“Önce depoya, Cesur’a da haber verin” dedim ve yola çıktık.
Dönüş yolu boyunca Vezir ve Çelebi neler olduğunu sorup durdular. Gediz ise hala vericeğim tepkiyi bekliyordu.
Depoya varana kadar düşündüm.
Beklediğimden bambaşka bir kadındı Azade. Öyle iddaalı bakıyordu ki cesaretini hissediyordum. Önemsemiyordu, korkmuyordu benden.
Çok daha basit birini beklemiştim karşımda özellikle de kolay.
Beni böyle etkileyebileceği aklımın ucundan dahi geçmemişti.
Güzelliği tarifsizdi…
Bunca zaman bana aitken benim onu bilmiyor olmam…
Araba durup deponun önüne geldiğimizde tüm düşüncelerimden sıyrıldım. Depoya beni bekleyen şerefsiz için girerken tekrar avcı oldum.
Cesur gelmiş adamın karşısındaki sandalyeye oturmuş bizi bekliyordu. Çelebi ve Vezirde adamın başına geçtiler.
Gediz’e döndüm.
“Gediz toparlan İstanbul’a dönüyorsun”
“Avcı ben özür dilerim, vallahi bilmiyordum. Yani hiç birimiz bilmiyorduk. Benim klasik zevzekliğim, bilsem yapar mıyım” diye yalvarmaya başladı.
“Gediz zaten bilmeyerek yaptığın için sağsın. İstanbul’a dön, orada işlerin başında durursun”
“Avcı”
“Gediz ikiletme!”
“Tamam” diyip Çelebi, Vezir ve Cesurla hızlıca vedalaştıktan sonra gitti.
“Gelelim sana” diyerek adamın karşısına geçtim.
Bir sandalyede elleri ve kolları bağlı bekliyordu. Ağzında bir kumaş parçası tıkılıydı.
Önce üzerimdeki ceketi çıkartıp fırlattım.
“Şimdi baştan başlayalım. Önce bir tanışalım”
Gömleğin sağ kolunu yukarı katlamaya başladım.
“Ben Aslan Aladağlı. Herkes avcı diye bilir ama senin bu detaya ihtiyacın yok”
Sol kolu kıvırmaya başladım.
“Sen bana ne demiştin?” dedim. Adam yerinde kıpırdanmaya başladı.
“Oğlum açsanıza adamın ağzını. Konuşmayı öğreteceğiz demedik mi!” dedim. Çelebi ağzındaki kumaş parçasını çıkarınca adam kısa nefesler alıp öksürdü.
“Sen bana Aslan paşa demiştin” diyip güldüm.
“Pişman olacaksınız. Ben Gürsoyların damadıyım” dedi nefes nefese. Daha büyük bir kahkaha attım.
“Ulan insan karısının soyadına sığınır mı lan”
“Bunu sana ödetecekler Aslan paşa”
Dediği an elmacık kemiğine sağlam bir yumruk geçirdim. Sandalye geriye doğru devrildi,
“Kaldır!”
Çelebi adamı kaldırdı yerden ve tekrar oturttu. Burnundan kan sızmaya başlamıştı bile.
“Adın ne ulan senin?” dedim. Acıyla gözlerini sıkıca yummuş, dişlerini sıkıyordu.
Başına dikildim ve kafasını kaldırdım kendime doğru.
“Ben soru sorduğumda hemen cevap vereceksin! Adın ne!”
“Selim” dedi inleyerek.
“Güzel. Gürsoyların damadı Selim” kafasını bırakıp karşısına geçtim tekrar.
“Benim karım hakkında dediklerini hatırlıyor musun?” başını sağa sola yana salladı.
“Önce dedin ki adamın umrunda değil…
Kadın ne yapmış…” dedikten sonra sağlam bir yumruk attım. Sandalye tekrar yere devrildi.
“Yanında kim var!” dedim ve karnına bir tekme attım.
“Kapısını kimler çalıyor!” bir tekme daha.
Adamın çığlıkları yankılandı depoda. Öksürürken ağzından kanlar akmaya başladı.
Kafasını ayağımın altına aldım ve iyice bastırdım.
“Senin de karından farkın yok, karı çalıştırıyorsun dedin”
Bir tekme daha savurdum. Nefesi kesildi.
Cesur başını çevirmişti.
“Buraya bak!” diye bağırdıktan sonra adama döndüm tekrar.
Adamı yerden kaldırdım tekrar ve ona doğru eğildim, göz hizasına indim.
“Pezevenk miyim sence ben?” dedim. Boş gözlerle bakıyordu bana.
“Cevap ver!”
“Abi” dedi Cesur sesi titreyerek.
“Çelebi!” diyip uzattım elimi ve bıçağı aldım.
“Sence ben ve karım karı mı pazarlıyoruz lan it!”
“Abi yeter” dedi Cesur. Çelebi dönüp sessiz olması gerektiğini söylesince susup izlemeye devam etti.
Arkadan bağladığımız ellerini çözdüm. Sağ elini dizinin üstüne koydum.
“Bir daha karımın adını ağzını almayacaksın.
Ailem hakkında konuşmayacaksın.
Karımı gördün mü yolunu değiştireceksin.
Anlaşıldı mı?”
“Evet”
“Daha yüksek sesle”
“Evet” dedi son gücüyle.
“Benim adımı ezberle
Aslan Aladağlı!”
Bıçağımı serçe parmağına sapladım. Çığlığı tüm depoyu inletti.
“ASLAN ALADAĞLI!”
Keskin bıçağı iyice ittirdim. Bir kaç hamle sonra parmağı kopup yere düştü. Fışkıran kan gömleğimde büyük leke bıraktı.
Çelebi yere düşen parmağı alıp küçük bir poşete koyduktan sonra Selim’in ceketinin cebine koydu.
“Aslan’ın pençesine takıldım dersin” dedim Selim’in çığlıkları arasında.
Cesur midesi bulanarak izlerken Çelebi ve Vezir sıkılmıştı.
Hıncımı alamayıp bir kez daha yumruk atınca çığlık sesi kesildi.
“Abi hadi artık sıkılmadın mı?” dedi Çelebi.
Son kez vurduktan sonra bıraktım yere.
Çelebiye uzattım tekrar elimi.
Bir havlu tutuşturdu. Elime yüzüme bulaşan kanları sildim.
“Abi gömlek yine çöp oldu” diyip gevşek gevşek güldü Çelebi.
“Gürsoy ailesini tanıyor musun Cesur?” dedi Vezir.
“Evet, kalabalık ve güçlü bir aile. Yakında başımıza bela olurlar”
Cesur’un cevabı Vezir’in pek hoşuna gitmemişti. Vezir hep en mantıklı ve sakin olanımız olmuştu, benim el frenimdi.
“İyi bari ilk düşmanımızı öğrenmiş olduk” dedi Çelebi.
Çelebi’de en eğlenceli adamımdı, Stratejik davranmak yerine daha çok adam öldürmemiz gerektiğini savunurdu.
“Ama bu çok erken pes etti. Daha en heyecanlı yerine gelmemiştim ki” dedim.
“Sabaha anca ayılır” dedi Vezir.
“En heyecanlı yeri neresiydi abi?” dedi Çelebi merakla.
“Ne bok yedikleri belli değil demişti” dedim.
Çelebi önce kahkaha attı sonra,
“En sevdiğim… Kanalizasyona gidiyor değil mi?” diye sordu.
“Evet”
“Kanalizasyon derken?” dedi Cesur Vezir’e.
“Abin bütün şehrin bokunu Selim’e yedirecek” diyince Cesur daha da tiksindi.
Çelebi kulağıma eğilip.
“Abi kızma ama senin abin bu çocuğu pek süt oğlan büyütmüş. Çok işimiz var” dedi
“Vaktimiz bol Çelebi, onu da adına yakışır yaparız” dedim ve yerdeki ceketimi aldım.
Cesur’u yanıma aldım,
“Biz eve gidelim. Selim sizde”
“Tamam abi merak etme”
“Bu arada Vezir, Azade’nin yanındaki kadınlar kim kimden kaçtı ne kadardır oradalar hepsini bilmek istiyorum”
“Tamam Av.. Aslan”
“Yarın sabah”
“O kadar erken olmaz Aslan. Burada o kadar adamım yok”
“Yarın sabah Vezir, kahvaltım bitmeden” diyip Cesurla beraber depodan çıktık.
“Adama neden direk sıkıp öldürmedin?” dedi Cesur.
“Öldürmek çok kestirme, hem ben hız sevmiyorum” dedim ve arabaya bindik.
Annem konağa girerken bizi görünce koşarak yanımıza geldi.
“Bu ne hal Aslan? Ne oldu?”
Gömleğim kan içindeydi,
“Sakin ol benim kanım değil”
“Gürsoyların damadı Selim’in kanı” dedi Cesur.
“Ne! Öldürdün mü adamı?”
“Keşke öldürseydi anne”
Dedikodu yapar gibi konuşmasına sinirlendim.
“Cesur! Belki ki sende nerede ne konuşacağını bilmiyorsun”
“Ama abi…”
“Kadınları işine karıştırmayacaksın Cesur”
“Aslan ben sana sıkıntıdayız, dost edin diyorum sen ne yapıyorsun? Hani düzen kuracaktın, adabına uygun olacaktı her şey”
“İşine karıştırırsan bu sözleri dinlemek zorunda kalırsın” dedim ve annemi görmezden gelerek hızlı adımlarla odama çıktım.
Banyoya girip suyun altına attım kendimi. Ellerimi duvara yasladım ve suyla birlikte gerginliğiminde akıp gitmesine izin verdim.
Sakinleşince aklıma Azade geldi.
İnatçı hali,
Dik duruşu,
Öfkeli gözleri,
Kalın dudakları,
Dolgun göğüsleri,
İnce beli…
Suyu soğuğa getirince kendime geldim.
Banyodan çıkar çıkmaz yatağa attım kendimi ve uyudum.
Gözlerimi açtığımda neredeyse öğlen olmuştu. Vezir fazladan epey zaman kazanmıştı. Uyuşuk hareketlerle kalktım yataktan.
Siyah bir gömlek ve pantolon giyip çıktım odadan. Salonda Cesur ve Dilan oturuyordu. Kahvaltı masası hazırdı.
“Günaydın” diyip masaya doğru yürüdüm.
“Günaydın”
“Annemle Dicle nerede?”
“Kahvaltıdan sonra odasına çekildi ikiside”
“Kahvaltı yapmışlar yani?”
“Evet, erken yaptılar onlar”
“Siz?”
“Biz de az önce bitirdik”
“Önceden masa konusunda çok katıydı annem, şimdilerde pek umrunda değil heralde”
“Üç yıldır umrunda değil”
“Babamdan beri…”
“Babamdan beri…”
“Anladım”
Hızlı bir kahvaltı yaptım. Telefonu tam elime almış Vezir’i arayacaktım ki Vezir Çelebiyle birlikte içeri girdi.
“Günaydın Aslan”
“Günaydın”
Vezir elinde bir dosya salladı.
“İstediklerinin bir kısmı burada. Tamamını bulamadım maalesef” diyip bana uzattı.
Dosyayı açıp incelemeye başladım.
“Tecavüze uğrayan, zorla evlendirilen, okula gönderilmeyen, kocası tarafından şiddet gören…”
“Yenge maşallah mor çatı gibi sahip çıkmış” dedi Çelebi.
On dakika kadar hepsini inceledim.
“İşte bu!” dedim ve seçtim birini. Vezir baktığım yere eğildi.
“Hacer. On altı yaşında, kocasından kaçmış”
“On altı yaşında kızın kocası olmaz yalnız abi!” diye bağırdı Dilan.
“Biliyoruz Dilan biliyoruz! Bana kızı verdikleri adam da lazım”
“Ne yapacağız adamı?”
“Haddini bildireceğiz sübyancının” dedi Çelebi gururla.
“Hayır, adamla beraber karımı ziyarete gideceğiz”
“Ne! Abi adamı kıza, Hacer’e mi götüreceğiz?”
“Azade’nin inmesi için bu adamın oraya çıkması gerek. Kötü seçimlerin kötü sonuçları olur”
“Abi küçük kıza yazık ama yapma”
“Azade hanıma küçük bir ders lazım. Tanışmak lazım…”
“Ama abi…”
“Çelebi hadi kardeşim, çene yapma çok işimiz var” diyip kalktım.