlı zihnime sızarken yüzümü yüzüne yaklaştırdım.
"Bana baksana... Sence ben güzel miyim?" diye sordum, gözlerinin içine bakarak. Sonra duraksadım. "Dur dur, yanlış soruyu sordum." Biraz daha yaklaştım, nefesimi teninde hissedeceği kadar yakınındaydım artık. "Benimle sevişmek ister misin?"
Adam, sorduğum soruyla birlikte donakaldı, gözleri şaşkınlıkla fal taşı gibi açıldı. Kararlı bir tavırla, "Evet, yanlış duymadın," dedim. "Benimle hemen şimdi seviş. Söz veriyorum başına bela olmayacağım, sadece o lanet olasıdan intikam almak istiyorum." Ona doğru bir adım daha atıp titreyen elimle kolunu tuttum, yalvarır gibi, "Hadi, beni kırma..." dedim.
Derin bir nefes aldı, gözlerindeki o koyu ifadeyle yüzümü inceledi. "Emin misin?" diye sordu, sesi erkeksi ve pürüzsüzdü.
"Evet," dedim, gözlerimden bir yaş daha süzülürken. "Hayatımda hiçbir şeyden bu kadar emin olmamıştım."
Tam o an, alkolün tüm ağırlığı vücuduma çöktü ve olduğum yerde şiddetle sendeledim. Tam yere kapaklanacakken, güçlü ve sıkı bir el beni kolumdan yakaladı. Beni düşmekten kurtaran o ses tekrar duyuldu: "Peki, sen istedin... Sonra pişman olma."
Beni bardan çıkarıp bir otele götürdü. İçeri girdiğimizde gözlerim o ihtişamla kamaştı; devasa, lüks ve göz alıcı bir yerdi. "Vay canına... Sen burada mı yaşıyorsun? Yakışıklı olduğun kadar da zenginsin," diye mırıldandım kelimeleri yuvarlayarak.
O sırada ayaklarım artık beni taşıyamaz hale gelmişti. Durumu fark edip beni aniden kucağına aldı. "Yürüyemeyecek kadar sarhoşsun," diyerek beni göğsüne yasladı ve büyük adımlarla yürümeye başladı.
Odaya adım attığımızda beni yavaşça yere bıraktı. Ayaklarım yere basar basmaz, içimdeki o amansız öfkeyle gözlerinin içine baktım ve durmaksızın dudaklarına yapıştım. Sanki hayatımda ilk defa birini öpüyormuş gibi toy, ama bir o kadar da hırsla, acıyla ve ihanetin getirdiği nefretle öpüyordum onu. Bu ani atağıma karşılık vererek beni arkamdaki duvara yasladı. O da sanki kendi içindeki derin bir öfkenin, sakladığı bir hesaplaşmanın acısını çıkarır gibi sertçe karşılık veriyordu öpüşüme. Öpüşleri ne kadar sert ve hırslıysa, arkasındaki o his de bir o kadar yoğundu.
Gözü hiçbir şey görmezken üzerindeki ceketi hızla çıkarıp kenara fırlattı. Ben de daha fazla beklemek istemiyordum; üzerimdeki bluzu bir çırpıda çıkarıp attım. Şimdi karşısında sadece sütyenimle kalmıştım. İçimde, hayatımda ilk defa bir erkekle bu kadar ileri gidiyor olmanın verdiği o kaçınılmaz korku vardı, kalbim göğüs kafesimi yıkacak gibi çarpıyordu. Ama gözüm kararmıştı bir kere; Sarp’tan, o iğrenç ihanetten intikamımı ancak bu şekilde, kendi sınırlarımı yıkarak alabileceğimi düşünüyordum.
O da gömleğinin düğmelerini hırsla çözüp üzerindeki kumaşı çekip attı. Karşımda beliren o kusursuz, güçlü gövdeyi görünce içimde istemsizce ona dokunma, tenini hissetme arzusuyla yanıp tutuştuğumu fark ettim. Dudaklarımız birbirinden bir an bile ayrılmıyordu; o beni hala sertçe, nefesimi kesecek gibi öpmeye devam ederken, adımlarımız bizi yatağa doğru sürükledi.
Yatağın yumuşak zeminine uzandığımda, dudakları yavaşça aşağı kaydı ve boynumdan öpmeye başladı. Tenimde bıraktığı o sıcak, ıslak dokunuşlar bana kelimelerle anlatılamayacak kadar iyi hissettiriyordu. Oradan göğüslerime doğru indi. Sütyenimi tek bir hamlede, bir çırpıda çıkarıp tenimden ayırdı. Üstümün tamamen boş kalmasıyla içimi anlık bir utanç dalgası kaplasa da, onun göğüslerimi dudaklarının arasına alıp emmeye başlamasıyla o utanç bir anda silindi, yerini tamamen yakıcı bir şehvete bıraktı. Odanın sessizliğinde, kendi boğazımdan yükselen kısık ve haz dolu inlemelerim yankılanmaya başlamıştı bile.
Dudakları daha da aşağılara, tenimin derinliklerine doğru yol aldı. Üzerimdeki eteği bir çırpıda sıyırıp indirdi, güçlü elleriyle kalçalarımı sıkıca kavradı. Çok beklemeden, altımdaki son parçayı, iç çamaşırımı da tenimden söküp aldı. Artık karşısında tamamen çırılçıplaktım, tüm savunmasızlığımla ona aittim. Kendi pantolonunu hızla üzerinden çıkardı ve tek bir hamlede baksırını da fırlatıp attı.
Çıplak teni tenime değerken üstüme doğru eğildi, gözlerimin ta içine bakarak sordu: "Emin misin?"
"Evet," dedim, sesimdeki sarhoşluk ve şehvet birbirine karışırken. "Eminim."
"Başlarsam duramam," dedi, sesi her zamankinden daha boğuk ve derinden geliyordu. "Son defa soruyorum, emin misin?"
"Evet, hem de çok eminim," diyerek bu kez ben onun dudaklarına yapıştım, tüm şüpheleri yok etmek ister gibi.
Dudaklarımı hırsla öpüyor, diliyle tenimi yalıyor ve hafifçe ısırıyordu. Bu hoyrat ama zevk dolu yaklaşım içimdeki ateşi körüklüyordu, çok iyi hissettiriyordu. Erkekliğini yavaşça kadınlığıma sürtmeye başladı. O tenime her sürtündüğünde, odanın duvarlarında yankılanan inlemelerim daha da sıklaşıyordu.
"Hazırsın," dedi nefes nefese, "şimdi içine giriyorum."
Anlık bir korkuyla gözlerimi kırpıştırdım. "Yavaş olur musun? İlk seferim..." diye mırıldandım dürüstçe.
Gözlerinde anlayışlı bir ifade belirdi. "O iş bende, korkma," dedi pürüzsüz bir sesle. Erkekliğinin başını vajinama yerleştirdiği an, ani bir refleksle kaslı koluna dokunup onu durdurdum. "Prezervatif takmadın," dedim endişeyle.
Hafifçe gülümsedi, sesinde tuhaf bir rahatlık vardı. "Merak etme, zaten kısırım. İstesem de çocuğum olmaz," diyerek erkekliğini içime doğru yavaş yavaş, santim santim itmeye başladı.
İçimde genişleyen o yabancı hisle birlikte keskin bir acı dalgası bedenimi sardı. Acıyla tırnaklarımı kaslı koluna sertçe geçirdim. Ağzımdan iradesizce, can havliyle bir "Ah!" sesi döküldü, gözlerim sıkıca kapandı.
"Şşştt..." diye fısıldadı kulağıma doğru, saçlarımı okşayarak. "İlk başta acıyacak ama sonra zevk alacaksın."
İçimde yavaş yavaş, düzenli bir ritimle gidip gelmeye başladı. Gerçekten de dediği gibi oluyordu; o sert, keskin acı yerini yavaş yavaş zihnimi uyuşturan, tenimi kavuran yoğun bir zevke bırakmaya başlamıştı.