BALAYI

1463 Words
Bütün vücudum hâlâ az önce olanların etkisindeydi. Kalbim hızla çarpıyordu, nefesim düzensizdi. Ne hissedeceğimi bilmiyordum. Ellerimi farkında olmadan karnımın üzerinde birleştirdim, kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Barlas… O adam bana yalnızca korku değil, aynı zamanda aklımı karıştıran bir şeyler de hissettiriyordu. Eve girdiğimizde o, tek kelime etmeden yukarı çıktı. Telefonu çalıyordu. Onun gidişini izlerken derin bir nefes aldım. Kalbimi avuçlarıma almış gibi hissediyordum, kontrolsüzce atıyordu. Üzerime çöken bu garip hisle salonun büyük camına yöneldim. Dışarısı… Kış bahçesi gözlerimin önündeydi. Birkaç dakika önce orada yaşananlar… Gözlerimi sıkıca kapattım. Barlas’ın elleri belimdeydi. Dudakları üzerimdeydi. Dokunuşları sertti, ama bir o kadar da tutkuluydu. Öylesine yoğundu ki nefesim kesilmişti. Kendini zor tuttuğunu, içinden taşan arzuyu dizginlemeye çalıştığını fark ettim. Düşüncelerimle boğuşurken arkamda bir hareket hissettim. Başımı çevirdiğimde Barlas’ı gördüm. Yavaşça yanıma yaklaştı, yüzü her zamanki gibi ifadesizdi ama gözlerinde bir şeyler vardı. Sonra kollarını belime doladı, beni kendine çekti. Bir an nefesim kesildi. Bedenim gerildi ama aynı zamanda içimde tuhaf bir sıcaklık yayıldı. Dudaklarını alnıma hafifçe dokundurduğunda gözlerimi kapattım. “Yarın yola çıkıyoruz.” dedi alçak bir sesle. Başımı kaldırıp ona baktım. “Nereye?” Gözlerinde belli belirsiz bir kıvılcım vardı. Dudaklarının köşesi hafifçe kıvrıldı. “Kaçırdığımız balayına.” Barlas’ın kollarının arasında sıkışıp kalmıştım. Gözlerimi onunkilerden kaçırarak nefesimi tutmaya çalışıyordum. “Balayına gidiyoruz.” demişti. Söylediklerinin anlamı zihnime yavaşça işliyordu. Balayı… Bu kelime içimde garip bir yankı buldu. Sanki içimden bir şeyler hızla çekilip alınmış, yerlerine başka bir şey konmuştu ama o şeyin ne olduğunu bilmiyordum. Heyecan mı? Korku mu? Tedirginlik mi? Bilemiyordum. Başımı kaldırıp ona baktım, ifadesizdi. Ancak gözlerinde gizlenmiş bir alev vardı, bastırmaya çalıştığı bir ateş. “Ben… bilmiyorum.” diye fısıldadım. Kelimeler ağzımdan zorla çıkıyordu. Kaçmaya çalışsam bile elleri belimdeydi, hafif ama kaçamayacağım kadar sıkı bir tutuşla beni sabitlemişti. Barlas başını eğdi, dudaklarını alnıma uzun bir öpücük kondurdu. O kadar uzun sürdü ki, içimdeki tüm karmaşıklık o öpücüğün sıcaklığında eriyor gibiydi. Kalbim hızlanırken nefesim kesildi, bedenim istemsizce gevşedi. “Rahatsız olacağın hiçbir şey olmayacak Selen.” diye mırıldandı. Sesi düşük, ama içimde yankılanacak kadar derindi. “Sadece ikimiz olacağız." Onun istekleri emir gibiydi ve ben bu emre boyun eğmekten başka bir şey yapamıyordum. Yutkundum, dudaklarımı ısırdım ama yine de bir şey söyleyemedim. Barlas anın tadını çıkartıyordu. Sarılmasını sıkılaştırdı, nefesini boynumda hissettim. Dudakları birkaç saniyeliğine tenime değdiğinde istemsizce titredim. Ama zihnim darmadağındı. Çok hızlı ilerliyordu her şey. Daha önce böyle bir şey yaşamamıştım ve nasıl başa çıkacağımı bilmiyordum. Bu karmaşık duygular içinde kaybolmuşken, beni kendime getiren şey Barlas’ın alnıma kondurduğu bir öpücük oldu. “Dışarıda işlerim var.” dedi aniden, sesi soğukkanlıydı ama gitmek istemediğini sezebiliyordum. “Akşama döneceğim. Yemeklerini aksatma.” Bir anda içimde bir boşluk oluştu. Gidiyordu. Yine yalnız kalacaktım. Barlas burada olmasa bile onun varlığını hissetmek tuhaf bir güven veriyordu. Onsuz olduğumda… bilmiyorum, sanki dünya daha tehlikeli bir yer oluyordu. “Gitmesen olmaz mı?” dedim fısıltıyla. Sözlerim neredeyse yok olup gidecekti ama Barlas duydu. Yüzümü ellerinin arasına aldı, baş parmakları yanaklarımı okşarken içimi bir titreme aldı. “Erken gelmeye çalışırım.” dedi, sesi yumuşamıştı. “Burada güvendesin.” Kelimeleri güven vericiydi ama beni en çok rahatlatan, onun dokunuşlarıydı. Başımı hafifçe onaylarcasına salladım. O da derin bir nefes aldı. Dudakları dudaklarıma kapandı, kısa ama çarpıcı bir öpücük kondurdu. Bedenim buz gibi olurken içimde bir ateş yanmaya başlamıştı. Geri çekildiğinde gözlerimi ona dikmiş, soluk soluğa kalmıştım. Gözleri parlıyordu, benden kopmak istemediğini görebiliyordum ama yine de kendini geri çekti. “Kitaplarla oyalanabilirsin.” diye ekledi, sesi zorla dengelenmiş gibiydi. Ama ben… kitaplarla vakit geçirmek şöyle dursun, dudaklarımda hala onun öpücüğünü hissediyordum. Beni allak bullak eden bir girdabın içinde kayboluyordum. Barlas dışarı çıkarken kapıyı kapattığında bile, onun varlığını üzerimde hissediyordum. . Barlas evden çıkar çıkmaz, Selen olduğu yerde öylece kaldı. Kalbi hâlâ hızla çarpıyordu, nefesi düzensizdi. Barlas’ın dudakları dudaklarına dokunduğunda hissettiği sıcaklık, ürpertiyle karışmış bir heyecan yaratmıştı içinde. Bu, onun ilk öpücüğüydü. Düşünceleri birbirine karışıyordu. Heyecan mı hissediyordu, korku mu? Barlas’ın yanında olunca kalbinin hızla atması, ona dokunduğunda nefesinin kesilmesi ne anlama geliyordu? Kendine kızdı. Bunları düşünmemeliydi. Ama nasıl düşünmezdi ki? Eğer telefon çalmasaydı, Barlas geri çekilir miydi? Yoksa… Daha da ileri gider miydi? Bu düşünce onu hem korkuttu hem de içinde adını koyamadığı bir sıcaklık oluşturdu. Başını iki yana salladı, bu düşüncelerle daha fazla uğraşmak istemiyordu. Barlas’ın dediğini yapmaya karar verdi. Odasına çıkıp kitap okumalıydı, zihnini başka şeylere yönlendirmeliydi. Odaya girip rastgele bir kitap aldı ve yatağına oturdu. Fakat gözleri satırlarda dolaşırken zihni Barlas’taydı. Okuduğu cümleler anlamını yitiriyordu. Bir karakterin gülümsemesi, ona Barlas’ın kendine özgü alaycı gülüşünü hatırlatıyordu. Bir sahnede geçen adamın güçlü duruşu, gözlerinin önüne Barlas’ın ürkütücü ama bir o kadar da çekici olan görüntüsünü getirdi. Kitabı kapattı. Okumaya çalışmanın bir anlamı yoktu. Zaman su gibi akıp gitmişti ama Selen için her an ağır çekimde ilerliyordu. Barlas’ın gelmesini beklemek, ona farkında olmadan bağımlı hale gelmek gibi bir şeydi. Kendine kızıyordu ama elinde değildi. Akşam olmuştu. Selen yemek sonrası tekrardan odasına çekildi. Sıcak bir duş almanın iyi bir fikir olacağını düşündü. En azından zihni bir süreliğine rahatlayabilirdi. Banyoya girip uzun uzun suyun altında durdu. Barlas’ı düşünmemeye çalıştı. Duştan çıktı, bornozunu üzerine geçirip aynaya baktı. Gözleri biraz daha yorgun görünüyordu. Ama sonra… Bir ses duydu. Banyodan çıkmaya hazırlandığı sırada odadan gelen tıkırtılarla dondu kaldı. Kalbi duracak gibi oldu. Derin bir nefes alıp sesi dinledi. Bir şeyler hareket ediyordu. Biri… Evet, biri odada dolaşıyordu. İlk başta giyinme odasının kapısının açıldığını duydu. Sonra hafif, temkinli adımlar… Bir çekmecenin açıldığını fark etti. Bir şeyler mi aranıyordu? Selen geri çekildi, nefesi hızlandı. Barlas henüz gelmemişti. O zaman bu kimdi? Onu kaçırmaya gelenler mi? Aynı şeyleri tekrar mı yaşayacaktı? Bacakları titremeye başladı. Hemen elini dudaklarına götürdü. Ses çıkarmamalıydı. Kapının önünde bir gölge belirdi. Biri… Banyoya doğru yaklaşıyordu. Banyoda bir köşeye sindi, titriyordu. Kapı bir kez çalındı. Sessizlik. Sonra kapı kolu yavaşça aşağıya indi. Selen gözlerini sımsıkı kapattı, kendini tamamen köşeye sıkıştırdı. Sonra… Kapı açıldı. İçeri giren kişiyle göz göze geldiğinde, bir an için nefesi kesildi. Barlas. Selen’in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Kendi iradesi dışında hareket edercesine ileri atıldı ve Barlas’ın boynuna sıkıca sarıldı. Hıçkırıklar içinde titriyordu. Barlas, Selen’in bu hali karşısında afalladı. Ellerini sırtına yerleştirip onu kendine çekti. “Ne oldu?” diye sordu, sesi şaşkın ve endişeliydi. “Neyin var?” Selen başını Barlas’ın göğsüne gömdü, soluğu düzensizdi. “Başka biri geldi sandım." diye fısıldadı. Barlas’ın kolları biraz daha sıkılaştı. Elini Selen’in saçlarına götürüp usulca okşadı, başına yumuşak bir öpücük kondurdu. “Kimse sana zarar veremez.” diye mırıldandı. “Ben buradayım.” Selen, o an Barlas’ın kollarında gerçek anlamda bir güven hissetti. Kaçmalı mıydı? Korkmalı mıydı? Yoksa bu kolların ona sunduğu huzura mı sığınmalıydı? Emin olamıyordu. Tek bildiği şey, o an gitmesini istemediğiydi. Barlas, Selen’in nihayet sakinleştiğinden emin olduğunda hafifçe geri çekildi. Yüzünü ellerinin arasına alarak dikkatlice inceledi, gözlerindeki korkunun yerine gelen dinginliği görmek istedi. Parmağıyla yanağını hafifçe okşayarak, yumuşak ama buyurgan bir sesle konuştu. “Üzerini giyinmelisin, üşüteceksin.” Selen, Barlas’ın sözleriyle bornozla durduğunu fark etti ve utançla başını önüne eğdi. Hafifçe başını sallayarak hızla giyinme odasına doğru yöneldi. Kalbi hala deli gibi atıyordu. Biraz önce yaşadığı korkunun yerini şimdi başka bir şey almıştı. Hala nefesini düzene sokmaya çalışırken dolabından hızlıca bir şeyler seçti ve üzerine geçirdi. Odasından çıktığında ise bir an duraksadı. Barlas, elinde saç kurutma makinesiyle onu bekliyordu. Aynı sahne... Onu kurtardığı geceyi hatırlıyordu. O gece de tıpkı böyle saçlarını kurutmuştu. Göğsünde hafif bir sıkışma hissetti. Gerçekten böyle anlarda Barlas’ın varlığı ona tuhaf bir huzur veriyordu. Barlas hiçbir şey söylemeden önündeki koltuğu hafifçe geri çekti. Sessiz ama net bir emir. Selen fazla düşünmeden oturdu. Barlas kurutma makinesini çalıştırıp, büyük bir ciddiyetle Selen’in saçlarını kurutmaya başladı. Bunu yaparken parmakları ara sıra saçlarının arasına giriyor, yumuşak dokunuşlarla onu rahatlatıyordu. Ve sonra saçlarına küçük bir öpücük kondurdu. Selen’in kalbi yerinden çıkacak gibi oldu. Gözlerini kırpmadan Barlas’ı izliyordu. O an, içinde bir şeyler yerinden oynuyordu ama bunu kelimelere dökmekten acizdi. Onun yanında olmak hem korkutucu hem de tuhaf bir şekilde güven vericiydi. Barlas işini bitirdiğinde kurutma makinesini kapattı ve ona gözlerini dikti. “Hadi yatağa geç.” dedi yumuşak ama buyurgan bir sesle. Selen hızla yatağa geçti ve yorganın altına girdi. Barlas da giyinme odasına yöneldi. Bir iki dakika sonra siyah bir eşofman ve aynı renkte bir tişörtle geri döndü. Barlas yatağa uzandığında, Selen’in gözü bir an onun omzundaki dövmeye takıldı. Daha önce dikkat etmediği bir detaydı bu. Tişörtün yakasından hafifçe görünen, anlam veremediği bir şekildi. Barlas yatağa uzandığında Selen’in gözlerinin dövmesine takılı kaldığını fark etti. Hafifçe gülümsedi ama bir şey söylemedi. Selen ise fazla izlediğini fark ettiğinde utançla hemen arkasını döndü ve battaniyeyi biraz daha üstüne çekti. Yanakları kızarmıştı. Barlas bu hali fark ettiğinde kısık bir kahkaha attı ve onu arkasından sıkıca sardı. Burnunu Selen’in saçlarına gömdü boynuna minik minik öpücükler bıraktı. “İyi geceler karım.” diye mırıldandı dudaklarının arasından. Selen’in nefesi kesildi. Kalbi hızlandı. O kadar mahçup olmuştu ki sadece kısık bir sesle mırıldanabildi. “İyi geceler...” Ve böylece Selen utancının içinde kaybolurken, Barlas’ın kollarında uykuya daldı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD