DOKUZUNCU BÖLÜM

3823 Words
“ Yakut, şirkete geçmeden önce bizim eve uğra.” Ayakkabımı bağlamaya çalışırken telefonu başımla omuzum arasında sıkıştırdım. “ Sizin ev bana yasaklı bölge unuttun mu? Yoksa bana suikast mı düzenliyorsun Evren?” botumun bağcıklarını bağlamayı bitirince telefonu elime alıp anneme öpücük yollayarak kapıyı arkamdan kapattım. “ Hayır, Yakutçuğum. Acil buraya gelmen gerekiyor. “ dedi. Onun bu acil kelimesi beni korkutmaya yetmişti. Aklıma hemen babaanne gelmişti nedense. “ Babaanne iyi mi?” diye sordum panikle. Eve gidemediğim için bir haftadır sadece telefonda duymuştum sesini. O çakma patron yüzünden rahat rahat göremiyordum kimseyi. Nasıl olduğunu merak etmiyor değildim ama iş yerinde yeterince gözüne batıyordum zaten bir de evine girip tamamen delirtmek istemiyordum. “ İyi, babaannem ile ilgili değil. Telefonda anlatamam. Hemen gelmen gerekiyor.” “ Ne oldu? Evren…” telefonun kapandığını o zaman anlamıştım. Ve bu durumda hiç hoşlanmamıştım. Koşturarak, soğuğa aldırmadan dolmuş durağına geldim. Normalde beklemek alışkın olduğum bir durumdu ancak şu an bekleyecek durumda değildim. Endişe ve merakta ölecek gibi hissediyorum. Soğuk altında öne arkaya sallanarak soğuktan bir nebze olsun kurtulmaya çalışıyordum ancak pek işe yaradığı söylenemedi. Sonunda otobüs gelmeyi başarmıştı. Aceleyle ilk defa koltuk kapmak için değil de bir an önce gitmek için içeriye dalmıştım. Ama ilk binenlerden biri olduğundan oturacak yeri de kolayca bulmuştum. Camın kenarına geçip hareket eden otobüsten dışarısını izlemeye başladım. Aklımda onlarca düşünce vardı. Umarım kimseye bir şey olmamıştı. Şu an bunun için dua ediyorum. Ferhat Beyin acısı henüz bu denli taze iken yeni bir acıyla yüzleşmekten açıkçası korkuyordum. Evren babaannenin iyi olduğunu söylemişti ancak ben yine de görmeden emin olmayacaktım. Başka türlü beni acil olarak evine çağırası için hiçbir sebep yoktu. Çakma patronum evde olmasa daha iyi olacaktı. Ve giremeden kovulmak istediğim söylenemezdi. Evren’in beni eve çağırdığını düşününce o suratsı çakma patronun evde olmadığını düşünebilirdim. Bile bile beni eve çağırmazdı. Durağa geldiğimde, acele ederek otobüsten indim. Biraz yürümem gerekecekti. Yani bu zaman kaybetmem anlamına geliyordu. Ancak yapabileceğim bir şey yoktu. Evren’i çağırıp beni almasını söyleyemezdim. Doğru olmazdı. O yüzden her zaman yaptığım gibi yürümeye başladım. Aşağı yukarı yirmi dakikalık bir yol vardı ve hava gerçek anlamda buz gibiydi. Şalıma biraz daha sıkı sarılıp yürümeye devam ettim. Bir süreden sonra artık soğuk öyle bir işime işlemişti ki dişlerim ben den bağımsız bir halde birbirine vurmaya başlamıştı. Gurur yapıp Evren’i aramadığıma şu an gerçekten pişman olmuştum. Soğuktan donmak üzereydim. Arkamdan yükselen araba sesini duyunca hevesle geriye döndüm. Evren’in arabasını gördüğümde biraz daha sevinmiştim. Başka bir şey dileseydim olurmuş yani. Ancak aracın içindeki kişiyi gördüğümde sevincim yine buhar olup uçmuştu. Bu adamın Evren’in arabasında işi neydi? Yanımdan geçi gitmesini bekliyordum ancak o beni gerçekten şaşırtarak hemen önümde durmuştu. Büyük olasılıkla şal ve bere yüzünden beni tanıyamamıştı. Başka türlü burada soğuktan öleceğimi bilse durmazdı. Buna emindim. Yüzümdeki kırmızı şalı aşağıya indirip görmesi için eğildiğimde, koyu filmle kaplı cam yavaşça aşağıya doğru kaydı. Koyu gözleri gördüğümde nefes almayı bile unutmuştum.” Senin burada ne işin var?” diye sordu yaptığı hareketi aksine oldukça kaba bir şekilde. Sağa sola bakınıp bizi gören herhangi biri var mı diye kontrol ettim. Ancak kimseler görünmüyordu. Bu soğukta benden başka hiçbir aptal dışarıya çıkmazdı zaten. Bu yüzden hayatta kalmak için sakince karşılık vermem mantıklı olacaktı. “ Evren, beni çağırdı. Acil olduğunu söyledi.” “ Evren…” dedi başını sallayıp ileriye bakarken.” Sana bu evin etrafında bile geçme dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Görünüşe göre sen bunu unuttun. Sürekli hafızanı canlı tutabil diye tekrar etmem mi gerekiyor?” Senin tuzun kuru tabi demeyi çok isterdim. Zira kendisi sıcak arabanın içinde otururken rahatça ileri geri konuşabilirdi. Ama ben soğukta donma tehlikesiyle yüzleşiyordum. Hayat gerçekten adil değildi.” Üzgünüm…” dedim zorlukla. Dişlerim birbirine vuruyordu. “ Acil olduğu söylendiği için koşarak geldim.  Yoksa böyle bir niyetim yoktu.” Bir süre sadece yüzüme baktı. Benim burada donarak ölmemi mi beklediğini düşünmeden edememiştim. “ Bin” dediğinde doğru şeyi duyduğuma emin olmak için yerimden bile kıpırdamamıştım. Git demiş de olabilirdi ve ben soğuktan donmak üzereyken aklım bana oyun oynuyor olabilirdi. “ Sana bir şeyi kaç kere söylemem gerekiyor anlaman için?” “ Ne?” “ Bin “ dedi başıyla içeriyi işaret ederek. Buna asla hayır diyemezdim. Hava soğuktu ve ben donmadan o eve girmek istiyordum. Beni öldürmek için arabasına almayacağını düşünerek kendimi rahatlattım. Eğer öldürmek isteseydi beni burada bırakarak bunu pek ala yapabilirdi. Zaten yarım saate kalmadan soğuktan donmuş olurdum. Kendisi de zahmet etmeden benden kurtulurdu. Arka kapıya yaklaşıp kolu kavradığımda “ Ben senin şoförün müyüm?” diye seslendi. Kapıyı açmaktan vazgeçip hızlı adımlarla arabanın önünden dolanıp yan tarafa geçtim. Soğuktan ölmeyeceksem de korkudan ölebilirdim. Bu adam iyilik mi yapıyordu yoksa ceza mı veriyordu anlamak çok zordu. Kapıyı açıp oturduğumda, bir şey söylememişti. Ancak ben kızacak korkusuyla nefes almaktan bile korkuyordum. Araç evin bahçesine girdiğinde, ona daha fazla sorun çıkarmamak adına kapıyı hızla açıp kendimi yeniden soğuk havaya bıraktım. Gelip gelmediğine bakmadan merdiveni çıkarak kapıyı çaldım. Arkamdan gelen ayak seslerini duyabiliyordum ve bu beni daha gergin bir hale sokuyordu. Sanki ecel peşimde dolanıyormuş gibi hissediyordum. Ancak o yanıma varmadan hemen önce kapı açıldığında rahat bir nefes alarak içeriye girdim. Peşimden geleni umursamadan salona doğru yürümeye başladım. Tüm aile toplanmış bir şekilde karşılıklı oturuyorlardı. Aylardır bu eve gelmemiş gibi hissetmiştim kendimi. Bakışlar tek tek bana dönerken yüzlerde küçük tebessümler oluşuyordu. Ancak çok geçmeden tebessümler silindiğinde, onun geldiğini anlamıştım. Sanırım bu evdeki davetsiz misafir ben değil oydu. Nedense çok da şaşırmamıştım. Aceleci bir halde babaannenin yanına gidip sarıldım. O beni kovmadan önce bunu yapmayı istemiştim. Geri çekilecekken babaanne izin verememiş ve üzerine eğilmiş halde durmaya devam etmemi sağlamıştı. “ Huysuz çocuk sana bir şey söylemedi değil mi?” diye fısıldadı. Gülmemek için dudağımı ısırmam gerekmişti. “ Hayır babaanne, bu kez bir şey yapmadı.” Dedim. Kadın memnun olmuş olacak kollarımı bırakmıştı ve ben de geri çekilmiştim. Elif abla kollarını açmış bir şekilde bana doğru uzanmıştı. Ben de onu daha fala bekletmemek adına kollarının arasına girip sarılmıştım. “ Seni yeniden görmek çok güzel Yakut. Bir daha seni burada göremeyeceğiz sanmıştım.” Geri çekilirken arkada duran adama bakmamaya çalışıyordum. Onu görürsem tüm keyfim kaçabilirdi. “ Ben de bir daha bu eve gelebileceğimi düşünmüyordum. “ o an neden geldiğimi hatırlamıştım. Ahmet amcanın yanında oturan ve bakışları arkamdaki adam ve benim aramda gidip gelen Evren’e baktım. “  Sahi beni bu eve niye çağırdın?” diye sordum. Merak ediyordum. Bu eve gelmemin ne kadar soruna yol açacağını bile bile beni çağırmıştı. Babasına baktı önce. Sanki yapması gereken şey için önce ondan onay almaya çalışır gibiydi. Ahmet amca başını sallayarak gereken onayı verdiğinde, daha önce fark etmediğim bir dosyayı havaya kaldırarak ayağa kalktı.  “ Yiğit, bana şu an kızgınsın biliyorum.” “ Bunu bilmen gerçekten iç rahatlatıcı Evren. Bana burada neler olduğunu açıklaman gerekiyor. Bu kız bu eve niye geldi?” soruyu duyunca ona dönmek istemiştim ancak cesaret edemedim. Dönersem sinirlenebilirdi. Ne olduğunu öğrenmeden buradan kovulmak istemiyordum. “ Evet, cevap bekliyorum.” Dedi biraz öncekinden daha yüksek sesle.  Evren elindeki dosyayı havaya kaldırdı. “ Babanın vasiyeti bu dosyanın içinde. Bu gün burada bunu konuşmak için toplandık.” dedi. “ Madem burada vasiyet üzerine konuşacağız, bu kızın bu evde işi ne?” Öne doğru yürüyen Evren tam yanıma gelip durdu. Sonra da elini omzuma koyarak gülümsedi. “ Yakut da burada çünkü bu dosyanı için de onu da ilgilendiren bir konu var.” Dedi rahatça. Vasiyetin içinde beni ilgilendiren ne olabilirdi ki? Ben bu aileden bile değildim.  Yiğit denen adam da aynı benim gibi düşünüyor olacak “ Sen ne saçmalıyorsun?” diye söylenip, Evren’in elindeki dosyayı havada yakalayarak aldı. Delici bakışlarını benim üzerimde birkaç saniye gezdirdikten sonra dosyaya odaklandı. Odada Yiğit’in açmaya çalıştığı dosyanın sesi dışında hiçbir ses duyulmuyordu. “ Şöyle açıklayacak olursam, amcam ölmeden önce vasiyetini değiştirmişti. Bir yıl öncesine kadar tüm mal varlığı sadece Yiğit’inken şimdi bu değişti.” Yiğit, okumaya çalıştığı dosyadan aniden başını kaldırıp Evren’in yüzüne baktı. “ Ne demek bu?” “ Amcam Yakut’u kendi kızı gibi severdi. Üstelik işinde ne kadar başarılı olduğunu da her fırsatta dile getirirdi. Bu nedenle şirket hariç tüm gayrimenkul ve banka hesapları yine Yiğit’e kalmış durumda. Bunda hiçbir değişiklik olmadı. Ancak şirket…” “ Şirket” dedik Yiğitle aynı anda. Bakışlarımız birbiriyle buluşurken ilk gözlerini kaçıran ben olmuştum. “ Şirketin yüzde ellisi Yakut’un, yüzde ellisi Yiğit’in” işte şimdi bitmiştim. Yiğit’le yeniden göz göze geldik. Ancak bu kez durum oldukça farklıydı. Onun babasına ait olan şirketin yarısına biraz önce sahip olmuştum. Hani şu kovulmamak için kırk takla attığım, patronumun gözüne batmamak için çabaladığım Ferhat Beyin göz bebeği şirketten bahsediyorduk. Bunu kabul etmem imkânsızdı. Benim böyle bir şeyi almaya ne hakkım vardı ne de böyle bir şeyi idare edebilecek yeteneğim. Yerimi bilirdim ben. Bunca aile üyesi arasında benim bunu kabul etmem haksızlık olurdu. Ferhat Beyin ne düşünerek bir şeyi yaptığını bilmiyordum ancak başıma büyük bir bela açtığı kesindi. Üstelik bu bela oldukça korkutucu ve tehlikeliydi. “ Ben bunu kabul edemem. Böyle bir şeyi istemiyorum.” Dedim çabucak. Kendimi suçlu gibi hissediyordum ve bunun önüne geçemiyordum. “Şu ana kadar ağzından çıkan en mantıklı şeydi. Sana katılıyorum. Böyle bir şeyi kabul etmeyeceksin. O adamı ne yapıp kandırdın bilmiyorum ama buna izin vermeyeceğim.” Diye bağırdığında korkudan bir yerlere saklanmak istemiştim. Ancak ayaklarım milim bile kıpırdamamıştı. Ben ne dersem diyeyim ne yaparsam yapayım bu adam her şekilde benden bu şekilde nefret edecekti. Bu artık kesin bir bilgiydi. Beni tanımazken bu denli nefretinin nedenini anlayamıyordum. Ancak şiddetini hissedebiliyordum. “ Bunu yapamazsın Yiğit. Eğer sen zorla Yakut’tan bu hisseleri almaya çalışırsan elindeki hisseyi de kaybedeceksin. Elindeki vasiyeti okursan bunun ilk madde olduğunu göreceksin. Sen Yakut’u zorlayarak veya başka bir yolla hisselerini elinden alamazsın. Alırsan…” “ Alırsam…” “ Elindeki hisseler de alınacak ve doğrudan bana geçecek. Senin şirkette hiçbir söz hakkın olmayacak.” Dedi oldukça ciddi bir şekilde. Yiğit’in sinirden köpürdüğünü anlamak için yüzüne bakmaya gerek yoktu. Onun zaten sinirlenmek için bir nedene ihtiyacı yoktu. Genel hali sinirliydi. Bu yüzden onun verdiği ve ya vereceği tepkiyle ilgilenmiyordum. Benim tek ilgilendiğim şey Ferhat Beyin böyle bir karar alması altındaki nedendi. Neden beni oğluyla şirkete ortak yapmıştı merak ediyordum. Oysa beni yerime Evren’i Ahmet amcayı ve ya Elif ablayı getirebilirdi. Ama o aileden biri bile olmayan beni oğlunu karşısında ortak ilan etmişti. Oysa bana bir kez olsun bu konu hakkında en küçük imada bile bulunmamıştı. Anlamıyordum…  Ellerini başının arkasında birleştiren Yiğit’i izlemeye başladım.“ Lanet olsun… Lanet olsun…” söylenmekte ilk defa haklıydı. Böyle bir şey beklemiyordu. Üstelik benden bu denli nefret ederken ortak olmamız onun için katlanılması zor bir durum olmalıydı. Bir anda ölüme beyaz bir zarf uzatıldığında, bakışlarımı Yiğit’ten kaçırıp önce zarfa daha sonra uzatana baktım. “ Bu mektubu amcam sana yazmıştı. Böyle bir şey açıklandığında aklında sorular olacağını tahin etmişti. Bunun içinde tüm sorularının cevabı var. Önce bunu oku sonra karar ver.”  Zarfı almak için uzattığım elim“ Sen ” diye bağıran Yiğit’in sesiyle öylece kalmıştı. Evren’in elini iterek bana ulaşmış ve iki bileğimi sertçe kavrayarak gözlerimin içine bakmaya başlamıştı. “ Senin amacın tam olarak buydu değil mi? Ailemin etrafında dolanmanın, beni arayıp o adamın öldüğünü haber vermen, şirkette dolanman, her şey bunun içindi. Para için yaptın değil mi her şeyi?  “ ses tonundan ve kollarımdaki baskı az değildi ancak titrememin nedeni bundan değildi.  Benim şiddet içerikli olan tavırlara özellikle can yaka davranışlara karşı fobim vardı. Geçmişten kalma bir hastalıktı bu. O berbat günleri çağrıştırdığından olması gerekenden daha fazla yıpratıyordu beni. Aynen şu anda olduğu gibi.  Babamın bakışları gözümün önüne gelmişti. Bana şiddet uygulamadan hemen önce yaptığı gibi öfkeye salt nefretle olan bakışlarını üzerimde hissettim yine.“ Ben…” dedim ancak kekelemiş miydim yoksa sadece içimden mi konuşmuştum bilmiyordum. “ Sen ne? Hayır, mı diyeceksin? Sana inanır mıyım sence? Bunca kanıt varken senin masum yüzüne, gözyaşlarına inanır mıyım?” diye bağırdı. Bileklerimi öyle bir sıkıyordu ki, şu an düşüp bayılabilirdim. Evren bu fobimden haberdar olan nadir kişilerdendi. Böyle durumlarda nasıl korktuğumu, daha kötüsü bayıldığımı bile biliyordu. Omzundan kavradığı kuzenini benden uzaklaştırmaya çalışıyordu ancak başarılı olabildiği söylenemezdi. Bileklerimi öyle bir tutuşu vardı ki, kendisi istemediği sürece kimse beni kurtaramazdı.“ Yiğit, dur.  Kızın canını yakıyorsun. O korkuyor görmüyor musun?” “ Bırak Evren. O bunlara aldıracak biri değil. Gördüğün gibi istediğini aldı. O adamı ağına düşürerek istediği hisseleri aldı. Şimdi benim iki çift lafıma alınacak biri mi o?” Ellerimi ondan kurtarmak için çabalıyordum ancak bırakıyordu. Kendimi korumak yapma demek istiyordum. Benim suçum yok ben bir şey yapmadı demek istiyordum.  Ancak korkudan dilimden o kelimeler çıkmıyordu. Başımı göğsüme doğru eğip gözlerimi kapattım. Bunu bana vuracağından değil refleks olarak yapmıştım. Çünkü babam önce hırpalar sonra vururdu.“  Yiğit, hemen Yakut’u bırak.” Babaannenin otoriter sesi salonda yankılandığında, bileklerimin üzerindeki güçlü baskıyı hissediyordum ancak artık sıkmıyordu. Gözümden süzülen yaşlara engel olamadığımdan akmasına izin verdim. “ Hemen” Elleri yavaşça bileklerimi bırakırken daha fazla dayanamayacağımın farkındaydım. Korkudan dizlerimin bağı çözülmüştü. Yere düşeceğimi sanırken, kim olduğunu bile ayırt edemediğim birinin kolları beni sardığında, kendimi onun kolları arasına bırakıverdim. Hıçkırıklarım gözyaşlarıma karıştığında öylece beni saran kollar arasında duruyordum. Kendimi taşıyacak gücüm yoktu. Beni o kollar ayakta tutuyordu. Belimden kavrayan bir el beni çekip o kollar arasından kurtardığında, yumuşak bir zemin üzerine oturtulmuştum. Biri bana su uzatmıştı ancak ne kadar almak istesem de elimi kaldırmaya bile mecalim yoktu. Ellerim kucağımda duruyordu ancak yoğun bir şekilde titrediği için kullanılacak durumda gözükmüyordu. Dudaklarıma değen soğuk camı ve hemen ardında gelen rahatlatıcı serinliğin vücuduma karışmasına izin verdim. “ Bu yaptığını affetmeyeceğim Yiğit.  Bunu yapmak zorunda mıydın? Ne hale geldi kız görmüyor musun?” Sesler yavaş yavaş netleşmeye başlamıştı. Ancak hala bedenimin kontrolüne sahip değildim.” Bu kadar büyütülecek bir şey yapmadım ben. Abartıyor.” Dedi kim olduğunu anlamak için sesleri net şekilde ayırt etme gerek yoktu. Onun Yiğit olduğunu anlayacak kadar aklım çalışıyordu. “ Onun algofobisi var. Geçmişinden gelen bir korku. Şiddet  içerikli olaylarda korkuyor ve üstelendiği taktirde bayılıyor. Ne hale geldi görmüyor musun?” üzerime yönelen bakışları hissedecek kadar toparlanmıştım. En azından artık ellerim titremiyordu. Bu iyi bir şeydi. Ancak ona bakmaya hala korkuyordum. Babamı karşımda görmek gibi bir histi bu. Başımı kaldırıp bakarsam sanki babam orada olacak gibi hissediyordum. “ Nerden bilebilirdim böyle bir korkusu olduğunu?” diye savundu kendini. “ Bilseydin yaptığın şey değişir miydi sanki? Bunu kimseye yapmaya hakkın yok Yiğit. Ondan hemen özür dile. Hemen…” Evren’in sesini hiç bu kadar yüksek çıktığını görmemiştim. Hatta onu hiç bu kadar kararlı ve kızgın da görmemiştim. Daha doğrusu ben evreni hiç böyle görmemiştim. Oysa kuzenine karşı sesi çıkmıyor gibi geliyordu bana. Ondan çekindiğini düşünmüştüm. Ancak öyle olmadığını görebiliyordum. Belki de gerçekten acısı olduğu için ona anlayışla yaklaşıyordu. Bu şu an oldukça olası gelmişti gözüme. Ve Evren’i bir kez daha takdir etmeme neden olmuştu. “ Ben kimseden özür dilemem.” Dedi. Bunu öyle bir tonda söylemişti ki sesinden nefret akıyor gibi hissetmiştim. Ne kadar çekiniyor olsam da başımı kaldırıp onun olduğu yere doğru bakmaya cesaret edebilmiştim. “ Yiğit!” yanı başımdan yükselen bu uyarı dolu ses onu hiç ama hiç etkilememişti. Bakışlarından bunu anlamak zor değildi. Çünkü onda ne söylediklerinden pişman olmuş bir adamın ifadesi vardı ne de özür dileyecek birinin. O kibirli egosu Kaf dağında olan biriydi. Böyle birinin Ferhat Beyin oğlu olması akıl alır bir iş değildi. Bunu anlamakta hala zorlanıyordum. Aynı genleri taşıdıklarına nasıl inanabilirdim ki? Baba oğul birbirinden siyah beyaz kadar ayrıydılar. “ Son sözüm budur. “ dedi ve arkasını dönüp salonu terk etti. Çok geçmeden dış kapını ağır metal sesi salona yayılmıştı. Gitmişti işte… Her şeyi kırıp dökmüş, beni parçalara ayırmış ve gitmişti. İçinde taşıdığı öfkenin boyutu o denli büyüktü ki, kendisinin de bundan en az benim kadar zarar gördüğünün farkında değildi. O etrafındakileri kırıp döküyor sanıyordu ancak gerçek oldukça farklıydı. Aslında kırmaya alıştığı kişilerin içindeki kendisini parçalara ayırıyordu. Ne yazık ki yaptığı büyük yıkımı görmüyordu. Ve o kibir onda olduğu sürece de görebileceğini düşünmüyordum. Babaannenin sıcak eli bileğimi kavradığında oradaki sızıyı yeniden hissetmiştim.“ İyi misin Yakut kızım?” “ İyiyim babaanne. “ değilim… Ben hiç iyi değilim. Ama söyleyemiyorum işte. Lanet olsun kimseye iyi değilim diyemiyorum. Bir kez olsun ben söylemeden anlayamaz mısınız? Ben itiraf etmeden iyi olmadığımı, kalbimin acıdığını anlasanız olmaz mı? Olmamıştı işte…“ Sen ona bakma Yakut. Yiğit, farklı bir çocuktur. Aslında o kadar şey yaşadıktan sonra böyle olması normal. Ben onun adına senden özür diliyorum. Gerçekten çok üzgünüm.” Evren konuşmasını sürdürüyordu ancak bir yerden sonrasını dinlemeyi bırakmıştım. O adamın ne yaşadığıyla ilgilenmiyordum. Bana yaşattıklarından sonra ona dair hiçbir şey ile ilgilenmiyordum.  O beyaz zarf yeniden ortaya çıktı.“ Bunu okuduğunda demek istediğimi anlayacaksın. Ferhat Bey sana her şeyi anlattı. Bunu oku Yakut ve ondan sonra bir karar ver.” Söyleyecek bir şeyim yoktu. Ancak Ferhat Beyin bana söyleyecekleri olduğunu görebiliyordum. Çekingen hareketlerle zarfı elinin arasından aldım. “ Bana bir taksi çağırır mısın?” “ Ben bıraksaydım Yakut. Ben de şirkete…” “ Ben yalnız kalmak istiyorum. Bana bir taksi çağır lütfen.” Başını sallayarak salondan ayrıldı. Ve diğerleri Evren’in bıraktığı yerden özürlerini sıralamaya devam etmeye başlamıştı. Onların özürleri benim için hiçbir şey ifade etmiyordu. Benim canımı yakan özür dilemedikten sonra dünyanın tüm özürlerini önüme serseler fark etmezdi. Bu yüzden onlara boşu boşuna yük olmak niyetinde değildim. Buradan gidersem gereksiz yere özür dilemek zorunda kalmayacaklardı. Zorlukla doğrulup ayağa kalktığımda, onlar da benimle birlikte ayaklanmışlardı. Hepsinin yaşananlardan dolayı suçluluk hissettiğini görebiliyordum. Ancak onları suçladığım falan yoktu. Onların yapabileceği, engel olabileceği bir şey değildi bu yaşananlar. Yiğit denen adamın kişiliği buydu ve ben onun sebepsiz yere düşman olarak nitelendiği kişiydim. Bunun nedenini tam olarak bilemesem de az çok tahmin edebiliyordum. Babası… Ona olan saygımdı onu kendime düşman etmemin nedeni. Özürler, eşliğinde kapıya doğru yürümeye başladığımda, babaanne kolumdan tutup adım atmama engel olmuştu. “ Gönül koyma Yakutum. O oğlan delidir ama iyi çocuktur. Çok şey yaşadı. Biz nedenleri biliyoruz. “ bakışları elimdeki zarfa kaydı. “ Sen de ne demek istediğimizi anlayacaksın. Belki o zaman güzel kalbim bizi anlar.” Başımla onayladım. Ne demem gerektiğini bilmediğimden şimdilik susmak en iyisi olacağını düşünüyordum. Gelen taksiye binmek ve oradan uzaklaşmak içimdeki acıyı ve merakı dizginlememişti. Ferhat Beyin neden şirketine oğlu ve ya Evren dururken beni ortak ettiğini anlayamamıştım. Ancak parmaklarımın arasında büyük bir ağırlık olduğunun farkındaydım. Tüm sorularımın cevabı bu kâğıdın içindeydi. Her şeyin bir cevabı vardı ve o cevap bu zarfın içindeydi. Yani iki parmağımın arasında. “ Çamlıca Tepesine gidelim lütfen.” ****** Şimdiden üşümüştüm ancak bu zarfı okumadan hiçbir yere gitmemekte kararlıydım. Bu soğukta kimse olmadığından hareketlerimde özgürdüm. Bu nedenle rahatça mektubu okuyabileceğim tek yer burasıydı. Her zaman olduğu gibi acımı hafifletmek için geldiğim son durak. Buradan kararımı vermiş bir halde geri dönecektim. Soğuktan donmam gerekse bile bir karar verecektim. Ahşap banka yaklaşıp denize karşı oturdum. Yüksekte olduğumdan hava daha soğuktu ve ben şimdiden parmaklarımı hissetmiyordum. Bu yüzden mektubu okumayı geciktirmeden zarfı titreyen parmaklarımla açtım. İki katlanmış kâğıdı çekip çıkardığımda, parmaklarım biraz daha titremeye başlamıştı. Bu olanların nedenini öğrenmeye hazır olup olmadığımdan emin değildim. Bu aile meselesiydi. Ve ben o ailenin bir üyesi değildim. Ama bir şekilde kendimi olayın tam merkezinde bulmuştum. Yani ben istemesem de bir şekilde bu meseleye dâhil oluvermiştim. Kâğıdı açtığımda üs üste konulmuş iki kâğıtla karşılaştım. Ferhat Beyin düzgün yazısını gördüğümde gözyaşlarımı durduramadım. Bir gün bu yazıyı bu şekilde göreceğim aklıma bile gelmemişti. Bir gün bu şekilde gideceği de aklıma gelmemişti. O sır gibi sakladığı, adını anmadığı oğluyla bu şekilde karşılaşacağım da aklıma gelmemişti. Benim bu yaşananlara hiç aklıma gelmemişti. Yakut kızım Biraz klişe olacak farkındayım ama sen bu mektubu okuyorsan, ben artık yanında değilim demektir. Bu yüzden bunu bir babanın son sözleri olarak düşün. Yakut kızından istemeye cesaret edebildiği, geri çevirmeyeceğine inandığı küçük ve basit değil aksine büyük ve karmaşık bir istek. Bunları sana yüz yüze anlatmak için yeterli cesareti bulamadım ne yazık ki. Sana anlatacağım bu olay benim geçmişimin en acılı parçasından biri. Ve ben ne kadar bu parçaya tutunamamış olsam da senden böyle bir yardımı isteyecek kadar acımazsız olmak zorundaydım. Çünkü senden başka bana yardım edebilecek biri aklıma gelmedi. Senin iyi kalbin, masumiyetin, acılı geçmişin beni anlayabileceğini düşündürdü bana. Evet, belki bencilce gelecek kulağa, belki de çılgınca ama be bir babayım güzel kızım. Bir baba olarak bir çıkış bulamadım ve senin saf kalbine sığındım. Beni anlayacağını, bu ricamı geri çevirmeyeceğini düşünüyorum. Bu mektup eline geçtiğine göre vasiyetim de açıklanmış demektir. Ve senin oğlumla şirketimin yarı yarıya ortağı olduğunu da öğrendin demektir. Geri çevirme Yakut kızım. Sakın hisselerini oğluma devretme. Sende geri almak isteyecek hatta sana oldukça kötü de davranacak belki ama sakın ona devretme hisselerini. Çünkü bu benim son umudum. Başımı satırlardan kaldırıp denize baktım. Benden ne gibi bir yardım istiyorsun Ferhat Bey. Ben senin oğlunla nasıl baş edebilirim. Bileklerimdeki acı hala taze iken, bana yaptığı muamele hala gözümün önündeyken onun yanında nasıl durabilirdim? Bilmiyorum… Ne yapacağımı gerçekten bilmiyorum. Bir elimi kaldırıp gözümdeki yaşları sildim. Sonra da yeniden mektuba döndüm. Senden bu iyiliği istemeden önce sana neler olduğunu anlatmam gerekiyor sanırım. Nasıl başlayacağımı, nerden anlatacağımı bilmiyorum inana bana. Ancak gençliğimde yaptığım bir hatanın bedelini ölene kadar ödediğimi bilmeni istiyorum sadece. Oğlum, Yiğidim bir hatanın en güzel en harika meyvesiydi. Ancak hatalı bir başlangıç güzel bir şey doğurmazdı hiçbir zaman. Bunu ben ödediğim ağır bedelle öğrendim. Ve en değerli varlığımı kaybettim. Oysa ona olan sevgim gerçekti benim. Annesine karşı ne kadar nefret dolu olsam da o benim oğlumdu. Benim kanımdan, benim canımdan bir parçaydı. Ancak söylediğim gibi bir günah bir iyilik doğurmuyordu. Evli bir adam olarak yaşadığım yasak ilişki günahtı ve Yiğit bu günahın en masum meyvesiydi. Ancak yaşadığım çevre, ailem ve karım yüzünden onu yeterince bağrıma basamadım. Ona bir baba olamadım ben. Benden nefret etmekte her zaman haklıydı. Bu yüzden onu hiç suçlamadım. Ama Yakut, çok istedim. Ona oğlum demeyi, yanında olabilmeyi çok istedim. Ancak annesi buna hiç izin vermedi. Onunla evlenmeden de izin vermeyeceğini söyledi. Ona yaklaşırsam tüm gazetelere bu yasak ilişkiyi anlatacağını söyleyip beni geri püskürttü. Beni oğlumdan mahrum etti. Yiğit onun bana yaklaşmak için doğurduğu bir kozdu. Bana para yüzünden yaklaştı, para yüzünden oğlumu dünyaya getirdi ve yine para yüzünden onu yüz üstü bıraktı. Yiğit, acı dolu bir çocukluk geçirdi. Ve ne beni ne de annesini hiç affetmedi. Onu yalnız bıraktığım, sahiplenmediğim için benden, onu hiç sevmediği ve koz olarak dünyaya getirdiği için annesinden nefret etti. Ve tek başına nefret dolu bir çocukluk geçirdi. Sevgiye de bizim yüzümüzden inancı kalmadı. Bu benim suçum biraz da. Eğer o zamanlara konumumu düşünmeden oğluma sahip çıksaydım bunlar olmayacaktı. Belki bu kadar hırçın bu kadar acımasız bir çocuk olmayacaktı. Ama bunlar hakkında pişman olmak için çok geç farkındayım. Yiğit, hiçbir zaman sevgiyi bilmedi Yakut. Senin kadar şanslı bir çocuk değildi. Senin çektiğin onca acıdan sonra baban, annen ve ablan yanında oldu. Sevgiyle tüm yaralarını sardı. Sevginin iyileştirici gücünü sen benden daha iyi biliyorsun. Acı çeken biri olarak sen acı çekenin, yanlı olanın halini herkesten iyi anlarsın. Bu yüzden oğluma da yardım et Yakut. Ona bu dünya da paradan daha değerli şeylerin de olduğunu göster. Ben gösteremedim ama sen göster Yakut. Bu senden son ricam ve beni geri çevirmeyeceğine olan inancımda tam. sana bunun için yalvarmak isterdim ama bunun için bile geç kaldım ben. Ancak ölümüm işe yaraması beni mutlu edecektir. Bu mektubu okuduğuna göre oğlumla yüzleştiğini düşünüyorum. Elbette gelmeme olasılığı da var ancak kötüsünü değil iyisini düşünmek istiyorum. Eğer Yiğit geldiyse yardım et Yakut. Ona normal bir hayatı göster. Sevgiyi göster… Benim huzur içinde uyumamı istiyorsan bu bencilce isteğimi kabul et. Sana her zaman minnet duyacağım                                                                                         FERHAT DEMİRHAN
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD