19' Gelin Hanım

2586 Words
"Hapşu.... Hapşu." "Çok yaşa karım, derdin ne ölümsüzlük mü? Sabahtan beri hapşu da hapşu." "Neden acaba, dört gündür suda ki balık gibiyim. Anam nasıl güldü halime görsen. Yeni gelinler mutlaka böyle hasta olurmuş, adı da yeni gelin gribi." "Enteresan. Sen nereye hazırlanıyorsun?" "Pazara." Karısını baştan aşağıya inceledi. Beyaz dar triko, siyah bilek üstü etek, göbeğini üstünde başlıyor çünkü kemerli. Siyah topuklu ayakkabılar, ağır başlı bir makyaj ama dudağı parlıyor ve ortadan ikiye ayrılmış sırtına dökülmüş saçlar. "Pazara!" "Evet, eşe dosta selam vereceğiz dedi anam." "Dudağındakini sil" derken tavrı sertti. "Tamam" dedi hiç üstelemeden. Üstünü giyinmiş, evden çıkmak için hazırlanıyordu Gökmen, bu sabah iş ortaklığı yaptığı şirketlerden biri acil toplantı istemişti ve oraya ortağıyla, yani Alparslan'la gidiyordu. İki gün kalacağı için bir çanta hazırlamıştı Sevda ama içi içini yiyordu. "Şey canım" diye sokuldu. Gökmen zaten gözünü alamadığı kadına dönüp elini saçına koyarak güzelliğini daha dikkatli izledi. "Kalman şart mı?" "Bu şartlar altında bende kalmak istemezdim ama ne yapalım bebeğim ekmek parası." Bir ufak gülüşten sonra dudağına tutkulu bir öpücük kondurdu. Aynı şekilde karşılığını da aldı ancak ondan ayrı kalmak istemiyordu. Bu seyahatler onunla evlendiğinden beri vardı ama ilk defa böyle hissediyordu. "Beni sürekli ara olur mu?" "Olur." "Gece bile." "Tamam." "Beni unutma ama." "Bu mümkün değil zaten de, güzel karım ne oluyor?" "Senden ayrı mı yatacağım şimdi?" Gökmen karısının bunu dert ettiğine inanamıyordu. Oysa bunu sadece kendi böyle hisseder sanıyordu. Ellerini yakasına koyup topuklu ayakkabıları sayesinde tam yüzüne bakabiliyorken onu içine çekmek istiyordu. "Sadece iki gece." "Çok uzun değil mi, yoksa ben mi abartıyorum?" "Çok uzun, felaket uzun hemde ama seni hep arayacağım." "Dışarıya falan çıkmak istersen sorun değil de..." "Eee?" "Ya of" diyerek yüzünü adamın omzuna kapattı. "Bana ne oluyor bilmiyorum." İnce beline sarılıp rahatlaması için ona zaman tanırken kendi de böyle hissediyordu. İki gün burada yoktu ve güzel karısını nasıl kollayacağını, onu kimsenin görmemesi için ne yapacağını bilmiyordu. "Seni şimdiden özledim" deyince sıkıca sarıldı, o söz vazgeçmesi için yeterliydi ama Sevda'nın dediği yanındayken güvende hissediyorum ama sen yokken nasıl hissettiğimi bilmiyorsun demişti. İşi için gitmek zorundaydı, Sevda'yı anlamak için daha bir zorunda şimdi. "Bende seni, hemde en çok ben." Kafasını kaldırıp çaresiz bir çocuk gibi baktı adamın gözlerine. Gökmen ise gidip komodinin çekmecesinden onun için aldığı gözlüğü kutusuyla birlikte alıp geri geldi. "Bu senin." Sevda kutuyu alıp fermuarını açtı, sonra içinden Gökmen'in güneş gözlüğüne benzeyen ama onun kadın versiyonu olan gözlüğü çıkardı. "Çok güzel. Teşekkür ederim." "Rica ederim. Dışarda tak, kimse gözüne bakmasın." Kıkırdayarak taktı gözlüğü, neyse ki bugün hava güneşliydi. Gözlüğü kafasına çıkarınca böyle de güzel oluşuna sesli soludu. "Ah aklımı oynatacağım Sevda, niye bu kadar güzelsin?" "Ben güzel miyim?" "Hemde çok. İyi olacak mısın bensiz?" "Ben idare ederim. Ha bu arada dün gece Özcan'la ne konuştun öyle, pırıl pırıl gülüyordu bu sabah." "Baba oğul dertleştik biraz ona iyi gelmesine sevindim." "Çok iyi gelmiş, çünkü sigaranın kime ait olduğunu söyledi, bende öğretmenini aradım ve gizlice kapattık bunu konuyu." "İşte buna sevindim. Ben sigarayı bir tek Alparslan'la içerim, nerde kafayı çekersek işte ama çocuklarımın bunu yapmasını asla istemiyorum. " " Bunun için düzenli olarak onlara zaman ayırman yeterli. " " Bir anlaşma yapalım. Sen Baran'la ilgilen, ben Havin ve Özcan'la" dediğinde Sevda kahkaha attı. Çocuk derslerini düşünüyor, bunun için yanında kim varsa canına okuyor ama yapıyor yine de. "Aşk olsun Gökmen, o kadar feci değil." "Feci mi dedin, çünkü bence felaket. Rüyamda heceliyorum ya." "Çok abarttın." "Ben abarttım tabi." Çantasını alıp kadını belinden sararak odadan çıktılar. Kolunu kocasına sarmış merdivenleri inerken Fatma Hanım izliyordu. Yemek masası merdivenleri inince hemen karşıda ki alanda olduğu için inen çıkan görülüyordu. "Kendine dikkat et. Bak susamayınca su içmiyorsun fark etmedim sanma." "Gözünden de hiçbir şey kaçmıyor karıcığım." "Çünkü düşündüğüm şeylere değer veririm, bu yüzden her hareketiniz hafızama kaydoluyor." "Hepimizi nasıl tutuyorsun aklında hayret ediyorum... Ana ben gidiyorum." "İyi yolculuklar oğlum." "Karıma gözün gibi bak, çokta gezdirme dışarda nazar değerse bozuşuruz." "Amaaan, buldumcuk oldun ya sen. Ben sana ne yaptım çocuğum?"diye ellerini dizlerine vurdu. " Ben yoldan gönüllü çıktın ana, hadi görüşürüz. " Kocasına arabaya kadar eşlik etti. Gökmen arka koltuğa çantasını koyup kapıyı kapattıktan sonra karısının ellerini tuttu. Sonra ikisini birden dudaklarına götürüp öptü. "Seni özleyeceğim." "Bende seni." Sımsıkı sarılıp bir süre öylece kaldılar. Sonra yolculuk zamanı gelen Gökmen direksiyona geçti ve camı sonuna kadar açıp karısını belinden tutarak yanağını öptü sıkıca. "Ben yokken kendine dikkat et." "Ederim. Sende kendine dikkat et, gönderdiğim gibi geri gelmeni istiyorum." "Tamamdır, o iş bende." Arabayı çalıştırıp uzaklaşırken ardından el salladı. Bahçeden çıktığında ise derin bir nefes alarak dönüp iki basamağı çıkarak eve girdi. "Çıkalım bizde" dedi Fatma Hanım. Geldiği gibi kapıya dönüp kabanını ve çantasını aldı. Kabanını giyerken, "Öyle değil" dedi Fatma Hanım, kolu havada kaldı kızın. "Omuzlarına koy." "Niye ana?" "Benim gelimsin sen, beni yansıtmalısın." "Ben kollarını da giyeyim ana, hastayım zaten." "Ah öğreneceğin çok şey var." * Peşlerinde Kamil'le pazara girdiler. Sevda gözlüğü takmıştı, kabanının önü kapalıydı ve kaynanasıyla yan yana yürüyordu. "Bir Dağlı olarak pazara girdiğinde her tezgahtan alışveriş yaparsın. Hepsinden bir şey alarak esnafın halini hatırını sorarsın. Sen para verirken onlar almazsa üsteleme." "Neden?" "Çünkü güzel gelinim, onlar dara düşünce önce bize gelirler, bizde dertlerini çözeriz. Onlar minnet duyar aldığın şeyin parasını almazlar." "Anladım." Fatma Hanım dediğini yaparak ilk tezgaha uğradı. "Hayırlı işlerin oldum Mustafa, nasılsın?" "Sağlığınıza duacıyız Hanımım, ne vereyim?" "İki kilo domates ver." Adam çabucak domatesi poşete koyup verdi, tartmadı bile. Fatma Hanım parasını uzattı almadı. Sevda daha net anlamıştı. "Gelin kızım, buyur" dedi çilek uzatarak. Sevda, Fatma Hanım'a baktı ve sonra uzanıp içinde bir tane aldı. Onu yedikten sonra, "Teşekkür ederim." "Hadi kolay gelsin" dedi Fatma Hanım ve devam ettiler ikinci tezgahta da aynı şeyler oldu, adam "Gelin Hanım buyur" diyerek bir mandalina verdi. Sevda onu da aldı. "Teşekkür ederim. Kolay gelsin." Devam ettiler. "Ana hep böyle mi olacak?" "Sen Ağanın karısısın, hürmet ederler. Her ikram edileni almak zorundasın." Mandalinayı soyduktan orta yerinden ayırıp yarısını Fatma Hanım'a verdi. Mandalina tatlı ekşiydi. "Güzelmiş bu, keşke biraz alsaydık" dediğinde Fatma Hanım gelinini arkaya döndürdü, tezgahta ki adam bir poşet mandalinayı Kamil'in eline tutuşturuyordu. Başını sallayarak önüne döndü. "Sen buraya sadece biber almak için gelsen bile ellerin dolar. İnsanlarımız güzeldir, ne verirsen onu alırsın." "İyi düşün iyi olsun gibi." "Aynen öyle. Hanımağa olarak daima güler yüzlü olmalısın. Sana kendilerini yakın hissederler, böylece ahalinin derdiyle dertlenir, mutluluğuyla mutlu olursun." "Bu güzel ama sorumluluğu ağır değil mi ana? Ben yapabilir miyim mesela?" "Kendini hafife alma, evinin içinde yaptığın her şey aslında senin nasıl biri olduğunla ilgili. Üç çocukla anneleri olmadığın sanki öyleymiş gibi ilgileniyorsun, üstelik seni seviyorlar ki bu çok zordu. Gökmen bile zordu kızım ama bak hepsi sana deli oluyor. Demek ki neymiş, senden Hanımağa olurmuş. " Tebessüm etti. " Hayırlı işler "dedi bir tezgahta durup. " Hanımım, hoş geldin "dedi genç çocuk. " Nasılsın Bilal? " " Hamd olsun, ne vereyim sana? " " Bir kilo biber ver bakalım. Nasıl gidiyor okul? " " İyi çok şükür, karne aldığım gün geleceğim yanına. " " Gel tabi, bakacağım bakalım sözünü tutmuş musun? "Biberi poşetleyip verdi, o da tartmadı. " Bu kim ana? " " Bilal, çok küçük yaşta başladı babasıyla çalışmaya. Okula gidemiyordu yokluk işte. Biz tuttuk elinden, şimdi lise son sınıf öğrencisi. Üniversiteye de gidecek inşallah. " " Neden bu saatte burada, çocuklar okulda. " " Pazar olduğu için sabahleyin birkaç saat babasına yardım ediyor, zaten son sınıf olduğu için iltimas sağladılar. Babasının tek bacağı iş görmüyor ne yazık ki. " " Yaa, üzüldüm ama onun için de sevindim." "Gelin yenge, buyur" deyip üzüm uzattı. Sevda ondan da aldı birkaç tane. "Teşekkür ederim. Kolay gelsin." Devam ettiler. Kamil peşlerinden gelirken şimdiden elleri dolu doluydu. "Kız Nurhan, hayırlı işler." "Hanımım hoş geldin. Ne vereyim?" "Biraz maydanoz, biraz dereotu ver bakalım. Nerde senin herif yine?" Nurhan maydanoz ve dereotunu poşete koydu. "Ben hızına yetişemiyorum onun, bıraktım artık ne hali varsa görsün." "Bir dangalozluk ederse de bana." "Allah seni başımızdan eksik etmesin. Ay bu gelinin mi? Tüh maşallah" deyip Sevda'ya doğru tükürdü. Sevda sanki yüzüne gelmiş gibi başını çekti hafifçe. "Gelinim tabi." "Herkes gelinini konuşuyor, nazar değer bak." "Dilini eşek arısı soksun Nurhan." "Maşallah maşallah. Ben okurum şimdi ardınızdan." Fatma Hanım çalan telefonunu açarken Sevda kadını dinliyordu. "He oğlum." "Ana söylemeyi unuttum, sakın Sevda'yı falcı Fazilet'a götürme!" "Yok canım, hiç aklıma bile gelmedi." "Ana bak sakın, o kadın ne dese çıkıyor diyorsun ben seni biliyorum. Bak ana lütfen." "Tamam çocuğum aaa!" "Ararım sorarım karıma, yapma." "Tamam dedim." "İyi, ne yapıyor iki gözümün beyaz gülü?" "Geziyoruz, Nurhan esir aldı." "Ana kurtar karımı." "Tamam tamam, hadi görüşürüz." Telefonu kapattığında Nurhan'ı şöyle duydu. "Abov, sonra veryansın ettiler. Oğlanın evini basıp kızı koynundan aldılar" deyince Sevda zavallı yüzünü ekşitmiş bir de dinliyordu. "Kız benim gelinim anlamaz seni, sevmiyor dedikodu midesini bulandıracaksın" diyerek kadının koluna vurdu. "Ne dedim ayol. Allah canını almasın nasıl bakıyor bana." "Hadi hadi kolay gelsin." Sevda gözlüğünü geri takıp oradan hızlıca uzaklaştı. "Taramalı sanki kadın o neydi öyle." "Tez canlı manyak." Devam ediyorlardı. Bir tezgahın önünde küçük bir çocuk kesti Sevda'nın önünü. "Bir şey diycem sen Gökmen Ağamın karısı mısın?" "Evet, sen kimsin?" "Benim adım İslam, bu da arabam" dedi arkasında ki akülü arabayı göstererek. "Gökmen Ağam aldı" deyince Sevda hüzünlendi. Kendi evinde kendini kaybetmiş bir adamdı ama dışarıya çıkınca aslında ne kadar yüce gönüllü olduğu ortaya çıkıyordu. "Güle güle kullan." "Teşekkür ederim." "Gelin Hanım, buyur" dedi çocuğun annesi. Bir tane elma aldı Sevda. "Teşekkür ederim. Kolay gelsin." "Fatma" diyen sesle arkasını dönen Sevda'nın midesi yandı huzursuzca. "Gelin mi gezdiriyorsun?" diye sordu Dilber Hanım yüzünde son derece samimiyetsiz bir gülüşle Sevda'ya bakarak. Yanımda Maral, Teyze Hatice, yeni gelini ve bir kadın daha vardı. "Artık çıkardım evden, öğrensin böyle şeyleri." Hatice yanında sıvışıp Sevda'nın yanına geldi. "Gelinimiz" dediğinde Sevda tebessüm etti. "Nasılsın teyze." "Teyzesi kurban olsun, seni gördüm daha iyi oldum" deyince Maral tısladı. "Abla, Gökmen nasıl bıraktı bu kızı?" "On kere aradı" dedi biraz da abartarak. "Arar tabi, ben olsam bende arardım valla." Hatice de görümce çıldırtma hastalığı vardı ve yeri gelince esirgemiyordu. Dilber Hanım "İyi etmişsin Fatma, koskoca Ağa karısı sonuçta" derken biraz da haset barındırıyordu sesi. Bunda zamanında yedikleri nanenin payı büyüktü. "Öyle öyle." " Ali'nin nişanlısı Mihriban, benim yeni gelin" diyerek arkasında ki kızı gösterince Sevda başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hissetti. Nasıl yani, bu güzel kızı o potansiyel suçluya mı alıyorlardı. Sevda gözlüğünü başının üstüne çekerek direkt onun gözlerine baktı. "Sen bizim nikah yemeğindeydin değil mi?" diye sordu. Mihriban başını salladı. O kız o yemek boyunca Alparslan'a bakıp durmuştu ve Sevda bunu fark ettiğini yeni hatırlamıştı. "O da mı gitmiş" diye söylendi Maral kendi kendine. Bu sırada yanlarına geliyordu Ali. Sevda bunu fark edince gözlüğünü takıp Fatma Hanım'ın yanına geçti. "Hadi size kolay gelsin" deyip gelinini kaçırır gibi geçirdi yanlarından. "Fatma anam nasılsın?" diye sordu bir de yüzsüz. Bu nasıl bir iğrençlik. "İyidir oğlum iyidir." "Gökmen yok mu?" Fatma Hanım ağzını açarken Sevda'nın beline dolandı bir kol. İrkilerek sol yanına dönen kadın kocasını görünce gülümsedi. "Korkuttun beni." Ali'yi karşılarında görmek hiç hoşuna gitmiyordu, üstelik de o iğrenç gözleri karısının karşısında dururken. "Hop selamünaleyküm" diyerek göz temasının önüne duvar gibi durdu Alparslan. "Oğlum siz nereden çıktınız?" "Bizi iptal ettiler anam" dedi Alparslan. Gökmen bu sırada karısının elini tutuyordu. "Oh iyi olmuş, hadi madem devam edelim." "N'aber Ali, bende sağ ol" deyip konuşmasına izin vermeden yanından yürürken Gökmen karısıyla takip etti. Fatma Hanım rahat bir nefes vererek giderken Ali'nin yanında durdu. "Yuva kuracakmışsın!?" "Öyle ana." "Biriyle evlenmek kolay da, onunla yuva olmak çok zor. Allah gönlüne göre versin" dedi. Bu niyet kesinlikle Mihriban'la olmamalarına yönelikti. Sevda "Çok sevindim şu an" dedi elini ve kolunu aynı şekilde tutarken. "Valla bende, içim sıkışıp durdu yola çıktığımızdan beri. Bir bahane bulup gitmemek için şirketi aradım o saniye iptal ediliyormuş zaten toplantı." "Hayır olsun" dedi. "Gökmen" dedi bir kadın yan taraftan. Orta yaşlarında epey de süslü bir kadındı. "Fazilet" dedi işaret parmağını sallayarak. Bu Fazilet iyi bir falcıydı ve Sevda pazara ayak bastığından beri onu izliyordu. "Verilmiş sadakan varmış" dedi kadın. "Sus kem gözlü şeytan." "Hiç kötü söz söylemedim." " Allah'a şirk koşma çarpılırsın yemin ediyorum. Sana yasak yasak, bize fal bakayım deme sürerim seni." "Aşk olsun, vallahi bakmadım. Maşallah karın da çok güzel, ihya eder seni." "Heh ağzın bal yesin, her zaman böyle şeyler söyle." Alparslan yıkıldı gülmekten. "Kararlılıkta bir Dağlı markası." Sevda onunla birlikte güldü. "Alparslan." "Yok yok Fazilet, bakma." "Çok geç. Şu sıra kendine dikkat et. Sadaka ver." "Niye yav niye, merak ederim." "Başına bir iş gelecek senin. İyi olur olmasına da, çok başın ağrır." "Ne oldu Fazilet, görüntü net değil mi?" "Valla" dedi Fazilet bir noktaya gözlerini dikerek. "Ben görüyorum da, sen farkında değilsin daha." Sevda baktığı yere baktı, Mihriban onların tarafına bakıyordu, Fazilet'in ne dediğini anlamıştı. "Hurafe" dedi Sevda. "Ay canım konuştu Dağlı gelin. Sen bereketsiz olduğunu mu düşünüyorsun?" "Zihnini okuyorum de de şak diye düşüp bayılayım." "Yok yok, auran yetiyor bana. Parlıyorsun, enerjin de çok güzel içimi açtın valla maşallah nazar değmesin. Migrenin falan var mı?" "Yok." Gerçekten hepsi durmuş onu dinliyordu. Fatma Hanım oysa oğlunu dinleyip getirmeyecekti Sevda'yı buraya. "Baş ağrın vardır ama adaçayı yakın evde, kötü enerjiyi temizler." "Ben böyle şeylere inanmam ki." "Eve gidince ılık bir duş al sen, baş ağrısından çatlarsın. Kız Fatma abla niye çıkardın bu kızı, vallahi Maral'ın gözleri yeter öldürecek misin gelinini." "Kız tövbe de. Çıkarayım az salınalım dedim yahu, pişman ettin beni." "Dikkat et sen o çıyana, dikmiş gözlerini bakıyor." "Şeyi söylesene Fazilet abla" dedi Sevda. "Aha yengemi kaybettik" dedi Alparslan elini alnına koyarak. "Sus lan iki dakika. Neyi söylesin karım, söyle." "Yerim sizi, ne kadar güzelsiniz." Fazilet aralarında ki uyuma bayılmış, çokta yakıştırmıştı. Ama... "Bereketsizliğimi nasıl iyileştirebilirim?" "Bereketsizlik sende değil ki. Önce ki evinde olabilir. Kötü biri kendi düşüncelerini yayar ve o evde ki herkesi sarar. Burcun ne senin?" "Koç." "Gökmen de aslan. Çok uyumlusun, aşkı çok yüksek yaşarlar hatta birbirlerini çok iyi anlar, tam bir takım oluştururlar. Muazzam. Sen zaten ateş grubusun, enerjiyi temsil ediyorsun. Yani canım sende bir sıkıntı yok." "Ağzında sağlık, teşekkür ederim." "Rica ederim." "Oh iyi bari" dedi Fatma Hanım. "Adaçayı yakın ama yine de, gerçekten evde kötü enerji olabilir." "Yaparız yaparız." "Ha bir de o odayı imha et Fatma abla, bütün eşyalarını çıkar evden." Nazlı'nın odasından bahsediyordu. Kasvetli enerji o odadan yayılıyordu. Çünkü zaten temelinde kötü enerji biriken bir evlilikti. Yanlış yolla yapılan kanlı bir evlilik. Sevda karşı tezgaha doğru gidip şeftalilere baktı, şu hayatta dayanamadığı tek şey şeftali olabilirdi. Onu yemekten büyük keyif alıyordu ve neredeyse mutluluğunun kaynağıydı. Kokusu, tadı bambaşkaydı onun için. "Abi bunun kilosu ne kadar?" diye sorduğunda Fatma Hanım geldi yanına. "Kızım niye soruyorsun kilosunu, al canın ne kadar istiyorsa." "İlahi Gelin Hanım. Buyur buyur çekinme" diyerek eline bir şeftali verdi. Sevda avuçlarının arasında biraz çevirdiği meyveyi aşermiş hamile kadınlar gibi yemeye başlamıştı. Bu sırada adam poşete de koyuyordu. "Gökmen, nasılsın?" diye sorduğunda gözlerini karısından alarak Fazilet'e çevirdi. "İyiyim." "İyi olduğun belli. Sen eserekli bir Ağasın, sözlerine, davranışlarına dikkat ediyorsun değil mi?" "Neysem oyum." "Sevda naif, kırılgan görünüyor. Kendini hiç düşünmemiş, bencillik nedir bilmiyor olabilir. Yani Ağam, o senin her şeyinle ilgileniyorsa sende ona hakkettiği değeri ver." "Elimden geleni yapıyorum da Fazilet, bazı kaygılarım var." "Zihnini temizle, korkacak bir şey yok. Unutma neyi düşünürsen onu hayatına çekersin." "Sağ ol." Başını salladı Fazilet gülümseyerek, Gökmen dönüp karısının yanına giderken de sildi tebessümünü. "Ne yapıyorsun karım" deyip çenesinin altını sildi. "Şeftaliye bayılıyorum." "Allah Allah, oysa hiç anlaşılmıyor." Çantasından çıkardığı peçeteyle ağzını sildi Sevda, kolay kolay yiyemezdi bu meyveyi, alan olsa ona uzatan olmazdı çünkü. "Afiyet olsun." "Teşekkür ederim." Kocasıyla el ele pazarın içinde gezerken ondan mutlusu yoktu. Fazilet gözlerini onlardan çekmeden izlerken ertelenen kaderin bugünkü mutluluğunu izliyordu. Bir sigara yakıp dumanı havaya üfledi. Dünya üzerinde hep mi gelinler çekerdi çileyi? 🧚🏻‍♀️ Kitabıma yorum yapmayı ve beni takip etmeyi unutmayın
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD