GERİ DÖNÜŞ

1330 Words
“Bu da demek oluyor ki artık tamamen bize aitsin.” Bedenim buz kesti. “Hayır… hayır, hayır, hayır…” diye mırıldandım. “Anlaşılan düşündüğümüz kadar gözünde bir değerin yokmuş.” Sözleri, içimdeki son umut kırıntılarını da söküp aldı. Bacaklarım titremeye başladı, vücudum kontrolsüzce titriyordu. Barlas gerçekten de beni gözden mi çıkarmıştı? Adam ellerimi çözdüğünde bileğimdeki kızarıklıklara bakacak vaktim olmadı, çünkü kolumdan sertçe kavradığı gibi beni yerimden çekip kaldırdı. “Yürü!” diye tısladı dişlerinin arasından. Yerde sürüklenmemek için sendeleyerek de olsa yürümeye başladım. Bacaklarım titriyor, ayakta durmakta zorlanıyordum. Merdivenleri çıkarken başımı kaldırıp etrafıma bakmaya çalıştım. Burası yerin altındaki bir sığınaktı. Ağır demir kapının açılmasıyla keskin bir rutubet kokusu ciğerlerime doldu. Temiz hava almak için derin bir nefes çektiğimde, havanın sandığım kadar temiz olmadığını fark ettim. Nemli soğuk ve de sisliydi. Adam beni dışarı çıkardığında tüm vücudum bir anlığına rahatladı. Ama bu, yalnızca birkaç saniye sürdü. Ayakta durmakta zorlanıyordum ve birkaç adım atmadan yere kapaklandım. Dizlerim sert zemine çarptığında bir an sersemledim ama asıl korktuğum, adamın bana verdiği tepkiydi. “Yürü dedim sana! Salak mısın?” Kolumdan kavradığı gibi saçımı tutarak beni tekrar ayağa kaldırdı. Acıyla başımı geriye attım, ama onun umurunda bile değildi. Gözlerim sulandı, ağlamaktan ve uzun süre bağlı kalmaktan görüşüm hala net değildi. Ama bulunduğum yeri algılamaya başlamıştım. Bir ormanın içindeydim. Tepemdeki ay, puslu bulutların arasından soluk bir ışık yayıyor, ağır sis zeminin üzerini örtüyordu. Hava buz gibiydi. Tenime değen rüzgarın keskinliği içimi ürpertiyordu ama şu an üşümek, korkumun yanında hiçbir şeydi. Adam, beni sürükleyerek bir arabanın kapısına kadar getirdi. “Senin icabına patron bakacak.” dedi ve kapıyı açtığı gibi beni içeri fırlattı. Dengemi sağlayamadan içeri düştüm. Vücudum sızım sızım sızlıyordu ama korkudan sesimi çıkaramıyordum. Adam kapıyı sertçe kapattı, ama içeri binmedi. Bunun yerine, cebinden telefonunu çıkardı ve arabanın önünde konuşmaya başladı. Burası benim için bir fırsattı. Bulanık görüşümle etrafa göz attım. Kalbim deli gibi çarpıyordu. İçimdeki korku, yerini kaçma içgüdüsüne bırakmıştı. Sessizce, arabanın kapısını açtım. Adamın sırtı dönüktü, telefonla konuştuğu için bana dikkat etmiyordu. Bütün cesaretimi toplayarak kendimi dışarı attım. Yavaşça, ayaklarımın üstüne kalktım. Arabanın arkasına doğru sinsice ilerlerken adamın sesi hala duyuluyordu. Yapmalıyım. Kaçmalıyım. Vücudum ağrıyor, ayakta durmakta zorlanıyordum ama duramazdım. Burada kalırsam, ölecek Otların arasından hızla ormana doğru ilerlemeye başladım. Sessiz olmaya çalışıyordum, ama adımlarımı hızlandırdıkça dalların kırılma sesleri yükseliyordu. Dişlerimi sıktım. Arkamı dönüp baktım ama adam hâlâ telefonla konuşuyordu. Burası benim için tek şanstı. Nefesimi kontrol edemeden, koşmaya başladım. Keskin taşlar ve dallar tenime batıyordu ama umursayacak durumda değildim. Özgürlük, acıdan daha tatlıydı. Soğuk rüzgar yüzüme sertçe çarpıyordu. Sis her yeri kaplamıştı ama duramazdım. Koştum. Kaçtım. Ve karanlığın içine doğru kayboldum. . Barlas’ın odasında esen kasvet, az önce burada yaşananlardan sonra daha da yoğunlaşmıştı. Adamın odadan çıkışıyla birlikte hava ağırlaştı, sanki duvarlar bile bu gerilimi taşıyamıyordu. Barlas’ın cam kırıklarıyla dolu odasında sessizlik hâkimdi, ama içinde kopan fırtına bir an bile dinmiyordu. Barlas, adamın yüzüne son kez bakarken, içindeki öfkeyi kontrol altında tutmak için çabalıyordu. Anlaşmayı kabul etmemesinin tek sebebi gururu değildi. Az önce telefonuna gelen bir mesaj, her şeyi değiştirmişti. Selen’in yeri tespit edilmişti. Ama bunu karşısındaki adama belli etmemişti. Onların, Selen’i gözden çıkardığını düşünmelerini istemişti. Eğer biraz daha dikkatli bakmış olsalardı, Barlas’ın gözlerindeki o şeytani parıltıyı görebilirlerdi. O parıltı, bir zaferin işaretiydi. Adam odadan çıktığında, Barlas derin bir nefes aldı. Yumruklarını sıktı, parmak eklemlerinin bembeyaz kesildiğini fark etti. Gözlerini kapattığında, sadece Selen’in yüzü geldi aklına. Korkmuş, çaresiz… Ellerinde parçalanan cam bardak avuçlarına batmasına rağmen Barlas kılını bile kıpırdatmamıştı. Kan damlaları halının üzerine düşerken, gözlerindeki soğuk öfke daha da belirginleşmişti. Selen şu an onların elindeydi, ama fazla zamanı yoktu. O yüzden hiç beklemeden hazırlanmaya başladı. Telefonuna bir mesaj daha geldi. “Konuma vardık, operasyonu başlatıyoruz.” Barlas hızla arabasına bindi. Motor çalıştırıldığında, tüm adamları harekete geçmişti. Şehirden uzak, tamamen ormanlık bir alana gidiyorlardı. Barlas oraya vardığında, adamları çoktan depoya baskın yapmış, içerideki herkesi etkisiz hale getirmişti. Barlas, arabadan inerken sert ve kararlıydı. Merdivenlerden aşağı indiğinde, içeride diz çöktürülmüş adamları gördü. Elleri arkalarına bağlanmış, yüzleri yere bakıyordu. Bazıları acı içinde inliyordu. Fakat Barlas’ın gözleri, içeride birini arıyordu. Selen’i. Ama o yoktu. Barlas bir anlığına olduğu yerde durdu, tüm vücudu kilitlendi. Boğazındaki damarlar belirginleşirken, dişlerini sıktı. Yavaşça gözlerini en önde duran adama dikti. Adım adım ona yaklaştı ve gözlerinin içine baktı. “Selen nerede?” Adam başını kaldırmadı bile. Bu hata ona pahalıya mal olacaktı. Barlas hiç tereddüt etmeden silahını çıkardı ve adamın bacağına sıktı. “Aaaahhh!” Adamın çığlığı deponun içinde yankılandı. Diğer adamlar korkuyla titrerken, Barlas’ın soğukkanlılığı bozulmamıştı. Adam acıyla yere kapandı, dişlerini sıktı ve sonunda ağzından tek bir kelime döküldü. “Kaçtı!” Barlas duyduğu kelimeyle olduğu yerde kaldı. Gözbebekleri küçüldü, derin bir nefes aldı. Kaçtı mı? Adam devam etti. “Onu götüreceğimiz sırada kaçtı…” Barlas, bir saniye bile beklemeden silahını adamın başına doğrulttu ve tetiği çekti. Bir el silah sesi, bir canın sonu. Bu kadar basitti. Zaman kaybedemezdi. Burada oyalanamazdı. Selen şu an ormanda bir yerlerdeydi ve yalnızdı. Silahını kılıfına yerleştirip hızla döndü. Adamlarına sert bir sesle emretti. “Ormanın dört bir yanına dağılın! Eğer o kızı bulamazsanız..." Gözlerini sertçe kıstı, kelimeler ağzından dökülürken içinde cehennem gibi yanan öfkesini hissettirdi. “…bu ormanı hepiniz içindeyken yakarım.” . Sonu görünmeyen bu karanlık ormanda, yalınayak ve yara bere içinde öylece koşuyordum. Ayaklarıma batan taşların, bacaklarıma sürten dikenlerin canımı nasıl yaktığını hissedebiliyordum ama duramazdım. Durmak ölmekle eşdeğerdi. Peşimde olduklarını biliyordum. Belki çoktan fark etmişlerdi kaçtığımı, belki de şu an her yöne dağılmış beni arıyorlardı. Nefesim düzensizdi, ciğerlerim yanıyordu. Vücudum her adımda sızlıyor, ama ben durmadan koşmaya devam ediyordum. Hava soğuktu. Gecenin keskin ayazı, ince kıyafetlerimi delip geçen bir bıçak gibiydi. Titriyordum. Ama bunun sebebi sadece soğuk muydu, emin olamıyordum. Koşarken, derinlerden gelen bir ses duyduğumda kalbim hızla çarpmaya başladı. Ayak sesleri. Fısıltılar. Dalların kırılma sesi… Beni arıyorlardı! Nefesimi tutarak çimenlerin arasına eğildim, karanlığın beni saklamasına izin verdim. El fenerlerinin titrek ışıkları etrafı tarıyordu. Gölgeler ağaçların arasından kayıyordu. Onlar buradalardı. Beni arıyorlardı. Saklandığım yerden usulca geri çekildim. Burası güvenli değildi. Daha da uzaklaşmalıydım. Ama nereye? Hiçbir şey bilmiyordum. Burada bir çıkış yolu var mıydı, yoksa sonsuza kadar bu karanlığın içinde kaybolacak mıydım? Yorgun bedenim artık isyan ediyordu. Bacaklarım güçsüzleşiyor, her adımda sendelemeye başlıyordum. Kendimi bir ağaca yaslayarak nefesimi düzenlemeye çalıştım. Ama tam o sırada, hiç beklemediğim bir şey oldu. "SELEN!" Ses… Damarlarımdaki kan bir anda çekilmişti sanki. Gözlerimi kapattım. Bu ses… Yavaşça başımı kaldırdım. Kafam dönüyordu, gözlerim yaşlarla dolmuştu. Ama sesin kime ait olduğunu bilmemek imkansızdı. "Barlas..." diye fısıldadım. Ama sesim öyle zayıftı ki kendi kulağıma bile zar zor ulaştı. Bir an tereddüt ettim. O burada mıydı yoksa ben hayal mi görüyordum? Ama… Beni gözden çıkarmamış mıydı? Bunu düşününce, içimde bir acı hissettim. Kafam allak bullaktı. Oysa ben onun beni terk ettiğini, pazarlık masasında ölüme mahkum ettiğini düşünmüştüm. Ama hayır. Beni arıyordu. Şu an her şeyi sorgulayacak halde değildim. Ne hissetmem gerektiğini bile bilmiyordum. Tek bildiğim şey, ormanda kaybolmuş, paramparça olmuş bedenimle hiçbir yere gidemeyeceğimdi. Titreyen dizlerime rağmen zorla ayağa kalktım. Sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladım. Her adımda tökezliyordum, vücudumun her zerresi acıyordu ama ilerlemeye devam ettim. "Barlas." Bu sefer biraz daha yüksek sesle fısıldadım. Ama bu, benim için bile duyulamayacak kadar güçsüzdü. Gözyaşlarım sessizce akarken, yüzüme bir anda parlak bir ışık tutuldu. Kör olmuş gibi gözlerimi kıstım ve elimi refleks olarak yüzüme kaldırdım. Bir adım sesi yaklaşıyordu. Sonra… "Selen!" Bu sefer ses çok yakındı. Gözlerimi açtığımda onu gördüm. Barlas. Olduğum yere yığılacaktım. Gözyaşlarım kontrolsüzce akmaya başladı. O burada… Gerçekten buradaydı. Beni terk etmemişti. Barlas hızla yanıma koştu ve kollarını açıp beni kavradı. Yanağımdan süzülen yaşları fark ettiğinde, parmaklarını hafifçe yüzümde gezdirdi. "Tamam… Bitti, Selen. Ben buradayım." Sesindeki derinlik, beni içten içe titretti. Ne korkum ne de öfkem kalmıştı. Şu an sadece onun burada olması… Onun sıcaklığı… Ona sıkıca sarıldım. Beni bırakmayacakmış gibi, sonsuza kadar burada tutacakmış gibi. Zorla ayakta durduğumu fark ettiği anda, hızla beni kollarına aldı. Bir çığlık atacak halim bile yoktu. Artık onun kollarında güvendeydim. "Barlas…" diye inledim, nefesim düzensiz, sesim boğuktu. O ise tek kelime etmeden, başımı göğsüne yasladı. Elini saçlarıma götürdü, parmaklarıyla okşarken sıcak bir öpücük kondurdu. O an, ne olursa olsun, sonunda güvende olduğumu hissettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD