SEV'DAĞLI GELİN & MEFTUN
Giriş
Muhteşem bir rüzgar esip çiçekleri uçuştururken gece saatlerinde elinde ona nasip olan bir bardak çayla odanın camının önünde oturmuş sakin sakin soluyordu Sevda.
Bütün gün, diğer günlerde olduğu gibi yorulmuş ancak oturabilmişti. Gözlerini karanlığın içinde gezdirirken uyku bastırdı ama bu kadar erken yatmak istemiyordu.
Altı çocukla aynı odada yatıyor olmanın en güzel yanıydı pencere önünde oturmak. Çünkü kimse çocuk ağlıyor kalk diyemiyordu.
Daha fazla duramadı ama, bardağı bırakıp camı kapattı. Küçük Şirin'in yanına girip sırt üstü uzandığında artık tavanda uçuşmayan hayallerini görmedi.
İnsan hayallerinin bile onu terk ettiğini anlayınca hayat amaçsız ve nedensiz olarak bütün renklerin solduğu çiçeklere, kuru ağaçlara ve kuraklığa benziyordu onun için. İnsanın uyanmak için tek sebebi olsa ama bu sebep bütün hayatını etkilese, öte yandan rahatını bozmasa ama zaman zaman gerçekten diri hissettiği olsa yine de günün birinde bu gününü özler miydi?
Sabahın beşinde kalktı yine, elini yüzünü yıkayıp üstünü değiştirdi. Ardından ahıra gitti kovalarla. İnekleri sağdı, yemini suyunu verdi. Orandan ocağın başına gidip çay suyu koydu, bu sırada sobayı da yaktı.
Sütleri süzüp birazını yanan sobanın üstüne, birazını da beşliklere koyup dolaba attı. Kalabalık bir kahvaltı masası kurarken önce çocuklar uyandı tek tek. Onlar uyanınca gürültü çoğaldı ve haliyle ebeveynleri söylene söylene kalktı.
Sevda işini yaparken halası yine keçileri kaçırmak üzere gelip onları susturmaya çalıştı ama bu ne kadar mümkündü orası tartışılır.
İki amcası, eşleri ve halasının eşi eniştesi de kalmış hazır masaya kurulmuşlardı. Herkesin çayını verip kendide oturduğunda gürültü bu defa büyüklerdendi. Sevda on yaşında öksüz ve yetim kaldığından bu yana onlarla yaşıyordu. Yaşadıkları ev dedesinin eviydi ve kimse başka bir eve çıkmak istemeyince bir arada kalakalmışlardı.
Hepsinin iki çocuğu vardı ve Sevda babasının tek çocuğuydu, çok yalnızdı. Bunu aralarında her seferinde yabancı gibi olduğunda iliklerine kadar hissediyordu. Oysa ailesiydi onlar ama bünyesi on altı yıldır yokluğu besliyor, bundan sebep sessizlik içinde kabullenişe geçiyordu.
Yirmi altı yaşındaydı, tek meziyeti ev işi yapmak gibi görünse de aslında zeki ve çalışkan bir kızdı. Görücülerin biri gelir biri giderdi ve amcaları ona kimseyi layık görmediğinden vermezdi. Zaten evden dışarıya da çıkamazlar, evde her işlerini yaptırlardı.
"Abla sana zahmet su versene" dedi kendinden sonra ki büyük çocuk olan Gürbüz. O yirmi yaşındaydı, bu yıl askere gidiyordu. Onun kardeşi Kiraz, on yedi yaşında bir genç kız ve hemşirelik okuyor. Gürbüz ve Kiraz büyük amcasının çocukları. Tahir ve Zühre halasının çocukları. Tahir on yedi, Zühre on altı yaşında. Ne iş olsa yapan, okumayanlardan. Küçük amcasının iki kızı Zehra ve Şirin, Zehra dördüncü sınıfa gidiyor ama Şirin daha beş yaşında. Bu evde en sevdiği insan Şirin'di. Çünkü ona bakmak yaptığı onca şeyin yanında en kolay olanıydı.
Masada bakışmalar oluyordu, birinin söze girmesi için herkes birine kaş göz yapıyordu. Sevda, Şirin'le ilgileniyordu, o yüzden fark etmiyordu ki zaten hiçbir zaman da onların işine karışmazdı.
"Sevda" dedi halası.
"Efendim hala."
"Kızım şey" deyince bunu nasıl söyleyeceğini düşündü. "Sana görücü gelecek" dedi. Sevda bunun da diğerleri gibi olacağını sanıyordu ama işin rengi değişikti.
"Hı"dedi Şirin'in ağzını silerken.
" Gökmen Bey için "deyince Sevda durdu. Başını ağır ağır halasına döndürdü.
" Ama o zaten evli "derken itiraz edeceği bir durumda olduğunu sanıyordu ama bilmiyordu ki büyükler karar vermişti.
" Öyle, öyle de biliyorsun Gökmen Bey çok zengin. Üç çocuğu var sadece. "
Üç çocuğu, bir eşi var sadece!
" Ben - "dedi korkarak. Ona fikrini sormuyorlardı, ona sadece olacağı söylüyorlardı ve sanki itiraz etmeye hakkı varmış gibi bir de bunu söylemeye çekiniyorlardı. Amcalarına baktı ve gördü ki herkesin aklına yatmış.
" Biz uygun bulduk" dedi halası. "Seni çocuklarına bakıcı olarak alacak, eh annesi Fatma Hanım bakamıyorum demiş falan. Bu mühim değil, seni istemeye gelecekler yarın akşam. Hazırlık yaparsın."
İşte bu Sevda'nın kaçıp gitmek isteyeceği ilk olaydı. Ne olursa olsun her şeye boyun eğmişti ama bu felaketti. Onun gibi bir kızın bile anlayacağı bir şey değildi bu.
Zamanın içine kayboluyordu, farkındaydı. Hiçbir zaman gerçekten bakın bu Sevda demeyecekti kimse ama eğer o adamla evlenirse kuma diyeceklerdi.
Gökmen Dağlı, buralara hükmeden ağalardandı. Babasından sonra yerine geçmiş, yokluğunu da aratmamıştı. Yıllardır evlidir ve üç çocuk babası. Eşinin bazı rahatsızlıklardan bahsederdi köylüler, evde de konuşulurdu ancak Sevda oralı olmazdı. Çünkü onu ilgilendirmezdi.
Hem buralarda ikinci kadın olmak da çok normaldir, herkes bunu yapar ama sorsan sen bekar halinle daha ahlaksızsındır. Sevda bu evde sonsuza kadar yaşamayacağını biliyordu, elbette isteyen birine vereceklerdi ama bu yaşı yaşına uygun biri olur ve bekar olur sanıyordu.
Hakkında verdikleri bu karara susup kaldı. Amaçsız ve nedensiz demiştim ya, her şey gibi bunu da geçiştirdi. O gün normal seyrinde devam ederken bu defa ev haklı kaçıp gitmesin diye ona nefes aldırmıyor, hiç peşinden ayrılmıyordu.
Sevda bir sonra ki günde bütün sorumluluğunu yerine getirmiş akşam için hazırlık yapmaya koyulmuştu. Hâlâ bayram değil seyran değil ona yeni elbise almıştı, yeni bir yazma. Hatta yeni bir mont, yeni bir ayakkabı.
Akşam için yengeleri ona yardım ediyor sürekli yüzüne bakıyordu. Sevda'nın yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu. Sahi onun hisleri onu ne zaman terk etmişti?
Biricik sevdası onu "şehre çalışmaya gidiyorum, biraz para biriktireyim seni isteyeceğim" deyip beş altı yıl gelmediğinde ama bir gün yanında bir kadın, kucağında bir bebekle döndüğünde.
O zaman bıraktı sevginin gerçek olduğunu sanmayı. Kaderine razı geldiği zamanlar ne zaman başladı bunu unuttu ama çok iyi bildiği bir şey vardı. O da istemiyorum derse ölesiye dayak yiyeceğiydi. Çok çile çekmişti genç kız olana kadar. Aç kaldığı, dayak yediği, evden atıldığı zamanlar hayatının annesi ve babasından sonra ki yedi yılıydı. On yedi yaşında azaltarak bıraktılar ama iş gelinlik çağına gelmiş olmak olunca bazı şeyler hiç değişmedi. Bunun en büyük kanıtı kararı yine onların veriyor olmasıydı.
İsteme zamanı geldiğinde Fatma Hanım ve birkaç aile büyüğü dışında gelen olmadı. Kadın kuru kuru istedi, sözü aldı, parmağına söz yüzüğünü takıp kalktı ve onca hazırlık boşa gitti.
Herkes bir hayli şaşkın, bir hayli karmaşıktı. Yarın alacağım dedi kadın üstelik, bu ne yangından mal kaçırır gibi diye düşündü Sevda ama çocuklarına batıracakmış adam. Yine de bunun için bakıcı da gidebilirdi, gerçi ona kimse izin vermezdi.
Sevda en çok da nereye giderse gitsin her zaman eve kapalı olacağı için çok üzülüyordu. Babası olsa nasıl olurdu merak ediyordu ama değişen bir şey olmazdı. Babası zamanında sarhoş ve baskıcı bir adamdı ama ne kadar kötü huyları olursa olsun bu hayatta olmamasından daha kötü olamazdı.
Bir gün daha attı takvim ve düne nazaran evin önünü doldurdu arabalar. Gelin almaya geldikleri belli ama herkes inanılmaz sakin ve sessizdi.
"İmam nikahı için hazırlan" dedi Fatma Hanım. Sevda işte o an bir korku kırıntısı hissetti. Sadece küçücük bir an içi cız etti ve sanki o his onu dünyaya döndürmüştü.
Sevda yengeleriyle nikah için hazırlanmaya koyuldu. O korkuyu geri istedi bir süre ama korku geri gelmedi, böylece kaçıp gitmedi de... Sessizlik içinde adamın yanına oturdu ve imam nikahı gerçekleşti. O artık kumaydı...