BİR HAFTA SONRA.....
Berfin'den....
Üzerimdeki gelinlikle aynanın karşısındaydım. Uzun duvağı, bileğime kadar gelen tül kol kısmı ve hafif göğüs dekoltesi olan sade bir gelinlik vardı üzerimde. Saçlarım ön kısımları arkaya doğru toplanmıştı kalan kısımlar belime sarkıyordu. Annem yanıma gelip "Çook güzel olmuşsun keçamın" dedi. Elini tuttum. Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. Makyajıma tam bir saatimi ayırmıştım. Dudağımda kırmızı ruj yanağımda seftali tonlarında allık ve aynı şekilde far sürülmüştü. Annemin de gözleri dolmuştu. Kapı açılınca ikimiz de kapıya doğru baktık. Açılan kapının ardından çıkan kayınvalidem ve görümcelerime baktım. Hepsinin yüzü gülüyordu. İçeri girip kapıyı kapattılar.
Rojin önüme gelip "çok güzel olmuşsun yenge" diyince karnıma heyecandan ağrılar girmişti. Bana artık yenge demeleri. Yusuf'un annesinin ona ana dememi istemesi bunlar bu hafta içinde olurken Yusuf gelinlik bakmaya gittiğimizde bile gelmedi. Beni bir başıma bıraktı.... Beni görmedi duymadı.... Sevgimi sorgulamadı... Beni umursamadı... Onu o günden sonra bir kaç kez gördüm. Tek yaptığı nefret ve öfke dolu bakmak oldu.....
Dicle hanım gelinine yaklaşıp elini tuttu ve "Bugünden sonra benim kızım olucaksın. Bugün sen artık bir Haznedar olucaksın..
Bundan sonra kimse sana karışamaz ve kimse seni ezemez... Ben izin vermem keçamın...." Avşin hanımın attığı tokattan bahsediyordu. Acısını yanağımda hissettim bir an. Annemin yanına geçip
" Bundan sonra kızın bana emanettir Jiyan gözün arkada kalmasın bacım " diyerek birbirlerine sarıldılar. Annem" O evde bir tek sana güvenirem Dicle kızımın zarar görmesine izin vermezsin bilirim ".
Rozerin konuya dahil olarak "Aaaa... gelini ağlatıcaksınız ama olmaz ki böyle."
Rozerin diğerlerinden çok farklıydı. İstanbul'da okumayı çok istiyor. Modern hayata atılmak istediğini söyler dururdu hep. İnşallah dilekleri gerçek olur diye içimden geçirdim.
O sırada tıklatılan kapıyla annem "Oğlun hayret gelmiştir Dicle... Ben kendi düğününe de gelmez sanıyordum. Malum hiç bir yere gelmedi.. Bir yüzük bakmaya geldi o kadar" diye sitem etti. Dicle ananın mahcubiyetini gözlerinden okuyabiliyordum. Kapı bir kez daha tıklatıldı. "Hele gelesin oğlum" diyen Dicle ananın ardımdan açılan kapıdan içeri giren abimle beraber hepsi şaşırmıştı.
Gözleri bana çevriliyken "Müsade ederseniz bacımla konuşacaklarım vardır ana" bunları söylerken gözleri gözlerime konuşmak için yalvarıyordu. Rojda'yı kaçırdığından beri konuşmadık. Ne o bana geldi... Ne de ben ona gittim...
Başımla anneme onay verdiğimde herkes odadan çıkmak için hareketlendi. Kapıyı kapattıktan sonra ikimiz de birbirimize bakmaktan başka bir şey yapmıyorduk.
Bir adım atıp "Bacım ben...." diyip sustu. Diyicek bir şey bırakmamıştı ki...
Bir kaç adım daha attı ve aramızda iki üç adımlık mesafe bıraktı. Gözleri dolmaya başlamıştı. Halbuki onlar benim gözyaşlarımı kurutmuşlardı. Gözlerini sıkıca kapatıp "özür dilerim...." aramızda ki iki üç adımlık mesafeyi de kapatıp
" Özür dilerim.... özür dilerim.... özür dilerim..." beni kendine çekip sarıldı. Ağladığını biliyordum. Beni kimselere vermiyiceğini söylüyen adam kendi yaptığı hatanın bedelini bana ödettirdi.
Sarılışına karşılık dahi vermedim. Bunun farkındaydı. Geri çekilip elleriyle yüzümü kavradı." Ben böyle olsun istememiştim...
Yemin ederim ben böyle olsun istemedim." Bu Söyledikleri benim için hiç bir anlam ifade etmiyordu.
Geriye doğru adımlayıp yüzümü ellerinden kurtardım. Bu hareketimden sonra yanağından akan yaşı sildi. "Bari kırmızı kuşağını bağlıyayım.... Ona izin ver.
Ben hep hayalini kurdum bunun...." dedi.
Acı dolu bir gülümsemeyle "Sen o şansını kaybettin...." diyerek arkamı döndüm. Git diyordum bir nevi. Benim gözlerimden yaşlar süzülürken "Sen beni affetsen de ben kendimi affetmem bacım" diyip kapıya doğru yürüdü ve kapı kapandığında dışarı çıktığını anladım. Koltuğa oturup derin derin nefes alıyordum. Annemler içeri girdiğinde yanıma gelip teselli etmeye çalıştılar. Neyin tesellisini ediyorlardı ki.
Olan olmuştu ama bu abimi affediceğim anlamına gelmiyordu Zaten Rojdanın attığı mesaj Yüzünden Yusuf'un gerçekleri öğrenmesi ve o atılan mesajı birinin görmüş olduğu gerçeği var.
Aradan geçen dakikaların ardından oda da tek başımaydım. Annem çıkmadan "Birazdan Yusuf gelicek beraber iniceksiniz güzel kızım" demişti. Benim kalbim heyecandan güm güm atarken ellerim de titriyordu. Evleniyorduk... öyle ya da böyle karı koca olucaktık. Kapının açılmasıyla kalbim depara kalktı. Kalbimin Hızlanan ritminin sesini duyucak diye ödüm kopuyordu. Kapının önünde beni izledi. İçeri adım atmadı. Öfkeli bakışları yüreğimi yakarken "Burası cehenneminden önceki son durak.... Hazır mısın asıl benle tanışmaya Berfin Xozan...." tıslıyarak söylediklerine karşı kalbim bin parçaya bölünse de belli etmedim. Ona doğru yürümeye başladım. Adımlarım tam da önünde durduğunda "O cehennem de ikimiz de yanıcaz Yusuf Haznedar".... Bunu söylediğimde o kadar şaşırdı ki benden böyle bir atak beklemediği kesindi. Kolumu tutup kendine çekti. "Seni o cehennem de yakıcam, geriye küllerin bile kalmıyacak Xozan ......" Bu dediğinden sonra yutkundum. Kolumu bırakıp arkasını döndü ve gitti. Beni burda bırakıp ve gitti.
Omuzlarımı dikleştirip peşinden gittim. Neredeyse koşarak yanına gittiğimde bana yandan bir bakış attı. Merdivenin başına geldiğimizde kolunu girmem için açtı ve "Cehenneme ilk adımımızı atalım o zaman Xozan..." Koluna girdim ve ilk adımı atıp merdivenlerden inmeye başladık. Herkes ıslık çalıp alkışlıyordu.
Zılgıt çalanlar da vardı. Yükselen "Ki zawa... ki zawa... Yusuf zawa" sesleri müzikle karışıyordu.
Adımlarımız nikah masasının önünde durdu. Yusuf'un oturmasıyla ben de sağdaki sandalyeye oturdum. Karşıdan gelen nikah memuru ile beraber kalbimin ritmi sanki mümkünmüş gibi daha da hızlandı. Resmen kalbim ağzımda atıyordu. Nikah memuru selam verip masaya oturdu. Karşımda Haznedar ve Xozan aşireti bir olmuş kimisi fotoğraf çekiyordu. Kimi video kaydı alıyordu. Ve bazıları ise pür dikkat bize bakıyordu. Yusuf'a baktım ve tekrar karşımda olan koca iki aşirete baktım. Eğer berdeli kabul etmeseydik bu iki koca aşiret birbirine düşman olucaktı. Tabi şimdi de durumdan memnun olmayanlar vardı ama karara karşı gelemiyorlardı. Nikah memurunun o malum soruyu sormasıyla
Gözlerim babamı buldu. Biliyordum içten içe kahroluyordu. Ama en doğru kararı vermişti, inanıyordum.....
"Siz Agir ve Jiyan kızı Berfin Xozan,
Mehmet ve Dicle oğlu Yusuf Ali Haznedar'la hiç bir baskı altında kalmadan evlenmeyi kabul ediyor musunuz?" yüreğimi hoplatan, nefesimi kesen o soruyu sormuştu nikah memuru.
Derin bir nefes içime çektim... Bakışlarımı Yusuf'a çevirip hafifçe gülümsedim ve
" Eveetttt " dedim yüksek sesle.
Daha haftalar önce başkasıyla bu nikah masasında otururken şimdi benimle oturuyordu. Aynı soruyu Yusuf'a sordu bu kez.... Öfke dolu bakışlarını bana çevirip tehlikeli bir tebessümle "Evet" dedi. Sesinde heyecan yoktu... Olmasını da beklemiyordum lakin hissedebildiğim tek şey nefretti...
İmzalar atıldı ve takı törenine geçildi. Kilomdan daha fazla altın takıldı. Herkes durumuna göre bişey ler takmıştı. Abim ve Rojda düğüne gelmemişti. Kuşağı bağlamasına izin vermediğim için onu affetmiyiceğimi anlamıştı. Acaba benim Yusuf'la evlenmemi, berdeli sağlıyanın Rojda olduğunu öğrendiğinde ne yapacaktı ?. Ben bunları düşünürken takı takma töreni son bulmuştu. Yemin ediyorum madem bu kadar paranız var niye fakirlere vermiyorsunuz diye söylenesim geldi. Neredeyse akşam olucaktı. Ayaklarım ağırmaya başlamıştı.
Yusuf köşeye çekilip arkadaşlarının yanındaydı. Sigara içiyordu. Bir insan sigarayı bu kadar güzel içmemeliydi...
Aradan geçen saatlerin ardından düğün nihayet bitmişti. Dicle ana beni Yusuf la kalacağımız odaya çıkarttı. Yatağa oturtup o da yanıma oturdu. Elini elimin üstüne koyup "Ne yapman gerektiğini biliyorsun dimi kızım" diye sordu.
Utanarak da olsa başımı usulca salladım.
Ayağa kalkıp giysi dolabına doğru gitti. Dolaptan çıkardığı beyaz geceliği yatağın üstüne bırakınca Utançtan al al olmuştum. Utandığımı anladığı için çenemi tutup başımı kaldırdı ve
"Utanma güzel kızım,sen artık onun karısı olucaksın, Kardeşi gibi görmesi imkansız.
Yeter ki birbirinizi incitmemeyi bilin..." diyip başıma öpücük kondurdu. Böyle bir kaynanayı sevmemek delilik olurdu.
Odadan çıktığında elim titriyerek geceliğe gitti. Çok güzeldi. Dantel işlemeleri olan sırtı çıplak bırakan kısacık bir şeydi. Ama yine de çok güzeldi......
YAZARIN ANLATIMIYLA....
Berfin oda da gecelikle Yusuf'u beklerken
Yusuf Berivanı konağa getirmenin hazırlığını yapıyordu. Yakın arkadaşı Cüneyt Berivanı evinden alıp Yusuf'un yanına götürüyordu. Araba da olan Berivan kuma gitmeyi kabul edicek kadar çok seviyordu Yusuf'u.... Evden gizlice kaçmıştı. Onun yanına gidicekti ve dini nikahları kıyılıcaktı. Ondan sonra da Haznedar konağına gidiceklerdi. Berivan Berfin'in Yusuf'u sevdiğinden habersizdi. O yüzden Berfin bu duruma kızmaz sanıyordu. Araba 'nın ani fren yapmasıyla genç kadın öne doğru savrulup düşüncelerinden sıyrıldı . Direksiyon başında olan Cüneyt "Ne oluyor lan!" diye öfkeyle camdan bakınca o da baktı ve gördüğü manzara karşısında şaşkınlık geçirdi.
İki araba önünü kesmiş ve ondan fazla adam dışarıda onlara doğru bakıyordu.
En öndeki adam öne doğru bir kaç adım attı. Cüneyt "Ne alaka lan!" diyip kapıyı açıp arabadan indi. Karşıdaki adamlar silahlarını Cüneyt 'e doğrulttular. Ağzımdan bir "hiii" nidası çıkarken elimi ağzıma götürüp kapattım. Kimdi bu adam ne istiyordu. Bütün bu sorular aklımda dönerken öndeki heybetli adam başıyla adamlarına arabayı işaret etti. Bir dakika arabayı değil beni işaret etmişti.
Üç kişi arabaya doğru geliyordu. Cüneyt öne atılıcakken diğer adamlar onu durdurdu. Başına dayatılan silahla beraber diz çöktürüldü. Dizlerinin üstüne çöken Cüneyt "Bu yaptığın... BU yaptığın yanına kalmaz.... Vazgeç..." dedi. Karşısında arkadaşının sözlerine gülen adam "O yanlışı senin çok sevdiğin arkadaşın yaptı? Bundan sonra olucaklardan ben sorumlu değilim Cüneyt" dedi ve bakışları benim olduğum arabaya döndü. Adamlarına "Alın kızı" dediğinde arabanın kapısını açıp beni kolumdan yakalıyan adam hızla arabadan çekip çıkarttı. "Bırakın beni.... bırakın..." diye yalvarıp bağırsam da beni sıkıca tutan iki adam da bırakmadı. Cüneyt son kez arkadaşına "Bırak kızı aşiretler birbirine girer bak, yapma" diye adeta yalvardı. Umursamaz adam "O arkadaşına söyle eğer Berfin'in canını yakarsa ben " diyip bana baktı ve
"Ben can yakmakla kalmam, ruhunu bedeninden söküp alırım!" gözlerim gözlerindeki acımasızlığı gördü. Adamları beni zorla arabaya sokarken ona döndüm ve " Bak ne olursun bırak beni..... Benim sana bir kötülüğüm dokunmadı ki.... bırak
gideyim ne olur...." diye yalvardığımda kaşları çatıldı. Adamlar beni arabaya bindirdiğinde "Cüneyt yardım et.... Bir şey yap ne olur...." ağlamaya başlamıştım. Arka camdan baktığımda Cüneyt' in bakışları kızgınlık doluyken "Bu hiç iyi olmadı" der gibiydi.....
Yanımda oturan adama dönüp "kimsin sen? Ne istiyorsun benden?" diye sordum. Gözlerimin içine bakarken yüzüme doğru yaklaştı ve " Bundan sonra her sabah kalktığında yüzünü göreceğin kişiyim" dediğinde yutkundum. "Na -..... na-sıl yanii... Ne demek oluyor bu? " kekeliyerek söylediklerime karşılık olarak
"Diyorum ki her sabah ilk benim yüzümü görüceksin deniz gözlü karıcığım" söylediklerinden sonra yüzünü buruşturup önüne döndü . Ben şaşkınlıktan tek kelime bile edemiyordum. Karşımdaki adamın kim olduğunu bile bilmiyordum. Ama emin olduğum bir şey varsa o da kesinlikle şaka yapmadığıydı.
Bu akşam Haznedar konağına bu haber bomba misali düşüp ortalığı yakıp yıkıcaktı. Bir yanda Her şeyden habersiz oda da kocasını bekliyen Berfin....
Diğer yandan sevdiği kadını karısı yapmak için bekleyen Yusuf......
Tüm oyunu bozup sevdiği kızın üzerine gidicek kumayı kaçıran Boran Xozan onu bekliyen zor ve çetin günlerden habersizdir......
Tanrı kaderi yeni baştan yazdı.....
Kader kartlarını yeni baştan dağıttı....
Ve kaderin oyunu başladı.....
Tanrı yardımcıları olsun......