Bahar’ın Ağzından
Burnumdan derin derin nefesler alıyordum ama olmuyordu. Sanki nefes almak bana haramdı. Gözlerimi açıyorum her yer duman altıydı. Elimi boğazıma attım, gözlerimi açtım ama açtığımdan bile şüpheliydim. Ağzımdan güç bela bir iki kelime döküldü “Y-Yardım edin” sesimi ben bile duymamıştım oysa.
“N-ne olur...yardım edin!” artık nefesim kesilmişti. Boğazıma hücum eden his beni mahvediyordu “Y-yardım...” diye mırıldanırken bir kol beni alıp kaldırdı. İçimde beliren korku arttıkça arttı “B-bana geldin” diye mırıldandım inanamayan sesime hakim olamayarak.
Bir şey demeden bacaklarımdan elini geçirdi ve kucağına aldı. Sırtımda hissettiğim sert el ile rahatsızca kıpırdandım. İnmek istedim...ona ait değildim “Rahat dur!” diye kükremesi ile etrafta ki dumanlar dağıldı. Bu sesi ne zaman duysam kalbimin sesine engel olamıyordum.
“Atıyor” diye mırıldandı...ne dediğini anlamıyordum. Dik duran kafasını eğdi, o gözleri tekrar görmem bile yetti. Dilimi yutmuş gibi konuşamıyordum, ağzını açtı “Benim için...atıyor” her zaman ateş saçan gözlerinde gördüğüm kıvılcımlar da neyin nesiydi?
“Duman, her yer duman” dedim ağlamaklı çıkan sesimle, gülümsedi...ilk defa gülümsedi. Şimdi yaktı işte beni... “Dağıldı dumanlar”
Bu adam...bu adam ateşin ta kendisiydi! Ve Beni yakmaya yemin etmişti!
“Bahar diyorum!”
“Ha ne? kim?” nasıl kalktığımı bilememiştim. Kalbim güm güm atıyordu, elimi alıp üzerine koydum “Gız ben kime diyom Bahar?” gözlerimi kapatıp açtım, şuan onu tırpanla biçsem abim çok mu üzülürdü acaba? Sinirle kalktım yataktan, önüme gelen saçları sırtıma doğru itekledim “Yenge! Ne bağırıp durursun tepemde? Ben senin kapını yumrukladım mı hiç?” diye bağırdım.
Az insan olsa ölürdü çünkü. Şurada uyumuşuz, rüya görüyoruz kimin umrunda? Bana kınayıcı bakışlar attı “Sana iyilik yaramaz görümce...kaynanan gelirmiş senin giyinmeni ister” ilk bir boş boş baktım yüzüne. Neden geliyormuş ki?
“Neden?” diye sordum. O kadını göresim yoktu. Sürekli küçümser bakıyordu aileme, çalışmamam için bir yerlere götürüp duruyordu. Ne yapacağımı bilemiyordum. Ofladım derinden gelen bıkmış sesimle “Valla bende anlamam gız...ağbeyinle nişanlanınca benim odama tırmanırdı senin kinde tık yok anca anası gelir durur”
İşte asıl beni üzen şeyde buydu işte. Günlerdir görmemiştim onu. Düğün olacaktı iki gün sorna ama o yoktu. Neredeydi? Bir kere bile beni görmek içinden gelmemiş miydi yani? Yüzümde ki sinir silinmiş, omuzlarım düşmüştü. Yutkunamadım, bir an.
“Gız..ben sen üzül deyi demediydim” şuan yengemin ne dediği umrumda bile değildi. Hakikatini bildiğim şeyler yüzüme en sert haliyle vurulmuştu “Bahar...sevmek oadar da golay değildir...az sabır gerek” gözlerim dolmaya yer arasa da bu sefer izin vermedim. Düşen omzularımı dikleştirdim “Tamam yenge...bir şeycik olmaz” diye mırıldandım yalan tebessümümle. Bana tereddütle baktı, ağzını açtı bir şey söylemek için ama sonra vazgeçmiş olsa gerek sıkıntılı bir nefes verip odadan çıktı.
Duvarda çiviyle sabitlenmiş olan aynaya baktım. Güzel kızdım...herkes çok güzelsin derdi. Beğenmemiş miydi acaba beni? Nişanda ki hali gözümün önünden gitmiyordu. Offff delirmek üzereydim. Önüme gelen saçlara tahammülüm bile yoktu. Ne var bir kere gösterseydi o yüzünü? Görsem de yeterdi. Kalbimin onun varlığını hissetmesine ihtiyacı vardı.
Kapım açıldı bir anda, abim “Bahar, Zehra hanım geldi” dedi ve hemen kapattı kapıyı. Bugün hangi gereksiz yere götürecekti Allah bilir. Kafamı iki yana salladım, sürekli “ben ne istersem o olur” diyordu. Ama hepsi lafta kalıyordu bence. Ya da Ömer beyin gelmesini istemiyordu. İkisinden biri.
Yan tarafta duran elbiselere baktım. hepsini dün göndermişti. İlerleyip elime aldım bir tanesini. Siyah bir elbiseydi. Kumaşı bir tuhaftı, katı katı duruyordu. Askılı bir elbiseydi, kolum açıkta kalacaktı. Anam etlerimi koparmazdı inşallah. Ama çok güzel bir elbiseydi. Yer yer parlaklığı vardı. Derin bir nefes aldım “Hadi bakalım Bahar” diye kendimi hazırlamaya çalıştım.
Elbiseyi kenera bırakıp yatağımı kaldırdım. Bu saatlerde çoktan bir halıyı yarılamıştım bile ama şuan gezmeye hazırlanıyordum. Şaka gibi...hayatım nasıl olduda bir anda değişti? Yüzüm güldü bir anda.
“Ama güzel değişti. Ömerimle iki gün sonra evli olacağım” diye mırıldandım. Bir anda içimde hissettiğim kıpırtılar ile elbiseyi üzerimden geçirdim. Yan tarafında ki fermuarı yukarı çektim. Sarı saçlarım omuzlarımdan dükülmüştü. Elbise ayak bileğime kadar gelmişti. Bir kutunun içinde ayakkabı vardı. Hafif topuğu vardı, giydim hemen.
“Ben bunlarla nasıl yürüyeceğim ki?” hiç rahat değillerdi, bu elbisenin altına lastik giymekte olmazdı zaten. Keşke gitmesem...içimde bir sıkıntı vardı. Az önce gördüğüm rüyadan sebep miydi? Ne zaman Ömer beyi gördüğümü hissetsem içimde tuhaf şeyler beliriyordu.
Allahım sen bana yardım et!
Yüklükten çıkıp yan odada beni bekleyen kaynanamın yanına gittim “Hanımım” diye seslendim, dün ona öyle seslenmemi istemişti. Bana döndü bakışları, baştan aşağı süzdü. Her bir noktamda gezinen gözleri an be an yumuşamıştı “Güzel olmuşsun” diye mırıldandı ve hemen ayağa kalktı “Gel bakalım” diyip ilerledi.
Araksından göz devirmekle yetindim.
**
“Ahh ne de güzel Zehra hanım, tam da Ömere layık”
“Neslişah çok haklı, hiç beklemiyorduk. Güzelliği ise cabası”
“Ömer beyimizin yasını unutturan kız olmasına şaşmamalı”
“Saçları için ne kullanıyor acaba?”
Kendimi birazdan gidip tarlaların birine ebediyen gömecektim artık. Ramak kalmıştı bunu yapmama. Herkes sürekli bir şeyler söyleyip kıskanç bakışlarını yolluyordu. Ben ise sadece oturmuş az önce Zehra hanımın dediği gibi “Kibarca” gülümsüyordum.
Nerede miydik?
Sevgili kayınvalidemin konağında. Bakın dikkat çekmek isterim KONAK. Hayır yani kocaman kocaman evlere ne gerek vardı ki? Şurada toplasan 4 bilemedin 5 kişi kalıyorlar. Bu eve girdiğim an temizliğini düşünmeye başlamıştım. Elbet koskaca Ömer Demiryüreğin evi küçük olacak değildi amma bu kadarına da gerek yoktu.
“Baharcığım...Ömerle ne zaman tanıştınızda onu kendine bu şekilde müptela ettin? Çok merak ediyorum” karşımda esmer tombul bir kız vardı, Zehra hanımın demesine göre aile dostlarının kzıymış. Sorduğu soruya karşılık boş boş baktım yüzüne ilk. Sonra ağzımı bir şey söylemek için açmıştım ki “Bahar ve Ömerin özel hayatı Suzancığım” diyen kayananam ile geri kapattım.
Kim bana ne sorsa sürekli o cevap veriyordu. Bir başkası olsa şimdiye kadar benden şamarı yemişti ya da lafı. Ama işte olmuş başıma kaynana tek kelime edemiyordum. Aslında aklım bir yandan da Ömer beydeydi, insan bir yanıma gelir.
İlk geldiğimde evde değil sanıyordum ama evdeymiş bey...ama yok nişanlısı burdayken çalışması gerekiyormuş. Offf bir “Hoşgeldin” der insan içimde yaşadığım çatışmadan bir haber olan ve etrafımı sarmış olan insanlardan birinin sorduğu soru ile öldürücü bakışlarımı ona çevirdim
“Elifte en az senin kadar güzeldi. Ondan mı seni seçti acaba?”
Bunu diyende komşu kızımıymış neymiş. Geldiğimden beri bir şekilde ölmüş karısından laf açıp duruyordu. Aha da benim sabrım buraya kadar...derin bir soluk alıp verdim ve “Seni mi seçmesini isterdin?” diye sordum.
Etrafta ki uğultular bir anda azaldı, bakışlar benim ve o kızın arasında gidip geldi. Adını bilmediğim kız bana şaşkın şaşkın bakıyordu, daha beni tanımıyor tabii “Ruhu şad olsun elbet çok iyi bir kadındır amma ben buradayken sürekli onu önüme sürmeniz ne kadar doğru?” tek kaşımı havaya kaldırarak sorduğum bu soruya herkes “AAAAAA” gibi saçma sesler çıkarmıştı.
“Şu köylü güzeline bak sen...birde laf cambazı. Hah Ömer seni kapının önüne koyar iki günde” gülümsedim. Ama ne gülümseme? Bu benim ona son vurucu darbem demekti “İşinize gelirdi sanırım” dedim. Gayette kibardım oysa neden öyle suratın düşü ki?
Seni yosma senii... sanki anlamadım gözü benim nişanlımda “Sen....”
“Bahar!” duyduğum ses ile gözlerim kocaman oldu. Kalbim yine tekledi, nefesim sıklaştı. Allahım ben buna nasıl alışacağım?
Kafamı çevirip gelen o yiğit duruşlu beye baktım. yüksek sesle yutkundum “Beyim nişanlınız...”elini havaya kaldırdı ve kaşlarını çatarak az önce beni şikayet etmeye çalışan kıza döndü. O ateş saçan gözlerle kızı yakabilirdi.
“Gülşah hanım! Bu evde evin gelecek hanımı ile konuştuğunuzun farkına varın, az önce maalesef konuşulanlara şahit oldum ve hiç hoşnut olmadım” şaşkınlığım git gide fazlalaşırken az önce adının Gülşah olduğunu öğrendiğim kız tekrar konuştu “Ama Ömer bey...bana ne dediğini de duymuş olmalısınız. Hem köylü bir kız için...”
“Gülşah hanım! Eğer sözlerinize devam ederseniz kalbinizi kırmak zorunda kalacağım” ben gözlerimi Ömer beyden alamıyorken bir anda bakışlarımız kesişti. Hala sinirle bakıyordu ama ben şuan buna bile razıydım. Bir insan daha adam akıllı göremeden özler miydi? Ben özlemiştim.
“Gelinlik bakınız Bahar hanım. Yukarda terzi” dediklerini güç bela idraak edip ayaklandım. Yanından geçerken ciğerime o derin kokusu doldu. Gözleri ateş gibiydi, kokusu ise kül!
Bir anda kolumu tuttu ve kendine çevirdi, merdivenlerin oradaydık ve bizi şuan kimse görmüyordu “Ne olursa olsun misefirlerle öyle konuşma bir daha...” sesinin sertliği ile göz bebeklerim titredi. Ateş saçan bakışları saçlarıma değdi “Birde topla şu saçlarını. Sarı saçtan hiç hoşlanmam zaten birde salmışsın iyice” dedi ve bir şey dememe izin vermeden kolumu bırakıp benden önce merdivenlerden çıktı.
Arkasından gönlü kırık bir Bahar bırakmıştı!