bc

PİYANİST +18

book_age18+
801
FOLLOW
9.0K
READ
dark
family
HE
fated
kickass heroine
king
bxg
werewolves
vampire
pack
magical world
another world
superpower
dystopian
love at the first sight
addiction
like
intro-logo
Blurb

🎼 O bir piyanistti. Ama kader onu yalnızca notalara değil… bir Alfa Kral’ın kalbine de hapsetmişti.

🐺 Poseidon… savaşla büyümüş, hükmetmeye alışmış bir alfa kraldı. Ama onu ilk gördüğü anda anlamıştı:

Onun sesi, onun kokusu, onun gözyaşı… kaderin işaretiydi.

💔 Athena… geçmişi sırlarla örülü, kaderine lanet okuyan bir kadındı.

Kalbinde bir savaş taşıyordu.

Ve o savaş, onu bir işaretle Poseidon’un Lunasına dönüştürdü.

👑 Krallıklar çatışırken, kalpler bağlandı.

Sadakat sınanacak, kan dökülecek, kehanet uyanacaktı.

Çünkü bu, sadece bir aşk hikayesi değil…

Bu bir kraliçenin melodisi. Ve o melodi… tüm diyarları yakacak kadar güçlü.

🔥 “Piyanist” – Bir eş bağı, bir savaş ve bir kralın aşkı…

#AlphaMate #PossessiveAlpha #FatedLovers #PianistQueen #SupernaturalRomance #DarkPast #ForbiddenBond #LunaMarked #RoyalLove #Fantasy #MateBond #PiyanistKraliçe #dark #HE

chap-preview
Free preview
Prolog(Ana Konu)
ATHENA Kraliyet sarayında bana tahsis edilmiş odada, batan güneşi izlerken derin bir iç çektim. Gün batımını seyretmeyi her zaman sevmiştim; zihnimi sakinleştirip düşünmeme olanak tanıyordu. Tek kötü yanı, ne zaman ufuk kızıl bir renge bürünse, aklımın hep aynı hatıranın pençesine esir düşmesiydi. Tıpkı şimdi olduğu gibi... 12 Yıl Önce On bir yaşındaki Athena için bugün kusursuz bir gündü. Aylardır sabırsızlıkla tomurcuklanmasını izlediği kır çiçekleri nihayet açmıştı. Her zamankinden daha coşkulu akan yeşil nehrin kıyısında, gün boyu çiçeklerle konuştu. Onlara baktıkça, içindeki masum nehrin coşkusuna engel olamıyor; huzurla dolup taşıyordu. Parmak uçlarıyla mavi bir çiçeği okşarken, piyanosunun burada olmasını diledi. Güneşe göre yön değiştiren rengarenk çiçeklerin arasında, onlara eşlik ederek şarkılar söyleyebilmeyi ne çok isterdi! O an zihninde parıldayan fikirle gülümsedi. Madem piyanosunu buraya getiremiyordu; elinden geldiğince bu renk şölenini, en yakın arkadaşı olan piyanosuna götürebilirdi. Yanında getirdiği sepeti, en canlı renklerle heyecanla doldurmaya başladı. Çiçek toplama işi bittiğinde güneş batmaya yüz tutmuştu. Vakit kaybetmek istemeyen küçük kız, Elf Krallığı’nın gözlerden uzak, ücra bir köşesindeki ahşap evine doğru adımlarını hızlandırdı. Kolundaki sepette taşıdığı rengarenk hazineyi -aslında bir kurt olan- sadık dadısı Hillary’e göstermek için sabırsızlanıyordu. Fakat asıl kalbini çarpan şey, eve vardığında babası Alaric’in de orada olma ihtimaliydi. Babası bu diyarın kralıydı; ancak yoğun işleri yüzünden son birkaç gündür eve uğrayamadığını biliyordu. Yine de on bir yaşında bir çocuk olmasına rağmen zihnini kurcalayan çelişkiler vardı: Neden görkemli şatoda değil de bu izbe evde yaşıyorlardı? Ya annesi? Annesi neredeydi? Birkaç kez babasına bu soruları yöneltmişti. Kimi zaman yanıt alamamış, kimi zaman da geçiştirilmişti. Bir keresinde babası, "Seni olası düşmanlardan korumak için," demişti ancak Athena buna asla inanmamıştı. Babası kudretli bir elfti ve Elf Krallığı’nı çevreleyen bariyerler, onun izni olmadan hiçbir varlığın içeri girmesine izin vermezdi. Zaten dışarıdan gerçek bir tehlike olsaydı, bu sessiz ormanda yapayalnız bırakılmazlardı. Düşünce denizinde boğulur gibi attığı adımlarla sonunda evine vardı. Üç basamaklı ahşap merdiveni çıktıktan sonra tanıdık bir ses duydu. Heyecanla içeri adım atmaya yeltendiği an, eli kapı kulpunda asılı kaldı. "Artık harekete geçmeliyiz Hillary, Athena gerçekleri öğrenmeli." Babasının sesi, hayatında ilk defa bu kadar gergin ve çaresiz çıkıyordu. Athena hızla kapıyı açıp içeri girdi. Yüreğini saran heyecan yerini keskin bir korkuya bırakmıştı; en çok da annesi gibi babasını da kaybetmekten korkuyordu. Ancak küçük bedenine sığmayacak kadar cesurdu. Kendini bildi bileli korkularının esiri olmamıştı. Kapı eşiğinde dimdik dururken, içerideki iki çift göz aynı anda ona döndü. "Neyi öğrenmeliyim baba?" Babası derin bir nefes alarak boğazını temizledi ve içerideki yemeklerle donatılmış yuvarlak masayı işaret etti. "Hoş geldin Thena, biz de seni bekliyorduk. Otur kızım." Athena, elindeki sepeti kapının hemen yanındaki şifoniyere bıraktı. Dışarıdan sakin ve dik durmaya çalışsa da ince bacakları titriyordu. Babasının ses tonundaki ağır tını, birazdan hayatını değiştirecek o zor konuşmanın başladığının habercisiydi. Hillary onlara alan tanımak için odadan ayrıldığında, Athena masaya yanaşıp yavaşça oturdu. Babası da kızının karşısındaki sandalyeye yerleşti. "Yine çiçek mi topladın?" diye sordu. Athena ellerini önünde kenetlemiş, masumca parmak uçlarıyla oynarken, "Evet baba," dedi. "Çiçekleri çok sevdiğimi biliyorsun, hem çok güzel kokuyorlar." Babası hafifçe gülümsedi ve ikisine de yemek servisi yapmak için hareketlendi. Bir yandan da, "Eğitiminden arda kalan zamanlarda kendine vakit ayırabilmene seviniyorum," diye mırıldanıyordu. Athena, babasının ne yapmaya çalıştığının farkındaydı. Asıl konuya girmeden önce ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Çünkü babası... yalnızca kötü bir haber vermeden önce bu kadar şefkatli davranırdı. Athena bunu çok iyi biliyordu. Ancak babasının bir türlü kabullenemediği bir şey vardı: Kızı o kadar sabırlı değildi. Bir şeyi merak ediyorsa hemen öğrenmeliydi. Eğer ortada bir korku varsa, o korku geçene kadar üstüne gitmeliydi. Athena titrek bir nefes verip, tabağını önüne koyan babasına bakmak için başını kaldırdı. Son demlerini yaşayan gün ışığı yüzüne çarparken gözlerini kıstı ve sordu: "Lütfen artık bana söylemek istediğin şeyi konuşabilir miyiz, baba?" Babası bir an duraksadı ama hemen toparlanıp elindeki büyük servis kaşıklarını kenara bıraktı. "Nereden başlayacağımı bilmiyorum Thena..." Burun kemiğini ovup sıkıntıyla ofladı. En sonunda, hüzünlü gözlerle kızına baktı. "Bana defalarca anneni sormuştun, artık onun hakkında konuşacak kadar büyüdüğünü düşünüyorum. Ama her şeyden önce, bu konuşmanın benim için de çok zor olduğunu bilmeni istiyorum. Annen..." Boğazını temizledi ve bir çırpıda anlatıp kurtulmak istercesine hızlıca devam etti. "Bir elfti. İsmi Sienna'ydı. Ve o, benim üvey kız kardeşimdi. Onun annesi ve benim babam kader eşlerini hiçbir zaman bulamamışlar, bu yüzden seçilmiş eşleriyle evlenmişler. Bu evliliklerden birer çocukları olmuş. Babamın ilk evliliğinden ben, üvey annemin ilk evliliğinden ise Sienna doğmuş. Çok geçmeden kendi seçtikleri eşlerini kaybetmişler.” “Sonra bir gün... kader eşlerini, yani birbirlerini bulmuşlar. Birbirlerini bulduktan sonra hiç çocukları olmamış. Bu sebeple kimsesiz bir kız bebeği evlat edinmişler. Anlayacağın, toplamda üç kardeştik. Bir kız kardeşimiz daha vardı, adı Lina'ydı." Cümlesini bitirirken ağır bir yükten kurtulmuş gibi derin bir nefes verdi. Athena zayıf bir sesle, "Annemle... üvey teyzeme ne oldu baba?" diye sordu. Nefesini tutmuş, babasının dudaklarından dökülecek her bir kelimeyi can kulağıyla dinliyordu. Babası kaçamak bir bakışla kızının gözlerini buldu. Mavi gözleri dolu doluydu. "Annen ölmeden birkaç sene önce Lina da öldü, Thena." Athena yutkundu ve usulca kafasını salladı. İyi olduğuna hem babasını hem de kendini inandırmaya çalışıyordu. Annesinin hayatta olmadığını içten içe hep tahmin etmişti ama bunu açıkça, babasının ağzından ilk defa duyuyordu. Babası derin bir nefes daha aldı ve tek nefeste başından beri söylemekten kaçtığı o gerçeği dışarı vurdu: "Yıllar geçti ve annen kader eşini buldu. O kişi ben değildim, Thena." Büyük bir mahcubiyetle kızının yüzüne baktı. “Baban Robert, annenin kader eşiydi ve o bir kurt adamdı Thena. Yani sen yarı elf, yarı kurtsun.” Athena şok içinde hızla yerinden sıçradı. Tamam, kötü bir şey duyacağını hissetmişti ama bu kadarını beklemiyordu. Yıllardır “baba” dediği, geceleri kendisine masallar okuyan adam gerçek babası değil miydi? Oysa bu adam ne kadar soğuk mizaçlı olursa olsun, Thena bir gün dahi baba eksikliği hissetmemişti. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, kendisi bir melezdi. Hangi gerçeğe daha çok şaşıracağını, hangisine daha çok üzüleceğini bilemedi. İçini buz gibi bir dehşet sardı. Ne söyleyeceğini bilemez haldeydi. Duyduklarının ağırlığıyla boğazında biriken o koca yumruyu yok etmek istercesine yutkundu ama bu, canının daha çok yanmasından başka bir işe yaramadı. Athena, yanağını ıslatan gözyaşları arasından ona bakarken, yıllardır babası bildiği adam da ayağa kalkmıştı. Ellerini teslim olurcasına hafifçe kaldırmış, endişeyle kızını izliyordu. “Thena, lütfen sakin ol. Seni karşına çıkacak her zorlukla savaşabilesin diye bir savaşçı olarak yetiştirdim. Eğer onlara ne olduğunu merak etmiyorsan sen bilirsin, bu konuşma burada bitebilir. Ama anlatacaklarımı dinlemeye hazırsan, lütfen yerine otur ve ben susana kadar dinle. Sonra dilediğini sormakta özgürsün.” Athena, tüm şokuna rağmen onu dinlemeye karar verdi. Annesine ve öz babasına ne olduğunu öğrenmek zorundaydı. Titrek elleriyle yanağındaki yaşları sildi, hızla kalkarken yere düşürdüğü sandalyeyi kaldırıp oturdu. Adam usulca kızının yanına gelip diz çöktü. Şefkatle onun ellerini tutarak anlatmaya devam etti: “Tüm bunları duymanın senin için çok zor olduğunu biliyorum, Thena. Benim için de bunları yaşamak çok zordu. Kız kardeşimi çok severdim, o benim ailemdi. Onları Kurt Adamların Kralı Cris öldürdü. O gece seni sürü evinden kaçırmamış olsaydım, sen de ölmüş olacaktın...” Sıkıntıyla iç çekti. Bir elini Athena’nın yanağına götürüp usulca okşadı. “Sen, kız kardeşimden bana kalan tek şeysin. Bu yüzden seni herkesten uzak tutarak kendi kızım gibi büyüttüm. Sen büyüyüp annene benzedikçe kendime bir söz verdim: Seni ondan koparan kişiden intikamımı alacaktım. Ama bunu sensiz başaramam. Biliyorum, bunları sindirmek için çok küçüksün. Yine de seni yıllardır hem kendini koruman hem de bu yolda benimle olman için eğitiyorum.” Adam sözünü bitirdiği an Athena kollarını ona sardı. İçinde öyle büyük bir ateş yanmıştı ki, bunu nasıl söndüreceğini bilmiyordu. Sadece güven veren bir yere sığınmak istedi. Her ne olursa olsun, bu adam onun öz babası olmasa da ona yıllarca babalık yapmıştı. O an içinden bir yemin etti. Onu böyle bir hayata sürükleyen adamdan, Kral Cris’ten intikamını alacaktı. Athena, anne şefkatini bu adam yüzünden hiçbir zaman tadamamıştı ve ona babalık yapan adam da kız kardeşinin ölümünden dolayı hâlâ acı çekiyordu. Sırf onu kendi kızı gibi büyüttüğü için bile bu adama hayatını borçlu hissediyordu. O gün saatlerce süren konuşmanın ardından tüm acı detayları öğrendi. Öz anne ve babasının nasıl katledildiğini, o karanlık gecede babası bildiği adamın onu nasıl kurtardığını... Duyduğu her kelimeyi en ince ayrıntısına kadar zihnine kazıdı. Ve sonunda kendine bir söz verdi. Ne olursa olsun ailesinin intikamını alacaktı. Çok değil, bu konuşmadan sadece bir yıl sonra sözünü tutmak için harekete geçti. Hillary ile beraber Elf Krallığı'ndan ayrılarak, öz ailesinin katledildiği sürünün topraklarına doğru yola çıktı. Planları basitti: İşler yolunda giderse sürüye melez olduğunu söyleyecek, inandırıcı bir hikâye uydurup aralarına sızacaklardı. Nitekim öyle de oldu. Athena, sürünün alfasına Hillary’nin annesi ve bir kurt olduğunu, ölen babasının ise bir elf olduğunu anlattı. Babasının ölümünden sonra Elf Kralı'nın kendi topraklarında bir melez istemediği için onları sürgün ettiğini, bu yüzden evsiz kaldıklarını söyleyerek hikâyesini destekledi. Ancak hiç beklemediği bir şey oldu; sürünün alfası onları sorguladığı sırada, büyüyle kılık değiştirmiş olan Hillary aniden hayatını kaybetti. Hillary ile aralarındaki bağ, hiçbir zaman sıradan bir dadı-çocuk ilişkisinden öteye geçememişti. Yine de bu ani ölüm Athena’yı derinden yaraladı. Üstelik onun neden öldüğünü hiçbir zaman öğrenemedi. Bir süre kendi içinde yasını tuttuktan sonra sürüye alışmaya başladı. Zamanla sürü topraklarını tamamen keşfedip devriyelerin zayıf noktalarını ezberledi. Bu sayede babasıyla gizlice buluşabiliyor; yarım kalan kılıç, ok, büyü ve yakın dövüş eğitimlerine hız kesmeden devam ediyordu. Eksikliğini hissettiği tek şey piyano eğitimine devam edememekti ama en kısa zamanda buna da bir çözüm bulmaya kararlıydı. Böylece günler günleri, haftalar haftaları, en nihayetinde ise yıllar yılları kovaladı. Athena heyecanlıydı; bugün on sekizinci yaş günüydü. Nihayet diğer yarısıyla, içindeki kurtla tanışacaktı. Yeni Ay Sürüsü'nde geçirdiği altı yılda, kurt adam olmanın aslında dışarıdan göründüğü kadar ilkel bir şey olmadığını öğrenmişti. Elbette elfler çok daha nazik, daha sanatsal ve entelektüeldi ancak tüm bunlara rağmen eş bağları hiçbir zaman kurtlar kadar güçlü değildi. Kurtlar eşlerine ölümüne bağlıydı. Başka bir ırkta eşlerden biri ölürse diğerinin hayatta kalma ihtimali çok yüksekti; ancak söz konusu kurtlar olduğunda bu ihtimal yok denecek kadar azdı. Bir kurdun eşi başka bir ırktan olsa bile o kopmaz bağ aynı şekilde çalışıyordu ve bunun tek bir sebebi vardı: Eş işareti. Çünkü eş işareti yalnızca kurtlara ve onların çok daha gelişmiş bir türü olan Likanlara özgüydü. Likanlar ise tamamen bambaşka bir konuydu. Kurt adamlara kıyasla eşlerine çok daha derin, saplantılı bir bağlılık duydukları bilinirdi ama haklarında bilinenler neredeyse bununla sınırlıydı. Çünkü yalnızca Alfa Kral Cris’in soyundan gelenler Likan olabilirdi. Ve şu anda Cris’in tek bir oğlu dışında, onunla aynı kanı taşıyan başka kimse yoktu. Likanları sıradan kurtlardan ayıran en büyük özellik büyüye karşı tamamen bağışık olmaları, bir diğeri ise çok daha güçlü ve vahşi bir doğaya sahip olmalarıydı. Athena, içten içe bu intikam yolculuğunun bir an önce bitmesini ve kendi eşini bulmayı diliyordu. Eşinin bir çiftçi ya da kral, bir insan ya da vampir olması hiç fark etmezdi. Onu koşulsuz sevecekti. Hayatı boyunca mahrum bırakıldığı o sıcak aileyi kurmak, kalbindeki en büyük hayaldi. Ancak şu anda parmaklarının arasında tuttuğu kolye, bu masum hayaline indirilmiş ağır bir darbe gibiydi. Bu kolyeyi, ilk dönüşümü gerçekleşmeden hemen önce babası vermişti. Kolye, büyü sayesinde Athena'nın kurt formuna uyum sağlayacak ve o formdayken kürkünün arasında tamamen kaybolacaktı. Kurtlar eşlerini ilk olarak kokularından tanırlardı ve bu kolyenin tek amacı tam olarak bunu engellemekti. Athena, kolyeyi boynundan çıkarana dek eşinin kokusunu alamayacağı düşüncesiyle irkildi; o an bu kolyeden nefret etti. Ancak kolyenin bile engelleyemeyeceği bir şey vardı: Eşlerin tenleri birbirine değdiğinde ortaya çıkan o elektrik akımı. Bu kıvılcımları hiçbir büyü durduramazdı. Bu yüzden babası, zorunda kalmadıkça kimseye dokunmaması yönünde katı bir kural koymuştu. Athena isteksizce hepsini kabul etti. Babasına bir söz vermişti. Ona borçluydu; her şeyden öte, elinden alınan öz ailesine bunu borçluydu. İlk dönüşümünde, kurdunun bir alfa olduğunu öğrendi. Athena bunu hiç beklemiyordu çünkü alfa kurtlar son derece nadir görülürdü. Fakat babası için durum farklıydı; o, Athena’nın kurdunun bir alfa olacağını çok önceden tahmin etmişti. Çünkü Athena’nın öz babası da bir alfaydı. Athena’yı asıl şaşırtan şey ise kurdunun rengi ve gücüydü. Saf inci beyazı bir kürke sahip kurtlar, yok denecek kadar azdı. Üstelik o, bir alfa dişiydi. Athena’nın sürüsü, onun bir alfa olduğunu krallığa bildirdi. Zira keşfedilen her alfa krallığa bildirilmek zorundaydı. Tam da Athena’nın planladığı gibi, Kral Poseidon zamanı geldiğinde sürünün başına geçmesini emreden bir mektup gönderdi. Çünkü bu sürünün son gerçek alfası, Athena’nın öz babasıydı... O öldüğünde, sürünün liderliği mecburen betası Jack’e kalmıştı. Artık sürüde baskın auralı gerçek bir alfa olduğuna göre, Jack bu ağır görevden azat edilebilirdi. Ancak bunun için önce Athena’ya alfa eğitimlerini eksiksiz bir şekilde vermek zorundaydı. ŞİMDİ Tak, tak, tak. Kapının çalınmasıyla, gözlerimin önünden bir film şeridi gibi akıp geçen geçmişimden sıyrıldım. Gerçekleri öğrendiğim o günden beri, tam on iki yıldır bu anı bekliyordum. Dizginleri nihayet elime alacağım, Kral Cris’e bir adım daha yaklaşacağım o anı... Ufukta kaybolan güneşin gökyüzünde bıraktığı kızıl parıltıya son bir kez bakıp iç çektim. Biliyordum; beni bekleyen kasvetli günlerde bu görüntüye çok ihtiyacım olacaktı. Unutamadığım o gün batımında öğrendiklerimin acısını bana yeniden hissettirecek, içimdeki ateşi harlayacak bir hatıraya... Vaktin geldiğini hatırlatmak için kapıya vuran hizmetliye içimden sessiz bir teşekkür edip gün batımını arkamda bıraktım. Ve böylece, o kasvetli günlere doğru ilk adımımı attım.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Tutku'nun Esiri

read
34.0K
bc

Kan Kırmızı (Türkçe)

read
4.3K
bc

evli kadın evli adama aşık oldu

read
14.0K
bc

SENİ HİSSEDİYORUM ( 2 )

read
8.6K
bc

Ölüm Yıllıkları

read
1.2K
bc

AĞA' NIN TUTKUSU(+18)

read
109.4K
bc

SU CİN'İ

read
2.7K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook