"Sanırım... Batırdım."

1390 Words
Nasıl? Duvar kenarına geçmek üzereydim, ama ayaklarım olduğu yere çakılıp kaldı. Sanki sınıfın zemininden büyüyen görünmez kökler bileklerimi sımsıkı sarıyordu. Herkes susmuştu. Gözler üzerimdeydi; ama kimse doğrudan bakmaya cesaret edemiyor, gözlerindeki şaşkınlık ve merak arasında gidip gelen ifadeyi gizlemeye çalışıyordu. İçimde bir sıcaklık dalgası yükseldi. Kalbim hızla çarparken, göğsümdeki sıkışma nefesimi kesiyor gibiydi. Sınıfta asılı duran sessizlik, varlığıyla bir ağırlık yaratmıştı. Sadece duvardaki eski saat, ritmik bir şekilde tik tak ederken odanın tedirgin havasını bölüyordu. Öğrencilerin nefesleri bile sınıfta yankılanacak kadar belirgindi. Sonunda, dayanamadım. Kelimeler dudaklarımdan kontrolsüzce dökülüverdi: "Nasıl?" Sesim kısılmış gibiydi, ama titreşiyordu. Kendi sesimi tanımakta zorlandım. "Ben mi?" Sözlerim odanın içine yayılırken, kimse tepki vermedi. Sınıf arkadaşlarımın gözleri anlık bir ürkeklikle kaçsa da, tekrar bana çevrildi. Neredeyse bir yargılama havası vardı. Ancak en çok, Bekir Hoca’nın tepkisini bekliyordum. "Ne ODTÜ’sü ya?" dedim daha yüksek bir sesle. Şimdi içimdeki şaşkınlık yerini kontrol edilemez bir öfkeye bırakıyordu. Sözlerim, duvardaki sıvaların bile çatlayabileceği bir gerginlikte yankılandı. "Şaka mı bu?" Bekir Hoca, rahlenin üzerindeki kağıda gözlerini dikmişti. Kağıttan gözlerini bir an olsun ayırmadan, derin bir nefes aldı. Sanki o nefes, havayı daha da ağırlaştırdı. Ellerini rahlenin kenarına yasladı, parmak uçları kağıda neredeyse baskı yapacak kadar gergindi. Gözlüklerinin camı sınıfın floresan ışıkları altında parlıyor, yüzünü bir maske gibi gölge içinde bırakıyordu. Kaşları hafifçe çatılmıştı. "Şaka yapmıyorum, Feyza," dedi nihayet. Sesi, taş zemine düşen sert bir ayak sesi gibiydi. Kelimeler o kadar keskin ve netti ki, sanki sınıfın içinde yankılanarak bir bıçak gibi herkesi kesti. "Son sınav sonuçlarına göre konuşuyorum." O an hissettiğim şey bir tokat gibiydi. Ama içimdeki öfke, bunun altında ezilecek gibi değildi. Parmaklarımı sıktım, avuçlarımın içinde tırnaklarımın bıraktığı küçük izleri hissedebiliyordum. "Kaç net yapmışım ki?" dedim, sesimde artık saklanamayan bir meydan okuma vardı. Soruyu Bekir Hoca’ya yönelttiğim anda yanımdaki Cihan dirseğiyle hafifçe koluma dokundu. Sanki bu dokunuşla beni, yükselen bir balon gibi patlamak üzere olan öfkeden uzaklaştırmak istiyordu. "Otur," dedi alçak sesle. "Sakinleş önce." Ama sakinleşmek? Bu, şu an imkansızdı. Cihan’ın uyarısına rağmen ayağa kalktım, ve bir kez daha, daha yüksek sesle tekrar ettim: "Kaç net yapmışım da Harward’dan düşmüşüm? ODTÜ mü? ODTÜ’ye düşmek de ne demek ya? Kaç net yapmışım ki sınavda?" Bekir Hoca bu kez başını kaldırdı. Kağıttan ayrılan gözleri, gözlüklerin arkasından sert ve yargılayıcı bir şekilde bana baktı. Kaşlarının arasında derin bir çizgi oluşmuştu, dudakları sıkıca kapalıydı. Uzun bir sessizlik oldu. Sessizliğin yükü, sınıfın havasını neredeyse solunamaz hale getiriyordu. "96 net yapmışsın Feyza," dedi nihayet. Kelimeleri ölçüp biçerek söylediği o kadar belliydi ki, her kelime ayrı bir darbe gibiydi. "Maalesef, 99 net yapıp senin önüne geçen bir arkadaşın var. ODTÜ’de senin yerini aldı." Kağıttan doğrulup, rahlenin arkasında dik bir şekilde durdu. Tüm sınıfın içinde sanki yalnızca ben varmışım gibi, o sert bakışları üzerimde hissediyordum. Gözlerimi kırpmadan ona bakarken, boğazımdaki düğüm büyüyordu. "Kimmiş o?" dedim, neredeyse fısıldar gibi. Ama o fısıltının içinde bile öfkenin keskinliği vardı. Cevap beklerken yüzüm kızardı, ellerim istemsizce masanın kenarını sıktı. Parmaklarımın beyaza döndüğünü fark ettim. Fakat cevap gelmedi. Öfkem bu kez patlamak üzereydi. "Üç net!" diye haykırdım. "Üç net hocam! Üç net yüzünden sınıf mı düşeceğim? Bu bir şey kanıtlamaz ki. Sınav esnasında dalgın olmuş olabilirim. Üç soruyu çözememiş olabilirim. Üç soru! Üç soru çözseydim, ne değişecekti ki? Hah! Yine bir şey değişmemiş olacaktı. Bunun için sınıf değiştirmemi beklemeyin!" Sesim o kadar yükseldi ki, bir an herkesin irkildiğini fark ettim. Cihan bir kez daha dirseğiyle koluma dokundu. Ama bu kez, eli sertti. Kulaklarıma eğilip alçak bir sesle konuştu: "Sakin olsana kızım, sesini alçalt. Bağırıyorsun." Bağırıyor muydum gerçekten? Kendi sesimi duyamayacak kadar kendimden geçmiş olmalıydım. Sınıftaki sessizlik, öfkemin yankısını daha belirgin hale getiriyordu. O sırada, Bekir Hoca’nın sesi bir kez daha sınıfın içinde yankılandı. Sesi bu kez daha kararlı, daha soğuktu: "Feyza, eğer üniversite sınavında üç net eksik yapsaydın, Yükseköğretim Kurulu seni anlayışla mı karşılayacaktı? 'Affedersin Feyza’cığım, yanlışlık oldu, hak ettiğin yere geri dön,' mü diyecekti?" Hocanın sözleri, bana sert bir tokat gibi çarptı. Yüzümün yanmaya başladığını hissediyordum. Sınıftaki tüm öğrenciler başlarını öne eğmişti. Kimsenin bana bakmaya cesareti yoktu. Sessizlik o kadar derindi ki, kendi kalp atışlarımı duyabiliyordum. Üç net… Sadece üç net. ~~~ Öncelikle kendimi tanıtmalıyım. Ben Feyza. 18 yaşında, hayata karşı büyük hayalleri olan ama onların ağırlığı altında ezildiğini hisseden sıradan bir genç kız. Zodyak burçlarıyla aram yok ama çevremdekiler beni katıksız bir Terazi olarak tanımlar. Terazi olmamın dengeli olmak anlamına geldiğini söylüyorlar, ama içimdeki gelgitlerle yaşadığımı bir bilseler... İradeye gelince, benimki tıpkı incecik bir ipte yürüyen cambaz gibi; bir gün kararlı ve güçlü, diğer gün bir rüzgarla savrulacak kadar zayıf. Görünüşüme gelirsek… Boyum ne uzun ne kısa. "Orta boylu" deyip geçemem çünkü insanlar beni gördüklerinde genelde "Tam ideal boydasın!" derler. Ama saçlarım... İşte orada gurur duymaktan asla çekinmem. Kahverenginin en sıcak tonunda, omuzlarımın hemen altına dökülen dalgalı saçlarım var. Kıvrımları öyle doğal ki rüzgar estiğinde sanki küçük bir dans gösterisi yapıyor gibi hareket eder. Elleriyle oynamaktan hoşlanan arkadaşlarımın "Bu saçlar nasıl bu kadar yumuşak olabilir?" dediğini hâlâ hatırlıyorum. Akıllıyım. Azimliyim. Ve evet, güzelim. Ama güzellik tanımı öyle kişisel ki… Kuzenim Cihan’a göre, bu konuda biraz abartıyormuşum. Onun fikrine göre güzel olmak sessiz, gizemli ve "seksi" olmayı gerektiriyor. Bense, "Beni seksi bulmayabilirsin ama çok konuşmamın cazibemden bir şey eksilttiğini düşünmüyorum," derim genelde. Yine de o, fiziksel özelliklerime laf etmeyi sever. Omuzlarım ve kalçalarım onun dilinden hiç düşmez. Bir keresinde, "Buz patenini bırakmamalıydın," dediğinde gülsem mi ağlasam mı bilememiştim. "Omuzlarını o spora borçlusun, yoksa doğuştan böyle değil." Beni ben yapan şeyler var. Mesela göbeğim… Onun hafif yuvarlak oluşunu seviyorum. Evet, şu magazin dergilerindeki dümdüz karınlara pek benzemiyor ama bir ayvanın pürüzsüzlüğüne sahip. Kalçam mı? Kıvrımlarım beni kendimden memnun eden o küçük detaylardan biri. Vücudumun bu kıvrımları taşımaktan gurur duyan tarafı, bana kendimi güzel hissettiriyor. Ama… Hayat sadece güzel hissetmekle geçmiyor. Biraz olsun hayata karışmanız gerekiyor. Kendinizi ifade etmeniz, başarının peşinden koşmanız ve nihayetinde sağlam bir kariyer inşa etmeniz lazım. Çünkü hayatta kalmanın yolu paradan geçiyor. Hedefim? Önce iyi bir eğitim alacağım, sonra kariyerimde zirveye çıkacağım ve tabii ki bunun karşılığında bol bol para kazanacağım. Çünkü insan, hayallerini gerçekleştirmek için paraya ihtiyaç duyar. Türkiye’de yaşıyorsanız, "coğrafya kaderdir" sözü tokat gibi yüzünüze çarpar. İyi bir eğitim almak istiyorsunuz, ama sistemin çarkları öyle bir döner ki, o hayaller daha baştan un ufak olur. Benim de öyle oldu. Hayallerimin sistemin dişlileri arasında ezildiğini hissettim. Ve işte karşınızda: Mezuna kalmış, yüzüne buruk bir gülümseme yerleştirmeye çalışan, yorgun ama hâlâ umutlu bir Feyza. Selam canım. Bazıları üniversite kitaplarının pahalılığından yakınır. Bazılarıysa dershanelerin veya etüt merkezlerinin cebinden çaldığı paradan. Ama benim gibi biri, bambaşka bir şeyden şikâyet eder: Üniversite sınavına hazırlık sürecindeki o garip sistemin kendisinden. Size çok iddialı vaadlerde bulunurlar: "Buradan geçen her öğrenci hayalini gerçekleştirir!" Ama bu sadece dışarıdaki parlak tabelalarda yazılıdır. İçeride, sıkı bir eleme süreci sizi bekler. İlk aşama, o korkunç sınavdır. Adeta geleceğinizi belirleyen ilk domino taşı gibi. Ve işin kötüsü, bir domino taşı düştüğünde, arkasındaki bütün taşlar da devrilir. Sınav günü, saatlerce aynı sınıfta oturmanız gerekir. Önünüzdeki kitapçık, yüzlerce soruyla doludur. Gözleriniz sorulara odaklanırken, zihniniz yavaş yavaş bulanır. Baş ağrınız artar, sıkıntıdan ellerinizi masanın altında yumruk yaparsınız. Ve tam o sırada, "Acaba kaç dakika geçti?" diye saate bakarsınız. Ama o da ne? Daha yalnızca yirmi dakika geçmiş! Sonunda optik formunuzu teslim eder, derin bir nefes alırsınız. Ama asıl iş şimdi başlar. Optik okuyucu, sizin tüm emeklerinizi saniyeler içinde değerlendirir. Ve sonuçlar... O minik form, sizin hangi sınıfa yerleştirileceğinizi belirler. Etüt merkezinin sınıfları isim isim ayrılmıştır: Harvard, ODTÜ, Oxford, Bologna, Cambridge, İTÜ ve Tokyo. Adlarını duyunca kulağa uluslararası bir eğitim kurumu gibi geliyor, değil mi? Ama gerçek bambaşka. Çünkü bu isimler, başarı sıralamanızı temsil eder. Harvard en iyi sınıftır. Tokyo mu? Düşmenin son durağı. Ve işte ben… Ağustos ayında yapılan o sınavın ardından, Harvard’dan ODTÜ’ye gönderildim. Bu düşüş, sanki hayallerimin bir parça daha uzaklaşması gibiydi. Harvard, zirveydi. Benim zirvem. Ama şimdi, o üç net yüzünden bir alt sınıfa düşmüş, adeta dışlanmış gibiyim. Üç net. Bekir Hoca’nın yüzünde o gün ne bir üzüntü ne de bir kızgınlık vardı. Sadece bir bakış. Rahlenin başında durup elindeki kağıda tekrar tekrar baktı. "Feyza, üç net eksik yaptın," dedi. "99 net yapan bir arkadaşın seni geçti. Artık ODTÜ’deki sınıfta devam edeceksin." Sanki dünya durdu. O an her şey yavaşladı. Oturduğum yerde irademi kaybetmiş gibi hissettim. Ellerim dizlerime düştü. İçimde bir sıcaklık vardı, ama bu sıcaklık huzurdan değil, utançtan kaynaklanıyordu. Sahi… Üç net nasıl beni bu hale getirebilirdi? Hayallerimle aramda duran bu minicik fark nasıl bu kadar büyük bir boşluğa dönüşebilirdi? Galiba artık hikayeme başlamalıyım. Ama… Henüz bu şoku atlatamadım. Sanırım… Batırdım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD