Yaşamak, bir nevi savaşmaktı. Ve Cezayir Sühel bu savaşı Nazenin ile birlikte kaybetmişti. Cezayir, Nazenin'e veda bile edememişti. Yarım kalan aşklarına omuzlarında yer vermiş âh dememişti. Edilememiş veda, canı candan ederdi. Yeni yeni aydınlanan kasvetli gökyüzüne doğru yükselen gri dumanlar, sabahın sessizliğini ve saflığını bozarcasına göğe süzülüyordu. Alevler, hiç duraksamadan, her kıvılcımda daha da harlanıyor, depodan yükselen yanık kokusu, genç adamın ciğerlerine dolup nefesini kesiyordu. Cezayir’in bağrında, hiçbir zaman sönmeyecek bir ateş tutuşmuştu. Çöktüğü yerden kalkmaya mecali yoktu. Omuzlarına çöken kolların ağırlığını dahi fark etmeyecek kadar tükenmişti. Kan oturmuş gözlerinden süzülen yaşlar, sakallarına karışıp kayboluyordu. Dilinde bir düğüm vardı, konuşamıyordu

