3.Bölüm

1589 Words
Bahar’ın Ağzından Şehir merkezine geldiğimizde gözlerim kocaman açılmış, şaşkınlığın verdiği bir saflıkla etrafı inceliyordum. Zaten bulunduğumuz yer yeşillikti ancak şuan etrafta tuhaf tuhaf binalar vardı. Böyle yüksek olanlardan. Bu evlerde kaç kişi oturuyorlardı acaba? Şehrin havası bile değişikti. Camı açmak istemiştim ama nasıl olacağını bilemediğimden sadece etrafa bakındım “Camı mı açmak istersin?” kafamı kaldırıp bizi buraya getiren Ahmet Beye baktım. Cevap vermeye utanıp başımı öne eğdim ve “evet” anlamında ağırca salladım. Şaziye kolumu dürtünce ona döndüm. Kaş atıp anlayamadığım bir şekilde bana bakan Ahmet beyi gösterdi. Ona kaşlarımı çatarak baktım. Ne demek istediğini anlamamıştım. Ağzımı açıp kapattım, tanımadığım bir adamın yanında çokta samimi davranmak istememiştim. Araba birden durunca etrafa bakınmaya devam ettim. Daha etrafta tarla falan yoktu “Neden durduk?” diye sordum ama Ahmet bey arabadan inip benim olduğum yerin kapısını açtı “Bak buradan” işaret parmağı ile gösterdiği yere baktım. Elini atıp kola benzer bir şeyi çevirmeye başladığında ağzım o şeklini aldı. Bu böyle mi kullanılıyormuş? Bir gülme sesi duyduğumda bakışımı ordan çekip yanımda kahkahlarla gülen adama baktım. Off rezil olmuştum. Hayır yani ne ayran budalası gibi camı nasıl açtığını seyrediyorsun ki? Salak mısın Bahar sen? Çok utanmıştım. Şuan eminim yanklarım dahil bütün bedenim kızarmış domatese dönmüştü. Hemen önüme dönüp yüzümü yere eğdim ve “Teşekkür ederim” diye mırıldandım. Ahmet bey başını iyice eğip bana baktı “Bunda utanılacak bir şey yok asi kız, utanma...” ben daha da utanırken dediği şeyle tükürüğüm boğazıma kaçtı “Utanınca daha da güzel oluyorsun” Ay beni bir öksürük tuttu. Böyle şeyler denir mi hiç? Tanımadığın bir kıza. Bu adam delirmiş. Kaşlarımı çatarak mavilerimi onun daha ne renk olduğuna bile dikkat etmediğim gözlerine diktim “Benimle böyle konuşmayın beyim” dedim sertçe. Bu uyarımdan pekte etkilenmemiş bir edayla doğruldu ve elini pantalonun cebine soktu. Tamam erkeklerin o hayran dolu bakışlarına alışıktım ama bu karşımda ki arsız adam gibiside yoktu. Bana hala bakmaya devam ederken iyice sinirlenip elimi karnına götürdüm ve ittirdim. Bu hareketimi beklemediği için afalladı ve normalde kımıldamayacak adam geriye sendeledi. Kapımı kendime çekip sertçe kapattım. Herkes haddini bilmeliydi değil mi? Önüme dönüp kollarımı göğsümün altında bağladım “Kız Bahar ne ettin?” Fatmanın şaşkın ve sitemli sesiyle ona döndüm “Ne edeydim Fatma? Adamın edebsizliğini görmedin mi?” Şaziye ve Fatma birbirlerine bakıp kıkırdadılar “Kız sen hiç edepsizlik görmemişsin” ne dediklerini anladığımda gözlerimi kocaman açıp onaylamaz bir ses çıkardım”Tıtıtıtıtıt” omuz silkip gülmeye devam ettiler. Hayır yani bunda gülünecek ne var? Ahmey Bey tekrar arabaya bindi. Ondan tarafa hiç bakmadım ve camı açtığı için iyice kenara çekilip derin bir nefes çektim içime. Köy havası gibi temiz değildi ama yine de insanın içini ferahlatıyordu. Kol dirseğimi camın bitiminde ki çıkıntıya koydum ve yanağımı da elime yasladım. Dışarıyı seyretmeye devam ettim. Kadınlar ve erkekler gayet güzel giyimlilerdi. Bir an gözlerim üzerimde gezindi. Eski bir fistan...Yemenimin bile rengi solmuştu. Bir an onlar gibi elimde sebze keseleri ile gezdiğimi hayal ettim. Burukça gülümsedim sonra. Ben kim bu şekilde gezmek kim... “İlk gün Irgatlardan sorumlu olan Demiryüreklerin küçük beyiyle tanışacaksınız. Belki iş yapabilirsiniz ama zaman geçti yarın şehre gelen ailelerinizle gelirsiniz” “Tamam beyim” dedik üç kız hep bir ağızdan. Kalbimde cereyan eden yeni bir hisle ellerimi birbirine geçirdim. Heyecandı bunun adı. Köyde herkes herkesi tanırdı ama burası...burası kocaman bir yerdi ve biz çok yabancıydık. Annem hep anlatırdı şehrin köyden ne kadar farklı olduğunu ama gözle görmek başkaymış Korkusu bambaşka... Araba toprak yola girdiğinde tarlalar görünmeye başladı, bizim gibi insanlar ikindi güneşinin altında çalışıyordu. Kadınlar etrafta erkeklerin peşinde koşturuyordu, erkekler ise hız kesmeden ekinlere orak vuruyor arkada deste haline getiriliyordu. Ne kadar çok ekin vardı! “Kıtlık sadece köylerde mi?” diye sordum, istemsiz bir merakla. Ahmet bey bana dikiz aynayısından bakıp “Sadece bu tarlalar iyi diğer köyler ve kasabalarda ki tarlalar az yağmurdan olmamış. Aslında şu tarlalarda az” kafamı anladım der gibi salladım. Biraz daha ilerledikten sonra büyük bir ağacın yanında durduk “Hadi inin” arabadan inip elimi belime attım. Valla hiç oturmaya alışkın değilmişim onu anladım. Nasıl da ağrıdı her yerim. Burası da çok sıcaktı. Elimi sallayıp biraz serinlemeye çalışırken arkamda bir beden hissettim. “Ayyyyy” diye bir se çıktı ağzımdan “Ahahaha sakin ol köylü kızı...yemenini tak” bu adamı hiç sevmemiştim. Sürekli benim dibime giriyordu. Elinde tuttuğu kırmızı yemenimi aldım bir çırpıda ve ilerle tarlalara melül melül bakan kızların yanına ilerledim. “Eeee ne yapacağız şimdi?” “Yusuf Bey gelecek sizinle ilgilenmeye...az çalışın isterseniz o gelene kadar” hepimiz onaylayıp önümüzde ki tarlaya girdik. Yabancı olduğumuzu anlayan kişiler başlarını işten kaldırıp bize baktılar. Bu sessizliğe son vermek için öne atıldım “Ben Bahar, Şaziye ve Fatma. Aşağı köyden bu tarlalarda çalışmaya geldik” uğuldamalar başladığında kızlara döndüm “Kız bunlar hiç insan görmemiş gibi ne bakarlar?” bilmem dercesine dudak büktüm Fatmaya. “Eee ne edelim gedin çalışın” kaşlarımı çattım karşımızda gereksiz atarlanan kıza. Tam ağzımı açacaktım ki arkada tanımadığımız bir ses belirdi “İnsan gibi tanışmak istemişler Gülsüm, ne demeye carlarsın?” herkes bir anda sus pus oldu ve saygıyla selam verdiler. Yusuf dedikleri bey bu olmalıydı. Çatık kaşları ile tam önümüze geldi. Neredeyse 1.80 boyunda, kumral ve bey olmasına rağmen bizler gibi giyinmiş ama yinede temiz haliyle karşımızda dikiliyordu. Bizi biraz süzdü, derin bir nefes aldı “Siz burada ki işlerle başa çıkabilecek misiniz?” küçümseyen ses tonu sinirlendirsede ilk seferden sataşmak istemediğimden sadece diğerleri gibi “Evet” demekle yetindim. “Ben erkek ırgat istemiştim Ahmet, bu çıtı pıtı kızlar ne yapacaklar?” al işte zorla sinirlendiriyorlardı. Bir adım öne geçtim ve uzun boyuna aldırış etmeden mavi gözlerimi büyük bir hırsla kahverengi gözlerine diktim “Bana bak Yusuf bey! Sen daha işimizi de bizi de bilmezsin, senin erkek diye övdüğün ırgatların yaptığı işin iki katını yaptık biz köyde. Bu işe aldınız getirdiniz birde yüzünüzü buruşturamazsınız” Yusuf bey kaşlarını havaya kaldırdı ve bakışlarını benden çekip Ahmet beye dikti “Pekte dilliymiş” diye homurdandı. Omuz silkip kollarımı göğsümün altında birleştirdim. Tarlaya bakışlarımı çevirdiğimde herkesin birleşip bize baktığını gördüm “bana bak Bahar...burada erleri bize bırsak bari” Fatmaya göz devirdim. İyi hoş kızdı da beni kıskanırdı. Halbu ki esmer teni ve hafif çekik koyu kahve gözleri ile benden bile güzel bir kızdı. Hatta gözüme ona bakan biri takılmıştı omzuna vurdum “Hepsi değil” diyip gösterdim. Adama bakınca hemen yemenisini çıkarıp saçlarını savurdu. Adamın gözleri parladı bu harekete iyi mi? “Heeyy buraya oynaşmaya gelmedik” “Sen oynaşma ama ben kendi adıma söz vermiyom” “Yuh...” “Hanımlar!” Yusuf beyin sert çıkan sesi ile irkildim. Başımı çevirip bize sinirli bakan iki beye döndüm “Buyrun beyim” Ahmet bey çatık kaşlar ile bizi izleyen kalabalığa döndü “İşiniz bitti mi?” tek bir soruyla herkes işinin başına geçmişti. “Şimdi siz evinize dönün paydos saati geldi zaten. Yarın sabah erkenden burada olcaksınız akşamda bu vakitler köyünüze dönersiniz. Laubalilik istemem, kimseyle yakınlık falan olmasın...” bakışlarını Fatmaya çevirdi “Özellikle de yavuklu istemem!” gülmemek için zor tuttum kendimi. Şaziye, sessizce onaylıyordu yanımızda “Tamam beyim” diyip dudaklarımı birbirine bastırdım, tam giderken bana “Sende çok karışıklık çıkaracak bir tip var...ayağını denk al” dedi ve yanımızdan ayrıldı. Başımı olumsuz anlamda sağa sola salladım. Harika! Yine birinin gözüne batmayı başarmıştım. Arabaya bindik. Ahmet bey gelmek istese de Yusuf beyin sinirli bakışları yüzünden binememişti. O gelmeyince öne binmek istedim ve yaşlıca olan şoför amcaya “Ben buraya binsem” diye utana sıkıla sordum. Bu masum soruma karşılık gülmsedi “Olur kızım” küçük çocuklar gibi sevinçle gidip oturdum. Camı açıp yemenimi çıkardım. Bugün tarlada çalışmadığım için hala çiçek gibi kokuyordu saçım. Yüzümde gülümseme ile ilerlediğimiz toprak yolu seyrediyordum. Araba bir ara durdu ve birine düdük çaldı. Amcanın baktığı yere baktım, ağacın altında elini arkasına atmış takım elbise giymiş heybetli bir er vardı. Yutkundum. Kimdi ki o? “Selamün Akeyküm Beyim!” Heybetli adam bizden tarafa döndü. Ne kadar da yakışıklıydı. Esmer, uzun boylu ve biraz kirli sakallı biriydi. Bir elini kaldırıp “Aleyküm Selam Eşref! Hayır ola?” Sesi içimi titretti. Bir insanın sesi bile güçlü olabilir miydi? İliklerime kadar işledi o sert ve hükmedici erkeksi sesi. İstemeden süzdüm baştan aşağı... Dar kumaş bir pantalon, beyaz bir gömlek, ilk iki düğmesi açık olduğu için kavurucu teni göz kırpıyordu bana. Kalbimde daha önce belirmeyen bir sıkışma hissettim. Ceketi kendine dar geliyordu bence, biraz daha hareket etse patlayabilirdi ama o bunu umursamıyordu anlaşılan. “Köyden gelen ırgatları götürürüm Beyim!” Eşref amcanın bağırması ile kendime geldim. Tövbe yarabbim ben neler düşünüyorum ya? “İyi! Dikkat et... bir ihtiyaçları varsa temin edesin” “Emerin olur beyim!” araba tekrar çalıştı ama ilk defa gitmek istemedim. Biraz daha kalsak da baksaydım? Dinleseydim o güçlü sesini? Elim benden habersiz hareket etti ve kalbimin üzerini buldu. Arkada kızlar tarlada gördükleri oğlanlar hakkında konuşuyordu. Ben ise az önce gördüğüm ve kalbimi cayır cayır yakan adamı aklımdan çıkaramıyordum. Bu da neyin nesiydi böyle? Bütün cesaretimi toplayıp Eşref amcaya döndüm “O kimdi?” diye sordum. Kalbim deli gibi atıyordu, bana bir bakış atıp tekrar bakışlarını yola çevirdi “Ha o mu?” başımı salladım. Söylesene be adam? İç sesimi duymuş gibi saygıyla zikretti adını. “Ömer Demiryürek! Şehrin Beyidir, bu çalışacağınız tarlaların sahibi o dur işte!” Yutkunamadım bile. Boğazım düğümlendi. Demek herkesin bahsettiği bey bu beydi! İçimde beliren üzüntü de neyin nesiydi! Acıyla yukarı kıvrıldı dudaklarım. Ben kim? Ömer Bey kim? Bakışlarımı tekrardan sağ tarafıma çevirdim ve buğulanan gözlerimi herkesten saklamak istecesine sindim olduğum yere. Amacımı ve geldiğim yeri unutmamalıydım... Ben köyünden çıkıp gelmiş tarlasında çalışacak olan ırgat, köylü Bahardım!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD