TUTSAK DÖNGÜ

1434 Words
Sessizlik, gecenin içinde bir bıçak gibi keskin ve soğuktu. Barlas, Selen’i kollarının arasına alıp hızla arabasına doğru ilerlerken gökyüzünde kara bulutlar dolaşıyor, hafif bir rüzgâr ormanda hışırtılar oluşturuyordu. Selen’in vücudu titriyordu. Soğuktan mı yoksa yaşadığı korkudan mı, belli değildi. Üzerindeki kıyafetler yırtılmış kir ve çamur içindeydi. Saçları darmadağınık, ince boynu bir çiçek sapı gibi narin duruyordu Barlas’ın kollarında. Barlas onu arabaya oturtmak için kollarını gevşettiğinde Selen anında daha sıkı sarıldı. İncecik parmakları, sanki bırakırsa tekrar kaybolacakmış gibi Barlas’ın kazağını sımsıkı kavradı. Başını Barlas’ın göğsüne yaslamış, boğuk hıçkırıklarını bastırmaya çalışıyordu. Her iç çekişi Barlas’ın içindeki öfkeyi daha da körüklüyordu. Barlas, içini kasıp kavuran öfkeye rağmen sakin kalmaya çalışarak Selen’in sırtını okşadı. "Tamam artık güvendesin." Sesi her zamanki gibi sertti ama içinde yabancı bir tını vardı. Koruyucu, sahiplenici… belki de çok daha fazlası. Arabaya bindiğinde Selen’in onu bırakmaya niyeti olmadığını fark etti. Küçük bedeni hâlâ titriyordu ve kucağında olmanın ona güven verdiğini anladığında onu yerleştirmekten vazgeçti. Onu sıkıca sarıp göğsüne bastırdı. Selen’in yüzü, Barlas’ın kalbine yaslanmıştı ve sarsılan nefesi orada sıcak bir iz bırakıyordu. Araba karanlık yolda hızla ilerlerken içeride sadece Selen’in arada bir gelen hıçkırıkları ve derin nefesleri duyuluyordu. Barlas, elini yavaşça Selen’in saçlarına götürdü ve parmaklarını dalgaların arasına daldırdı. Selen’in hıçkırıkları bir anlığına azaldı. Belki de ilk defa, gerçekten güvende hissediyordu. "Barlas…" diye fısıldadı Selen, neredeyse duyulmayacak kadar sessiz bir sesle. Barlas başını eğip alnını onun saçlarına yasladı. "Buradayım." dedi hiç tereddüt etmeden. Selen’in gözlerinden yaşlar süzülmeye devam ederken, Barlas’ın kolları etrafında bir kale gibi sıkıca sarılmıştı. Onu bir daha asla kaybetmeyecekti.. Barlas’ın arabası geniş bahçeye doğru süzülerek durduğunda, geceyi delen motor sesi bir anda kesildi. Eve gelmişlerdi ama Selen’in gözleri hâlâ kapanmamıştı. Onun kollarındaki küçük bedeni, korkunun ve yorgunluğun izlerini taşıyordu. Barlas kapıyı açtı, Selen’i kucağında daha da sıkı tutarak arabadan indi. Küçük bir esinti tenine çarptığında, Selen istemsizce Barlas’ın boğazına daha fazla sokuldu. Barlas içeri girdiğinde direkt olarak yukarı çıkmaya karar verdi. Adımları hızlı ama dikkatliydi. Onu incitmek istemiyordu. Selen, yol boyunca kollarına daha da yapışmış, başını göğsüne yaslamıştı. Tırmandıkları her basamakta Barlas onun nefesini duyabiliyordu. Hâlâ düzensiz, hâlâ endişeliydi. Odaya vardıklarında, Barlas kapıyı ayağıyla kapattı ve doğruca yatağın yanına yürüdü. Ancak Selen’i yatağa bırakmadı. Onun hâlâ ona ihtiyacı vardı. O kollarından ayrılırsa, tekrar kaybolacakmış gibi hissediyordu. Barlas, Selen’in ne hâlde olduğuna bir kez daha göz gezdirdi. Bacakları kesik içindeydi, üstü başı çamur olmuş, teni buz gibi soğumuştu. Bu şekilde kalamazdı. Önce onu rahatlatmalı, sonra yaralarını temizlemeliydi. Selen’in saçlarını yavaşça okşayarak, “Bebeğim…” diye fısıldadı. "Yaralarına pansuman yapabilmem için önce duş alman gerek. Senin için küveti dolduracağım. Üzerini çıkarıp içine girmeni istiyorum." Selen, hiçbir şey söylemeden başını hafifçe salladı. Gözleri hâlâ bulanıktı ama itiraz etmedi. Barlas bunu gördüğünde içinde tuhaf bir rahatlama hissetti. Selen’in bu hâlini kullanabilecek biri değildi, asla da olmayacaktı. O sadece, şu an kollarındaki kadının güvende olmasını istiyordu. Onu yavaşça kaldırıp banyoya götürdü ve klozetin üzerine oturttu. Selen başını hafifçe arkaya yasladı, gözleri kapanıyordu ama uykuyla uyanıklık arasında gidip geliyordu. Barlas küveti sıcağa yakın suyla doldururken içini köpüklerle kapladı. Köpüklerin suyun altını göstermemesi, Selen’in kendini daha rahat hissetmesini sağlayacaktı. Küvet dolarken, bir an durup Selen’e baktı. Onun hâlâ kendisini izlediğini fark etti. Sanki o gözlerini kaçırırsa, her şey tekrar karanlığa gömülecekmiş gibi bir bakışı vardı. Barlas yavaşça onun önüne çömeldi. "Haydi, üzerindekileri çıkaralım." dedi, sesi hem yumuşak hem de otoriterdi. Selen bir şey demeden başını hafifçe eğdi, itiraz etmedi. Barlas onun kollarını dikkatlice yukarı kaldırarak kirli kazağını çıkardı. Onu tek başına bırakacağını göstermek için elini çenesine götürüp başını yukarı kaldırdı. "Banyonun önünde olacağım. Eğer bir şeye ihtiyacın olursa, sadece seslen." Selen, sadece gözleriyle onay verdi. Barlas onun yavaşça küvetin yanına yöneldiğini gördüğünde arkasını dönüp banyodan çıktı. Kapıyı tamamen kapatmadı, hafifçe aralık bıraktı. Eğer bir şey olursa, anında içeri girebilirdi. Selen, titreyen elleriyle geriye kalan kıyafetlerini çıkardı ve kendini zor da olsa küvetin içine bıraktı. Sıcak su tüm bedenini sararken, ilk defa içinde bir nebze de olsa güven hissetti. Fakat banyoda çok uzun süre kalamamıştı. İlk başta sıcak su tenini rahatlatmış gibi hissettirse de, kesiklerine değdiğinde acı dalgalar hâlinde tüm vücudunu sardı. Cildi, gecenin soğuğuyla katılaşmışken şimdi suyun içinde hassaslaşmıştı. Ne kadar istese de burada uzun süre kalamazdı. Yavaş hareketlerle üzerindeki kiri, çamuru ve korkunun izlerini temizledi. Köpüklerin arasından suya daldırdığı elleri titriyordu ama en azından artık daha berrak bir zihne sahipti. Küvetten çıkarken güçlük çekti, ayakta durmakta zorlandı ama bir şekilde banyodaki dolaba uzanarak yumuşak bir bornoz çıkardı ve titreyen kollarıyla üzerine geçirdi. Artık temizdi ama hâlâ kırılgan hissediyordu. Derin bir nefes alarak banyonun kapısını açtığında, kapının hemen önünde Barlas’ı gördü. Barlas, bir şey olabilir diye dimdik ayakta bekliyordu. Kaşları çatık, bakışları tetikteydi. Barlas, Selen’in banyodan çıktığını görünce hemen ona doğru ilerledi. “Hadi seni giydirelim.” dedi, sesi her zamanki gibi buyurgandı ama içinde yumuşak bir tını vardı. Selen’in elini tutarak onu kıyafet odasına yönlendirdi. İçerideki büyük aynalar ve düzenli raflar arasında bir puf vardı. Barlas, Selen’i oraya oturttu. Barlas hiç vakit kaybetmeden dolaplara yöneldi. İç çamaşırları, yumuşak bir tişört ve bacaklarındaki yaralara pansuman yapabilmesi için bir şort seçti. Normalde böyle bir durumda Selen’in utançtan yüzü kızarır, mahcubiyet içinde yere bakardı. Ama şu an farklıydı. Bu gece yaşadıkları, utanç gibi duyguları onun zihninden silip süpürmüştü. Şu an sadece Barlas’a güveniyordu. Barlas kıyafetleri Selen’in kucağına nazikçe bıraktı. Ardından gözlerinin içine baktı ve eğilip alnına uzun, yumuşak bir öpücük kondurdu. “Giyin, ben dışarıda bekliyorum.” diye fısıldadıktan sonra odadan çıktı. Selen, Barlas’ın varlığının odadan kaybolmasıyla birlikte bir an boşluk hissetti. Derin bir nefes alarak iç çamaşırlarını, tişörtünü ve şortunu giydi. Her hareketi yavaş ve dikkatliydi, çünkü vücudu sızlıyordu. Ama en azından artık daha rahattı. Giyinme odasından çıkıp odasına geri döndüğünde, Barlas’ın elinde bir saç kurutma makinesiyle onu beklediğini gördü. Barlas, onu görünce “Gel.” diye seslendi. Sesi ne sertti ne de emir vericiydi. Sadece onu istiyordu. Selen küçük adımlarla Barlas’ın yanına ilerledi. Barlas onu makyaj masasının önündeki koltuğa oturttu ve saç kurutma makinesini çalıştırdı. Sıcak hava, ıslak saçlarını sararken Selen aynadan Barlas’a baktı. Adam, kaşlarını çatmış, büyük bir ciddiyetle saçlarını kurutuyordu. Ellerinin hareketi nazikti ama yüzündeki sert ifade, yaptığı işe olan odağını gösteriyordu. Selen, onun bu hâline istemsizce gülümsedi. Barlas ona bebeği gibi davranıyordu. Şimdiye kadar kimse ona böyle özen göstermemişti. Barlas saçlarını nazikçe kurutup taradıktan sonra Selen’i yatağa oturttu. Ardından banyoya gidip elinde kırmızı bir çanta ile geri döndü. İçini açtığında, Selen onun pansuman yapacağını anlamıştı.Barlas, kırmızı çantayı açıp içindekilere göz gezdirdi. Temiz gazlı bezler, antiseptik solüsyon, yara bandı... Gecenin karanlığında Selen’i bulmak için deliye dönmüşken, şimdi onu tam karşısında oturmuş, sessizce beklerken görmek bile tuhaf bir histi. Gözleri kızarmış, yüzü hâlâ yorgundu ama ona en azından biraz huzur vermek istiyordu. Yavaşça diz çöktü ve Selen’in bacaklarını nazikçe kucağına aldı. Yaralarına dokunmadan önce derin bir nefes aldı. “Canını yakarsam söyle.” diye fısıldadı. Selen hiçbir şey söylemedi, sadece başını usulca salladı. Barlas önce bir pamuğa antiseptik solüsyonu dökerek en derin kesiklerden birine hafifçe bastırdı. Selen, aniden nefesini tuttu. Acı çektiği her hâlinden belliydi ama yine de ses çıkarmıyordu. “Nefesini tutma.” dedi Barlas, sesi alışılmadık bir yumuşaklık taşıyordu. İşine büyük bir dikkatle devam etti. Önce kanamış yerleri temizledi, ardından daha küçük sıyrıkları nazikçe silip kuruttu. Ellerinin büyük ve güçlü olması, bu kadar hassas hareketler yapmasını zorlaştırıyordu ama Selen’in tek bir an bile acı çekmesini istemiyordu. Öyle büyük bir özen gösteriyordu ki, sanki en ufak bir yanlış harekette onu incitecekmiş gibi. Son yarasını da sardığında, Selen’in hafifçe titreyen vücudu sonunda gevşedi. Derin bir nefes alıp verdi ve yorgun gözleri Barlas’a dikildi. “Bitti.” dedi Barlas, dizlerinin üzerine doğrulurken. Selen hafifçe başını salladı. Barlas yatağın örtüsünü açıp Selen’i yavaşça içine yerleştirdi. Örtüyü sıkıca üzerine çekip onu sıcak tutmak için her yanını sarıp sarmaladı. Şimdi biraz dinlenebilirdi. Tam yataktan kalkacağı sırada, Selen’in eli hızla uzanıp Barlas’ın kolunu yakaladı. Gücü hâlâ zayıftı ama sesi netti. “Gitme.” Barlas duraksadı. Selen’in kolunu saran eline baktı ardından gözlerine. O an, kelimelerin gereksiz olduğunu anladı. Elini yavaşça Selen’in elinden kurtarıp, nazikçe avucunun içine aldı. Dudaklarını yumuşak bir öpücükle üzerine bıraktı. “Işığı kapatıp geliyorum.” dedi. Ama Selen’in yüzündeki o ifadeyi gördü. Gözleri bir an için daha da büyüdü ve vücudu hafifçe gerildi. Işığın kapanmasını istemiyordu. Barlas sessizce iç geçirdi ve hareketlerini değiştirdi. Ayağa kalkmak yerine olduğu yere geri oturdu. Ardından ağır hareketlerle yanına uzandı. Selen onun yatağa girdiğini görünce bir an tereddüt etti ama sonra hızla ona doğru sokuldu. Elleri beline dolandı, başını Barlas’ın boynuna yasladı. Barlas, Selen’i anında kollarının arasına aldı, bedenini tamamen sardı. Bir kolunu sırtına koyarak nazikçe okşamaya başladı. Selen’in bedeni titremeyi bırakırken, solukları yavaş yavaş düzene girdi. “Buradayım.” diye fısıldadı Barlas. “Uyuyabilirsin.” Selen’in nefesi, boynuna hafifçe çarptığında Barlas gülümsedi. O artık güvendeydi. Ve bu gece, ondan bir saniye bile ayrılmayacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD