Evlenip ev değiştireli bir hafta oldu. Şüphesiz ki Sevda ilk defa bu kadar serbestti. Yaptığı sadece çocuklarla ilgilenmekti. Gökmen Bey imam nikahı sonrası şehre gitmişti ve hâlâ gelmemişti. Eşi odasından hiç çıkmıyordu, ihtiyaçlarını yardımcı kız karşılıyordu. Hasta falan mı diye düşünüyordu Sevda, öyle bile olsa insan başını çıkarırdı.
Yine bir sabaha çocukların kahvaltısını hazırlamış onlarla otururken on altı yaşında ki Havin'le, on iki yaşında Özcan yine sessiz sedasız kahvaltı ederken kitap okuyan ve öğrendiği her bilgiyi Sevda'yla paylaşan Baran kızın yalnızlığına meydan okuyordu.
Baran'la iyi anlaşıyordu. Çocuk sanki hiç kimseyle konuşmamış, konuşabilmek için Sevda'yı beklemiş gibiydi.
"Yumuşak g'yle başlayan isim yokmuş" dedi Baran. Sevda onu bir yandan doyururken ilgiyle dinliyordu. Çocuk okuma yazmayı yeni öğrenmiş ya da öğreniyor olmalıydı ama Baran yeni öğrenmesine rağmen güzel okuyordu. Tek ilgisi kitaplardı, bunu herkes kolayca anlayabilir. Altı yaşında bir çocuk oysa ki.
Servisin korna sesini duyunca ayağa kalktılar.
"Doydun mu?" diye sordu çocuğa.
"Evet." Çantasını takmasına yardım edip montunun önünü kapattı. Havin bin parça suratla kadına ters ters bakarak kardeşinin elini tuttu. Özcan ise her zaman ki umursamazlığıyla önden giderek evden çıktı. Biraz sonra bahçe kapısının önünde ki servise bindiler.
Çocuklar gidince yine ona yapacak bir şey kalmamıştı. Yardımcı kız masayı topluyordu, ona şimdi odasına girmesi ve çocuklar gelene kadar ortalarda dolaşmaması söylendiği için yukarıya çıktı. Kendi odası çocukların odalarının olduğu koridordaydı.
Odalar derli topluydu, çünkü bu evde yardımcılar hep bir adım peşlerinden gelirdi. Odasına girip ne yapacağını düşünürken açılan kapıyla arkasını döndü. Fatma Hanım kapıda duruyordu.
"Çarşıya çıkacağız, hazırlan "derken kızın üstüne başına bakıyordu. Üzerinde ki soluk elbiseye, oyası eskimiş yazmaya yüzünü ekşitti. " Yeni elbisen yok mu? "diye sordu bunlarla çarşıya çıkacak olmasından korkarak.
" Var, nikahta giymiştim. " Kadın başını tuttu.
" Ah" diye soludu. "Onu giy, çıkacağız." Kadın yaşlı olmasına rağmen oldukça dinç ve çoğunlukla huysuzdu. Sevda ona bulaşmamanın hayrına olacağını bu eve geldiği gün anlamıştı. Kadın da herkese yetişen zehirli bir dil vardı ve uzandığı ölüyordu.
Üstünü değiştiren kız niçin çarşıya çıktıklarını bilmiyordu, Fatma Hanım'ın işleri olacağını düşünüyordu. Montunu giyip çantasını aldıktan sonra odadan çıktı. Aşağıya inmiş beklerken Fatma Hanım da geldi.
Biraz sonra şoförün kullandığı arabayla yola çıktılar. Sevda daha önce çok nadiren çarşıya pazara çıkardı, her ne zaman çıksa da böyle heyecanlanırdı. İnsan içine karışmasına izin verilmedi, dış dünyayla arası iyi değildi. Korkaklığı, çekingenliği evden başka hayatı olmadığı içindi.
İnsanların sözlerinden uzaktı, herkesi kendi gibi sanar, çok çabuk kandırılırdı. Kendini henüz o da tanımıyordu ama bu evlilik ona doğruyu ve yanlışı gösterecekti. Belki çok acı çekecekti ama yaşanacaktı.
Kalabalık çarşıya adım atar atmaz fısıltılar başladı. Bakan bir daha bakıyor, gören vah vah diyordu.
"Gencecik kızı kuma aldı hiç utanmıyor" dedi biri.
"Ya ya, adamın üç çocuğu var bir de."
"Eh çocuklara anası bakamıyor diye almışlar bu kızı, çarşıya çıkardığına göre odaya koyacak."
Sevda, kaynanasının peşinde ilerlerken etrafa göz gezdiriyor, hoşuna giden şeylere beğeniyle bakıyordu. Bir mağazaya girdiklerinde mağaza müdürü ve birkaç çalışan geldi başlarına.
" Hoş geldiniz efendim. "
" Hoş bulduk Rahmi. Gelinim "dedi Sevda'yı göstererek." Üstünü başına düzgün bir şeyler alacağım. "
" Tabi hemen yardımcı olalım. "
" Bir de "dediğinde adama doğru eğildi." Gecelik. Neler var elinde? "
" Sizi şöyle alalım. Kızım kapat kapıyı "dedi müdür. Mağazada sadece onlar vardı ve sessiz gelin kızların götürdüğü yere gidiyor üstüne yeni şeyler seçiliyordu. Sevda yazmadan şala dönerken ve çiçekli elbiseler yerine düz renk elbiseler seçilirken hepsine eli sürüyordu. Çok kaliteli oldukları belliydi.
Ayakkabı tarzı değişiyordu. Siyah değildi alınanlar. Her elbise için uygun renkte ve şıklıktaydı. Deneyip bakarken Fatma Hanım "o ne?" diye sordu bileğinde ki halhalı sorarken.
"Annemindi" dedi Sevda.
"Çıkar şunu, saklarsın" diyerek takmasına izin vermedi. "Yenilerini alırız" dediğinde ona da başını salladı kız. Çıkarıp çantasına koydu.
Gecelikler Sevda görmeden paketlendi seçilen her şey gibi. Parasını ödedi Fatma Hanım, sonra torbaları aldı şoför ve devam ettiler. Bir kuyumcuya girdiklerinde imam nikahlı birine bunların şart olup olmadığını düşündü Sevda.
"Hoş geldiniz Fatma Hanım."
"Hoş bulduk. Gelinim için dediklerim hazır mı?"
"Tabi." Bir sandık çıkardı adam, küçük ama içi dolu bir sandık. Fatma Hanım kutuların içini açıp tek tek kontrol etti. Hepsi tamamdı. Sandığı bir çantanın içine koydurup aldı.
Odadan da çıktılar. Fatma Hanım durup kıza döndü. "Saçların nasıl?" diye sordu, onca evde gelip bakma zahmetine girmemişti.
"İyi" dedi ama kuaföre gidilecekti, çünkü kızın özel bakımını yaptıracaktı. Pis bir kıza benzemiyordu ama ne olur ne olmaz.
"Biz kuaföre gidelim de" dedi bakışlarını kızdan alarak. Onu bir kuaföre götürdü. Saç bakımı ve cilt bakımı dediğinde kızı önce ağda odasına aldılar. Sevda çekindi, bunu hep kendi yapardı. Kimseye bedenini gösterdiği olmamıştı. Çıt çıkaramadı yine ve kendini işi bilen kadının eline bıraktı.
*
Saatler sonra eve geldiler. Çocukların çıkış saatiyle ve servisi karşılamak için bekliyordu. Kendini yenilenmiş gibi hissettiği doğruydu. Kuaförde ki son işlem saçlarına yapıldı. Kendini bir farklı görmüştü orada. Her zaman baktığı aynaya değil de çok başka bir aynaya bakarmış gibi.
Bunun ne demek olduğunu yavaş yavaş anladı. Çünkü odasında hummalı bir hazırlık vardı. Bunun için tedirgindi, ne yapacağını bilmiyordu. Bu durumun ona yaklaşıp yakışmadığını da bilmiyordu ama buna devam etmek zorundaymış gibi hissediyordu.
Servis durup içinden Baran ve Özcan indiğinde Havin'i bekledi ama Havin inmedi. Servis kapısını kapatıp giderken Özcan'a döndü.
"Ablan nerde?"
"Ne bileyim ben."
"Ne demek ne bileyim Özcan, okuldan çıkmış olmalıydı."
"Of bilmiyorum, yoktu o."
"Okulda mı? Yolda mı? Nerde Özcan?
" Sanayidedir. "
" Ne! Neden? "
" Bana sorma, babam sorarsa benim haberim yok "deyince Sevda ikilemde kaldı. Ne işi vardı sanayide?
" Hadi gidip alalım ablanı "dedi Sevda bir hayli panik olarak.
" Bana ne ya. "
" Niye böyle yapıyorsun? Tamam, sen Baran'la gir, ben alıp geleceğim ablanı. Beni sorarlarsa kırtasiyeye gitti de tamam mı? "
" He he. "Özcan, Baran'ı alıp eve giderken Sevda yazmasının arkaya bağladığı iki ucunu çözüp bir ucunu önünde diğer omzunun üstüne atarak çıktı bahçeden. Alelacele giderken peşinde onu izleyen adamdan bir haberdi.
Gökmen Bey aracının içinden giden kadına bakarken ne yapmaya çalışıyor olduğunu sorguluyordu. Çatık kaşarla bir süre izledi, yeteri kadar uzaklaşınca arabadan inip peşine düştü.
Şüpheli halde yürüyen kadın belki aşığıyla buluşacaktı. Eğer görürse boşardı, bu ümitle gidiyordu peşinden. Sevda sokakları hızlı geçerken görenler izlemeye durdu. Gökmen selam verecek olana sus işareti yapıyor, böylece takibi sürdürüyordu.
Sevda belli bir süre sonra sanayiye girdi, Gökmen kaşlarını çatarak girişte durdu.
"Ne halt ediyor burada?" diye mırıldandı. Gözleri hâlâ giden, birilerine bir şey soran kadının üstündeydi. Bir süre sonra gözden kayboldu kadın. Öfkeli bir soluk vererek düştü yeniden peşine.
Daha hızlı, daha öfkeli giderken elini yumruk yapmıştı. Demek aşığıyla burada buluşuyor! Kimse buna cüret edemez. Gitti gitti ve bir sesle durdu.
"Gelmek istemiyorum, bırak beni" diyen Havin'di ve neye uğradığını şaşırdı.
"Senin burada ne işin var? Nasıl kaçarsın okuldan? Baban duyarsa ne olur bilmiyor musun?" Kızı kolunda tutmuş çekerek götürürken insanlar etraflarına toplandı.
"Sana ne ya, bırak beni. Gelmeyeceğim diyorum."
Gökmen bir adımda karşılarına geçti ve ikisi de korkuyla irkildi. Ateş saçan gözleri kızındaydı ve Havin ilk defa babasına bu şekilde yakalanıyordu.
"Ba-ba..." Gökmen sert bakışlarını insanlara çevirdi, herkes kafasını çevirip işinin başına dönerken kenara çekilip başıyla geçmelerini işaret etti. Havin, bu defa Sevda'nın kolunu kendi tuttu. Korkuyordu. Önden yürürlerken peşlerinden giden adam bir süre için kendini tutuyordu.
"Gördün mü ne yaptığını?" diye kızıyordu Sevda'ya.
"Okuldan kaçıp buraya gelen sensin, nasıl bırakırsın kardeşlerini?" Havin'i konuşurken gördüğü çocuk yakalanınca birden kaçıp gitti ve Havin böyle bir çocuk için eve gelmeyeceğini söylüyordu inanılır gibi değil.
Epeyce bir zaman sonra eve girdiler. Havin kendini kaçarak kurtaracağını sandı ama daha ilk basamakta" buraya gel "sesiyle durdu. Babasını arkasındayken çekine çekine döndü." Okuldan mı kaçtın? "diye sordu.
Havin lise ikiye gidiyordu, kardeşleriyle aynı servise biniyordu. Okulları ayrıydı. Servis giderken en son Havin'i bırakıyor, gelirken de önce onu alıyordu. Havin zaman zaman yine okuldan kaçıp o çocuğun yanına gidiyordu, babası sağdan soldan duyuyordu sadece ama şimdi bizzat şahit olmuştu.
Sevda biraz ötede durmuş sessizce izliyordu. Bir yandan da korkuyordu, bir haftadır onu doğru düzgün ilk defa görüyordu ve sinirli olması ellerinin terlemesine sebep oluyordu.
"Okuldan mı kaçtın?" diye bağırdığı an ikisi birden sıçradı. Fatma Hanım gelip bir köşede durdu, Özcan ve Baran da öyle. Bu çocukların annesi ne cehennemdeydi de çıkmıyordu.
"Ben" diye geveledi.
"Ben sana oğlanlarla görüşmeyeceksin demedim mi Havin? Neyine güveniyorsun da sanayiye gidiyorsun bir başına!"
Havin susuyordu ama gözleri Sevda'ya ölümcül bakışlar atıyordu.
"Okuldan alıyorum seni" deyince Havin itiraz edecek oldu ki bu ceza çok fazlaydı.
"Hayır baba lütfen."
"Evet Havin, evet. Madem senin okumakta gözün yok o zaman oturur evleneceğin günü beklersin. Ha öyle sanayi köşelerinde buluştuğun ite vermem seni, benim seçtiğim biriyle, benim istediğim şekilde anladın mı?"
Sevda bunu sürdümesini istemiyordu, on altı yaşında bir çocuğu evlendirmesini asla. Haddi aştığını bile bile Havin'in önüne atladı." Yapma beyim, o daha çocuk. "
Gökmen kızına siper olan kadına baktı kısa bir an. Sevda ise başını önünde vereceği hükmü bekliyordu.
Kızına bakarak, "Sen dua et... Bundan sonra şoförle gidip geleceksiniz. Evden okula okuldan eve, o kadar." Deyip yanlarında geçti ve merdivenleri çıktı hızlı hızlı. Sevda rahat bir nefes vererek arkasını döndü.
"Git hadi" dedi.
"Senin yüzünden" dedi Havin, her şey sorumlusu oymuş gibi.
"Okuldan alınmadığın için şanslısın, vereceği her ceza evlenecek olmandan daha iyi bunu sakın unutma. Üstünü değiştir, elini yüzünü yıka masaya gel."
Fatma Hanım gözleriyle oğlunu takip ediyordu, karısının yanına gidiyordu ama orası artık onun odası değildi. İçeriye girip kapıyı kapattı, bu sırada Sevda'ya baktı. Sevda, Baran'ın değiştirdiği ama beceremeyince öylece bıraktığı üstünü düzeltiyordu.
"Sana da kızabilirdi" dedi Özcan.
"Sorun değil. Hadi yemeğinizi yiyin siz." Çocuklar masaya oturup yemeklerini yerken Baran'la sohbet etmek için yanına oturdu. Onun o tatlı sesini duymayı, kafasını meşgul etmesini seviyordu.
Havin beş karış suratla gelip oturduğunda Özcan'la didişmeye başladı. Şoförle gitmek istemiyordu ama ablası yüzünde şimdi buna mecburdu.
"Aptal" deyip ablasına tükürdü.
"Bak döverim seni."
"Salaksın. Keşke okuldan alsaydı seni."
"Sus."
"Nefret ediyorum senden" dediği an Havin, Özcan'ın yüzüne vurdu.
"Havin!" diyerek yükseldi Sevda ama çok gururlu Özcan kendini tutarak masadan kalktı. Ağlamak için yalnız kalacağı yere, odasına giderken peşinden bakıyordu. "Kardeşine neden vurdun?"
"Sen her şeye karışma, kuma!" deyip o da kalktı. Gerile iki şaşkın olarak kendi ve Baran kaldı.
"Duş alacağım" dedi Baran kalkarken.
"Yardım edeyim mi?"
"Hım" yaptı düşünerek. "Olur" dedi sonra. Birlikte yukarıya çıktılar. Sevda ona yardım ederek duşunu aldırdı. Üstünü giydirip sonra da ödev başına oturttu. Baran okumayı seviyor, yazmaktan nefret ediyordu. Öğretmen de ona yazım ödevi veriyor bitirene kadar akla karayı seçiyordu.
Saatler tek sayfa ödevin başında Baran'ın türlü bahaneleriyle geçip gittiğinde gerçekten uykusu gelmiş yatağın üstüne yattığı gibi uyumuştu.
Üzerini örtüp çantasını topladı, yapacak başka bir şeyi olmadığı için odasına gidecekti ama önce Özcan'a baktı. Ödev yapıyordu.
"Yardıma ihtiyacı var mı?"
"Yok."
"Peki. Çok geç kalma yatmak için."
"Şurayı bitireyim yatacağım." Kapıyı çekerek çıktı, ardından Havin'in odasının kapısına vurdu. İçeriden ses gelmedi.
"Girebilir miyim?"
"Hayır." Genç kız olduğu için zorlamadı ve odasına doğru gitmeye başladı. Odasına girdiğinde yeni halini gördü. Gerdek odası olduğunu anlaması midesine kramplar girmesine neden oldu. Gerçekten o an gelmiş miydi?
"Ne bakıyorsun?" dedi arkasından Fatma Hanım. "Giyin" dediğinde ise yatağın üstünde ki geceliği kast ediyordu. Kırmızı! Oysa Sevda beyaz rengini sever, her şeyin beyazını.
"Bu şart mı?" diye sordu korkarak.
"Seni bakıcı diye almadım oğluma. Hazırlan kocanı bekle" dedi ve kapıyı çekerek çıktı. Sevda o evde ilk kez kendini bu kadar sıkışmış hissetti. Sabahtan beri bunun sinyallerini alıyordu ama bu ana kadar hiç bu kadar zor geleceğini düşünmemişti.
Yüzüne süzülen gözyaşlarıyla usul usul çıkardı elbisesini. Hayalleri kurduranlar öldürürmüş, bu dünyandan alacağı varsa da istemiyordu. Her seferinde kaderine razı gelmesi ona sahip çıkacak kimsenin olmamasındandı. İç çamaşırlarını da çıkardığında incecik geceliği üstüne geçirdi.
Aynanın önüne geçip kesilen ve bakımı yapılan saçlarını açıp taradı. Bir adamın kumasıydı ve o adamın karısıyla aynı çatı altındayken koynuna girecekti. Bundan daha büyük bir cehennem olamazdı...
🧚🏻♀️