Gece boyunca Selen, zihninin karanlık köşelerinde hapsolmuştu. Kaçırıldığı anlar tekrar tekrar gözlerinin önüne geliyordu. Adamların sert bakışları, alaycı kahkahaları, ona yöneltilen tehditler… Kaçmaya çalışıyordu ama bacakları ona ihanet ediyordu. Beline dolanan sert bir el, onu geri çekiyordu. Nefesi kesiliyordu. Bağırmak istiyor ama sesi çıkmıyordu.
Selen’in vücudu titredi, kaşları çatıldı. Uykusunda hafifçe mırıldandı, derin bir nefes aldı. Sonra aniden sıçradı, nefesi düzensizdi.
Barlas hemen hareket etti. Selen’in kabus gördüğünü anlamıştı. Onu daha sıkı sardı, sıcaklığıyla sakinleştirmeye çalıştı. “Bebeğim uyan.” diye fısıldadı kulağına. Yanağına yumuşak bir öpücük kondurdu, parmaklarını saçlarının arasında gezdirdi. Selen istemsizce ona daha fazla sokuldu.
Bir süre sonra tekrar uykuya daldı ama huzur bulamamıştı. Kâbuslar peşini bırakmıyordu. Yeniden inledi, yüzü acı içinde buruştu.
Barlas sabırla her seferinde onu uyandırdı. Sırtını okşadı, alnına küçük öpücükler bıraktı. Selen ne zaman çırpınsa, Barlas onu nazikçe kollarının arasında sıktı. Göğsüne yasladı, yumuşak ama kararlı sesiyle sakinleşmesini sağladı.
Güneş doğmaya yakın, Barlas Selen’in nihayet daha sakin nefes aldığını fark etti. Yorgun ama huzurlu bir şekilde, başını göğsüne yaslamıştı. Barlas, onu izlerken kendini düşüncelere kaptırdı. Kollarının arasında uyuyordu, ona sığınıyordu. Ve Barlas, ilk kez biri için sabaha kadar gözünü kırpmadan beklemenin ne demek olduğunu anlıyordu.
Selen, yıllardır yorgunmuş gibi Barlas’ın kollarında huzurla uyuyordu. Nefesi bile hafifti, sanki gerçek dünyayla arasına ince bir perde çekilmişti. Gözleri, Selen’in her kıpırdanışını takip ediyor, her nefesini hissediyordu.
Fakat bir süre sonra Selen’in bedeni huzursuzca kıpırdandı. Barlas, kolundaki hareketlenmeyi hissedince gözlerini açtı. Selen'in kirpikleri titreyerek aralandığında bakışları buluştu. Genç kız, boş gözlerle ona bakıyordu. Gözlerinde ne nefret ne de öfke vardı. yalnızca bir boşluk, sessiz bir teslimiyet.
Selen ağır hareketlerle doğrulmaya çalıştığında yüzünü bir acı gölgesi kapladı. Vücudu, yaşadığı işkencenin izlerini hâlâ taşıyordu. Barlas sessizce onu izliyordu.
Selen bir süre yatakta oturdu sessizce. Sonra derin bir nefes aldı ve yataktan kalktı. Barlas, onu gözleriyle takip etti. Dengesiz adımlarla banyoya doğru ilerlediğinde, sanki her an düşecekmiş gibi bir hali vardı. Ama müdahale etmedi. Selen’in kendi başına ayakta kalmasını istiyordu. Kendi savaşını vermeliydi.
Selen banyoya girdiğinde Barlas sessizce ayağa kalktı ve odadan çıktı. Merdivenlerden inerken kaşlarını çatmıştı. Aşağıya indiğinde hizmetçilere doğrudan emir verdi.
"Bugün kahvaltıyı odama getirin."
Hizmetçiler saygıyla başlarını eğerek hızlıca işe koyuldular. Barlas, Selen’in şu aralar zorlanmasını istemiyordu. Ama bir şeyler yemesi şarttı. Günlerdir zayıf düşmüştü ve toparlanması gerekiyordu.
Yavaş adımlarla tekrar yukarı çıktı. Odaya girdiğinde Selen’i camın önünde, hareketsiz bir şekilde dururken buldu. Dışarıyı izliyordu ama gözleri bomboştu. Barlas’ın içini tuhaf bir sıkıntı kapladı. Selen, eskisi gibi değildi. O hırçın, Barlas’a meydan okuyan kız gitmişti. Yerine sessiz, kırılgan bir gölge kalmıştı.
Barlas, temkinli adımlarla ona yaklaştı. Arkasından gelip kollarını yavaşça Selen’in beline sardı. Ama Selen’in bedeni aniden irkildi. Soluğu düzensizleşti, omuzları kasıldı. Barlas, bir an için Selen’in tekrar bir paniğe kapılacağını düşündü. Ama sonra genç kızın nefesi yavaşladı. Arkasında kendisini saran kişinin Barlas olduğunu anlayınca, yavaşça gevşedi. Sırtını ona yasladı, gözleri hâlâ dışarıdaydı.
"Kahvaltın birazdan gelecek." dedi Barlas, sesi her zamanki gibi derindi ama bu sefer biraz daha yumuşaktı. "Bir şeyler yemen gerek."
Selen, başını hafifçe sallamakla yetindi.
Başını eğdi ve Selen’in şakağına uzun bir öpücük bıraktı. Selen’in nefesi hafifçe titredi ama geri çekilmedi.
O sırada kapı çalındı. Barlas başını kaldırıp, her zamanki otoriter sesiyle "Gel." dedi.
Kapıyı açan hizmetçi, elinde gümüş bir tepsiyle içeri girdi. Gözlerini Barlas’tan kaçırarak hızla odanın içindeki masaya geçti ve tepsiyi bıraktı. Hizmetçi, Barlas’ın sert bakışları altında başını eğip hızla odadan çıktı.
Barlas, tekrar Selen’e döndü. O hâlâ camın önündeydi, hiç hareket etmemişti.
"Gel." dedi Barlas, elini uzatarak.
Selen yavaşça döndü. Bakışları hâlâ pusluydu, ama Barlas’ın yüzüne baktığında içindeki o garip boşluk biraz olsun çözülüyormuş gibi hissetti. Ağır adımlarla Barlas’a doğru ilerledi.
Barlas, onun daha fazla konuşmasını beklemiyordu. Konuşmaya bile mecali yoktu. Ama onun eski haline dönmesi için her şeyi yapacaktı. Bunu Selen bile istese, istemese...
Barlas, kahvaltı boyunca Selen’i dikkatle izliyordu. O, önündeki tabağa kaşığını daldırıyor, bir iki lokma alıyor ama sonra tekrar sessizce bırakıyordu. Hareketleri ağırdı, sanki her çatalı ağzına götürmek bile büyük bir çabaydı.
Onu bu hale getirenleri düşününce kanı kaynıyordu. Onları tek tek bulacak, elleriyle gebertecekti. Ama şimdi… Şimdi önceliği Selen’di.
Aralarında derin bir sessizlik vardı. Barlas derin bir nefes aldı ve sesini mümkün olduğunca yumuşatarak sordu.
"Bahçeye çıkmak ister misin?"
Selen hızla başını iki yana salladı. Hayır.
Barlas gözlerinin içine baktı. "Korkmaman gerektiğini biliyorsun, değil mi?" dedi. Sesi her zamanki gibi tok ama şefkatliydi. "Sadece biraz temiz hava alacağız."
Selen bir an duraksadı. Bahçeye çıkmak istemiyordu, hatta bu odadan bile çıkmak içinden gelmiyordu. Ama Barlas’ın ona zarar gelmeyeceğine dair verdiği güven, yavaş yavaş içine işliyordu. Birkaç saniye sonra hafifçe başını salladı.
Barlas, bunu kabul etmesini bir zafer gibi görmese de, onun yeniden hayata karışmasını istiyordu. "Hava çok soğuk." dedi, "Üzerine kalın bir şeyler giymelisin."
Selen’i yavaşça giyinme odasına yönlendirdi. Onu orada yalnız bırakıp kapıyı kapattığında bir süre bekledi. Çok geçmeden Selen, üstüne kalın bir kazak ve bol bir pantolon giyerek geri döndü. Hâlâ biraz solgundu ama en azından üşümeyecekti.
Barlas sessizce ona yaklaşıp, güçlü kolunu Selen’in omzuna doladı ve onu odadan çıkardı. Selen’in ayakları hâlâ isteksizce yere basıyordu. Adımları ürkekti ve farkında olmadan Barlas’a daha fazla yanaşıyordu.
Alt kata indiklerinde, Selen’in daha önce bahçeye çıkmak için kullandığı cam kapıya yöneldiler. Barlas kapıyı açtığında soğuk hava yüzlerine çarptı. Selen bir an tereddüt etti ama bahçeye adım attılar.
Barlas Selen’i yürütmeye devam etti, onu hafifçe yönlendiriyordu. Kuru dalların arasında hafif bir rüzgâr esiyordu. Ama Barlas, Selen’i bahçenin daha özel bir köşesine götürüyordu.
Birkaç adım sonra, cam duvarlarla çevrili küçük bir kış bahçesine geldiler. İçeri girdiklerinde, Selen ilk kez gözlerinde bir ışıkla etrafa baktı.
Burası cennetten bir köşe gibiydi.
Çeşit çeşit çiçekler, asmalar her yeri sarmıştı. Küçük bir şelale, suyun huzurlu bir şekilde akmasını sağlıyordu. Odanın ortasında sıcak bir şömine yanıyordu ve tam karşısında, yumuşak minderlerle dolu bir oturma alanı vardı. Burası dışarının aksine sıcacıktı.
Selen büyülenmiş gibi etrafına bakarken, Barlas onu izliyordu. O kadar güzeldi ki, Barlas istemsizce derin bir nefes aldı.
İçindeki öfke, karanlık biraz olsun yatışmıştı. Onun böyle bir an yaşamasını istiyordu. Kendini yeniden güvende hissetmesini…
Selen gözlerini etrafındaki güzelliğe hayranlıkla gezdirirken, Barlas gözlerini ondan ayıramıyordu. Selen’in yüzündeki o büyülenmiş ifade, içindeki tüm karanlığı bir anlığına dağıtmıştı. İlk defa, onun gözlerinde korku değil de, hayranlık ve huzur görüyordu.
O an, Barlas farkında olmadan bir nefes verdi. İçinde bir yerlerde tuhaf bir his belirdi. Sanki bir şey onu yavaşça sıkıyordu, bilinmeyen ama sıcak bir şey. Kollarını açıp bu anı tamamen sahiplenmek, onu içine çekmek istedi.
Selen ise, uzun zamandır ilk kez rahat hissettiğini fark etti. Kaçırıldığı andan beri sürekli diken üstündeydi ama şimdi, burası… Burası sanki başka bir dünya gibiydi. Sessiz, huzurlu, güvenli… Ve yanında Barlas vardı.
Büyük bir iç çektiğinde, başını kaldırıp ona baktı. "Burası çok güzel." diye fısıldadı.
Barlas, onun gözlerindeki ışığı gördüğünde, içinde bir şeyin kırıldığını hissetti.
Şu an bile yüzünde hâlâ o korkunun, yorgunluğun izleri olmasına rağmen, sanki olduğu her yerin havasını değiştirebilecek kadar güzel bir varlıktı.
Barlas, bir adım attı ve Selen’in tam karşısına geçti. Bakışları derin, yoğun ve karanlıktı. Elini yavaşça Selen’in yanağına koydu, başparmağıyla teninin yumuşaklığını hissederken kaslarının gerildiğini fark etti. Bunu yapmaması gerekiyordu. Onu kendine çekmemesi, bu kadar yakın olmaması gerekiyordu ama yapıyordu. Barlas'ın bakışları Selen'in dudaklarına kaydı. Kendine hâkim olmaya çalışıyordu.
Ama Selen’in hafifçe aralanmış dudakları, gözlerindeki o ürkek ama bir o kadar da çekici bakış… İçindeki en karanlık dürtüleri körüklüyordu. Yavaşça eğildi, alnını Selen’in alnına yasladı. Derin bir nefes aldı, gözlerini sıkıca kapattı. Kendi iç savaşını yaşıyordu. Eğer ona dokunursa, onu tamamen kendine bağlamak isteyecekti. Bunu yapmalı mıydı? Ona zarar verir miydi?
Selen, Barlas’ın anlık tereddüdünü hissetti. Onun da en az kendisi kadar karmaşık hisler içinde olduğunu görmek şaşırtıcıydı. Ama bu anın içinde kaybolmaktan başka çaresi yoktu. Barlas, sonunda daha fazla direnemedi ve yüzünü hafifçe eğerek dudaklarını Selen’in dudaklarına bastırdı.
Barlas’ın dudakları Selen’inkilere değdiğinde içindeki fırtınalar kopmaya başladı. Onu büyük bir arzuyla istiyordu ama aynı zamanda kendini frenlemek zorundaydı. Selen’in yumuşak nefesi, teninin sıcaklığı onu daha da derine çekiyordu. Dudaklarını Selen’inkinden ayırmadan onu kendine doğru daha sıkı çekti. Ellerini nazikçe beline yerleştirip aralarındaki mesafeyi tamamen yok etti. Selen’in başı dönerken, dudaklarının arasından hafif bir nefes kaçtı. İçinde kaybolduğu bu anın sonsuza kadar sürmesini diledi.
Ancak Barlas’ın arzusu gitgide büyüyor, kendini kontrol etmekte zorlanıyordu. Hareketleri daha da yoğunlaşırken Selen’in vücudu titredi. Barlas gözlerini açtığında Selen’in de tamamen ona teslim olduğunu gördü. Tam daha fazlasını isteyecekken, aniden keskin bir zil sesi duyuldu. Telefonu çalıyordu.
Barlas bunu fark etmedi bile, zihni tamamen Selen’deydi. Selen zorlukla nefes alırken kendini toparlamaya çalışarak fısıldadı. “Telefonun çalıyor.”
Barlas bir an afalladı, ne dediğini anlamak istemedi. Sonra dikkatini dağıtan sesin kendi telefonundan geldiğini fark etti. İsteksizce Selen’den biraz uzaklaşıp cebinden telefonu çıkardı. Ekrana baktığında arayanın adamlarından biri olduğunu gördü. Kaşları çatıldı, siniri yüzüne yansıdı.
Bakışlarını tekrar Selen’e çevirdi, o hâlâ öpüşmelerinin etkisindeydi. Barlas, parmaklarını nazikçe Selen’in yüzüne götürüp alnına hafif bir öpücük kondurdu. “Gitmemiz gerekiyor.” diye mırıldandı, sesi hâlâ derinden gelen duygularla doluydu.
Barlas elini tutup onu kış bahçesinden çıkardı. Selen, her adımda neler olacağını merak ederken, Barlas’ın içindeki karanlığın birazdan nasıl açığa çıkacağını tahmin bile edemiyordu…